Giyilebilir Teknoloji Ürünleri (2)

Fatih Adıbelli 23. Nisan 2015 11:27

Vücudun üzerinde taşınabilen ve elektronik veya bilgisayar temelli cihazlar genel olarak giyilebilir teknoloji biçiminde anılıyor. Elbette bu temel tanım çok geniş bir çerçeveyi kapsıyor.Zamanında databank olarak kullandığımız saatlerden bileğe takılabilecek biçimde ufaltılmış bilgisayarlara kadar her şey giyilebilir teknoloji olarak adlandırılabilir. Elbette sadece elle girilen veriyi saklamak çok karmaşık bir işlem olmadığı için bugünkü cihazlarla kıyasladığımızda bu aygıtlar fazla ilkel görünebilir.

Temel olarak üzerlerindeki algılayıcılarla veri toplayan giyilebilir cihazlar bizlere basit veya gelişmiş bildirimde de bulunabiliyorlar.Tasarlandığı işe göre üzerinde bulunan algılayıcılar değişiklik gösterse de şu an popüler olan yaşam takip cihazları üzerinde jiroskop, ivme ölçer ve yer çekimi algılayıcısı gibi sensörler bulunabiliyor.Akıllı telefonlarımız gibi giyilebilir cihazlar da çevredeki her türlü durumu sensörlerinin izin verdiği ölçüde takip ediyorlar. Jiroskopla hangi eksende hareket ettiğimizi, ivme ölçer ve yer çekimi sensörüyle ne yöne doğru gittiğimizi, ışık sensörleriyle de nasıl bir ortamda bulunduğumuzu anlamaya çalışabilirler.

Saatler: Apple Watch, Android Wear, LG Watch Urban, Pebble Time Steel,

Apple Watch; Iphone’ların son güncellemesi ile görmeden tanıştığımız bu saat 350 dolarla 17.000 dolar arasında seçenekleri ile piyasaya sunulacak. Pay ve Passbook ile uyumlu. ResearchKit ile araştırmalara hız kazandırmayı ve katılımcılardan sık veri almayı hedefliyor. Kullanıcılar çalışmalarda yer almak isteyip istemediklerine kendileri karar verecek. Uygulamalar sağlık uygulamasından kilo, tansiyon, glikoz seviyeleri ve astım solunum cihazı kullanımı gibi üçüncü taraf aygıt ve uygulamalar tarafından ölçülen verilere ulaşacak. ResearchKit, hastanın yürüyüşü, fitness, konuşma ve hafıza konusunda bilgi almak için kullanıcıdan cihazdaki ivmeölçer, jiroskop ve GPS sensörlerine erişim izni istenecek.

Android Wear sesli arama yapabilecek ve Google Glass’da bulunan “Ok Glass” benzeri “Ok Google” komutu özelliğine sahip olacak. Cihaz sesli sesli komut ve Chromecast aracılığı ile şarkı ya da videoları televizyon ekranına aktarabilecek. Pedal çevirme, yürüme, kat edilen mesafe gibi spora yönelik ölçümleri yapabilecek olan cihaz ayrıca Google Now entegrasyonuna sahip gelişmiş uyarı sistemiyle birlikte akıllı telefon ve saatlerle de bağlantı kurabilecek.

Akıllı projeksiyonlu saat: Ritot Dünyanın ilk akıllı projeksiyon saati olarak tanımlanan Ritot; zamanı, telefonunuza gelen aramaları ve mesajları, sosyal medya bildirimlerini, ajandanızdaki etkinlikleri ve benzeri bilgileri veriyor. Akıllı saatlerde bulunan ekran yerine Ritot’ta projeksiyon özelliği bulunuyor ve bilgileri elinize yansıtıyor. Bu bilgileri verirken renk değişimi ve titreşimle kullanıcıyı uyarıyor. Sağlık açısından da son derece güvenli.

Bileklikler: HTC grip, Hicon

HTC grip, üzerinde GPS ile zaman koştuğunuzu algılayabiliyor, Android ve IOS ile uyumlu.Hicon sosyal medya bilekliği, sosyal medya hesaplarınızın birinden akıllı telefonunuza bir bildirim geldiği zaman Hicon’unuzun üzerindeki ilgili düğme ışık saçıyor ve titreşim yayıyor.

Gözlük: Google, Microsoft Hololens

Yüksek çözünürlüklü 3D hologramlarını gerçek dünyaya yansıtan bu sistem buna ek olarak hologramla bir nesne geliştiriğ bununla 3D yazıcıdan çıktı alabilme imkanı sunuyor. Hololens Windows 10 yayındayken kullanılabilecek.

Drone: (İnsansız hava aracı) dört pervaneli küçük bir helikoptere benzeyen bu alete monte edilmiş kamera ile video çekilebiliyor. Altındaki sensörler sonar ve görsel geri bildirilmer sağlıyor. Bu sayede GPS kullanımının mümkün olmadığı noktalarda aracın pozisyonunu anlayabiliyorsunuz. Amazon şimdilik bu aleti kullanarak kitap CD gibi fazla ağır olmayan ürünleri postanın ulaşamadığı adreslere gönderebilmenin iznini almış görünüyor. Giyilebilir bir drone olan Nixie, bu iki özelliği bir arada barındırdığı için benzerlerinden ayrılıyor. Üzerinde dahili bir kamera bulunan Nixie’yi uçurabiliyor ya da bir bileklik gibi kolunuza takabiliyorsunuz.

Polo Tech Shirt

Ralph Lauren geçtiğimiz ayın sonunda, akıllı Polo tişörtü ile giyilebilir teknolojiler sektöründeki yerini aldı. Tişört markanın tanıdığınız tarzının biraz dışına çıkmış. Aslında bir sıkıştırma tişörtü olan bu ürünün içinde kalp ritmi, stres seviyesi gibi biyolojik ve fizyolojik verileri okuyabilen sensörler bulunuyor. Bu veriler akıllı telefonunuzla uyumlu çalışarak bilgileri telefonunuza aktarılabiliyor. Sporcuları hedef alan bu tişört insanların genel sağlığını geliştirmesine ve spor yapmasına destek olmayı amaçlıyor. Tenis hayranlarının Amerika Açık Tenis Turnuvası’nda görme fırsatı elde ettiği Polo Tech Shirt, ünlü tenisçi Marcos Giron tarafından denenmiş.

Sonraki yazının konusu teknoloji ile müzik.

Yrd.Doç.Dr. Fatih Mehmet ADIBELLİ

Etiketler:

Teknoloji | Giyilebilir Teknoloji

Giyilebilir Teknolojiler (1)

Fatih Adıbelli 20. Nisan 2015 09:32

Giyilebilir Teknolojiler (1)

Teknoloji hayatımıza girdi, cin şişeden çıktı. Yeniye direnç gösterip “nerde o eski radyolar, saatler, tvler” diyerek yeni teknolojiyi reddetmenin faydası yok, onu nasıl kullanacağımızı nasıl faydalanacağımıza cevap bulmak yapılabilecek en iyi çözüm. Kim hala Commodore 64 kullanmak ister? Kim güzel bir müzik dinlemek için gramofonu tercih eder? Gramofon sadece dekoratif bir aksesuar veya aile yadigarından başka bir şey değildir. Televizyonunuz tüplü ise ya televizyon seyretmiyor ya da yenileri ile arasındaki farktan haberdar değilsinizdir.
Bu saydığım aletler ilk örnekleri çoktan verilmiş, versiyonları  olalı epeyce bir süre geçmiş olan . İlk andaki değişimde tepkiyi herkes gibi ben de göstermiştim.

Kodak 2010 yılında en son  üretilen 36’lık filmini Steive McCurry’ye (Afgan Kızı fotoğrafçısı) verip film üretimini sonlandırdığını duyurunca içimden bazı şeylerin eksildiğini duyumsamıştım. Siyah beyaz fotoğraf çekip agrandizör kullanmış kişi olarak dijital fotoğraf makinelerinin ilk örneklerini görüp (1997-98) dudak bükmüş, “asla istenilen kaliteye ulaşamaz” demiştim. Bu sadece bana özgü bir refleks değildi, aynı refleksi bir çok bilim adamı, sanatçı mühendisin de gösterdiğini biliyoruz.

Afgan Kızı


1897 : “Radyonun bir geleceği yok” – Lord Kelvin

1903 : “Atlar hep var olacak ama otomobil denen şey bir tuhaflık, geçici bir heves” - Michigan Savings 
1916 :
 “Sinema sadece bir modadır. Tiyatronun kaydedilmiş halidir. Seyirci sahnede kanlı canlı oyuncuları görmek ister.” – Charlie Chaplin
 

1926 : “Teorik ve teknik olarak yapılabilir olsa da, televizyonun ticari bir başarı elde etmesi imkansız, hayal görmeyelim” – Lee DeForest 

1967 : Charlie Kelman’a da fako teknolojisinin ilk tanıtımından sonra buna benzer yüzlerce eleştiri gelmişti, bugün ne bu eleştirileri ne de onları söyleyenleri hatırlıyoruz. (Kelman belgeselini mutlaka izleyin: https://www.youtube.com/watch?v=IJoUlt9NIkk )

Charlie Kelman

 

            Çıkan ilk ürün genelde aksaklıklar eksiklikleriyle piyasaya çıkıyor, takip eden versiyonlarda eleştirilere cevap verir hale gelebilirse ürün tutuyor ve kendi seviyesine ulaşamamış öteki markayı tarihin çöplüğüne gönderiyor. Buna en büyük örnek son günlerde  Mikrosoft İ.Explorer’ın artık ürünleri içerisinde hazır olarak verilmeyeceğini yeni bir alternatif üzerine çalıştığını duyurmasıdır. Bunu 7-8 yıl önce işitseydik muhtemelen “şaka mı bu internete nasıl gireceğiz?” derdik. Kimse keyfinden önceki kullandığını terk edip alternatif arayışına girmez, şu anda Chrome ve Firefox explorer’ın pabucunu dama attıran donanımlara sahip. Aynı şekilde dünyanın en çok satan telefonu Nokia 1100 iken ortadan kaybolması da sunulan alternatiflerinin daha ilgi çekici olmasından ve kendisinin bu değişimi yakalayamamış olmasından başka bir şey değil.

Giyilebilir (Wearable) teknoloji şu anda hayatımıza giriş yapmasıyla cin şişeden tekrar çıktı.  

Vücudun üzerinde taşınabilen ve elektronik veya bilgisayar temelli cihazlar genel olarak giyilebilir teknoloji adıyla anılıyor.

 


Giyilebilir teknoloji ürün örnekleri

CES 2014 Fuarı’ndan sonra belirlenen güncel rakamlara göre, şu an tam 169 giyilebilir teknoloji ürünü bulunuyor! Ortalama piyasa değeri 375 dolar olan giyilebilir teknolojilerin sektöre ve vücutta giyildiği bölgeye göre dağılımları ise şöyle:

Sektörlere Göre Dağılımı 

·       Yaşam Tarzı: 116 cihaz

  • Spor: 81 cihaz
  • Sağlık: 41 cihaz
  • Eğlence: 26 cihaz
  • Oyun: 12 cihaz
  • Endüstriyel: 9 cihaz

Vücutta Giyildiği Bölgelere Göre Dağılımı

·       Baş: 44 cihaz

  • Boyun: 14 cihaz
  • Omuz: 4 cihaz
  • Göğüs: 10 cihaz
  • Gövde: 17 cihaz
  • Kol: 13 cihaz
  • El: 7 cihaz
  • Bel: 12 cihaz
  • Bacaklar: 10 cihaz
  • Ayak: 13 cihaz

Bunlar arasında Projeksiyon kol saati: Ritot, sosyal medya bilekliği: Hicon, teknolojik t-shirt: Ralph Lauren, giyilebilir drone: Nixie, ve herkesin bildiği Google Gözlük’ü ilk anda saymak mümkün.

Sonraki yazımızda giyilebilir teknoloji ürünlerinden bazılarını tanıtacağız.

  

Yrd.Doç.Dr. Fatih Mehmet ADIBELLİ

Etiketler:

Teknoloji

#thedress ve Görsel Algıya Katkıları

Hilmi Or 5. Nisan 2015 01:28

#thedress ve Görsel Algıya Katkıları

Önce biraz görme algısını inceleyelim:

Görsel algı; retinadaki fotoreseptörlere ulaşan ışık uyarıları ile başlayan, ancak beyinde şekillenen bir süreçtir.

Fotoreseptör hücreleri görünür ışığın farklı dalga boylarına farklı derecelerde duyarlıdır. Dikkat ederseniz, fotoreseptör hücreleri tek bir dalga boyuna duyarlı değildir. Farklı dalga boylarına farklı derecelerde duyarlıdırlar. Ancak… Yine de beyine gönderdikleri sinyal “0” veya “1”den, yani “var” ile “yok”tan ibarettir.

Vernier hipergörmesi ise, bize gözün optik sistem olarak (geometrik optik denilen ile hesaplanan ve göz dibinde iki uyarılan retina hücresi arasında uyarılmayan bir hücre bulunmasına dayanan sistemde) aslında gözün görme kesinliğinin 10’ açı olması gerekirken, beyinde yapılan “eklemler” (transformasyonlar?) sonucu 0,5’ açıdır. (Halk arasında “kartal görme” de denilen 2.0 görme keskinliğine eşittir.)

Bu arada az anlaşılabilir bir durum daha… Klinik muayenelerde 1.0 görme keskinliği yeterli görülürken, ortalama insan görme keskinliğinin 1.4 olduğu saptanmıştı. Daha 2.0 görme keskinliğine yeni yeni alışırken, fark edildi ki, klinik olarak görme keskinliği 1.0 olan kişiler, güneş ışığına çıktıklarında görme keskinlikleri 3.0 hatta 4.0 olabiliyordu.

Bu realite sadece göz hekimleri için değil, fizyologlar için de geometrik optik v.s. ile bilimsel olarak açıklanamayan, sadece saptanan bir durum…

Ben görsel algı için naçizane kendi çapımda göz hekimleri arasında ve toplumda “Görme algısının yanılsamalardan oluştuğu ve herkeste farklı olabildiği” konusunda farkındalık yaratmaya çalıştım.

Ancak sunumlar sırasında çekilen dikkat, genelde günlük yaşam için etkisini kaybedip gidiyordu.

Renk algısı

Renk algısı ise benim çok eskiden beri üzerinde çalıştığım bir konu… Renk görme bozukluklarında filtre amaçlı renkli kontakt lens ve gözlük kullanımını konusunda sadece ülkemizde değil, dünyada da göz hekimi olarak ilk çalışmaları yapmış hekimlerden biriyim.

Bu çalışmalar sırasında önemli bilgiler öğrenip, farklı deneyimler kazandım. Az bilinen bazılarının paylaşmak isterim.

Görsel algı ve renk konusunda çalışan her bilim adamının hemen her konuşmasında belirttiği gibi: görsel algı ve renk algısı (gözde değil) beyinde oluşur.

“Normal” renk görme insanlar arasında % +/- 1 farklılık gösterir.

Renk görme bir insanın her iki gözü arasında farklılık gösterir. Renk görme bozukluğu olan bireylerde bu farklılık daha belirgindir.

#thedress

Sosyal medya üzerinden hızla yayılan bu fotoğrafı ve algılanmasını izlediyseniz, siz de artık tüm insanların renk algısının aynı olmadığını biliyorsunuz.

  1. Gerçek (!) #thedress hangisi?  Who knows… J

Kızının düğünü için giymeyi planladığı elbisenin fotoğrafını elektronik ortamda paylaşan bir anne ile başladı #thedress. Önce fotoğraf gönderilen kız annesinden, kızın müstakbel eşi ise evlenecek kızdan farklı gördü fotoğraftaki elbisede bulunan iki farklı rengi… Normal şartlarda sadece aile içinde kalabilecek bu durum, kızın bir arkadaşının fotoğrafı sosyal medyada #thedress hashtag’i ile paylaşması ile kısa sürede ve hızla tüm dünyaya yayıldı. Neden mi? Çünkü aynı ekranda aynı fotoğrafa bakan her insan renkleri farklı algılayabiliyordu. Daha doğrusu önemli bir kısmı “altın rengi-beyaz” veya “mavi-siyah” algılıyordu. Kimin nasıl algıladığını, algılayacağını da önceden anlamak olası değildi.

http://images.intouchweekly.com/uploads/posts/image/52649/the-dress-white-gold-blue-black.jpg?crop=top&fit=crop&h=800&w=1200

  1. Ortadaki orijinal #thedress fotoğrafı… Her iki yanda ise algılanan #thedress’ler…

Bir de fotoğraftaki elbisenin renklerini bu iki renk kombinasyonu dışında algılayanlar var ki… Kafaları daha fazla karıştırmamak için onları konu dışında tutalım.

Evet, bir de şöyle bir durum var. #thedress fotoğrafını aynı ekranda daha sonra, ya da farklı bir ekranda gördükleri zaman bu sefer karşı renkte algılayanlar ve –bu kısmı da önemli- bir daha ilk gördükleri gibi algılayamayanlar var.

#thedress’in Renk Algısı Bilincine Katkıları

Bu fotoğrafı çevresindekilerle birlikte izleyen hemen herkes, çevresinde renkleri (sadece iki farklı renk kombinasyonunda bile) kendisi gibi algılamayan bir yaklaşık  % 50 olduğunu fark etti. Farklı görenler renk körü değildi. Patolojik bir durum da yoktu. Her şey fizyolojik idi…

Böylece toplumda renk algının kişiye has olduğu ve herkeste farklı olabileceği konusunda –bir örnek temelinde- bilinç oluştu.

Bundan sonra genel olarak topluma başka yanılsamaları ve algılamaları aktarmak daha kolay olacak.

#thedress neden farklı kişiler tarafından farklı renklerde algılanıyor?

Bu konuda bilim dünyasından yeterli bir açıklama getirilemedi. Ancak bazı teoriler ortaya atıldı.

1.

Bugüne kadar konusunda PubMed’e sadece birkaç yayın girebilmiş olan “Tetrakromat”lık üzerine spekülasyonlar yapıldı. Genel bilgi: İnsanın trikromat olması üç farklı rengi algılayan fotoreseptör hücrelerine sahip olması anlamında kullanılıyor. Bu konuda çalışmış olanlar,  X kromozomuna bağlı bir özellik olarak daha çok kadınlarda (dünyada oldukça az sayıda kadında) dördüncü bir rengi algılayan bir fotoreseptör daha olduğunu düşünmekteler.

Renk bilimciler tetrakromat olanların kırmızıyı bildiğimiz kırmızıdan farklı bir dalga boyunda daha algılayan bir fotoreseptörleri daha olduğunu bildirmekteler. Ancak işin enteresan tarafı bu çalışmaların bugüne kadar ne oftalmoloji, ne de benim ulaştığım göz fizyolojisi ve genel fizyoloji kitaplarına girmemiş olması…

Bu arada bazı yengeç türlerinin 12 farklı fotoreseptöre sahip oldukları gösterilmiş. Yengeçlerin dünyası bizden çok daha renkli mi? J Yengeçler #thedress’i nasıl görürlerdi? J 

 #thedress açıklaması için bazı bilim adamları trikromat olanlar ile tetrakromat olanların farklı gördüklerini iddia ettiler. Ben hangisi olduğumu bilmiyorum. Bu teorinin doğru olup olmadığını durumu ancak trikromat ile tetrakromat durumları arasında gidip gelebilen teorik bir birey anlatabilir diye düşünüyorum.

2.

Diğer taraftan retinada her insanda var olan ipRGC (intrinsic photosensitive Retinal Ganglion Cells) hücrelerinin bu farktan sorumlu olabileceğini ileri süren bilim adamları da var. Bugüne kadar yapılmış çalışmalarda ipRGC hücrelerinin görmeye değil, ışığın yarattığı diğer fizyolojik etki ve değişiklikler için retinada olduğu belirtilmiş olduğuna göre, bu da bilimin şu andaki gelişme aşamasında uygun bir açıklama olarak gözükmüyor.

3.

İnsanların görme algısı konusunda önemli konuları (insanın görme alanında nereleri gördüğünde kendini görmüş hissettiği konusunda çalışmış…) 1967’deki çalışması ile vurgulamış olan Yarbus’un çalışmasındaki bilgiler ile görmenin çeşitli özelliklerinin retinanın nerelerinde oluştuğunu kombine edip (Fotoğraf Yüksek Lisans tezimde yapmış olduğum görme modellemem) , daha sonra fotoğraftaki çeşitli piksellerin RGB modunda renk değerlerini bulup, çevre kontrastı ile karşılaştırmak…

Bu yöntem ile neden insanların #thedress’i farklı gördüklerini açıklayamıyorum. Ama belli bir renk kombinasyonunda gören bazı bireylerin, renk algılarının sonradan neden değiştiğinin açıklanabileceğini düşünüyorum.

Bu açıklama bu blog’un boyutlarının dışına çıkar. Umarım bir gün bir sunumda, bu konularla ilgilenenler ile bu enteresan ve sıradışı bilgileri paylaşma olanağı doğar…

Biliyorsunuz (ya da bu vesile ile öğreniyorsunuz J ) 2015 senesi UNESCO tarafından “Işık Yılı” ilan edildi.

Dilerim Işık Yılı’nda bu naçizane birikimleri paylaşma şansımız olsun…

Etiketler:

Görme algısı

Komplikasyonlar 13: Dekompresyon retinopatisi

HalilAtes 3. Nisan 2015 11:37

Ön segment cerrahının glokom ameliyatından sonraki ilk iki günde karşısına çıkan preretinal veya intraretinal hemorajiler korkmasına yol açabilir. Olayın görüntüsü korkutucu olsa da maküler tutulum olmadıysa seyri, sizin hiçbir şey yapmanıza gerek kalmadan salahtır.

Konuyla ilgili çalışmaların ikisi haricinde hepsi olgu sunumu tarzındadır. Hadisenin fizyopatolojisi henüz aydınlatılamamıştır. Bir çalışmada insidens %3.05 olarak verilmiştir.

Tüm glokom cerrahilerinde görülmesine rağmen, bildirilen olguların büyük çoğunluğu trabekülektomi sonrasındadır. Burada kişisel yorumumu ilave etmem gerekirse, istatistiki bir çalışma yapmamama rağmen non-penetran glokom cerrahisi yaptığım olgularda karşılaştığımı belirtmeliyim. Yayınlarda henüz kanaloplasti sonrası dekompresyon retinopatisi görülmemiş, ancak benim bir hastamda gelişmişti.

Risk faktörlerinin bilinmesi her hastalıkta ve cerrahide büyük yarar sağlar. Bu konuda elimizde bir çalışma var. Preop. yüksek basınç ve düşük hemoglobin değeri risk faktörü olarak bulunmuş. Glokom tipi, pıhtılaşma zamanı, ön kamara derinliği, postop hipotoni, koroid dekolmanı ve yaş ile retinopati arasında ilişki saptanamamış.

Cerrahi sırasında parasentez ile kontrollü basınç düşüşü sağlamanın riski azaltıp azaltmadığına dair bir çalışma yapılmamış, ancak bu işlem teorik anlamda mantıklı görünüyor, yapılabilir.

Kişisel tecrübem hemorajilerin bir ay içinde kaybolduğu ve görme keskinliği azalmasına yol açmadığı yönündedir.

Etiketler:

cerrahi komplikasyonlar

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre