Kahook dual blade hakkında ilk düşünceler

HalilAtes 30. Kasım 2015 12:16

Schlemm kanalı cerrahileri gelişmeye devam ediyor. Trabektom ile yapılan ab-interna trabekülum ve schlemm kanalı iç yüzünün soyma işleminin iyi ve eksik yönlerini daha önceden bahsetmiştik. Kahook dual blade de felsefe olarak aynı alana hizmet etmektedir. Trabektoma avantajı koter alati gerekmeden basit bir bıçak yardımıyla aynı işi, aynı güven ile sağlayabilmesidir. Tekniğin katarakt ile kombine veya psödofaklarda tek başına kullanılabildiği gibi, fakiklerde de yapılabileceği savunulmuştur. Ancak açı cerrahilerinde mikroskobi tekniği nedeniyle fakik hastalarda güvenliğin düşük olduğunu, lüzumsuz risk alınmaması gerektiğini düşünüyorum. Firma destekli olumlu çalışmaları okudum, bağımsız çalışmaların sonuçlarını da görmek isterim, o yüzden rutin kullanımıyla ilgili bir yargıda bulunmak henüz erken. Benim açımdan avantajları şöyle sıralayabilirim;

ü      Ucuz, bıçak haricinde yatırım gerektirmiyor.

ü      Mitomisin gerektirmiyor, bu hasta konforu açısından çok iyi

ü      Kombine cerrahi ile dost

Dezavantajları ise şunlar;

ü      Açı destekli tilte olabilen mikroskop gereksinimi

 

ü      İşlem sonrasında gerektiğinde kanaloplasti yapılamaması

Etiketler:

antimetabolit | cerrahi teknik | kanaloplasti | MİGS | yeni alet tanıtımı

Evimde AAO'dan öğrendiklerim

HalilAtes 18. Kasım 2015 11:35

Glokom takibinde en önemli gösterge progresyon hızının belirlenmesidir. Hastanın tedavisini başlatmak veya artırmak için öngörülen yaşıyla görme fonksiyonlarının erken dönemde kesişip kesişmediğine bakarız. Örneğin 50 yaşında ve yılık 2.5 dB görme alanı progresyon hızı ile kötüleşen bir hastada tedaviyi artırırken, 70 yaşında ve 1,5 dB progresyon hızıyla kötüleşen hastaya ilaç başlamayabiliriz. Bütün bu geleceğe yönelik çıkarımlarda bulunabilmek için elimizde yeteri kadar test verisi bulunması gerekir. İki yıl içinde ortalama 7 OCT veya görme alanı testi gelecek kararımız için zorunludur.

Bizim gibi yaygın standardizasyonun henüz sağlanmadığı ülkelerde bu sayılara ulaşmak hayal gibi görünmektedir. Sağlık politikaları sağlık çalışanlarının ülkeye diffuz yayılmasıyla değil, zihniyetlerin diffüz yayılımıyla planlanmalıdır. Yığılmalar hastaların yığılmalarına ve istatistik verilerin sayısal değerlere dönüşmesine yol açacaktır. Halbuki sayılar değerleriyle değil anlamlarıyla gerçeği temsil ederler.

Tekrar glokom konusuna dönersek, progresyon algoritmasının sağlanabilmesi için iki yol gerçekçi görünmektedir. Biri telemedisinden yararlanarak veri transferi yöntemiyle hastaların bulundukları bölgelerde işlemlerinin yapılması ve büyük merkezlerden konsulte edilmesi yöntemidir. Bu yöntem eğitim giderleri açısından zaman ve para gerektirir. Diğer yöntem ise istatistik analiz yöntemlerini kullanarak daha az veri ile daha çok sonuç elde etmeyi sağlayacak yazılım programlarının kullanılmasıdır.

AAO2015’e bu sene gidemedim (aslında önceki seneler de gidememiştim :) ), ancak internet sayesinde oturduğum yerden glokom konularını az-çok takip edebildim. Bu sayede aslında Ophthalmology dergisinin 2014, 121, Issue 8, 1539–1546 sayısında yayımlanmış fakat benim dikkatimden kaçan çalışmanın kongredeki Dr. Stein tarafından yapılan sunumuyla haberdar oldum. “Using Filtered Forecasting Techniques to Determine Personalized Monitoring Schedules for Patients with Open-Angle Glaucoma” başlıklı çalışmada NASA’nın ay seyahati sırasında kullandığı Kalman Filtresi programı ile daha az sayıdaki veri ile daha doğru sonuçlar elde edilebilmiş. Çalışmada Advanced Glaucoma Intervention Study ve Collaborative Initial Glaucoma Treatment Study  verileri kullanılmış. Zaten bu verilerin gelecek göndermeleri ve bu tahminlerin doğruluk oranları daha önce yayınlanmıştı. Kalman Filtresi çıkışlı yazılım ile bu veriler tekrar analiz edilmiş; sonuçlar müthiş, glokom progresyonu %51 daha erken, %37 daha az test sayısı ile ve %33 daha doğru tahminde bulunulmuş. Bu tür işlerde kullanmak üzere evde beklettiğim kişisel Nobel’imi bu çalışmaya hiç düşünmeden verebilirim.

Tabii şimdi bekleme moduna geçmemiz gerekecek, benzer analizler aynı güçlü tahminleri verecek mi, program OCT ve görme alanı progresyon analizi yazılımlarımıza eklenecek mi? Duyduğum heyecanın biran önce gerçekleşmesini dilerim.

Etiketler:

akış şemaları | glokom progresyonu | görme alanı | kongre haberleri

Evde trabekülektomi çalışması

HalilAtes 17. Kasım 2015 23:15

Bir asistanın eğitim döneminde öğrenmesi gereken ameliyatların başında trabekülektomi gelir. Hoca, tekniğin zorluklarını ve püf noktalarını anlatacaktır. İnsan gözünde çalışmaya başlamadan önce hayvan çalışmalarının yararlı olacağı aşikardır. Ancak ölü gözlerin düşük basınç problemi tekniği kavramakta zorluk yaratmaktadır.

Bugün sizlere evinizde de yapabileceğiniz bir alıştırmadan bahsedeceğim. Sklera flebinin kaldırılmasında el becerinizi geliştirmenin en iyi yolu meyvelerden yararlanmaktır. Elma kabuğunun kaldırılması bir yol olsa da insan sklerasına en çok benzeyen narenciyelerin, özellikle de limonun beyaz kabuğudur.

 

Önce limonun dış kısmını ince bir bıçakla veya küçük rende ile soyun, elde edeceğiniz beyaz etli kabuğa istenilen boyutta kesiler yapıp flep kaldırma çalışması yapabilirsiniz. Limonun suyunu çıkarırsanız çok derin, flebi koparırsanız çok yüzeydesiniz anlamına gelecektir.

Etiketler:

cerrahi teknik | eğitim

Alt yazıyı okuyorum; mutluyum!

HalilAtes 16. Kasım 2015 11:20

Glokoma bağlı fonksiyonel kayıpların hem bizim tarafımızdan hem de hasta tarafından algılanması başlangıçta oldukça zordur. Periferal görme alanı skotomlarının ilizyon ile beyin tarafından doldurulması, karanlık adampasyonunun uzaması, kamaşma, kontrast duyarlılıkta azalma ve dış ortamdaki hareket algılama güçlükleri hastalığın başlangıç aşamasında genellikle algılanamaz veya tanımlanamaz. Hasta bir gariplik olduğunu belki fark edebilir ancak bunu dile getirmekte zorlanır. Binoküler görüntü bindirmesi de patolojilerin erken dönemde fark edilmesini güçleştirici önemli faktörlerdendir.

Okuma güçlükleri de glokom hastasının karşılaşacağı fonksiyonel kayıp yansımalarıdır. Okuma hızının yavaşlaması, leksikal problemlerin eşlik ettiği cümlenin bir bütün olarak algılanması yerine kelime düzeyinde anlam bütünlüğü sağlama girişimi, satır atlama gibi okunan dilin yazım kuralları ve glokomun ciddiyetiyle değişen oranda güçlükler gelişebilmektedir.

Görme fonksiyonlarındaki tüm bu kayıplara günümüzde yaşam kalitesinin bozulması olarak adlandırmaktayız. Hastanın muallak tanımıyla uygun bir tanım olması sebebiyle ortaya atılmasından bu yana tüm çevrelerce benimsenmiştir.

Günlük hayatta hastanın yaşadığı fonksiyonel kayıpların ölçülmesi çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Test felsefesinin sübjektif temellere oturması ve/veya veri tabanı yetersizliği ile birlikte progresyon analizi yazılım eksiklikleri fonksiyonel testlerden yapısal testlere daha fazla önem vermemizi doğurmuştur. Yapısal ve fonksiyonel test değerlendirmelerinin longutidunel veya lineer tabanlı olması iki test metodunun birbiri ile örtüşmesini güçleştirmektedir. Buna karşın yapısal test sonuçları ile yaşam kalitesi arasında bir orantının olabileceği ileri sürülmüştür. Yıllık bazda binoküler  sinir lifinde her 1 mikron incelmenin The National Eye Institute 25-Item Visual Function Questionnaire (NEI VFQ-25) skorunda yıllık 1.1 ünit kayba yol açtığı bildirilmiştir. Bu oranın ne kadar gerçekçi olduğu tartışılmalıdır, çünkü glokom ile birlikte olabilecek, örneğin katarakt veya psödofaki gibi, hadiselerin görme foksiyon skorlarına etkisinin de mümkün olduğu unutulmamalıdır. Kişisel olarak böyle bir oranı çok fazla dikkate almadığımı, böyle bir oran ihtiyacı da hissetmediğimi belirtmeliyim. Bir çalışmanın eksikliklerini bulmak kolay da peki sen ne öneriyorsuna cevap vermek güç. Çözüm bulmak için sorunun ortaya çıkarılması gerekir. Sorun, hastanın yaşam kalitesini ortaya çıkaracak güvenli objektif bir testimiz yok. Çözüm, “o halde yapısal testlere başvuralım” şeklinde açıklayamayız. Belki şunu diyebiliriz; yapısal test sonuçlarını okurken fonksiyonel test sonuçlarını dikkate almalıyız. Tabi bu cümlenin yorum içereceği ve standardizasyonunun imkânsız olduğu açıktır. Yorumda bulunmak için de yorum yapacak kişinin eğitimi zaman ve para gerektirecektir.

Örneğin yapısal progresyon hızı artışı saptanan hastada kontrast duyarlılığın ölçülmesi ve progresyon hızının belirlenmesi için fonksiyonel testler yerine okuma hızının ve kavrama gücünün belirlenmesi belki bu testler ile elde edilecek verilerden daha değerli “gerçek hayat” verileri sunabilir. Ancak yukarıda belirttiğin “diğer faktörler” (yaşlının okuma hızı zaten azalacaktır) de değişimde sebep olabileceği akıldan uzak tutulmamalıdır.

 

Bütün bunları yazmamdaki amaç aslında şu; günlük pratiğimde şöyle bir yol izliyorum, yaşlı glokom hastasının meşgalesi kitap-gazete okumak veya televizyon seyretmektir. Hastaya daha yapısal testinizi yapmadan (adını koyalım OCT) okuma hızın azaldı mı, alt yazılı filmleri izliyor musun eskisi gibi sorularını sorun. “Televizyonda artık alt yazıları okuyamıyorum, hızla akıp gidiyor” diyorsa OCT verilerini daha radikal ve siyah gözlüğünüzle okuyun, “geçen seneye göre pek bir değişiklik yok” diyorsa pembe gözlüğünüzü kullanabilirsiniz.

Etiketler:

glokom progresyonu | glokomda yaşam stilleri | görme alanı | Görme algısı | görme fizyolojisi | hasta uyumu | oct

2015 yıl sonu değerlendirmesi

HalilAtes 13. Kasım 2015 11:02

Geçen yıl ilkini yaptığımız yıl sonu değerlendirmesini bu yıl da yapmayı planlıyoruz. 2015 yılında glokom alanında en etkili olaylar, yayınlar ve gelişmelerin neler olduğunu farklı görüş açılarıyla sizlere ileteceğiz. Katkıda bulunmanız dileği ile.

Etiketler:

Yılsonu değerlendirmesi

Preservan içermeyen damlaların ilgiye ihtiyaçları var

HalilAtes 11. Kasım 2015 11:33

Glokom, kuru göz gibi kronik ilaç kullanımı gerektiren hastalıklarda preservan içermeyen damlalar, hem hasta konforu hem de konjonktiva sitolojisinin korunması açısından önemlidir. Glokom hastalarında gelecekte yapılacak cerrahilerin başarısı açısından bu tür ilaçların seçilmesi büyük önem arz eder.

Ne yazık ki ülkemiz glokom pazarı preservansız ilaç sunumu açısından kısır bir konumdadır. Bugün kullanabildiğimiz tek ilaç bir tafluprost olan Salutan’dır.  Saflutan piyasada 3 yıldır mevcut olmasına rağmen SGK ödemesi alamadığından dolayı önemsenmeyecek kadar düşük bir piyasa payına sahiptir.

İyi niyetle bu tür ilaçları seçseniz bile 2 yıl içinde büyük olasılıkla ikinci bir preparata ihtiyaç duyulacağı için ikinci ilaç tercihiniz preservan içeren bir ürün olacaktır. Ülkemiz koşullarında pek kaçacak yer yok gibi görünüyor.

Günümüzde Ganfort, Cosopt gibi ilaçların preservan içermeyen formaları mevcut olmasına karşın ülkemizde halen satışı yapılmamaktadır.

Saflutan’ın da timolol ile birlikte fiks kombinasyonu yakın zamanda piyasaya sürülmüştür. Taptiqom adını taşıyan ilaç Saflutan gibi tek kullanımlık poşetlerde satılmaktadır ve %33’e varan basınç düşüşü sağlamaktadır.

 

Glokom tedavisi bir maratondur. Tanıyı koyan, takibi yapan, ameliyat kararını veren doktoru ameliyatı yapan kadar cerrahi başarının veya başarısızlığın sorumlusudur. Bu yüzden konjonktivanın korunması büyük önem arz eder. Bu tür ilaçların Türkiye’ye getirilmesi ve SGK tarafından ödenmesi hususunda kamu baskısı yaratmamız ve ilgili kişileri bilgilendirmemiz gerekir.

Etiketler:

Fix kombinasyonlar | hasta uyumu | hipotansif yağlar | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Atatürk ve Fuchs

HalilAtes 10. Kasım 2015 10:43

Bugün 10 Kasım. Kazanımlarımız için teşekkür etme günü. Bu blog her ne kadar glokom ana temasına sahipse de, branşımızı ilgilendiren anekdotlara da yer vermeye çalışıyorum. Günün anlamına uyacağı için Atatürk’ün rahatsız olan sol gözü ile ilgili bir mektubunu yayınlamak istedim. Çocukluğunda geçirdiği keratite bağlı ambliyopi olduğunu sandığım sol gözü Trablus Derne savaşları sonrası yeni bir atak geçirmiş. Savaş koşullarında tedavi edilemeyince Viyana’da 10-17 Kasım 1912 tarihleri arasında Prof. Dr. Ernst Fuchs tarafından tedavi edilmiş. Fuchs bilindiği gibi döneminin, belki de tüm dönemlerin en büyük kornea uzmanı idi (Fuchs heterokromik iridosikliti, Fuch's distrofisi, Fuchs spotu).

Atatürk bu dönemde yaşadıklarını arkadaşı Kerim Beye yazdığı mektupta dile getirmiş, aktarıyorum;

“Aziz Kardeşim Kerim Bey,

…Tobruk’ta birkaç gün kalarak başarılı bir netice veren 22 Aralık 1911 Muharebesi’ni yaptıktan sonra Derne’ye geldik. Yollarda oldukça yorulmuş, ıslanmış, üşümüş, sefalet çekmiştik. Derne’de de henüz başlangıç halinde bulunulduğu için sefaleti gidermek mümkün olamamıştı. 16/17 Ocak 1912 Baskını’yla başlayan 17 Ocak Muharebesi gecesi ve günü zaten hastalıklı görünen sol gözüm kanlandı ve görmez oldu. Istırabın derecesi vazife yapmama mani oldu. Hilâliahmer (Kızılay) Hastanesi’ne yattım. Bir ay tedaviden sonra tam olarak göremediğim halde hastaneden çıktım.

Vaziyet biraz büyüdüğü için Enver Umum Kumandan, ben de Derne Kuvvetleri Kumandanı oldum. Bu sırada idi ki, 3 Mart 1912 günü umumi bir muharebe oldu. Bugün de olağanüstü yorgunluk ve açlık ve muharebe geceye kaldığından soğuğa maruz kaldık. Bunun sonucu olarak gözümün rahatsızlığı ertesi gün nüksetti. On beş gün kadar yataktan kalkamadım, gözlerimi açamadım. Nihayet ıstırap geçti, tekrar işe başladık. Fakat sol gözüm daha az görür oldu. Doktorlar Mısır’a gitmemi tavsiye ettiler. Ben razı olamadım. Nihayet bugüne kadar görme derecesinde bir fark görülemeyecek o derecenin yerleştiğine hükmedilmiştir. Gerçi uzman doktor zamanla açılacaktır diyor, fakat ben inanmıyorum.

Bu harbin bitmesinden sonra askeri hayata veda ederek istirahat köşesine çekilebilmek ihtiyacı bilmem nasıl sağlanacak ?

Bu mektubun salimen size ulaşacağından emin olduğum için bu kadarla yetiniyor ve mektubunuzu, hatta telgrafınızı bekliyorum. Hürmetle gözlerinizden öperim kardeşim.”


Etiketler:

görme engelli ünlüler

Glokom takibinde OCT temel aletimizdir

HalilAtes 9. Kasım 2015 11:01

Ulusal kongredeki konuşmalardan, OCT’nin glokomun tanı ve takibindeki değeri üzerine halen bazı çekincelerin olduğu intibaını edindim. Bu yüzden kongre dönüşü ilk blogumu bu konuya ayırmayı uygun buluyorum.

Ophthalmology dergisinde yayımlanan Volume 122, Issue 10, Pages 2002–9 künyeli ve “Estimating Lead Time Gained by Optical Coherence Tomography in Detecting Glaucoma before Development of Visual Field Defects” başlıklı çalışma konunun önemini vurgulaması açısından önemli bir çalışma.

Çalışmaya glokom şüphesi olan 75 göz dâhil edilmiş. OCT-RSL ve SİTA 24/2 testleri her muayenede tekrarlanmış. GİB değeri 21 mmHg üzerinde olan veya optik sinirde glokomatöz değişim gözlenen ancak görme alanı defekti saptanmayan preperimetrik glokom diyebileceğimiz hasta grubu çalışma grubunu oluşturmuş. Ortalama 6.3 yıllık (4.1-8.9 yıl) takip sonucunda ilk görme alanı defektinin ortaya çıkması ile çalışma sonlandırılmış. Aynı metotla sağlıklı bireyler üzerinden de bir kontrol grubu oluşturulmuş. Geçen süre içindeki OCT teknolojisindeki gelişmelere paralel eski çekimler software yardımıyla  update edilmiş. Sonuçlara gelince; görme alanı defekti oluşmadan önceki OCT-RSL defekti saptanma yüzdesi %95 duyarlılıkla, 4 yıl önce %35, 8 yıl önce de %19 gözde saptanmış. Bu hayli önemli bir fark OCT lehine. Ayrıca test güvenliğinin %95 olması da sonuçlara güvenimizi artırmakta.

Buradan iki yorum yapabiliriz; ilki glokom takibinde ve tanısında OCT artık temel yol göstericimizdir. Ancak bu söylemden görme alanı artık yapmayalım anlamı çıkartmamalıyız. Görme alanı hastanın görme fonksiyonları ile yaşam beklentisi arasındaki korelasyonu kurmamızda hala yararlı bir göstergedir. İkincisi, glokomu bu kadar erken yakalayıp ne yapacağız sorunsalıdır. Bu çalışmadaki hastaların yaş ortalaması çalışma grubunda 68.3 ±11.2 kontrol grubunda ise 65.4±9.0 verilmiş. Yani nispeten orta yaş grubundaki insanlar.  Örneğin 69 yaşında OCT-RSL defekti saptadığımız hastada 8 yıl sonra görme alanı defekti oluşursa o sırada yaşı 77 olacaktır. 77 yaşındaki hastanın cerrahi öncesi konvansiyonel metotlarla GİB ve progresyon kontrolü 80’li yaşların ortalarına kadar sürdürülebilinir.

Çalışma verilerinin günlük hayata yansımalarını da düşünmek zorundayız, şöyle ki; preperimetrik glokomlu hastamıza OCT-RSL defekti görür görmez ilaç başarsak 8 yıl tıbbi tedavi uygulamak zorunda kalabiliriz. Bu hem hasta konforunu bozacaktır, hem de ileride yapılacak olası glokom cerrahisinin başarısını düşürecektir. Bu yüzden SLT ve/veya BAK içermeyen preparatları düşünmek veya OCT progresyon hızı ile tedaviye başlayıp başlamamaya karar vermek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

 

Zaten çalışma sonuçlarını dogmatik veya fanatik izlememiz gerekseydi bize gerek kalmaz bu işi pekala bir teknisyen de sürdürebilirdi. Doktor olmanın gücünü burada da hissetmemiz ve en doğru kararı o hasta için vermemiz beklenmektedir.

Etiketler:

glokom progresyonu | görme alanı | oct

TOD 49'un ardından

HalilAtes 8. Kasım 2015 21:59

TOD 49. Ulusal Kongresi, şehirde gerçekleşti. Bilim ve şehir ayrılmaz ikili bana kalırsa. Geçmişteki alışkanlıklarımızı düşünüp pek çok olumsuz görüş söylenebilirse de, şehirden ayrılmamak bu işin kuralı olmalı. Karar verenlere, düzenleyenlere, özellikle Kıvanç ve Altan’a teşekkür ederim.

Bu blogu okuyanlar bilir, katıldığım kongrelerde konuşulanlar üzerine görüş bildiriyorum. Geleneksele devam edeceğim; önce genel bir değerlendirme. Glokom oturumları diğer oturumlara göre öğretme gücü biraz daha azdı. Konu seçimi mi yoksa glokomun cerrahi harici yeni gelişmelerden yoksun olması mı bunda etkili oldu karar veremedim.

Glokom toplantılarında her sene en çok ilgiyi etkileşimli toplantı çekiyor. Bu formatın hem iyi hem de riskli yanları var. Etkileşim kelime anlamıyla doğrunun parçaları olan iki veya daha fazla seçeneğin birlikte olmasıyla ortaya çıkan daha güçlü bir uzlaşmayı anlatıyor. Yani seçeneklerden birisinin yanlış olmadığını baştan deklare ediyoruz. Dolayısıyla duruma göre farklı yol haritaları gündeme gelebilir. Gelecek kongrelerde tartışmanın genelden özele (seçilmiş vaka üzerinden) kaydırılması daha doğru sonuçlar yaratabilir. Bu toplantılarda moderatörlerin “doğrusu şu şıktı” söylemini toplantının doğası gereği hatalı bulduğumu belirtmeliyim.

Etkileşimli toplantıda 4 konu vardı, kısaca üzerinden geçeyim; yapısal testlerde OCT / HRT seçiminin sorulduğu ilk bölümde tartışmasız OCT seçeneğinin öne çıkması, önceki yazılarımda bu konuya çok değindiğim için üzerinde fazla durmadan geçmemi sağlıyor.
İkinci konu PKAG’ da ilk tercih edilecek cerrahi hangisidir konusunu da daha önce burada fazlaca işledik, kısaca özetlemek gerekirse, kural şu, kapalı açılı hastaya hemen iridotomi ve yetmezse katarakt ameliyatı profilaktik olarak yapılmalıdır. Hasta glokom olduğunda trabeküler yapısal bozukluk da ön kamara açısı darlığına eşlik edeceğimden trabekülektomi yapmak zorunda kalabiliriz. Trabekülektominin güvenliği ve başarısının artırılması için hastanın psödofak olması büyük avantaj sağlayacaktır. Öngörü PKAG tedavisinin sihirli kelimesidir. Burada işler kötüleştiği halde daha önce katarakt ameliyatı yapılmadıysa ne olacak diyenler olabilir. Maalesef üçüncü bir güvenli seçenek olmadığı için iki riskli işlemden birini (fako veya trabekülektomi) seçmek zorundasınız. Üçüncü konu üveitik glokomdaki cerrahi yaklaşım sorulmuş; soru ayrıntılı olmadığından açının açık mı yoksa kapalı mı olduğunu bilmiyoruz. Önerim açıksa non penetran glokom cerrahisi, kapalıysa seton cerrahisi seçimidir. Trabekülektomi yapmak zorunda kalınıyorsa intraoperatif anti-Vegf yapılmasını öneririm. Dördüncü konu Makula ödemi olmayan diyabetik retinopatide ilk fiks kombinasyon seçeneğinin sorgulandığı bölümdü. Aslında ben soruyu anlamadım, neden fiks kombinasyon veriyoruz da monoterapi vermiyoruz? Burada sanırım sorulmak istenen hipotansif yağ (prostaglandin) verelim mi merakıdır. Cevap verelim tabiî ki, çünkü vermiyelimin kanıtı yok, sadece münferit olumsuz vaka serileri veya vakalar var, genelleme yapmak için yetersiz veriler bunlar.

 

Panellerde PAAG’un hem her şeyini kapsayan bir yol izlenmiş. Üzerinde konuşacak bir şey bulamıyorum, daha önce görüşlerimi bildirmiştim. Konular konuşmacılar tarafından iyi işlendi. PAAG gibi bir konunun ulusal kongrede işlenmesinin doğru olup olmadığını düşündüm. Aslında karar veremedim. Bir panel konusu olarak PAAG’un seçilmesi, fazla basit bir seçim gibi göründü. Katılımcının bilgi düzeyini biraz küçümser bir bakış açısıyla seçilmiş bir konu gibi görünüyor. Diğer taraftan herkesin bilmesi gereken ortak bir payda üzerinden yürümeyi seçtik argümanı da doğru bir yaklaşım olabilir tabii. Sonunda şöyle bir düşünce perspektifinin bana daha doğru göründüğünü söylemeliyim; bu konuyu dinleyici kitaptan, bir ekspere gereksinim duymadan da öğrenebilir mi? PAAG örneğinde sorunun cevabı evettir.

Etiketler:

kongre haberleri

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre