Hedef basınç kavramı

HalilAtes 28. Kasım 2014 12:39

Bütün alfabe çalışmaları göz içi basıncı yüksekliğini glokomun oluşması ve progresyonu için bir risk faktörü olduğunu ortaya koymuştur. Bu bağlamda basıcın düşürülmesi oküler hipertansiyonun glokoma dönüşmesini ve glokomun progresyonunu önlemede etkili bulunmuştur. Optik sinir hasarının fazlalığı ile basınç değeri arasında ters bir orantı olduğu vurgulanmıştır, yani hastalık ne kadar ileri seviyedeyse ortalama basınç o kadar düşük tutulmalıdır. Bu teoriyi okurun gözünde canlandırması için sayısal değerler de verilmiştir; ileri düzey glokomlu hastalar için basıncın 14 mmHg altında bulundurulması gereği söylenmiştir.

Söylem, daha çok ilaç ve daha çok ameliyat ile gerçek hayata yansımıştır. Hastalarımızın yaşam kaliteleri bozulmuş, ameliyatların getirdiği komplikasyonlar ile karşılaşılmıştır.

Glokom multifaktöriyel bir hastalıktır. Göz içi basıncı ile glokomun varlığı arasında sebep-sonuç ilişkisi yoktur. Dolayısıyla glokom yargılarımızda global bir bakış açısında bulunmak bizi kör kuyularda merdivensiz bırakabilir. Her hastanın hikayesi farklı olabilir. Her hasta için var olan kanıtlar ışığında, onun yaşam kalitesini bozmadan, ek bir adım atmaya değecek bir risk olup olmadığını sorgulamalıyız.

Temel felsefemizi bir kenara bırakmadan (düşük basınç iyidir) hastanın progresyon hızı ile yaşam beklentisini de hesaba katmalıyız. Hedef basınç, belirli bir sayıdan ziyade, o hastada progresyonu yavaşlatan basınçtır.

 

Festina lente” (yavaşça acele et) her zaman olduğu gibi hedef basıncın saptanmasında da temel felsefemiz olmalıdır.

Etiketler:

GİB ölçümü | glokom progresyonu | Risk faktörleri

OCT mi, görme alanı mı, hangisi?

HalilAtes 27. Kasım 2014 12:20

Zaman zaman genç arkadaşların glokomun takibinde en etkili yolun hangisi olduğuna dair sorularıyla karşılaşıyorum, bugünkü yazımı bu konuya ayırmaya karar verdim;

Glokom, ilerleyici bir optik nöropatidir. Tanımı gereği optik sinir patolojisinin ve bunun ilerlediğinin kanıtlanması beklenir. Düz mantık oyunuyla optik sinir hasarı olmayan ve ilerlemeyen hastalığa glokom dememiz beklenmemelidir.

Bu amaçla günlük pratiğimizde kullandığımız tanı gereçleri görme alanı ve optik sinir görüntüleme yöntemleridir. Ayrıca bu verilerin ilerleyici olup olmadığını gösterecek bir bilgisayar programına da ihtiyacımız olacaktır. Görme alanı (SITA 24/2) ve OCT tüm bu isteklerimizi karşılayabilecek araçlarımızdır. Bu aşamada hangisini ne zaman yapalım sorusuna cevap vermek bu yazının amacını oluşturacaktır;

Yani yapısal testler mi fonksiyonel testler mi daha üstündür? Maalesef bu soruya kesin bir yanıt verme imkanımız yok, ikisini de kullanmamız gerekiyor. Deney ortamında yapılan elektrofizyolojik testler bazı ganglion hücrelerinde yapısal değişiklikler olmadan da fonksiyonel değişikliklerin geliştiği gösterilmiş. Ayrıca yapısal değişikliklerin yarattığı alan incelmeleri, hücreler arası dokular tarafından zamanla doldurulduğu için topografik çöküntüleri düzelmiş görme yanılgısı ile de karşılaşabilme olasılığı da mümkündür (optik atrofi gelişmiş ve görme yetisi kaybolmuş optik sinirde hala normal kadranların OCT incelemesinde saptanması gibi). Tüm bu teorik bilgiler ışığında eldeki, verileri değerlendirmemiz gerekiyor, zaten tüm bu hikaye basit bir aşk hikayesi olsaydı glokomun tanısını bir doktor yerine bir teknisyen koyabilirdi, bize ihtiyaç kalmazdı, hikaye oylumlu bir aşk hikayesidir ve tüm detaylarını oluşum sürecinin izlenmesi gerekir.

Bu kadar yazıdan sonra sabırsız okurun özetle ne yapalım sorusuna verilecek cevap, ikisini de yapalımdır. Görme alanını ve OCT’yi çekim kriterlerinin de düzgün ve güvenilir olmasının gereğini de vurgulamak gerekir. Çekim kalitesi kararlarımızı yanlış yönlendirebilir, OCT kararı veren doktor tarafından çekilmelidir bana kalırsa, görme alanı için de hem hastayı hem de teknisyeni bilgilendirmek gerekir.

Hastalığın ilerleyip ilerlemediğini anlamak için hep aynı alet ile çekim yapılması gerekir, farklı aletlerle yapılan çekimlerde progresyon analizi yapılması imkansızdır. Hastanın bu açıdan da bilgilendirilmesi, takibini tek bir merkezde yaptırmasının gereği anlatılmalıdır.

Tedavinin başlanması, sürdürülmesi ve kuvvetlendirilmesine progresyon analizlerinden elde edeceğimiz verilerin hasta yaşam beklentisi ile korale edilmesiyle karar verilir. Bu açıdan her hasta merkeze kabul edildiği günden itibaren iki yıl içinde en az 6 analize tabi tutulmalıdır.

Bazı hastaların görme alanı yapımında güvenlik kriterlerini sağlayamadığı hepimizin malumudur. Bu hastalarda görme alanı değerlendirmesinden vazgeçmek yerinde olacaktır. Yine aynı şekilde yoğun ortam opasitesi bulunan hastalarda OCT görüntülenmesi de güvenlik kriterlerini düşürebilir, bu tür hastalarda neden katarakt ise erken katarakt ameliyatı, muayene güvenliğini sağlaması açısından, önerilmelidir.

Görme alanı ve optik sinir başı sinir lifi analizleri normal olan oküler hipertansiyonlu hastalarda maküler ganglion hücre kompleksi  analizi (GHK) de son zamanlarda öne çıkarılan analizlerdendir. Öncüllüğünün lineer olmadığına dair çalışmalar da bulunmasına rağmen GHK bu tür hastalarda yapılmalıdır. Geçmişte SWAP görme alanı analizlerinin erken glokomun yakalanmasında yararlı olduğunu söylemekteydik, günümüzde SWAP kullanımıyla ilgili görüşlerimizde bir yetersizlik algısı oluştu, bunun nedeni ardıl muayenelerle progresyon analizini yapacak veri tabanı ve standardizasyon eksikliğidir tek çekimler hastalığın kötüleştiğini ortaya koymaktan uzaktır.

 

Özetle iki yıl içinde 6 SITA 24/2 ve 6 OCT analizi hastanın geleceğini okumamız için yeterli veri sunacaktır, ihmal etmeyelim.

Etiketler:

akış şemaları | glokom progresyonu | görme alanı | oct

Prof. Dr. Nilgün Yıldırım, 2014 yılını değerlendiriyor

HalilAtes 26. Kasım 2014 11:22

Prof. Dr. Nilgün Yıldırım

2014 için   glokomda etkileyici gelişme olarak ne yazabilirim diye düşündüğümde, sık olarak karşılaştığım bir klinik durumdan bahsetmek istedim. Bu konu glokom uzmanları dışında arka segment ile uğraşan meslektaşlarımızı da yakından ilgilendirmekte. 

Son yıllarda arka segment hastalıklarının tedavisinde (diabetik makula ödemi, retinal ven tıkanıklıkları, posterior üveit gibi) intravitreal (İV) steroid enjeksiyonu ve/veya implantasyonları yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu tedavinin istenmeyen ve görmeyi tehdit eden önemli yan etkisi ise göz içi basıncında yükselme (oküler hipertansiyon:OHT) ve glokom gelişmesidir

Arka segment ve glokom uzmanları  için steroide ikincil gelişen OHT ve glokomun görülme sıklığı ile klinik seyri  günlük pratiğimiz için önemli bir konu haline gelmiştir. 

Son yapılan çalışmaların sonuçları gözden geçirildiğinde İV steroid enjeksiyonu sonrasında erken dönemde görülen göziçi basınç (GİB) yükselmesinin nedeni verilen ilacın hacim etkisi ve/veya materyalin trabeküler ağı tıkaması sonucu gelişen fiziksel etkidir. Bu fakik ve  hipermetropik gözlerde daha sık karşılaşılan bir durumdur.

Geç dönemdeki (enjeksiyon sonrası 1-6 hafta  sonra) GİB yükselmesi ise Humor Aközün dışa akımındaki direnç ile ilişkili olup burada trabeküler ağda meydana gelen morfolojik ve biyokimyasal değişiklikler önemli rol oynar. Geç dönemde GİB yüksekliği gelişmesindeki risk faktörleri ilaçlara (steroidin yapısı, konsantrasyonu ve farmakokinetik özelliği) ve hastaya göre değişmektedir. Hasta ile ilgili risk faktörleri: genç yaş (her 10 yıl için risk %16 azalmakta ) , erkek cins (bazı çalışmalar fark olmadığını belirtmekte), bazal GİB‘nın 15 mmHg’nın üzerinde olması, daha önceden glokomun bulunması ve/veya ailede glokom öyküsü olması ve altta yatan patolojinin üveit olmasıdır. Bu olgular İV steroid uygulaması sonrası OHT  ve glokom gelişmesi açısından daha risklidir.

İlaçla ile ilgili olarak steroidin yapısı (flusinolon asetonid:FA, triamsinolon asetonid:TA, deksametazon)ve uygulama şekli (enjeksiyon/implant) göz önüne alındığında İV FA implantta %79, İVTA enjeksiyonda %32.1 ve İV deksametazon implantta %10.9  oranında OHT gelişmektedir. Steroidin dozu ve tekrarlanan enjeksiyonlarda oranda artış görülmektedir.

Önemli olan diğer konu ise bu olgulardaki izlem ve tedavi şemasıdır. İV steroid sonrası hastaların GİB açısından takip sıklığı ve süresi ilacın farmakokinetik özelliklerine göre değişiklik gösterir.

4 mg İVTA verilen  olgularda ortalama 2-4 hafta içinde OHT gelişmekte,  maksimum düzeye ise 12 haftada ulaşmaktadır. Bazal GİB değerlerine geri dönmesi ise 6-9. ayda olmaktadır. Non randomize çalışmalarda ve farklı dozların uygulandığı serilerde ise bu süreler değişmektedir.

İV FA implantasyon sonrası OHT gelişmesi 2-4 haftada görülmekte, maksimum düzeye 24-28 haftada ulaşmakta olup, bazal GİB değerine implantasyon sonrası 9-12. ayda dönmektedir.

İV deksametazon implantta ise GİB’ı 60 gün içinde maksimum düzeye ulaşmakta ve 6 ayda bazal değere geri dönmektedir.

Bu bilgilere göre hastaları hangi sıklıkta takip etmeliyiz sorusuna yanıt: İVTA  yapılmış ise enjeksiyon sonrası 1.hafta, ilk bir ay 2 haftada bir ve 6 ay ayda bir GİB /optik sinir değerlendirilmelidir.

İV deksametazon /FA implantasyon uygulanmış ise işlemden 2 hafta sonra, ilk ayda 2 haftada bir, sonraki dönemde deksametazon için 6 ay ayda bir, FA için 9 ay ayda bir GİB /optik sinir değerlendirilmelidir.

Ne zaman tedavi başlanmalı sorusu  için en önemli gösterge GİB’ının değeri ve optik sinirin görünümüdür. Hastada daha önce glokom varsa ve GİB 28 mmHg’dan yüksek ise tedaviye hemen başlanır. Tedavide medikal, lazer ve cerrahi sırası ile uygulanır.

Medikal tedavi için inflamasyonu arttıran antiglokom ilaçlar prensip olarak seçilmemelidir (prostaglandinler, pilokarpin gibi). Olguların %50’sinden fazlasında GİB medikal tedavi ile kontrol altına alınmaktadır. Üveit olgularında ve İV FA implantı yapılanlarda medikal tedavi ile GİB kontrolü daha zor olmaktadır. Yine bu grubda implantın geri çıkartılması daha fazladır.

Doku plazminojen aktivatörü’nün(tPA) steroide bağlı trabeküler ağdaki değişiklikleri geriye çevirdiğini gösteren deneysel çalışmalar, tPA’nın steroide ikincil OHT/glokom için potansiyel bir tedavi ajanı olabileceğini göstermektedir.

Lazer tedavisi medikal tedaviye adjuvan olarak yapılmaktadır. Özellikle oral karbonik anhidraz enzim inhibitörünün kesilmesinde yardımcı rol oynar. Lazer tedavisinin başarısı yine steroid yapısı ve dozu ile ilgili olarak değişiklik gösterir.

Genellikle İV steroide bağlı OHT gelişen olgular antiglokom ilaçlar ile tedavi edilebilir.İV TA olgularının %1-6’sı, İV FA implant olgularında %30, İV deksametazon implant olgularının  yaklaşık %1’inde trabekülotomi, Ahmed Valv implantasyonu, siklodestrüktif işlem ve vitrektomi gibi cerrahi tedaviye gerek duyulduğu belirtilmektedir. 

 

 

Etiketler:

Yılsonu değerlendirmesi

KOS TIBBI 25 YÜZYIL SONRA KNİDOS TIBBINA YENİK Mİ DÜŞÜYOR ?

Hilmi Or 12. Kasım 2014 22:07
"2008 yılından bir yazım... Konu ne yazık ki halen güncel...
KOS TIBBI 25 YÜZYIL SONRA KNİDOS TIBBINA YENİK Mİ DÜŞÜYOR ?"

 

Sevgili Meslektaşlarım ve Sevgili Hastalarımız,

Her hekimin yetiştiği bir okul, o okulun da öğrencilerine verdiği kendine has hastaya ve hastalıklara yaklaşım tarzı vardır. Biz buna bugün tıp ekolü diyoruz. Tıpta ekollerin kökeni antik çağlara kadar gider: Antik çağda farklı tıp okullarının da hastaya ve hastalıklara farklı yaklaşımları olabiliyordu.

Antik Yunan döneminde Asklepion denilen sağlık merkezleri, bugünkü anlamda sağlık okulları kurulmuştu.

M.Ö. 6. yüzyılda yıldız parlayan Knidos okulu hekimleri, daha çok özel hastalıkları ayırt ederek, hastalıkları ya da organları tedavi etmeye yönelmişlerdir.

M.Ö. 5. yüzyılda Kos adasında kurulan Asklepion’un ekolü ise hastanın bir bütün olarak ele alınmasını ön plana çıkarmaktaydı. Kos hekimleri genel patolojiye ağırlık vererek hastalıkları birkaç grup içinde toplamayı tercih etmişlerdi. Corpus Hipokratum’da da geçtiği gibi Kos hekimliği için prognoz (prognosis) önemlidir. Hastalığın seyrini önceden kestirebilme kabiliyeti olan prognoz, yapılacak tedaviyi ve –sadece hastalığa değil- hastaya yaklaşımı belirliyordu. M.Ö. 5. yüzyılda teşhis (diagnosis)  olanaklarının çok sınırlı olduğunu, örneğin ateşin Hipokrat tıbbında önemli bir kriter olmasına rağmen, nesnel olarak ateşi ölçecek aletlerin bile olmadığını hatırlamak gerekir. Knidos tıbbında ön planda olan tıbbi araştırma iken, Kos tıbbında önemli olan kıstas hastanın sağlığına kavuşmasıdır. Hastanın beklediği de budur.

M.Ö. 3. yüzyıla kadar hekimlikte henüz branşlaşma görülmemektedir. Konservatif tıp ve cerrahi aynı hekimler tarafından icra edilmekte idi.

Helenistik çağın sonlarında Philostratos tüm tıp alanının tek tip hekime bırakılamayacak kadar geniş olduğunu belirtir.  Travma, ateşli hastalıklar, göz hastalıkları ve cerrahi için ayrı uzmanlıklar olması gerektiğini vurgular.

Yüzyıllar ve binyıllar içinde hemen her konuda olduğu gibi tıp bilimi ve tıbbi teknoloji ilerlemeler sağlandı.

Günümüzde muayene, teşhis ve tedavi yöntemleri çok daha hızlı ve doğru teşhis konmasını sağlamaktadır. Tıbbi teknolojinin ilerlemesi daha önce yapılacağı hayal bile edilemeyen ameliyatların yapılabilmesini sağladı. Hassas ve detaylı uygulamalar, bilgi ve beceri gerektirdiği için önce tıbbi branşlaşma genişledi, yeni organ veya sistemleri içerdi. Sonra da bu branşlar içinde de alt branşlaşma başladı.

Hekimlikte eskiden de branşlar arasında hem bilimsel ekol farkı nedeniyle, hem de branşların öncelikleri nedeni ile tedavi ve hastaya cerrahi yaklaşım yönünde olan farklı fikirler olabilirdi.

Bugün alt branşlaşmanın hızla artması ve teknolojinin hızlı ilerlemesi nedeni ile bir hekimin kendi branşı dışındaki konularda güncel bilgi sahibi olması kolay değil… Artık birçok hekim diğer branşların bilgi ve teknoloji olarak hangi konumda olduğunu, nelerin yapılabilir olduğunu bilmiyor.

Hipokrat tarzı hekimlikte hasta hekime geldiğinde birçok branş ile ilgili bir hastalığı var ise veya aynı anda birkaç branş ile ilgili birkaç hastalığı var ise, ya ilk gittiği hekim ya da en ağır hastalığının olduğu branş hekimi hastayı üstlenir. Hastayı üstlenmenin anlamı şudur: hastayı üstlenen hekim farklı branş hekimlerinin önerilerini alır, hastaya bu önerileri aktarır ve hastanın kendisi için en olumlu olacak şekildeki tedavi kombinasyonu önerir. Farklı branşların önerileri içinde birbiri ile çelişen tedavi veya cerrahi girişimler var ise, her birinin avantaj ve dezavantajlarını hastaya anlatır.

Knidos tarzı hastalık temelli yaklaşım ileri branşlaşma döneminde yaşanırken, Kos tarzı hasta odaklı yaklaşımı uygulamak hekimin hastayı sahiplenmesi sayesinde halen mümkün olabilmektedir.

“Hastalık yok hasta vardır.” hem bu yaklaşımı, hem de iki kadim tıp okulundan Kos tıbbı yaklaşımının Knidos tıbbı yaklaşımına tercih edilmesi gerektiğini vurgular.

Tıp bir zanaattir. Aynı sanat gibi özerk ve bağımsız yapılması gereken bir meslektir. 1980’lerden itibaren nasıl sanat endüstriyel bir ürün haline getirildi ise, tıp da bir işletme/iktisat ürünü haline getiriliyor.

İşletme mantığı içinde de hekimlerin en kolay yönetilme şekli, hekimin hastayı sahiplenemeden, hastanın sadece branş hastalığı ile ilgili teşhis ve tedavisini yapabilmesidir. Böylece farklı branşlardaki hekimler bir hasta ile ilgili teşhislerini koyup tedavilerini yapmakta, ama hastayı sadece sistem (işletme) sahiplenmektedir. Böylece Knidos tıbbının Kos tıbbına tercih edilmesi işletmecilerin hekimleri yönetmesinde bir aracı yöntem olarak kullanılmaktadır.

Sağlık kurum ve kuruluşları artık birer iktisadi işletme haline gelmişler ve getirilmektedirler. Hekimlerin bu işletmeler içinde yönetici olarak kadroları bulunmamaktadır. Tüm hekimlerin hekim olmayanlar tarafından yönetildiği bir sisteme doğru gidilmektedir. Hekimler sadece kendileri de işletmeci tarzında düşünerek çalıştıkları ya da hastane ortağı oldukları sürece yönetim kadrolarına gelebilmektedirler.

Kos tıbbının insanın hastalıklarını değil kendisini ön planda tutan tarzı var olmaya devam edebilecek mi? Hastalar ve toplum Knidos tipi sadece hastalık odaklı bir tıbbı mı tercih ediyorlar/edecekler ? Buna toplum karar verecek.

Dilerim toplum hekimlerin hastalarına (yani kendilerine) Knidos değil Kos tarzı bakmalarını arzu eder tarzda karar versin… 

Op.Dr. Hilmi Or

Göz Hastalıkları Uzmanı

Etiketler:

eğitim

TOD 48. Ulusal Kongresi'nin ardından

HalilAtes 11. Kasım 2014 10:41

Bugün  TOD kongresi sonrası izlenimlerimi sizlerle paylaşmayı planladım. Katılımcı sayısını bilmiyorum, ancak salon doluluk oranlarında son yıllarda artış olmasını sevindirici bir gelişme olarak görüyorum. Glokom toplantılarında da katılım tatminkâr düzeydeydi. Yıllardır aynı yerde kongre yapılması ve deniz mevsiminin dışında olunması “kafa karıştırıcı unsurların” azalmasını sağladığı için katılımın artmasına yol açmış olabilir.

Bu tür değerlendirme yazıları genelde yorumcunun gözünden eksikliklerin belirtilmesi üzerine kurgulanır, benim de bu kuralı bozmaya niyetim yok; kurs sayılarının yetersiz olduğunu düşünüyorum. Panel, konferans veya interaktif toplantılar seçicilerin seçtiği konulardan oluşmaktadır, dolayısıyla katılımcının ihtiyacı ile seçilen zaman zaman örtüşmeyebilir. Bu olasılığı göz ardı etmemek için mümkün olduğu kadar fazla sayıda (belki 100 tane) kurs konusu bulunması gerekir. Kongrelere katılanlar farklı deneyim düzeyleri ve çalışma koşullarından gelen insanlar, kimisi bir yıllık asistan, kimisi de üst düzey uzman, veya kimisi gelişmiş bir üniversitede çalışırken kimisi de temel muayene metotlarına sahip bir kurumda çalışmak zorunda. Bu insanların farklı ihtiyaçları olacaktır, hepsine seçilmişlerin seçtikleri konular ile eğitmek akılcı bir organizasyon olarak görülmemeli. Değişik ve farklı düzeylerdeki  konulardan katılımcıların seçim yapması beklenmelidir. Kurs sürelerinin ve her oturumdaki konuşmacı sayısının azaltılması da, dinamik katılım için gereklidir. Bu öneriye kurs katılımının az olduğunu söyleyerek karşı çıkanlar olacaktır. Katılımcının kursa katılma ihtiyacı hissetmesi de bir eğitim konusudur, görenekler ile geliştirilebilir.

Bugün üzerinde durmak istediğim diğer konu da aslında bu konuyla bir nebze ilişkili bir konu; eğitmen düzeyine ulaşan meslektaş sayımız hızla artmasına rağmen kongrelerde hep aynı eğitmenleri izliyoruz. Konuya paranoyak açıdan bakmak olası, politbüronun adamları seçiliyor, başkasının konuşmasına izin verilmiyor, denilip geçilebilir. Bu söylem kolaycılıktır ve bizi yanlış bir zemine oturtur. Mutlaka sözün doğruluk payı da vardır, ancak yeni bir eğitmene şans verildiğindeki yetersizlik de sık yaşanan bir hadisedir. Bu organizasyon eksikliğinden kaynaklanıyor bana kalırsa; eğitmenin sadece üst düzey bilgi birikimine sahip olması yetmiyor, bunu aktaracak konuşma kültürüne de sahip olması gerekiyor. Hayatında hiç Orhan Pamuk okumamış birinden iyi bir şey öğrenme olasılığının düşük olduğuna inanıyorum. Eğitmenlerin yüksek düzeyli katılımın olduğu panel, interaktif toplantı gibi sunumlara katılmadan kurs programlarında konuşarak “pişmesi” hem kendileri hem de katılımcılar için yararlı bir organizasyon stratejisi olabilir.

 

Hepinize bol kurslu ve bol katılımlı, tartışmalı gelecek kongreler dilerim.

Etiketler:

kongre haberleri

2040 yılında 111.8 milyon hastamız olacak

HalilAtes 10. Kasım 2014 10:09

Bir meta-analiz çalışması olan “Global Prevalence of Glaucoma and Projections of Glaucoma Burden through 2040” başlıklı makalede; 2013 yılında yaşları 40–80 olan 64.3 milyon glokom hastası olduğu belirtilmiş, bu sayının 2020 yılında 76 milyona, 2040 yılında ise 111.8 milyona çıkması bekleniyor. Önceki tahminlere göre sayının arttığı görülüyor. Sayı artışının tanı gereçlerinin gelişmesine ve özellikle Asya ve Afrika’daki tıbbi organizasyon etkinliğinin artışı sonucuna bağlamak mümkün.

 

Glokomun dünya körlük sıralamasında ilk sırayı alması, hastalığın bir toplum sorunu olarak kabul edilmesini gerekli kılıyor. Konunun ciddiyetini anlayabilmek için kontrast yaratmak faydalı olacaktır; örneğin 2030 yılında dünyadaki diyabetli hasta sayısının 438 milyona ulaşması bekleniyor. Diyabet için geliştirilen kamuoyu bilinçlendirme faaliyetleri düşünülecek olursa glokom için kamu bilgi düzeyinin ne kadar geride olduğu ortaya çıkacaktır. Daha çok insana ulaşmamız ve bilinçlendirme kampanyalarına önem vermemiz gerekiyor.

Etiketler:

hastalar için

Ulusal kongrede glokomun yeri

HalilAtes 4. Kasım 2014 13:15

Ulusal Kongre yarın başlayacak, glokom ile ilgili toplantıları aşağıda bilgilerinize sunuyorum.

Ağırlığın glokomun tanısına ayrıldığı hemen fark ediliyor. Genel oftalmologların hedef kitleyi teşkil ettiği böyle bir toplantıda stratejinin bu yönde olması doğru bir yaklaşım.

Ulusal kongredeki glokomun ağırlığını değerlendirdiğimizde ise katarakt & refraktif cerrahi ve retina konularına göre oldukça hafif bir yer kapladığı hemen fark ediliyor.  Katılımcıların uğraş alanlarının ne olabileceğini veren bir gösterge belki sözlü bildiri sayısı olabilir; retina konularını kapsayan 10 sözlü bildiri oturumu (ortalama120 çalışma) var. Katarakt konusunda ise 3. Glokom için de 3 sözlü bildiri zamanı ayrılmış.  Poster sayılarını kongrenin internet adresinde göremedim.

Sonuçta glokom yayınının beklenenden az olduğunu düşünüyorum. Aynı düşünceyi katarakt & refraktif cerrahi için de söyleyebilirim. Kongre sırasında glokom harici toplantılara da girerek ilgi düzeyini saptamaya çalışacağım. Glokom Birimimizin ilginin tekrar glokoma kayması için strateji belirlemesi gerekiyor. Ayrıca ulusal kongre harici toplantılar da yapılmalı, birim aktif üyelerinin sahalarındaki genel oftalmologlarda gördükleri eksiklikler veya istekleri de belirtmeleri, yapılacak toplantıların formatlarının belirlenmesi açısından yararlı olacaktır. Dünya körlük sıralamasında reel bazda ilk sırada yer alan ve genel oftalmologun en çok karşılaştığı göz hastalıkları arasında ön sıralarda yer alan glokomun, genel konuların konuşulduğu ulusal kongrede kapladığı ağırlık gerçekçi görünmüyor. Bu yaklaşımın doğuracağı eğitim eksikliklerinin gelecekte hatalı protokollerin gelişmesine zemin hazırlayacağını düşünüyorum.

 

KURS-GL-1

Görme Alanı

 

Tarih: 05.11.2014  Saat: 11:00 - 12:30  Salon: Palandöken (250)     

Glokom Birimi Kursu-1       

Moderatör: Belgin İzgi

Konuşmacılar

Görme Alanı Temel Prensipleri ve Sonuçların Değerlendirilmesi         Özcan Ocakoğlu

Glokomda Görme Alanı ve Progresyon Analizi   Oya Tekeli

Glokom Dışı Hastalıklarda Görme Alanı    Uğur Keklikçi

           

KURS GL-2

Optik Disk ve Retina Sinir Lifi Analizi

 

Tarih: 07.11.2014  Saat: 08:30 - 10:00  Salon: Erzincan (130)           

Glokom Birimi Kursu-2       

Moderatör:     İhsan Öge

Konuşmacılar

Optik Diskin Klinik Muayenesi       Kuddusi Erkılıç

Optik Disk Başının Değerlendirilmesinde Görüntüleme Teknikleri       Tülay Şimşek

Miyopik ve Eğik Diskli Olgularda Optik Diskin Değerlendirilmesi        Şükrü Bayraktar

           

 

KURS GL-3

Göziçi Basıncı ve Gonyoskopi

 

Tarih: 07.11.2014  Saat: 13:30 - 15:00  Salon: Palandöken (250)     

Glokom Birimi Kursu-3       

Moderatör: İclal Yücel

Konuşmacılar

Göziçi Basıncı Ölçüm Yöntemleri ve Kıyaslanmaları       Özlem Köz

Gonyoskopi   Atilla Bayer

           

 

 

PANEL-GL-1

Glokom Tanısında Gelişmeler

 

Tarih: 05.11.2014  Saat: 15:30 - 17:00  Salon: Bayburt (300) 

Glokom Birimi Paneli-1      

Moderatör: Erol Turaçlı

Konuşmacılar

Glokom Tanısında Genetik  Özlem Evren Kemer

Ön Segment Değerlenlendirilmesi            Nurşen Yüksel

Optik Sinir Başının Değerlendirilmesi       Belgin İzgi

Görme Alanı Değerlendirilmesi      Mehmet Okka

           

 

ETK GL

 

Tarih: 06.11.2014  Saat: 08:30 - 10:00  Salon: Zeki Sürel (1000)      

Glokom Birimi Etkileşimli Toplantısı         

Moderatörler:            Nevbahar Tamçelik, Nilgün Yıldırım

 

Erken Evre Açık Açılı Glokomda İlk Tercih?

Tıbbi Tedavi  Atilla Bayer

Erken Evre Açık Açılı Glokomda İlk Tercih?

Laser Trabeküloplasti          Nurşen Arıtürk

Progresyon Analizinde Hangisi Üstündür?

Yapısal Testler          Halil Ateş

Progresyon Analizinde Hangisi Üstündür?

Fonksiyonel Testler  Nurettin Akyol

Konuşmacılar

Preperimetrik Glokomu Tedavi Edelim Mi?

Evet    Mehmet Orhan

Preperimetrik Glokomu Tedavi Edelim Mi?

Hayır   Nusret Özdemir

Kornea Biyomekaniğinin Değerlendirilmesi Glokom Olguları İçin Önemlidir:

Evet    Ilgaz Sağdıç Yalvaç

Kornea Biyomekaniğinin Değerlendirilmesi Glokom Olguları İçin Önemlidir:

Hayır   Ali Bülent Çankaya

           

 

PANEL GL-2

Zorlu Glokom Olgularında Yaklaşım

 

Tarih: 06.11.2014  Saat: 13:30 - 15:00  Salon: Erzurum (700)

Glokom Birimi Paneli-2      

Moderatör: Nevbahar Tamçelik

Konuşmacılar

Travmatik Glokom    Esin Başer

Korneal Greft ve Glokom     Nilgün Yıldırım

Vitreoretinal Cerrahi Sonrası Glokom       Tekin Yaşar

Aköz Yanlış Yönlenmesi (Malign Glokom)            İbrahim Koçer

           

 

 

 

Etiketler:

eğitim

Jenerik ilaçların etkinliği

HalilAtes 3. Kasım 2014 11:20

Jenerik ilaçların etkinliğinin araştırılması üzerinde daha önce durmuştuk. Ülkemizde de her geçen gün artan sayıda jenerik glokom ilaçları ile karşılaşmaktayız. Konunun ülke ekonomisi ve hastanın tedavi güvenliği açısından önemi var. EGS Rehberini anlattığım yazımda konunun önemini bir kez daha vurgulamıştım.

Bugün İsrail’den bir çalışma ile konuya dikkatinizi yeniden çekmek istiyorum; “Original and Generic Latanoprost for the Treatment of Glaucoma and Ocular Hypertension: Are They Really the Same?” başlıklı makale Clin. Exp. Pharmacol. Physiol. (2014 Oct 27. doi: 10.1111/1440-1681.12329) dergisinin internet sitesinde yayımlandı.

Latanaprost etkin molekülünün orijinal ve jenerik ticari şekli çalışmaya dahil edilmiş. Yani Xalatan ile Glautan çalışmaya alınan iki ticari ilaç olmuş. Kimyasal analizlerinde her iki ilaç arasında hiçbir fark yok. Sonuçlara gelince; xalatan’ın basınç düşürücü etkisi daha fazla olmakla birlikte, bu fark istatistiki olarak anlamlı bulunmamış. Ancak hastalara sorularak yapılan lokal yan etki araştırmasında glautan açık ara geride kalmış. Şikayet subjektif bir kavram, ilaç şişelerinin farklılığından çalışmanın “kör” bir çalışma olmadığı da anlaşılıyor.

 

Çalışılan ilacın İsrail pazarında bulunan bir ilaç olduğunu ve ülkemiz jenerik ilaçlarını bağlamayacağını da unutmamak lazım. Sanırım konuya her iki açıdan da (olumlu-olumsuz) fanatik bakmadan, araştırma yapmak ve EGS rehberinde yer alan kurala dikkat etmek gerekiyor.

Etiketler:

ilaçlar

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre