Avignon’dan, Hollanda’nın Portakalına

Hakan Özdemir 19. Temmuz 2014 11:07

Tour de France (TdF)  hemen hemen her yıl güney Fransa’daki Provence bölgesinden geçer. Mis kokulu lavanta tarlaları ve tarihi kentleri ile ünlü bu güzel topraklar bence Fransa’da mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Pelaton 20 Temmuz Pazar günü koşulacak Tallard-Nimes etabında Provence bölgesine selam duracak. Etabın son çeyreğinde bölgenin en güzel şehri Avignon’un yaklaşık 20 km güneyinden geçeceğiz. İşte ben sizlere bu yazımda yalnız bölgenin değil, bence tüm Fransa’nın en güzel şehirlerinden birinden, Avignon’dan ve onun Hollanda’ya kadar uzanan ilginç hikayesinden bahsedeceğim.

Avignon tarihi binaları, eski şehri çevreleyen surları, dar ortaçağ sokakları, şarkılara konu olmuş tarihi köprüsü ve müzeleri ile ünlü bir şehir. Muhteşem doğası yanında şehrin ortasından kıvrılarak akan Rhone nehri de bölgeye ayrı bir güzellik katıyor. Tarihsel açıdan Avignon’u ayrıcalıklı kılan en önemli özellik, bir dönem Papalık merkezinin burası oluşu. 14. yüzyılda görev yapan papalardan bir bölümü bu şehre o derece hayran olmuşlar ki, 70 yıla yakın bir süre, Roma’daki (Vatikan) papalık merkezini bırakıp, günümüzde de hala ziyaret edilebilen Le Palais des Papes’de (Avignon Papalık Sarayı) yaşamışlar. Avrupa’nın en büyük gotik sarayı olan Le Palais des Papes günümüzde Fransa’nın en çok gezilen 10 tarihi mekanından biri (yılda 650 bin kişiden fazla ziyeretçi alıyor).  Saraya komşu Saint Benezet köprüsü de Avignon’da mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. 12. Yüzyılda inşa edilen köprünün günümüzde sadece yarısı ayakta kalmış durumda. Rhones nehri’nin taşkın sularından bir çok kereler yıkılan köprü 17. yüzyıldan itibaren onarılmayarak kalan kısımları koruma altına alınmış.

Saint Benezet Köprüsü’nün arkasında Le Palais des Papes (Papalık Sarayı) görülmekte.

Avignon, Tour’un düzenlendiği Temmuz aylarında bir başka güzel oluyor. Her yıl Temmuz ayı içinde bu şirin kentin tarihi sokaklarında dünyaca ünlü Avignon Sanat Festivali (Tiyatro Festivali olarak da isimlendiriliyor) yapılıyor. Bu seneki festival 2 Temmuz’da başladı ve 27 Temmuz’da Saint Benezet köprüsündeki müzik etkinliği ile sona erecek. Her sene Festival’in en önemli gösterisi Avignon’un 21 km kuzeyindeki Roma döneminden kalma, eski adı Aurenjo olan bölgedeki amfi tiyatroda yapılıyor. Şimdi sizlere, bu Roma şehrinin, günümüz Hollanda’sına uzanan hikayesini anlatayım.

 

Aurenjo M.Ö. 100’lü yıllarda kurulmuş bir şehir. Yollarıyla, kütüphanesiyle, tiyatrosuyla döneminin en gelişmiş  Roma şehirlerinden biri; bölgenin başkenti. 412 yılında Vizigotların bölgeyi istila etmesiyle birlikte şehirdeki Roma İmparatorluğu hakimiyeti sona eriyor ve yüzyıllar içinde şehrin adı değişen demografik yapıyla birlikte önce “Aurenja”, daha sonra da söylemesi kolay olacak şekilde “Orange” oluyor. Yani bildiğimiz “portakal”. İşte asıl hikaye bundan sonra başlıyor. Aslında Germen soyundan gelen William de Silent (I.William) 16. yüzyılda Orange bölgesinin hakimi oluyor ve zamanla adı William de Orange olarak değişiyor (dönemin tarihçileri gayet konuşkan olan William’a nasıl “Silent” dendiğini  açıklayamazlar, kimbilir o da nereden gelmiştir). Seksen yıl savaşları sonrası protestan William de Orange ve ardılları (II ve III. William) günümüzün Hollanda’sının temellerini atıyorlar. Modern kaynaklarda “Hollanda’nın Babası” olarak geçen William’lar kraliyet rengi olarak da ister istemez orange’ı yani portakal rengini seçiyorlar. Bayraklarından turuncu renk bulunmayan, küçücük ülkelerinde portakal yetişmeyen Hollanda’lıların bu turuncu aşkı işte buradan geliyor.

 

Orange’daki amfi tiyatro günümüzde Avignon Sanat Festivaline ev sahipliği yapmakta. Tiyatro Avrupa’daki en iyi korunmuş Roma dönemi eserlerinin başında geliyor. Tiyatro muhteşem akustiği ile 10.000’den fazla seyirci alabilmekte.


Hollanda’nın kurucularından sayılan William de Orange (sessiz William).


2014 Dünya Kupasındaki Hollanda’lı taraftarlar.

Etiketler:

bisiklet | blog | gezi kültürü

EGS Rehberi 5 (Diski fark ediyoruz)

HalilAtes 18. Temmuz 2014 11:31

Gerçek hayat bu blogun temelini oluşturur. Kitaplarda yazanlar ile blogda yazanın temel farkı, rutin muayenemize daha yatkın pratik bilgilerin blogda verilmesidir. “Şüphe” ve “merak” her işin başlangıcıdır. Bir işe başlamak için önce fark etmek gerekir.

Glokom ilerleyici bir optik nöropatidir. Bu yüzden glokom muayenesinin en önemli aşamasını optik sinirin incelenmesi oluşturur.  Bu amaçla elimizde gelişmiş aletlerimiz var. Bunları kullanmaya karar vermek için önce hastanın glokom olabileceğinden şüphelenmemiz gerekir. Günlük rutinimizde bu şüpheyi uyandıran GİB yüksekliğidir genelde. Ölçülen değerin yüksek olup olmadığını anlamak için hastanın optik sinirini görmemiz gerekir. En kullanışlı ve pratik muayene şekli biomikroskop muayenesi sırasında elimize alacağımız luptur. Optik sinirin ortasında “cup” adını verdiğimiz çukurluğun artığı, cup ile disk kenarı arasındaki “rim” adını verdiğimiz alanın da inceldiği glokomlu hastalarda görülmelidir.  Normalde cup alanının toplam disk alanına oranı 0.3’dür. Vertikal düzlemde bu oran glokomda artar.

Yaptığımız sonuçta subjektif bir muayenedir, elimizde cetvel yoktur, sizin yetkinliğiniz kadar doğru kararlar verebilirsiniz. Bazı kurallar bu değerlendirmelerin doğru yapılmasını kolaylaştırır. Bugün bu kurallardan bahsedeceğim;

ISNT kuralı farklı şekillerde ve büyüklüklerdeki optik diski standardize eden ve cup miktarının artıp artmadığını belirlememizde yardımcı olan bir mihenk taşıdır.

Anlamı şudur; diskin ortasındaki cup’a baktığınızda en geniş rim alanı normalde inferiordadır (I), sonra sırasıyla superior (S), nazal (N) ve temporal (T) kadranlar gelir. Burada bakmanız gereken yer temporal rimdir. Eğer herhangi bir rim alanında (temporal-inferior veya temporal-superiorda) temporal kadrandan daha ince veya eşit bir rim  alanı görürseniz bu glokomun ilk bulgusudur.

 

Diğer bir muayene yöntemi de diskin büyük olup olmadığının tayinidir. Büyük diskin görece cup miktarı da büyük olacağından cup/disk oranını tayin ederken  disk boyutları hakkında da bir fikrimizin olması gerekir (HRT gibi analiz aletleri de büyük diskte yanıltıcı sonuçlar verebilmektedir. Bu yüzden klasik muayenede diskin boyutları hakkında fikir sahibi olmamız, sonuçları değerlendirirken işimize yarayacaktır.). Normal disk boyutu 1.5 mm dir.  Biomikroskopun ışığı iyice kısılarak disk üzerine düşürülür, elinizdeki lup ve biomikroskopun ışık boyutunu ayarlayan kolu çevrilerek disk boyutlarını ölçebiliriz. 90 D lup ile 0.95 mm den küçük  disk boyutu ölçersek buna küçük disk, 0.95-1.25 mm arası bulursak normal ve 1.25mm’den büyük bulursak büyük disk tanımları yapabiliriz.

Resim EGS'den alınmıştır

Etiketler:

akış şemaları | optik sinir

Zirveyi İsteyenlere

Hakan Özdemir 16. Temmuz 2014 22:08

Tour de France’da henüz zirve etaplarına gelmeden, ben sizleri dünyanın en güzel zirve parkurlarına götürmek istedim. Bu parkurlar muhteşem manzara, bol adrenalin / az oksijen, çok soğuk ya da çok sıcak garantili. Zirveye ulaşmanın verdiği haz da cabası.

Dante’s View: Dikkat! Ölüm tehlikesi var.
Parkur uzunluğu: 64,8 km
Maksimum eğim: %13
Dikey mesafe: 1785 m

Dante’s View (Dante’nin Manzarası), Mojave çölünün (Güney Kalifornia) bir parçası olan Death Valley (Ölüm Vadisi)’deki bir tırmanış. Aslında bisiklete binmek için hiç de uygun bir yer değil. Yaz aylarında ortalama sıcaklık 49 derece civarı. Bölgede 1913’de ölçülen 56.7 derece halen dünya rekoru. Death Valley’deki coğrafik isimler zaten herşeyi anlatıyor: Funeral Mountains (Cenaze Dağları), Devil’s Golf Course (Şeytanın Golf Rotası), Coffin Peak (Tabut Tepesi). Yine de denemeye değer; çünkü dünya üzerinde, deniz seviyesinin altından başlayıp 1700 metreye kadar tırmanan bu tarz başka bir parkur yok. Parkur Kuzey Amerika'nın en alçak noktası olan -85,5 metre rakımlı kuru ve tuz kaplı Badwater Basin'den başlıyor, Dante’s View 'a kadar 25 kilometre boyunca tırmanıyor. Daha sonra, %4 eğimli 30 km’lik asfalt yol var. Fakat parkurun en can alıcı yeri, yolun bittiği ve sadece iki tekerlekli araçlarla gidilebilen, %13 eğimli 13 kilometrelik bölüm. Zirveye varabilirseniz buraya niye Dante’nin Manzarası dendiğini anlarsınız.

Dante’s View: Ölümcül bir parkur.

Khardung Geçidi: Yüksekliğe hasta olacaksınız.
Parkur uzunluğu: 39 km
Maksimum eğim: %5
Dikey Mesafe: 1859 m

Hindistan – Pakistan arasında, Kaşmir bölgesindeki Khardung Geçidi bisikletçiler için eşşiz bir parkur. Bu irtifada başka parkur bulmak neredeyse münkün değil. Parkur Leh kasabasından başlıyor ve zirveye kadar %5 eğimle 39 km devam ediyor. Yolun büyük bölümü toprak ve kötü kalite asfalt. Özellikle son 15 kilometrede kayalar, buzlanma ve toprak kayması ile biraz uğraşmanız gerekebilir. Yoldaki bütün zorlukların yanında, 2400 metreden sonra ortaya çıkan yükseklik hastalığı ile uğraşmak zorunda kalacaksınız ki, bulunduğunuz bölgenin irtifası yaklaşık 4000 metre. Unutmadan, yoldaki kamyonlara dikkat. 4000 m irtifaya ulaşıp, bir kamyona kurban giderseniz gerçekten yazık olur.

Khardung Geçidi: 4000 metrenin üstünde masalsı bir dünyaya gideceksiniz.

 Stelvio Geçidi: Psikolojik işgenceye hazır olun.

Parkur Uzunluğu: 24,3 km
Maksimum eğim: %14
Dikey Mesafe: 1808 m

Kuzey İtalya’da İsviçre sınırındaki bu geçit İtalya Bisiklet Turu’nda da (Giro D’Italia) sıkça kullanılıyor. Parkura tırmanırken kendinizi Chris Froome yerine koyabilirsiniz. 2756 m zirvesi olan Stelvio Alp Dağlarını ulaşılabilir ikinci en yüksek zirvesi. Stelvio’ya farklı rotalardan çıkabilirsiniz, ancak benim önerim her zaman manzaralı yollardan gitmek yönünde (tabii manzaraya bakacak haliniz kalırsa). Parkur Prato'dan başlıyor ve 24,3 kilometre boyunca tam 48 defa yılan gibi kıvrılıyor. Parkurun başı ve sonu arasındaki yükseklik farkı 1808 metre. 2005 Giro’da Ivan Basso formsuz olduğu bir günde bu parkurda pelatondan tam 42 dakika fark yemişti. Sinirlerinize hakim olamazsanız siz de duvara toslayabilirsiniz.

Stelvio: Evet tüm bu virajları geçeceksiniz.

Mont Ventoux: Kendinizi ay yüzeyinde hissedeceksiniz!
Parkur uzunluğu: 21,8 km
Maksimum eğim: %11
Dikey Mesafe: 1611 m

15 Temmuz 2013’de Froome’un insan üstü bir atakla Quintana'yı asfalta gömdüğü ünlü parkurda sıra… Sırf bu tarihi mekanda bulunmak için 22 km’yi koşarak tırmanırım vallahi. Mont Ventoux, Fransa'nın en zorlu tırmanış parkurlarından biri. “Provence Devi” olarak bilinen 1912 metre yüksekliğindeki dağ, büyük bir düzlüğün ortasında tek başına dikiliyor. Bedoin'dan başlayan parkur toplam 21,8 kilometre. Başlangıçtan itibaren yaklaşık %10 eğimle yükselen asfalt yol aslında bisiklet kullanmak için ideal gibi gözüküyor fakat yolun çevresindeki bitki örtüsü ve ağaçlar azaldıkça rüzgarın zorlayıcı etkisi tırmanışı inanılmaz derecede zorlaştırıyor. Bu sene Tour’da maalesef Mont Ventoux’ya çıkılmayacak. Port de Balles (22 Temmuz) ya da Saint Lary Plad’Adet (23 Temmuz) ile idare ediniz

Mont Ventoux: Uzun, dik ve rüzgarlı.

Paso Internacional Los Libertadores: Kamyonlara ve soğuğa dikkat!
Parkur uzunluğu: 25 km
Maksimum eğim: %14
Dikey Mesafe: 1600 m

Şili ve Arjantin arasındaki And Dağları'nda yer alan zorlu parkur, dağların Şili yamaçlarından başlıyor ve "U" şeklinde kıvrılan dönüşleriyle 3800 metrede son buluyor. Geçilen ilk 29 dönüş boyunca yol, vadi tabanından 600 metre yükseklikten 2800 metreye kadar taşınıyor. Bu noktadan 5 kilometre ileride Şili gümrüğü var ve 2 kilometre uzunluğundaki eski bir yol vasıtasıyla zirveye çıkma imkanınız bulunmakta. Parkurun son 2 km’si dışında yoğun araç trafiğinevcut. Özellikle Şili-Arjantin arası taşımacılık yapan kamyonlar parkuru daha da tehlikeli hale getiriyor. Bütün bu etkenlerin üzerine bir de sert rüzgar eklenince tırmanış bir kat daha zorlaşıyor. Fakat, Güney Amerika'nın en yüksek dağı olan Aconcagua'ya ulaştığınızda karşılaşacağınız manzara bütün yorgunluğunuzu unutturacak güzellikte… Bu arada Aconcagua’nın zirve yüksekliğinin 6.962 m olduğunu hatırlatmak isterim.


Paso Internacional Los Libertadores: Bence en iyisi.

Hardknott: Eğime dikkat!
Parkur Uzunluğu: 2,6 kilometre
Maksimum eğim: %33
Dikey Mesafe: 315 m

 

En kolay parkuru sona bıraktım. Ben öyle 30-40 km yokuş çıkamam diyenler için ideal bir parkur. Üstelik Hindistan’a ya da Şili’ye gitmenize de gerek yok. Hardknott  Kuzey-batı İngiltere’de Yorkshire bölgesinde. Parkurun başlangıcında yer alan dolambaçlı kısım hızlanmanızı engelliyor ve virajlar tam bitti derken bu sefer de olabildiğince dik bir yamaç sizi karşılıyor. Tırmanmaya başladıktan sonra 30 derece açıyla dönen virajlar, işinizi bir kat daha zorlaştırıyor. Ve daha sonra % 25 eğimle tırmanılan 800 metrelik bölüm geliyor. En azından kamyon yok !! Yalnız ortada bir yerde tıkanırsanız bisikleti taşıyamayacağınıza eminim. Hardknott’a giderken yanınıza “helikopterle kurtarmanın” telefonunu almanızı öneririm.

Hardknott Geçidi: Kısa ama çok dik. 

Etiketler:

bisiklet | blog

EGS Rehberi 4 (Açıya bakıyoruz)

HalilAtes 16. Temmuz 2014 10:32

Gonyoskopiyi daha önce çeşitli yazılarda işlemiştik. EGS rehberi ışığında, özet olarak önemli bölümlerine değinmekle yetineceğim. Glokom tipinin tayini ve yapılacak cerrahinin çeşidi ve hangi kadrandan çalışılacağı kararının verilmesi açı muayenesi ile mümkün olmaktadır. Aslında açı muayenesini glokomlu hastalarla sınırlandırmak doğru olmaz. Riskli hastaların tayini ve bu hastalara profilaktik girişimlerde bulunulup bulunulmayacağının kararı da gonyoskopi ile mümkün olabilmektedir.

Gonyoskopi ile şu anatomik özellikler değerlendirilmelidir;

ü      İridokorneal açının genişliği

ü      Periferal irisin şekli

ü      İris insersiyosunun yeri

ü      Pigmentasyon derecesi

ü      İridotrabeküler yapışıklık ve iris varyasyonlarının varlığı

Hastanın glokom olduğunu yapılan testler sonucu anladıysanız, gonyoskopi muayenesinin sonucu şöyle değerlendirilir;

Tüm açı elemanları görünüyorsa:

ü      Pigmentasyon normalse: PAAG

ü      Anormal pigmentasyon varsa:      
1: Sanpaolesi hattı hetorejen hiperpigmentasyonluysa: Exfoliatif glokom
2: Homojen hiperpigmentasyon varsa: Pigmenter glokom

Açı açık olmasına rağmen, açıyı oluşturan yapılar net görünmüyorsa:

ü      Anterior iris insersiyosu görünemiyorsa: Konjenital/Juvenil glokom

ü      Açı gerilemiş, iris insersiyonu geriye gitmiş ve silier cisim yarığı oluştuysa: Post-travmatik glokom

 

ü      Periferal anterior sineşi ve yeni damarlanmalar: Üveitik / Neovasküler glokom

Etiketler:

akış şemaları

Tour de “Shock”

Hakan Özdemir 14. Temmuz 2014 21:49

Tour de France başladıktan sonra yarışla ilgili ilk değerlendirme yazımı  10. etap sonrasında yazmayı planlamıştım. Bu ertelemede iki amacım vardı. Onuncu etap sonrası Tour’daki ilk dinlenme gününe gelinecekti ve daha önemlisi Tour’un ilk gerçek dağlık etabı olan La Plance des Belles Filles  (10. etap) tamamlanmış olacaktı. Böylece sarı mayo adaylarının gerçek durumlarını görmüş olacaktım. Ancak sarı mayonun en büyük adayları Froome ve Contador daha dağlara çıkamadan yarışı bıraktılar ve Tour 2014 şimdiden tarihe geçti (tour de shock).

Aslında Tour’daki şoklar daha ilk etapta Cavendish’in kazası ile başladı. Beşinci etapta Froome düşerek abondane oldu. Bu satırları yazmamdan 2 saat önce de 10. etapta Contador çok ciddi bir kaza geçirdi ve yarışı bıraktı. Contador’da patella ve tibia kırığından şüpheleniliyor. Bu gece itibarıyla sakatlığının ciddiyeti anlaşılır. Beşinci ve 10. etapların çok önemli olduğunu önceki yazılarımda vurgulamaya çalışmıştım ama bu iki kazayı hiç kimse hayal bile edemezdi. Tour de France tarihinde iki ana favorinin birden abondane olduğu yarış hatırladığım kadarıyla yok. Daha önce Tour’u kazanmış ancak bu sene hiç kimsenin favorisi olmayan Andy Schleck’in de ilk etapta abondane olduğunu göz önüne alırsak, şu anda Tour’da sarı mayo kazanmış hiç kimse kalmadı. Başka bir ifade ile bu sene yeni bir sporcu kendini bisiklet tarihine altın harflerle yazdıracak. Peki bunca şoktan sonra bu şanslı kişi kim olabilir. Onuncu etap sonrası Nibali rakiplerinden yaklaşık 2.50 dakika farkla birinci durumda. Ancak Nibali daha Tour’daki kötü gününü görmedi. Tour’da genel kural şudur: Sarı mayoyu iyi gününüz de değil, kötü gününüzde kazanırsınız. Nibali’nin kötü gününü nasıl atlatacağı çok önemli. Şu aşamada genel kanı Nibali’nin çok avantajlı olduğu yönünde. Ben bu görüşe katılmıyorum. Bir miktar avantajı var ama Valverde ve Porte farkı rahatlıkla kapatabilir. Pirene’ler görülmeden konuşmanın çok erken olduğunu düşünüyorum.

Yazımı bitirmeden bugün koşulan 10. etaptan aklımla kalan birkaç anı sizinle paylaşmak istiyorum:

-Contador’un kaza yaptığı anda en büyük rakibi Nibali ve ekibi pelatonun önüne geçti ve pelatonu yavaşlatarak Contador’un durumunun netleşmesini bekledi. Hangi futbolcu defansın son adamını geçtikten sonra rakibi kayarak düştü diye onu beklemeye kalkar?

-Yarışın son 50. km’sinde etabın iddialı bisikletçisi FDJ’den Thibaut Pinot bisikletinde mekanik bir sorun yaşarken rakip takım BMC’nin aracı, FDJ aracı çok uzakta olduğu için ona yardım etti. Formula 1’de siz hiç yarış sırasında McLaren’in, Ferrari’ye teknik destek sağladığını gördünüz mü?

-Contador düştükten sonra ilk tweet yarışı evinde seyreden ve geçen hafta yarışı terketmiş en büyük rakibi Froome’dan geldi. Tweet şöyle idi. “Alberto umarım iyisindir. Çok üzüldüm. La Vuelta’ya (Ağustos ayında koşulacak İspanya Bisiklet Turu) seni bekliyorum.”

-Contador düştükten sonra tekrar kalktı. Düşme o derece şiddetliydi ki bisikletinde çatlaklar oluşmuştu. En iyi ihtimal sağ bacağında patella çatlağı ve tibia kırığı vardı. Yeni bisikletine bindi ve domestiklerinin yardımı ile o vaziyette 5-6 km kadar devam etmeye çalıştı. Ancak olmadı… Yanında onu Tour boyunca taşıyan takım arkadaşı Michael Rogers vardı. İki sporcu bisiklet üzerinde birbirlerine sarıldılar. Ve Contador bisikletinden indi… Bütün bir yıl boyunca çalıştığı Tour onun için bitmişti. Bu sırada her iki arkadaş, komutan ve subay ağlıyordu…

 

Alberto Contador. Halen yarışan 3 büyük turu (Fransa, İtalya ve İspanya Turlarını) kazanmış tek sporcu.


Etiketler:

bisiklet | blog

EGS Rehberi 3 (Basıncı ölçüyoruz)

HalilAtes 14. Temmuz 2014 11:22

EGS Rehberinde muayene bölümünü incelemeye başlıyorum.  Önce GİB ölçüm teknikleri; hemen belirteyim glokom muayenesi Goldmann applanasyon tonometrisi ile yapılır. Bu cümleden, diğer ölçüm şekillerinin kullanılmaması gerektiği sonucunu çıkartmamalıdır. Hepsinin kullanım alanları farklıdır. Applanasyona başlamadan diğerlerini kısaca inceleyelim.

Dinamik kontur tonometri (pascal): Kornea kalınlığından en az etkilenen basınç ölçüm tekniğidir. Sistol ve diastol basınçları da gösterdiği için ek bir avantaj sağlar. Kullanımı zordur, ölçüm güvenliği yapılan son çalışmalarda sorgulanmıştır.

Non-kontakt tonometri:  Poliklinik ortamında kontaminasyondan kaçınmak maksadı ve tarama amacıyla yapılan ölçüm tekniğidir. 

Ocular response analyser (ORA): Kornea histerezisini verdiği için korneaya bağlı basınç ölçüm yanlışlıklarını minimalize eder. Rutin kullanımdan ziyade, riskli grupların basınç değerlendirilmesinde kullanılmalıdır.

Ocuton S: Ev tonometresidir. Topikal anestezi gerekir.

Reound tonometri: Ev tonometrisidir. Çocuklar için de kullanılabilinir.

Tonopen: Kornea yüzey problemi olan hastalarda kullanımı tavsiye edilir.

Triggerfish: Kontakt lense implante edilen duyargası sayesinde 24 saatlik veri toplayabilir. Güvenliği hakkında henüz yeterli veri yoktur.

 

Goldmann applanasyon tonometrisi: GİB ölçümünde altın standarttır. Altının anlamı, aksi belirtilmedikçe yazılı basınç değerlerinin bu aletle ölçüldüğü varsayılır. Kornea yapısından, kalınlığından, gözyaşı kalınlığından ve fluorescesin miktarından etkilenebilir.


 

GİB ölçümünde etkili faktörleri şöyle özetleyebiliriz;

Korneanın durumu

Yüksek değer verir

Düşük değer verir

İnce santral kornea

 

x

Kalın santral kornea

x

 

Epitel ödemi

 

x

Aşırı gözyaşı

 

x

Kuru göz

x

 

Refraktif cerrahi geçirmiş

 

x

 

Yeri gelmişken söylemekte fayda var, santral kornea kalınlığı değeri ile ölçülen GİB değeri arasında formülize edilen bazı tablolar görmekteyim, iki değer arasında lineer bir ilişki yoktur, dolayısıyla “ölçülen değer aslında şudur” şeklinde yapılacak olan yorumlar hatalıdır. Bu tablolara önem vermeyiniz. Sadece ince santral korneada GİB değerinin düşük ölçüleceğini bilmemiz (yukarıdaki tabloda gösterilen diğer hata olasılıklarıyla birlikte) yeterlidir.

Ölçülen GİB değeri ne işimize yarayacak? Glokom ile hastanın ölçülen GİB değeri arasında da lineer bir ilişki yoktur. GİB yüksekliği glokomda sadece bir risk faktörüdür. Ona fazla anlam yüklemek çağcıl bir yaklaşım olmaz. Optik sinir ve görme alanı analizleri ile glokom tanısı ve takibi yapılmaktadır. Diğer yazılarımızda bu konuya döneceğiz.

 

 

Etiketler:

akış şemaları | GİB ölçümü

BESANÇON: Bilinmeyen güzel

HalilAtes 13. Temmuz 2014 11:49

BESANÇON: Bilinmeyen güzel

Murat Erbezci

Bundan yıllar önce İzmir Alliance Française’de kültür ateşesi’nin önerisi üzerine gittiğim Besançon’a hayran kalmış ve bu kadar az tanındığına şaşırmıştım. Yıllar sonra, 1885’de bu şehri gören New York Times’tan bir gazetecinin yazdıklarını okuduğumda, onun da benim kadar hayret ettiğini ve Besançon’u bilinmeyen başkent adıyla tanıttığını gördüm.

Şüphesiz bu şehri ilk gördüğünüzde sizi etkileyen ilk şey doğası.  İçinden bölgeye adını da veren Doubs nehrinin geçtiği, yemyeşil bir doğa ile iç içe tarihi bir şehir.  Doğu Fransa’daki Franche-Comté bölgesinin başkenti, Victor Hugo’nun doğduğu şehir.

Bu şehrin tanınmış bir turistik destinasyon olmamasının gezi bütçesi için çok faydalı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.  Kafe’ler, restoranlar ve de oteller Fransa’daki diğerlerine oranla en uygun fiyatlı olanları denebilir. Park ve nehir kenarında lüks bir zincir otel’den (http://www.accorhotels.com/gb/hotel-1220-mercure-besancon-parc-micaud/index.shtml), tarihi şehir merkezinde kiralanabilecek odalara (http://www.lamaisondeverre.com/index.html) kadar çeşitli konaklama imkanları mevcut.  Etraftaki küçük kasaba ve köylerde de bir çok “auberge” bulunabilir.

Şehir merkezi ve merkezin hemen yakınındaki kale (www.citadelle.com) ve Vauban surları UNESCO tarafından kültür mirası olarak sınıflandırılmış.  Louis XIV’ün askeri danışmanı ve mimarı olan Sébastien le Prestre de Vauban tarafından, 16. yy’da Fransızlar İspanyol egemenliğine son verdiğinde inşa edilmiş.  Önemli bir askeri mühendislik eseri olarak kabul ediliyor.

Küçük dar ve sevimli sokakları, eski ve korunmuş binaları, avluları ve de merdivenleri ile yılların etkisinden korunmuş şehir merkezi insanı hayran bırakıyor.  Özellikle yaya yolu olarak düzenlenmiş bölge etkileyici. Şehir merkezinde dolaşırken binaların bazen açık kapılarından başınızı uzattığınızda, çok etkileyici avlular ile karşılaşmanız mümkün.  Bazıları hayret verici bir şekilde, sanki bir köydeymişsiniz hissi verecek kadar sakin ve çiçeklerle dolu. Doubs nehri şehir merkezini yaptığı kıvrım ile şehrin diğer semtlerinden ayırıyor.  Nehrin kenarındaki kafe’lerde oturup, ya da yemyeşil parklarda dolaşırken içiniz huzur doluyor.


Önemli bir koleksiyonu olan güzel sanatlar müzesine Besançon sakinleri küçük Louvre adını takmışlar.   Paris dışındaki en önemli koleksiyonlardan biri olarak kabul ediliyor.  Şu sıralar renovasyon çalışmaları yapılan müze, gezmek için ayrılan zamanın hakkını veriyor.  Şehir merkezinde sevimli bir meydanda yer alıyor.

Besançon bölgesinde özellikle saat üretimi yapıldığı için zaman müzesi (musée de temps) görülebilecek ikinci önemli müze.

Gurme’ler için Besançon ve yöresi çok ilgi çekici olabilir.  Bölgede yetişen Morel mantarı ile yapılmış birbirinden lezzetli yemekler bulmak mümkün.  Comté peyniri ise benim favorilerimden.  Sadece bölgesel inek ırklarından elde edilen süt ile üretimine izin verilen ve çiğ sütten yapılan bu peynirin tadına doyum olmuyor.  Peynirlerden bahsederken, yine bölgesel bir peynir olan ve fırında ısıtılarak yenilen Mont d’Or dan da bahsetmemek olmaz.  Eritilip jambon, patates gibi gıdalarla servis yapılan özel bir tadı olan peynir.  

Isıtılıp eritilen peynirler bölgede mönülerde sıklıkla kullanılıyor.  Köylerde evlerde en çok tüketilen ve en az turistik olanı ise “Cancoillotte”.  Hem Mont d’Or gibi ısıtılarak hem de soğuk olarak yenilebilen ve  yağı çok az olan bir peynir.

Şaraplardan bahsedersek, en özel olanı “Vin Jaune” . Sarı şarap anlamına gelen adını tahmin edebileceğiniz gibi renginden alıyor.  Çok aromatik ve çok özel bir tadı var.  Brandy’i andırıyor.  Fermente olduktan sonra açık fıçılarda 6 ay ile 3 yıl arasında dinlendiriliyor.  Yaşlandırma denilen bu işlem tamamlandıktan sonra şişeleniyor ve 1 yüzyıl boyunca bozulmadığı söyleniyor.

Bölgenin diğer tanınmış şarapları Vin d’Arbois ve Savagnin. 

Eğer Vin Jaune bulabilirseniz, yazımı bölgesel malzemeler ile yapabileceğiniz bir yemek tarifi ile bitireyim.  Tabii yemekten sonra Fransızların yaptığı gibi Vin Jaune ile Comté peyniri yiyebilirsiniz.

Morel mantarlı tavuk, Vin Jaune soslu:

(4kişilik)

1.6-1.8 Kg ağırlığında tavuk

½ soğan

½  pırasa

1 baş sarımsak

Kekik, defne yaprağı, maydanoz

50 gr tereyağı

2 küçük soğan

50 – 100 gr  morel mantarı (bulunamazsa herhangi bir mantar)

½ bardak vin jaune (bulunamazsa dry sherry)

1 bardak beyaz şarap

175 ml krema

Öncelikle tavuğu parçalayınız: bacaklar, kanatlar (bir parça göğüs eti de olacak şekilde), göğüs parçaları.  Yaklaşık 8 parça oluşturacak kadar.  Geri kalan tavuğu ayırın.

Geri kalan tavuk parçalarını iyice parçalayın ve 1.5 litre kadar soğuk su içeren tencereye koyunuz.  Kaynatmaya başlayınız.  Kaynadıktan sonra doğranmış soğan, pırasa, sarımsak ve baharatları ekleyiniz.  Ateşi kısarak iki saat zaman zaman karıştırarak pişirin.  Su 1 lt ye kadar azalmalı ama berraklığını kaybetmemelidir.  Tavuk parçalarını kalan kemiklerden ayırın ve kemikleri atın.

Başta ayırdığımız yaklaşık 8 adet tavuk parçasına tuz ve biber ekleyin.  Geniş bir tavaya bir kaşık yağ ve 25 gr tereyağı koyup ısıtın.  But ve kanat parçalarını tavaya atın ve yavaşça kızartın.  5 dakika sonra göğüs parçalarını da tavaya ilave edin.  Rengi değiştikten sonra her parçayı bir kez çevirin, ısıyı azaltıp iyice pişirin.

Tavuk parçaları pişerken, arpacık soğanların soyun ve ince dilimleyin.  Morel mantarlarının saplarını kesin 2’ye ya da büyük iseler 4’e bölün.  Mantarları soğuk suda yıkayın ve  daha sonra bir kağıt havlu üzerinde kurumaya bırakın.

Tavuk parçaları piştikten sonra tavadan alın ama sıcak kalmalarını sağlayın.  Tava da kalan yağı döktükten sonra, tavayı tekrar ateşe koyun.  Tereyağını erittikten sonra, arpacık soğanlarını atıp pembeleştirin.  Morel mantarlarını ilave edin.  Yumuşadıktan sonra morelleri tavadan çıkarıp bir kenara alın.  Tavada kalan karamelize içeriğe vin jaune ve beyaz şarabı ilave edin ve şurup kıvamına gelene kadar pişirin.  Daha önceden hazırlamış olduğunuz tavuk suyunun yarısını ilave edin (kalan yarıyı pilav yapmak için kullanabilirsiniz).  Bu sosu da yaklaşık olarak 100 ml kalana kadar kaynatın.  Mantarları sosa ilave edin, daha sonra tavuk parçalarını ekleyin.  Kısaca bir süre daha kaynatın.  Kalan tereyağını ekleyin, tuzunu kontrol edin. Servis yapabilirsiniz. 

Yemek ile birlikte içmek için Vin Jaune ya da Chardonnay öneriliyor.

Etiketler:

bisiklet | blog | gezi kültürü

EGS Rehberi 2: "I have a dream"

HalilAtes 11. Temmuz 2014 09:45

Yukarıdaki şema EGS rehberinin önceki edisyonlarında da vardı, ancak sanırım okurların ilgisini yeteri kadar çekmedi.  Çünkü GİB hala tedavimizi yönlendirici biricik etmen olarak kabul edilmeye devam ediyor.

Baştan belirteyim hasta konforu hastalığın yenilmesinden daha değerlidir. Her tedavinin bir maliyeti vardır. Maliyetin temsiliyeti finansal boyutundan ziyade kaybettirdiklerinde aranmalıdır. Yaşam kalitesinin bozulmasından, sistemik ve/veya lokal yan etkilerinin varlığından bahsediyorum.

“Kimi tedavi edelim ?” sorusunun mantıksal anlamı, tedaviye başlama şartlarının biri veya birkaçının var olmasına rağmen, bu kişilerden hangilerinde tedavi uygulansın seçiciliğine gönderme yapılmasıdır. Yani her basıncı yüksek olana veya her görme alanı defekti olana ya da her sinir lifi hasarı bulunana tedavi yapmayalım uyarısı hissedilmelidir bu cümleden.

Kişiselleştirilmiş tedavinin temel felsefesinde de bu anlam yatmaktadır. Glokom, yeteri kadar takip edildiğinde progrese olduğunu saptayabileceğimiz bir hastalıktır. Önemli olan bu progresyonun, hastanın yaşam beklentisiyle birlikte değerlendirildiğinde fonksiyonel görmesini etkileme hızının tayin edilmesidir. Yukarıdaki şekil görme alanı progresyon eğrisi baz alınarak hazırlanmıştır. Yaşlılıktan kaynaklanan fizyolojik kayıp beklentisi ile hastalığın progresyonunu temsil eden eğri arasındaki açı ne kadar fazla ise işler o kadar hızlı kötüleşecektir.

Tedaviye henüz başlamadıysanız ve hastalığın progresyon hızı, onun 150 yaşında görme fonksiyonlarında anlamlı bir kayıp yaşayacağını öngörüyorsa, bu hastada tedaviye başlamanın anlamı yoktur.

Tedavi antındaki başka bir hastada progresyon hızı beklenen yaşam aralığı içinde fonksiyonel bir görme kaybının olacağını öngörüyorsa, o hastanın tedavisini artırmamız gerektiğini, daha radikal tedavi yaklaşımlarına geçmemiz gerektiğini ortaya koymaktadır.

 

EGS rehberinin bu bölümünden çıkarmamız gereken ders, toplumlara ve hastalıklara karşı ortak bir tedavi modeli yerine hastamızın tedavi modelini, zaman içinde modifiye ederek, bulmamız gerektiğidir. Bunu için onun progresyon hızını bilmemiz gerekir. Progresyonun saptanmasında, görme alanı ve optik sinir inceleme yöntemleri temel dayanağımızdır.

Etiketler:

akış şemaları | glokom progresyonu

EGS Rehberi 1

HalilAtes 9. Temmuz 2014 10:24

EGS’nin bu yıl dördüncü versiyonunu yayımladığı “Terminology and guidelines for glaucoma” ‘yı incelemeye başlıyorum.

İçeriğe geçmeden “yol haritalarının” öneminden bahsetmem yerinde olacaktır. Avrupa’nın değişik bölgelerindeki meslektaşların ortak paydada aynı dili konuşmaları, hastalarının tanı ve tedavilerini belirlerken elle tutulur ortak bir zeminden, kanıtlanmış verilerden hareketle işe başlamaları için düzenlenmiştir bu yol haritaları. Kuşkusuz her hastanın hikayesi farklıdır. Tedavi, toplumlara ya da hastalıklara değil bireylere yapılır. Kişiselleştirilmiş takip ve tedavi protokollerinin belirlenmesi, hastanın doktorunun vereceği kararlar neticesinde gerçekleştirilir. Karar verirken bilimsel kanıtlar yanı sıra sosyal ve ahlaki değerleri de göz önünde bulundurmamız gerekir. Bu yüzden hastaları robotlar değil, yaklaşık 10 sene eğitim alan doktorlar tedavi eder. Yol haritaları, verdiğimiz kararların dogmatik ve/veya fanatik olmasını engeller, bir hukukçu için “insan hakları beyannamesi” neyse yol haritaları doktorlar için odur.

Anamnez

Doktorlar bir mal üretmezler, ofislerimizde hastanın uygulaması gereken takip ve tedavi protokollerini tavsiye ederiz. Hastanın bu protokollere uyması doktoruna duyacağı  “güvene” bağlıdır. Özellikle glokom gibi kronik hastalıklarda doktora güven faktörü daha da önem taşır. Hasta tedaviden yarar sağladığının farkında değildir, hatta kullandığı ilaçlar yaşam kalitesini bozmuş olabilir, tedavinin sürdürülmesi için doktoruna güven duyması ve hastalığı hakkında yeterli teorik bilgiye sahip olması gerekir. Anamnez bu yüzden sadece bir sorgulama değil, hastayla iletişim kurmanın da bir vesilesidir.

EGS anamneze kendinizi tanıtmanız ve hastanın elini sıkarak başlamanızı önermektedir. El sıkma, yukarıda bahsettiğim sıcak ilişkinin anahtarı olmakla birlikte, ayrıca periferal dokuların ısısını anlamak için de yardımcı bir muayene yöntemidir. Soğuk elli hastaların glokom progresyonunun hızlı olduğu çalışmalarla kanıtlanmıştır.

İlk muayenede önerilen sorular şunlardır;

ü      Kullanılan ilaçlar

ü      Aile hikayesi

ü      Kortizon kullanılıp kullanılmadığı

ü      Oküler travma geçirilip geçirilmediği

ü      Refraktif cerrahi

ü      Kalp ve akciğer rahatsızlıkları

ü      Vasküler bozuklukların varlığı

ü      İlaç alerjileri

Takip muayenelerinde önerilen sorular ise şöyle;

ü      Nasılsınız?

ü      Gözünüz sizce daha iyiye mi gidiyor?

ü      Günlük işlerinizde zorluk yaşıyor musunuz?

ü      Glokom hakkında sormak istediğiniz bir şey var mı?

ü      Tedaviniz yaşamınızı olumsuz etkiliyor mu?

ü      Korkuyor musunuz?

ü      İlaçlarınızı önerdiğim şekilde kullanabildiniz mi?

ü      Damlayı kim damlattı, siz mi, bir başkası mı?

ü      Siz damlattıysanız nasıl yaptığınızı gösterir misiniz?

 

Yukarıdaki sorulardan anlaşılacağı üzere EGS bu sene çıkardığı yol haritasında tedaviye uyuma önem vermiş, geçmiş versiyonlarda bu konu bu kadar net işlenmemişti. Bugünlük burada keselim, devamı gelecek..

Etiketler:

akış şemaları

Kazanması için kaybetmelisin

HalilAtes 8. Temmuz 2014 12:44

Arkadaşlarım bisiklet yol yarışlarının nesini seyrediyorsun diye soruyorlar. Bisiklet sporu bence en zor spor, büyük bir güç, dayanıklılık ve taktik gerektiriyor. Yarışın galibi sadece bir sembol, aslında yarışta seyredilmesi ve taktir edilmesi gereken “kazandıranların” özverileri, disiplinleri ve taktik anlayışları. Takım ruhunu bu derece yücelten, bir şey başarmak için kaybetmek gerektiğini de fark ettiren başka hiçbir spor olduğunu sanmıyorum. İyi bir bisiklet sporu izleyeni her şeyden önce Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı” kitabını okumalıdır ve aşağıdaki alıntıların bu sporun temelini oluşturduğunu hissetmelidir;

“…ne zaman savaşacağını, ne zaman savaşmayacağını bilen kazanacaktır.”

“…eğer kendini ve düşmanını tanıyorsan gireceğin yüz savaşın da sonucundan korkmalısın. Eğer kendini tanıyor, düşmanını tanımıyorsan, kazanacağın her zafere karşılık bir de yenilgi alırsın. Eğer düşmanını da kendini de tanımıyorsan bütün savaşları kaybedersin.”

“…taktikleri olmayan strateji, zafere giden en uzun yoldur. Stratejisi olmayan taktikler ise yenilgiden önceki gürültülerdir.”

Tour de France’ın üçüncü etabı Cambridge - Londra arasında yapıldı ve tabii bir Alman kazandı, hep olduğu gibi.

 

İngiltere bildik şeylerle tamamlandı; yağmur, çayırlar, çitler, taş evler, gelenekler ve adalı hayatı. Kittel yarışta yaklaşık üç saniye önde gitti, takımı Giant Shimano’nun domestikleri bu üç saniye için 155 km pedal çevirdiler. Bu yarış yukarıda anlattığım kazandıranların zaferine en iyi örnek sayılabilir.

Etiketler:

bisiklet | blog

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre