Derin Bakış | Pınar Aydın O'dwyer | TEDxAnkaraCitadel

HalilAtes 28. Haziran 2016 21:20

Etiketler:

blog | Görme algısı | görme engelli ünlüler | görme fizyolojisi | konferaslar | ressamlar

12. EGS Kongresinin ardından: 3

HalilAtes 25. Haziran 2016 00:28

Selanik Aristo Üniversitesi’nden Fotis Topouzis, adı sık duyulan meslektaşlardan biri. Epidemioloji çalışmalarıyla EGS GlaucoGENE projesinin kurulmasına katkısı bulunan Topouzis, bu kongrede de kongrenin felsefesine uygun, yani bir çeşit yin-yang bakış açısıyla, hem glokom hastalarının henüz sadece yarısını tanıyabildiğimizi, hem de glokom tanısı alan hastaların tahminimizden daha büyük bir oranına lüzumundan fazla ağırlaşırılmış tedavi uyguladığımızı belirtti.

Asistanlığımdan bu yana glokom tanısı almamış daha %50 hasta olduğu söylenir. Bunca teknolojik, siyasi ve sağlık organizasyonu gelişmesine rağmen bu kadar çok glokomlunun hala tanınmamış olması ilginç geliyor bana. Bir yandan da tanınmış olsa glokom merkezlerinin hali ne olurdu diye düşünmeden edemiyorum, çünkü günümüzde bu merkezler tamamen şişmiş, hantal durumda. Aslında bu iki ayrı uç, sebep-sonuç bağlamında değerlendirildiğinde birbirinden ayrı olmak yerine örtüşen unsurlar barındırıyor. Yetersiz veri analizi, yoruma dayalı doktor bazlı yol haritaları sunulmasına yol açıyor. Kaynağı belirsiz kararların doğruluğu ya da yanlışlığı bu uç gerçeğin oluşmasına yol açıyor.
Sağlık piyasasını zaman zaman telefon piyasasına benzetiyorum; telefon satıcıları telefon alacak insan sayısını artırmak yerine bu imkâna sahip kişilerin daha sık telefon değiştirmesini hedeflemiş görünüyorlar, çünkü refah toplumlarının artırılması ticari kuruluşun gücünden ziyade devlet gibi daha büyük organizasyonların çabasıyla gerçekleştirilebilecek bir hedef olabilir. Sağlık politikalarına yön veren ticari kuruluşlar da destekledikleri çalışmalarla risk faktörlerini öne çıkartarak, belki biraz da abartarak bir şekilde glokom birimlerinde kimliği bulunan, tanısı konulmuş diyemeyeceğim ama kişilik olarak tanımlanmış bireylerin (hastalar??) tanı işlemi kalemini artırmanın veya bir tedavi uygulamanın daha doğru bir politika olduğunu savunmaktalar. Sosyal devlet sigorta fonları da bütçesi devamlı açık verirken pastayı genişletmek yerine mevcut pasta dilimi üzerindeki konfigürasyonlara göz yummaktadırlar.

 

Kongrelere katılmak bir patikada yürümek gibidir. Yola çıkmadan temiz hava almak, çevreye bakmak ve zinde kalmayı amaçlarsın. Ancak yolda karşılaştıkların seni gördüğünden farklı bir dünyada sürükler. Yalnız, sessiz ve dikkatini dağıtmayan ortam aklında pek çok fikrin doğması için sembolik etkiler yaratır. Uzaktaki kulübe uzun zamandır ziyaret etmediğin anneni aklına getirir veya bir arı vızıltısı sevmediğin birisiyle yaptığın kavgayı.. Kongrelerde anlatılan konular, anlatanlar, duyulan bir kelime, bir jest de bu açıdan farlı hikayelerin doğmasına yol açıyor. Tüm bu uçuşan düşünceler değerli birer başlangıç olabilir, kongrelerde anlatılanları dinlerken fotoğraf çekmek yerine not tutmak bu bakımdan “diğerini” de kağıda bağlamak için gereklidir. Bu kongre yazıları da okuyanlara bir şey öğretmekten ziyade bir durumu özetler niteliktedir, bu gözle okunması ve merak uyandırırsa ilgili yayınlara başvurulmasını amaçlar.  

Etiketler:

kongre haberleri

12. EGS Kongresinin ardından: 2

HalilAtes 24. Haziran 2016 10:55

EGS kongresi üzerine ikinci yazımı son dönemin parlayan yıldızı University of London’dan istatistikçi David Crabb, MSc, PhD üzerine yazmayı planladım. Crabb istatistik ve bilgisayar bilgisi ile çalışma verilerini herkesin anlayabileceği görsel malzemeler haline getirmesiyle tanınıyor. İki yıldır kullanımda bulunan “Glaucoma in perspective” aplikasyonu, cep telefonlarınıza indirebileceğiniz bir glokom değerlendirme ve eğitim programı (telefonunuzun aplikasyon yükleme bölümünde “glaucoma in perspective” yazarak programı bulup yükleyebilirsiniz). Program aslında hasta eğitimi için tasarlanmış, ancak görme alanı çıktılarının gerçekte hasta tarafından nasıl algılandığını merak eden, öğrenmek isteyen meslektaşlar için de yararlı olacağını düşünüyorum, bu konunun ayrıntılarını daha önce yazmıştım, meraklısı şuradan okuyabilir. Yeri gelmişken bir de açık davet yapmak istiyorum; bu modülün finansör tedarikçisi Allergan, Türkiye Allergan modülün Türkçeleştirilmei işini üstlenirse veya buna izin verilmesine imkan sağlarsa hem hastalarımız hem de meslektaşlarımız için çok yararlı olacaktır.

Crabb’ın kongrede sunduğu ikinci konu ise progresyon üzerineydi. “Examining visual field loss in patients in glaucoma clinics during their predicted remaining lifetime.” başlıklı ilk çalışma ve bunu tamamlayıcı ardıl çalışmalarla  görme alanı progresyonu gösteren hastaların yüzdesi hesaplanmış. 25000 hastanın 12 yıllık takibi sonucu, hastaların %25’inde görme alanı progresyonu gözlenirken bunlardan sadece %4’ünde görme tehdit altına girmiş. Kuş yuvasına benzeyen aşağıdaki grafikte kırmızı renkle gösterilenler tehdit altındaki hastaları temsil ediyor. David Crabb, MSc, PhD

Çalışmanın sonuçlarından kişisel tedavinin ne kadar önemli olduğunu kavrayabiliyoruz. Klinikler kanıta dayalı tıp verileriyle hazırlanmış tedavi protokollerini temel alırken %4’lük çok kötü, çok hızlı progrese olabilecek bu hasta grubunu nasıl yakalayabileceklerini de kendi takip protokollerini oluşturarak bulmaya çalışmalıdırlar. Bu çalışmadan çıkarılacak ikinci ders de bir kısım hastanın lüzumsuz takip sıklığına ve/veya tedaviye maruz kaldığı gerçeğidir. Hastaların kötüleşme hızı ile yaşam beklentisi korele edildiğinde anlamlı bir tehdit yoksa o hastanın takip aralığını genişletmek kliniğin iş yükünü azaltması açısından yararlı olacaktır. Ayrıca hastaya lüzumsuz ilaç, cerrahi seçenekleri sunmayarak yaşam kalitesini de bozmamış oluruz.

Etiketler:

akış şemaları | eğitim | glokom progresyonu | görme alanı | Görme algısı | hastalar için | kongre haberleri

12. EGS Kongresinin ardından

HalilAtes 23. Haziran 2016 18:51

19-22 Haziran 20016 tarihleri arasında 12. EGS Kongresi Prag’da yapıldı. Kongreyle ilgili ilkyazımda genel değerlendirme yapmakla yetineceğim; resmi rakamlarla 3400 kişinin katıldığı belirtilen kongrede sanırım 50-60 Türk meslektaş da yer aldı. Farklı görüşler olabilir ancak glokom toplantıları arasında bana göre en organize ve en iyi programlanmış toplantı olan EGS’nin 12. toplantısı geçmişlerine göre hayli üstündü. Bunda en büyük neden bu dönem topluluğun başına seçilen Prof. Anja Tuulonen’nin kişiliğini toplantıya sinmiş olmasıydı. Tuulonen, kariyeri boyunca kanıta dayalı tıp, eğitim, etik, işe yarar-maliyet analizi gibi pek de ışıltılı ve dikkat çekici olmayan konularda araştırmalarını yoğunlaştırmıştır. Her çıkan yöntem, ilaç ve tanı gereci için bir bakıma şeytanın avukatlığını yapmıştır.

Kongre bir ana salon ve 14 küçük salonda yapıldı. Panel diyebileceğimiz toplantılar ana salonda yapıldı ve her gün üç veya dört büyük toplantıyla sınırlandırıldı. Panel konuşmacılarının sunum süresi 10 dakika idi ve sürenin aşılmamasına dikkat edildi. Ana  salon sanırım 2000 kişilikti, toplam katılım 3400 kişi olarak görünmesine rağmen salonda 1000-1500 kişi arasında bir topluluk olduğunu sanıyorum. Geri kalanların EGS eğitiminden yararlanamasalar da birlikte ülkelerinden gelen arkadaşları aracılığıyla kahve toplantıları sırasında bilgi düzeylerini zenginleştirmiş olabileceklerine inanıyorum. Türkiye’de olduğu gibi diğer ülkelerde de “fire” kaçınılmaz olarak hayatın bir parçası, doğal karşılamak lazım.
Öğleden sonraki toplantılar kurs  formatındaydı. Bir saat süren 14 ayrı toplantıdan iki seans yapıldı. Bu toplantıların bir kısmı birbirinin devamı niteliğindeydi. Pul biriktiren meslektaşların toplandıkları (Belçika’dan Dr. T. Zeyen’in bu kursuna başka bir toplantıda katıldığım için bu kez pas geçtim) kurslar gibi sevimli uç konular da toplantının çileğiydi.

Programı hazırlayanlar mümkün olduğu kadar farklı görüşleri birlikte sunmaya gayret etmişler. Baskın görüş, günümüzün yaklaşımı ya da yol haritası gibi bakış açılarına yer vermemeye özen göstermişler. Kanski zihniyetiyle yetişen bizim nesil için hayli zor bir bakış açısıydı bu, çünkü bizler Amerikan filmlerinde olduğu gibi kötülerin filmin sonunda kaybedeceğini veya iyi oğlanın güzel kız ile evlenerek mutlu sona ulaşacağını bekliyor, eve giderken elle tutulur birkaç cümleyi hafızamıza kaydetmeyi planlıyoruz. EGS kurgusu ise tıpkı bir Fransız veya İtalyan filmi gibi film boyunca farklı şeyler olmasına rağmen sonucun muallak olduğu, seyredene göre bir son hayalini bize bıraktığı gerçeğiyle yüzleştik. Anlaması zor ama heyecan ve mutluluk verici gelişmeler tüm bunlar. Ayrıca bilimin bitmediğini daha uğraşacak veya seyredecek daha çok şey olduğunun da habercisi.

 

Son olarak konu başlıklarının çarpıcılığının dinleyenlerin merakını uyandırması ve uyanık kalması açısından ne kadar önemli olduğunu vurgulayarak yazımı bitirmek istiyorum; örneğin panellerden birinde birbirini takip eden iki konuşmada, görme alanı veya OCT’nin glokom takibinde daha değerli olduğu vurgulanmak istenmiş. Konu başlıkları şöyle konulmuş: “I sold my perimeter” ve “I sold my imaging device”. Yaratıcılık ve mizah karşısında dinleyici o salonda bulunma isteği duyuyor.

Etiketler:

kongre haberleri

Güle Güle "Google Gözlüğü", Hoşgeldin "Sony Kornea Kamera"

Fatih Adıbelli 3. Mayıs 2016 21:20

İlkokul sıralarımızda keşifler ve kaşifler, icatlar ve mucitler konuları vardı. Kimin hangi kıtayı hangi burnu keşfettiğini ezbere bilirdik. Kim neyi icat etmiş onları da sular seller gibi bilirdik. 20.yüzyılın ilerleyen zamanlarında ise bu icat işi can sıkıcı bir hal almaya başladı. Zira bir aletin artık bir tane muciti bulunmuyordu.Haliyle ortada bir dolu cihaz vardı ama biz bunların kim tarafından icat edildiğini artık bilmiyorduk. İcatların son bulduğundan değil, tek başına icat döneminin kapanıp mucidi hanesine proje sahibi şirketlerin yazıldığı bir dönemdeydik artık. “Sony yeni  geliştirdiği kontakt lens kamerasını duyurdu” başlığını okuduğumda zihnimden bir anda bunlar geçti. Yazının başlığı da ilginçti “ Bye bye Google Glass” . Nano teknoloji ile birlikte ortaya çıkan ürünler şaşırttığı kadar da ürkütüyor da. SonyAlphaRumors sitesinden, kontakt lens üzerinde lens, görüntü sensörü, mikroçip işlemcisi ve depolama ünitesi ile kornea üzerine uygulanan “giyilebilir teknoloji” örneği  tam anlamıyla işleyen bir kameranın patentinin alındığını duyurdu. Sitenin bildirdiğine göre kamera göz ve göz kapakları hareketleri ile çalışacak. Bu heyecan verici gelişme korkuları da beraberinde getiriyor. Bu “göz kamerası” her yerde harika fotoğraflar çekmek için özel kullanıcıların yeteneklerinde devrim yaratma olanağının yanında, kişilik haklarını ihlal kaygısını da beraberinde getirmesi riskini de taşıyor.

Etiketler:

Oküler hipertansiyon ve SRVO ilişkisi

HalilAtes 29. Nisan 2016 11:30

Bazen at gözlükleriyle bakıyoruz hayata; aradığımız şeyin orada olup olmadığını bilmek yetiyor bize. Düz mantık çoğu zaman yanlış mantık oluyor, hayat bizi farklı açıdan vuruyor.

Amacım felsefe yapmak değil bu yazıda; GİB yüksekliğinin glokom haricinde başka patolojileri de tetikleyebileceğini hatırlatmak.

Oküler hipertansiyon tanısını koymak glokom tanısını koymaktan daha büyük bir emek ister. Görme alanını, oct çekimlerinin yapılması ve sonuçların normal çıkması hem hasta için hem de tanıyı koyan doktor için mutluluk vericidir. Bu aşamada glokom için ek bir risk faktörü yoksa tedavisiz takip moduna geçilebilir.  Bu kararımızla doğru bir iş yaptığımız açıktır. İşte tam da bu aşamada yanlış bir yolu seçmiş olabiliriz. Vasküler risk faktörlerinin sorgulanmamış ve değerlendirilmemiş olması santral retinal ven oklüzyonu için zemin hazırlamamıza yol açmış olabilir. Hasta belki glokom olmaz ama srvo sonucu yaşam kalitesinde kayba uğrayabilir.

 

Comparıson of anterıor segment optıcal coherence tomography parameters between central retınal veın occlusıon and normal eyes: Is primary angle closure a risk factor for central retinal vein occlusion?” başlıklı çalışma konunun ayrıntısı hakkında da bilgi veriyor. SRVO olan hastaların ön kamara açısının kontrol grubuna göre daha dar olduğu saptanmış. İki hastalık arasında sebep sonuç ilişkisi olmasa da bir kol teması olduğu görülüyor. Glokomlu ve oküler hipertansiyonlu hastalarımızı değerlendirirken damar tıkanıklıkları açısından da risk değerlendirmesi yapmamız gerektiğini hatırlatmak istedim.

Etiketler:

oküler hipertansiyon

20 mmHg sendromu

HalilAtes 28. Nisan 2016 15:17

20 mmHg'nın beynimizde bir çapa etkisi yaptığını sanıyorum.  Öğretilerin  dogmatik etkisiyle her hastanın ideal basıncını 20 mmHg'nın altına indirmek gibi bir saplantımız var. Bilinç altımıza işleyen bu rakama bağlılığımız nereden geliyor?  Tahminim basıncı yüksek bir hastaya tıbbi tedavi uyguladığımızda  progresyon analizini görmeden düşüşün yeterli olup olmadığını anlamamızı sağlayan sihirli bir formül  ya da gösterge olmadığı için 20 mmHg'ya itaat ediyoruz. Örnek üzerinden gidelim; bir ilaç alan 65 yaşındaki hastanın basıncını 26 mmHg ölçtük diyelim, OCT-RSL ortalama kalınlığı 90 mikron ve VFİ'si 97 olsun ve görme alanında 0.5 dB/yıl, progresyon hızı saptamış olalım. Bu hastanın basıncını ne kadar düşürmeliyiz? Mevcut ilacını kesip fix kombinasyona geçersek ortalama 2-3 mmHg ek kazanç elde ederiz, 6 mmHg düşüş için ise mevcut ilacına ilave bir fix kombinasyon vermeliyiz (yani 3 molekül ve 3 damlaya çıkacak). Hangisi doğru? Hangisinin doğru olduğuna gelecekte yapacağımız progresyon analiz sonucu belirleyecektir. Bu iki seçenekten birincisi, yani daha az ilaç, ancak basıncı daha yüksek tutan seçenek ile olası yan etkilerden (sistemik ve topikal) kaçınmış oluruz. İkinci seçenek ile ise tersi olacaktır. Benim tercihim şöyle VFİ'si veya OCT-RSL ortalaması yüksek olanlarda az ilaçlı basamaklı yolu deniyorum, yani basıncı 23-24 bandına çekip, progresyonu gözlüyor, kötüleşme hızı düşmediyse, ek tedavi uyguluyorum, böylece konjonktiva ile olan dostluğumuz devam ediyor.

Etiketler:

akış şemaları | glokom progresyonu | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Kendime ait bir OCT

HalilAtes 27. Nisan 2016 13:07

Türkiye’deki glokom merkezlerinin OCT sorununa değinmek istiyorum bu yazımda. Birkaç glokom merkezi haricinde yaygın olarak klinikler oct cihazını retina merkezleriyle birlikte kullanmaktadırlar. OCT yazılımlarının tarihsel gelişimi öncelikle retina hastalıklarıyla başladığı için oct ile retina doktorları arasındaki bağ, glokom doktorlarına göre daha geleneksel, belki duygusal veya sahiplenici unsurlar içermektedir. Bu bağlamda kliniklere bir oct cihazı alınması gerektiğinde retina doktorlarının hangi aletin alınacağına karar vermesi doğal karşılanır.

Retina hastalıklarının takibinde oct’den anlık değerlendirme istenirken, glokom takibinde ise bir sürecin değerlendirmesi beklenir. Yani aynı aletten istenenler felsefik olarak farklı bakış açıları gerektirir.  Retina hastalıklarında istatistiki veri tabanı analizi gerekmezken, glokomda hem normatif data, hem de hastalığın süreci boyunca değişim analizi gereksinimi vardır. Glokom hastalarında tedavinin yönlendirilebilmesi için gerekli progresyon analizine hep aynı alet ile çekim yapılarak ulaşılabilmektedir. Retina hastalıklarında ise böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır. Glokom takibinde 4 mikronluk bir standart sapmanın üzerindeki değerler test güvenliğini kullanılamaz hale getirirken, retina takibinde görüntü kalitesi üzerine rijit bir yaptırım bulunmamaktadır. Özetle glokom ile ilgilenen doktorların bilgisayar yazılımına, iyi bir çekim kalitesine ve hep aynı aletle çekim yapmaya ihtiyaçları vardır. Retina ve glokom oct çıktılarını değerlendirirken kullandığımız farklı felsefik bakış açısı, bu iki merkezin farklı aletlere ihtiyacı olduğu gerçeğini de ortaya koymaktadır.

 

Diğer bir konu da hastaların glokom takiplerinde farklı merkezlerden yararlanma sorunudur. Bu sorun hem oct, hem de görme alanı progresyon analizlerinin yapılamaz hale gelmesine yol açmaktadır. Hele birçok farklı marka alet ile çekim yapılması ileride geliştirilebilecek veri transferiyle çekimlerin birleştirilebilme imkanını da ortadan kaldırmaktadır. Görme alanında daha önce bu sorunu yaşadık ve Türkiye’ye birçok farklı markada alet girimi yapıldı, bunların büyük kısmının hem süreç analiz programları yoktu, hem de az sayıda olduklarından diğer merkezlerde değerlendirilebilme olanağı bulunamadı. Korkarım aynı süreç oct çeşitlemesinde de yaşanacak. Glokom birimimizin bir şekilde “tavsiye edilen alet” tanımlaması yapması, en azından piyasadaki firma sayısını azaltmaya yönelik girişimde bulunması takip programlarının başarısını artırmak için faydalı olacaktır.

Etiketler:

oct

Alfabe çorbası yerine en sevdiğiniz çorbayı için

HalilAtes 26. Nisan 2016 11:13

Alfabe çalışmaları (OHTS, CIGTS, EMGT, CNTGS ve AGIS gibi) randomize, kör standart protokollerle uygulandıkları için son 20 yıldaki glokom takip ve tedavimizi yönlendirmişlerdir. Bu çalışmaların yayımlandıkları dönemlerde metodolojileri ile ilgili bazı itirazlar olmasına rağmen genelde glokom akış şemalarının belirlenmesinde yol gösterici olmuşlardır. Günümüz koşullarında bu çalışmaların ne kadar gerçekçi olduğunu sınayacak elimizde yeni tanı araçları var. Görme alanı ve oct’nin hem çekim kaliteleri, hem çekim stratejileri, hem de progresyon analiz yazılımları değişti, gelişti.

Glokomun multifaktöriyal sebep sonuç ilişkisinin olduğu son 20 yılda yapılan çalışmalarla daha da çok dallanıp budaklandı. Bugün bu faktörlerin glokom fizyopatolojisini ne kadar etkilediğini ve patolojinin akış şemasını bilemiyoruz.  Ancak bildiğimiz; bu faktörlerin kişisel farklılıklarla hastalığın seyrine yön verdiğidir. Bu nedenle glokomun takip ve tedavi protokollerinin felsefesini oluştururken, kişisel seyir haritasını bilmemizin temel gereksinimimiz olduğudur. Kişisel progresyon hızının belirlenmesi bu açıdan temel yol göstericimizdir.

Hastalığın tipi, santral kornea kalınlığı, göz içi basıncı yüksekliği, genetik yatkınlık veya vasküler risk faktörlerinin olup olmadığı gibi verileri alfabe çalışmalarından sonra önemsedik. Ancak bu faktörlerin glokom progresyonunda “o hasta” için ne kadar hızlandırıcı bir etkiye sahip olduğunu ortaya koyacak elimizde bir formül yoktur. Dinamik bir değişim süreci içindeyiz ve bu sürecin neresinde bizim müdahil olduğumuz, yaptığımız müdahalenin ne tür bir tepkime doğurduğunu standart bir yol haritasıyla veya formülle belirleyebilmemiz mümkün değildir. Bu yüzden sürecin ve değişimlerin bir bilgisayar yazılımı ile değerlendirilmesinden başka elimizden gelen, bize yardımcı olabilecek tanı aracımız bulunmamaktadır.

Glokom muayenesi anlık olmaktan ziyade hastanın tüm yaşamını kapsayacak süreç boyunca devam eden bir işlem olduğunu temel felsefe olarak kabul etmemiz gerekmektedir.

 

 

Etiketler:

akış şemaları | glokom progresyonu | görme alanı | oct

Xen implantasyonundan yola çıkarak eğitim stratejileri

HalilAtes 24. Nisan 2016 19:52

Bu blogu takip edenler, Xen implantıyla ilgili daha önceki yazılarımı hatırlayacaklardır. Bugün katıldığım bir toplantı ile ilgili görüşlerimi yazarken implantın güncel bilgilerini de yazacağım. Önce toplantıyla bilgili bölümü yazayım. Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi xen üzerine farklı kurslara, toplantılara katılmıştım. Bu toplantılar üretici firmanın sponsorluğunda yapılmıştı, şimdi Allergan implantı üstlenmiş durumda. Barcelona’daki toplantı da Allergan’ın bir eğitim faaliyetiydi.  İnstitut de microcirugia ocular’de yapılan etkinlikte beni etkiliyen bir tanıtım stratejisi uygulanmış. Büyük firmalar, araştırma, geliştirme gibi bilimsel etkinliklerinin yanı sıra reklam ve eğitim alanında da farklı bölümlere yapılandırılmış. Yeni ürünün hangi alanını ön plana çıkarmak istiyorlarsa yapılan aktivite gizli bir şekilde bu mesajı vermeye odaklı dizayn ediliyor. Xen bağlamında verilmek istenen mesaj “herkes yapabilir”. Bu mesajı içeren hiçbir cümle geçmedi, ancak implantın teorik bilgileri verildikten sonra enstitüdeki üç genç hayatlarının ilk xen implantasyon cerrahisini canlı olarak toplantıya katılanların şahitliğinde yaptılar.

 

Bu stratejinin birkaç açılımı var; önce “basit, sen de yapabilirsin” mesajını eğitim alanlar hissediyor. İkincisi tecrübeli bir cerrahın yapacağı ameliyatta, cerrahinin süreci esnasında karşılaşılabilinecek zorluklar, o cerrah bu aşamaları daha önce beceriyle geçebildiği için, eğitilenlerin hissetmesi zordur, deneyimsiz bir cerrahta ise bu aşamalardaki zorlukları görerek eğitilenin dikkatli olması sağlanabilir, bu stratejinin eğitim açısından çok iyi bir model olduğunu düşünüyorum. Üçüncüsü “sıcaklık”; ürününün iyi bir ürün olmakla birlikte dikkat edilmesi gereken yerleri de var mesajının verilmeye çalışılması, ürüne karşı nötr olan eğitilenin söylenenlere güveni artabilir, bu stratejinin yeni çıkan ürünlerde başarılı olacağı kanısındayım. Özetle toplantıda xen’den ziyade eğitim ve pazarlama stratejisinin üstün zekalı yönetilmesi beni çok etkiledi.

Xen konusuna gelince; konjonktivayı açmadan kısa ameliyat süresinde implante ediliyor olması avantaj, MM-C kullanılıyor ve bir filtran  cerrahi olması dezavantaj. Toplantıda yapılan sunumlardan başarılı bir trabekülektomi ile uzun dönem mutlak başarı oranlarını karşılaştırmanın pek mümkün olmadığını anlıyorum, komplikasyonlar ise daha az. Xen’i belki yardımcı cerrahi gibi düşünmek, o kulvarda ilerlemesini sağlamak daha gerçekçi olacaktır. İlaç sayısının azaltılması, kombine veya psödofakiden sonra bir miktar basınç düşüşü planlanıyorsa kullanılabilecek iyi bir ek modül olabilir. Cerrahi sonrası sık iğneleme ile revizyon yapılıyor olması da bir başka dezavantaj gibi.

 

Günlük pratiğimde ben kullanır mıyım? Evet, şöyle; önceki filtran cerrahiler veya bir başka neden ile üst yarı dolduysa ve alt yarıya bir filtran cerrahi yapmam gerekecekse trabekülektomi veya seton yerine xen implantasyonunu endoftalmi riskini azaltmak için tercih ederim.

Etiketler:

eğitim | kongre haberleri | MİGS

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre