#thedress ve Görsel Algıya Katkıları

Hilmi Or 5. Nisan 2015 01:28

391 #thedress ve Görsel Algıya Katkıları

Önce biraz görme algısını inceleyelim:

Görsel algı; retinadaki fotoreseptörlere ulaşan ışık uyarıları ile başlayan, ancak beyinde şekillenen bir süreçtir.

Fotoreseptör hücreleri görünür ışığın farklı dalga boylarına farklı derecelerde duyarlıdır. Dikkat ederseniz, fotoreseptör hücreleri tek bir dalga boyuna duyarlı değildir. Farklı dalga boylarına farklı derecelerde duyarlıdırlar. Ancak… Yine de beyine gönderdikleri sinyal “0” veya “1”den, yani “var” ile “yok”tan ibarettir.

Vernier hipergörmesi ise, bize gözün optik sistem olarak (geometrik optik denilen ile hesaplanan ve göz dibinde iki uyarılan retina hücresi arasında uyarılmayan bir hücre bulunmasına dayanan sistemde) aslında gözün görme kesinliğinin 10’ açı olması gerekirken, beyinde yapılan “eklemler” (transformasyonlar?) sonucu 0,5’ açıdır. (Halk arasında “kartal görme” de denilen 2.0 görme keskinliğine eşittir.)

Bu arada az anlaşılabilir bir durum daha… Klinik muayenelerde 1.0 görme keskinliği yeterli görülürken, ortalama insan görme keskinliğinin 1.4 olduğu saptanmıştı. Daha 2.0 görme keskinliğine yeni yeni alışırken, fark edildi ki, klinik olarak görme keskinliği 1.0 olan kişiler, güneş ışığına çıktıklarında görme keskinlikleri 3.0 hatta 4.0 olabiliyordu.

Bu realite sadece göz hekimleri için değil, fizyologlar için de geometrik optik v.s. ile bilimsel olarak açıklanamayan, sadece saptanan bir durum…

Ben görsel algı için naçizane kendi çapımda göz hekimleri arasında ve toplumda “Görme algısının yanılsamalardan oluştuğu ve herkeste farklı olabildiği” konusunda farkındalık yaratmaya çalıştım.

Ancak sunumlar sırasında çekilen dikkat, genelde günlük yaşam için etkisini kaybedip gidiyordu.

Renk algısı

Renk algısı ise benim çok eskiden beri üzerinde çalıştığım bir konu… Renk görme bozukluklarında filtre amaçlı renkli kontakt lens ve gözlük kullanımını konusunda sadece ülkemizde değil, dünyada da göz hekimi olarak ilk çalışmaları yapmış hekimlerden biriyim.

Bu çalışmalar sırasında önemli bilgiler öğrenip, farklı deneyimler kazandım. Az bilinen bazılarının paylaşmak isterim.

Görsel algı ve renk konusunda çalışan her bilim adamının hemen her konuşmasında belirttiği gibi: görsel algı ve renk algısı (gözde değil) beyinde oluşur.

“Normal” renk görme insanlar arasında % +/- 1 farklılık gösterir.

Renk görme bir insanın her iki gözü arasında farklılık gösterir. Renk görme bozukluğu olan bireylerde bu farklılık daha belirgindir.

#thedress

Sosyal medya üzerinden hızla yayılan bu fotoğrafı ve algılanmasını izlediyseniz, siz de artık tüm insanların renk algısının aynı olmadığını biliyorsunuz.

  1. Gerçek (!) #thedress hangisi?  Who knows… J

Kızının düğünü için giymeyi planladığı elbisenin fotoğrafını elektronik ortamda paylaşan bir anne ile başladı #thedress. Önce fotoğraf gönderilen kız annesinden, kızın müstakbel eşi ise evlenecek kızdan farklı gördü fotoğraftaki elbisede bulunan iki farklı rengi… Normal şartlarda sadece aile içinde kalabilecek bu durum, kızın bir arkadaşının fotoğrafı sosyal medyada #thedress hashtag’i ile paylaşması ile kısa sürede ve hızla tüm dünyaya yayıldı. Neden mi? Çünkü aynı ekranda aynı fotoğrafa bakan her insan renkleri farklı algılayabiliyordu. Daha doğrusu önemli bir kısmı “altın rengi-beyaz” veya “mavi-siyah” algılıyordu. Kimin nasıl algıladığını, algılayacağını da önceden anlamak olası değildi.

http://images.intouchweekly.com/uploads/posts/image/52649/the-dress-white-gold-blue-black.jpg?crop=top&fit=crop&h=800&w=1200

  1. Ortadaki orijinal #thedress fotoğrafı… Her iki yanda ise algılanan #thedress’ler…

Bir de fotoğraftaki elbisenin renklerini bu iki renk kombinasyonu dışında algılayanlar var ki… Kafaları daha fazla karıştırmamak için onları konu dışında tutalım.

Evet, bir de şöyle bir durum var. #thedress fotoğrafını aynı ekranda daha sonra, ya da farklı bir ekranda gördükleri zaman bu sefer karşı renkte algılayanlar ve –bu kısmı da önemli- bir daha ilk gördükleri gibi algılayamayanlar var.

#thedress’in Renk Algısı Bilincine Katkıları

Bu fotoğrafı çevresindekilerle birlikte izleyen hemen herkes, çevresinde renkleri (sadece iki farklı renk kombinasyonunda bile) kendisi gibi algılamayan bir yaklaşık  % 50 olduğunu fark etti. Farklı görenler renk körü değildi. Patolojik bir durum da yoktu. Her şey fizyolojik idi…

Böylece toplumda renk algının kişiye has olduğu ve herkeste farklı olabileceği konusunda –bir örnek temelinde- bilinç oluştu.

Bundan sonra genel olarak topluma başka yanılsamaları ve algılamaları aktarmak daha kolay olacak.

#thedress neden farklı kişiler tarafından farklı renklerde algılanıyor?

Bu konuda bilim dünyasından yeterli bir açıklama getirilemedi. Ancak bazı teoriler ortaya atıldı.

1.

Bugüne kadar konusunda PubMed’e sadece birkaç yayın girebilmiş olan “Tetrakromat”lık üzerine spekülasyonlar yapıldı. Genel bilgi: İnsanın trikromat olması üç farklı rengi algılayan fotoreseptör hücrelerine sahip olması anlamında kullanılıyor. Bu konuda çalışmış olanlar,  X kromozomuna bağlı bir özellik olarak daha çok kadınlarda (dünyada oldukça az sayıda kadında) dördüncü bir rengi algılayan bir fotoreseptör daha olduğunu düşünmekteler.

Renk bilimciler tetrakromat olanların kırmızıyı bildiğimiz kırmızıdan farklı bir dalga boyunda daha algılayan bir fotoreseptörleri daha olduğunu bildirmekteler. Ancak işin enteresan tarafı bu çalışmaların bugüne kadar ne oftalmoloji, ne de benim ulaştığım göz fizyolojisi ve genel fizyoloji kitaplarına girmemiş olması…

Bu arada bazı yengeç türlerinin 12 farklı fotoreseptöre sahip oldukları gösterilmiş. Yengeçlerin dünyası bizden çok daha renkli mi? J Yengeçler #thedress’i nasıl görürlerdi? J 

 #thedress açıklaması için bazı bilim adamları trikromat olanlar ile tetrakromat olanların farklı gördüklerini iddia ettiler. Ben hangisi olduğumu bilmiyorum. Bu teorinin doğru olup olmadığını durumu ancak trikromat ile tetrakromat durumları arasında gidip gelebilen teorik bir birey anlatabilir diye düşünüyorum.

2.

Diğer taraftan retinada her insanda var olan ipRGC (intrinsic photosensitive Retinal Ganglion Cells) hücrelerinin bu farktan sorumlu olabileceğini ileri süren bilim adamları da var. Bugüne kadar yapılmış çalışmalarda ipRGC hücrelerinin görmeye değil, ışığın yarattığı diğer fizyolojik etki ve değişiklikler için retinada olduğu belirtilmiş olduğuna göre, bu da bilimin şu andaki gelişme aşamasında uygun bir açıklama olarak gözükmüyor.

3.

İnsanların görme algısı konusunda önemli konuları (insanın görme alanında nereleri gördüğünde kendini görmüş hissettiği konusunda çalışmış…) 1967’deki çalışması ile vurgulamış olan Yarbus’un çalışmasındaki bilgiler ile görmenin çeşitli özelliklerinin retinanın nerelerinde oluştuğunu kombine edip (Fotoğraf Yüksek Lisans tezimde yapmış olduğum görme modellemem) , daha sonra fotoğraftaki çeşitli piksellerin RGB modunda renk değerlerini bulup, çevre kontrastı ile karşılaştırmak…

Bu yöntem ile neden insanların #thedress’i farklı gördüklerini açıklayamıyorum. Ama belli bir renk kombinasyonunda gören bazı bireylerin, renk algılarının sonradan neden değiştiğinin açıklanabileceğini düşünüyorum.

Bu açıklama bu blog’un boyutlarının dışına çıkar. Umarım bir gün bir sunumda, bu konularla ilgilenenler ile bu enteresan ve sıradışı bilgileri paylaşma olanağı doğar…

Biliyorsunuz (ya da bu vesile ile öğreniyorsunuz J ) 2015 senesi UNESCO tarafından “Işık Yılı” ilan edildi.

Dilerim Işık Yılı’nda bu naçizane birikimleri paylaşma şansımız olsun…

Etiketler:

Görme algısı

KOS TIBBI 25 YÜZYIL SONRA KNİDOS TIBBINA YENİK Mİ DÜŞÜYOR ?

Hilmi Or 12. Kasım 2014 22:07
325 "2008 yılından bir yaz��m... Konu ne yazık ki halen güncel...
KOS TIBBI 25 YÜZYIL SONRA KNİDOS TIBBINA YENİK Mİ DÜŞÜYOR ?"

 

Sevgili Meslektaşlarım ve Sevgili Hastalarımız,

Her hekimin yetiştiği bir okul, o okulun da öğrencilerine verdiği kendine has hastaya ve hastalıklara yaklaşım tarzı vardır. Biz buna bugün tıp ekolü diyoruz. Tıpta ekollerin kökeni antik çağlara kadar gider: Antik çağda farklı tıp okullarının da hastaya ve hastalıklara farklı yaklaşımları olabiliyordu.

Antik Yunan döneminde Asklepion denilen sağlık merkezleri, bugünkü anlamda sağlık okulları kurulmuştu.

M.Ö. 6. yüzyılda yıldız parlayan Knidos okulu hekimleri, daha çok özel hastalıkları ayırt ederek, hastalıkları ya da organları tedavi etmeye yönelmişlerdir.

M.Ö. 5. yüzyılda Kos adasında kurulan Asklepion’un ekolü ise hastanın bir bütün olarak ele alınmasını ön plana çıkarmaktaydı. Kos hekimleri genel patolojiye ağırlık vererek hastalıkları birkaç grup içinde toplamayı tercih etmişlerdi. Corpus Hipokratum’da da geçtiği gibi Kos hekimliği için prognoz (prognosis) önemlidir. Hastalığın seyrini önceden kestirebilme kabiliyeti olan prognoz, yapılacak tedaviyi ve –sadece hastalığa değil- hastaya yaklaşımı belirliyordu. M.Ö. 5. yüzyılda teşhis (diagnosis)  olanaklarının çok sınırlı olduğunu, örneğin ateşin Hipokrat tıbbında önemli bir kriter olmasına rağmen, nesnel olarak ateşi ölçecek aletlerin bile olmadığını hatırlamak gerekir. Knidos tıbbında ön planda olan tıbbi araştırma iken, Kos tıbbında önemli olan kıstas hastanın sağlığına kavuşmasıdır. Hastanın beklediği de budur.

M.Ö. 3. yüzyıla kadar hekimlikte henüz branşlaşma görülmemektedir. Konservatif tıp ve cerrahi aynı hekimler tarafından icra edilmekte idi.

Helenistik çağın sonlarında Philostratos tüm tıp alanının tek tip hekime bırakılamayacak kadar geniş olduğunu belirtir.  Travma, ateşli hastalıklar, göz hastalıkları ve cerrahi için ayrı uzmanlıklar olması gerektiğini vurgular.

Yüzyıllar ve binyıllar içinde hemen her konuda olduğu gibi tıp bilimi ve tıbbi teknoloji ilerlemeler sağlandı.

Günümüzde muayene, teşhis ve tedavi yöntemleri çok daha hızlı ve doğru teşhis konmasını sağlamaktadır. Tıbbi teknolojinin ilerlemesi daha önce yapılacağı hayal bile edilemeyen ameliyatların yapılabilmesini sağladı. Hassas ve detaylı uygulamalar, bilgi ve beceri gerektirdiği için önce tıbbi branşlaşma genişledi, yeni organ veya sistemleri içerdi. Sonra da bu branşlar içinde de alt branşlaşma başladı.

Hekimlikte eskiden de branşlar arasında hem bilimsel ekol farkı nedeniyle, hem de branşların öncelikleri nedeni ile tedavi ve hastaya cerrahi yaklaşım yönünde olan farklı fikirler olabilirdi.

Bugün alt branşlaşmanın hızla artması ve teknolojinin hızlı ilerlemesi nedeni ile bir hekimin kendi branşı dışındaki konularda güncel bilgi sahibi olması kolay değil… Artık birçok hekim diğer branşların bilgi ve teknoloji olarak hangi konumda olduğunu, nelerin yapılabilir olduğunu bilmiyor.

Hipokrat tarzı hekimlikte hasta hekime geldiğinde birçok branş ile ilgili bir hastalığı var ise veya aynı anda birkaç branş ile ilgili birkaç hastalığı var ise, ya ilk gittiği hekim ya da en ağır hastalığının olduğu branş hekimi hastayı üstlenir. Hastayı üstlenmenin anlamı şudur: hastayı üstlenen hekim farklı branş hekimlerinin önerilerini alır, hastaya bu önerileri aktarır ve hastanın kendisi için en olumlu olacak şekildeki tedavi kombinasyonu önerir. Farklı branşların önerileri içinde birbiri ile çelişen tedavi veya cerrahi girişimler var ise, her birinin avantaj ve dezavantajlarını hastaya anlatır.

Knidos tarzı hastalık temelli yaklaşım ileri branşlaşma döneminde yaşanırken, Kos tarzı hasta odaklı yaklaşımı uygulamak hekimin hastayı sahiplenmesi sayesinde halen mümkün olabilmektedir.

“Hastalık yok hasta vardır.” hem bu yaklaşımı, hem de iki kadim tıp okulundan Kos tıbbı yaklaşımının Knidos tıbbı yaklaşımına tercih edilmesi gerektiğini vurgular.

Tıp bir zanaattir. Aynı sanat gibi özerk ve bağımsız yapılması gereken bir meslektir. 1980’lerden itibaren nasıl sanat endüstriyel bir ürün haline getirildi ise, tıp da bir işletme/iktisat ürünü haline getiriliyor.

İşletme mantığı içinde de hekimlerin en kolay yönetilme şekli, hekimin hastayı sahiplenemeden, hastanın sadece branş hastalığı ile ilgili teşhis ve tedavisini yapabilmesidir. Böylece farklı branşlardaki hekimler bir hasta ile ilgili teşhislerini koyup tedavilerini yapmakta, ama hastayı sadece sistem (işletme) sahiplenmektedir. Böylece Knidos tıbbının Kos tıbbına tercih edilmesi işletmecilerin hekimleri yönetmesinde bir aracı yöntem olarak kullanılmaktadır.

Sağlık kurum ve kuruluşları artık birer iktisadi işletme haline gelmişler ve getirilmektedirler. Hekimlerin bu işletmeler içinde yönetici olarak kadroları bulunmamaktadır. Tüm hekimlerin hekim olmayanlar tarafından yönetildiği bir sisteme doğru gidilmektedir. Hekimler sadece kendileri de işletmeci tarzında düşünerek çalıştıkları ya da hastane ortağı oldukları sürece yönetim kadrolarına gelebilmektedirler.

Kos tıbbının insanın hastalıklarını değil kendisini ön planda tutan tarzı var olmaya devam edebilecek mi? Hastalar ve toplum Knidos tipi sadece hastalık odaklı bir tıbbı mı tercih ediyorlar/edecekler ? Buna toplum karar verecek.

Dilerim toplum hekimlerin hastalarına (yani kendilerine) Knidos değil Kos tarzı bakmalarını arzu eder tarzda karar versin… 

Op.Dr. Hilmi Or

Göz Hastalıkları Uzmanı

Etiketler:

eğitim

Görme Kuramları Tarihi

Hilmi Or 6. Eylül 2014 23:29

307 “Gören gözdür. Bu kadar basit… Bu konuya daha fazla eğilmeye neden gerek var ki…”

Böyle düşünen çok insan var dünyada…  Hatta bir zamanlar tüm insanlar öyle düşünüyordu.

Görme algılaması konusunda bilinen en eski kuram Eski Yunan döneminde ortaya konan emisyon (ekstramisyon) teorisi… Gözden çıkan ışınların objelerin üzerine düştüğü ve bu düşen ışınların algılamada rol oynadığı düşünülmekte idi. Yüzyıllar boyunca (1.500 yıl kadar) bu düşünce devam etti.

Ptelomei  optik ve binoküler görme üzerine, Galen ise göz anatomisi üzerine çalışmalar yapmışlardır. (O çağlarda henüz mikroskobun olmadığını, hücre ve bakterilerin 1900 yılı civarında tespit edildiğini anımsamakta yarar var.)

İ.S. 1.000 civarında bir Arap bilgini olan “Abu ‘Ali al-Hasan ibn al-Hasan ibn al-Haytham”, Batı dünyasının onu tanıdığı/tanıttığı şekli ile Alhazen ışık üzerine yaptığı çalışmalar ile farklı bir teori ortaya koydu. Önce Alhazen’i irdelemekte yarar var.  Batı dünyası Alhazen için bugün dünyanın bilinen ilk bilim adamı demektedir. Neden mi? Çünkü kuramlarını deneylere dayandırdı ve bu deneyler tekrarlanabilir idi. Optik konusunda bulduğu bir çok bilimsel gerçeği Kitap ül Manazır’da yayınlamıştır. Bu kitapta –bugün modern bilimin görme algılamasını insanlara göstermek için kullandığı- yanılsamaların klasik olan bazılarını sunmuş ve açıklamıştır. Hatta bugün ne olduğu tam anlaşılamayanları bile vardır.

Hemen bir parantez daha açalım. Neden görme algılamasını açıklamak için yanılsamalara ihtiyaç var? Çünkü görme algılaması sözlerle veya başka bir şekilde ifade edilebilir değil. Bu nedenle yanılsamalar kullanılarak deneysel ve tekrarlanabilir bir şekilde görsel algının nasıl olduğu diğer bireylere yaşatılabilmektedir.

Alhazen ekstramisyon yerine intramisyon teorisini oluşturmuş. Yani görmenin ilk defa göze düşen ışık ışınları ile oluştuğunu söyleyen bilim adamıdır.  Görme ile ilgili birçok şeyi tespit etmiş, ancak göze düşen görüntü retinaya sağ-sol ve alt-üst ters düştüğü için yaşamla uyumlu bulmamış. Görmenin, ışığın gözde odaklandığı nodal noktanın bulunduğu lens arka kapsülü üzerinde olduğunu belirtmiştir.  Bul muş oldukları içinde hatalı olan tek bulgu budur.

O yıllarda görme algılamasında beynin rolü henüz bilinmediği göz önüne alınmalıdır. Beyine giden görme sinirleri liflerinin ve görme yollarının beyinde sağ-sol ve yukarı-aşağı değiştiği ancak 18. yüzyılda Molyneux ve Berkeley tarafından gösterilmiştir. Görmenin retina üzerinden oluştuğu böylece yaşamla uyumlu bulunmuştur.

Görme algılaması için gözün devamlı hareket etmesinin gerektiğini Alhzen göstermiştir. Gözü kırpmadan ve hareket ettirmeden durunca beyin görüntüyü “silmektedir”. Görme algılaması için ayrıca dikkat, karşılaştırma (daha önce benzer veya farklı görme algılamasının olması) ve hafıza gerektiğini göstermiştir.

Von Helmholtz ise 19. yüzyılda gözün retina yapısının “mükemmel” seviyede olan görme algılaması için çok yetersiz olduğunu belirtmiştir.  Hepimizin algıladığı mükemmel görme algısı için beynin gözün algıladığına “bir şeyler” eklediğini belirtmiştir. Yapılan eklemeleri “istemsiz çıkarsamalar” olarak betimlemiştir.

Bugün ise görme algılaması çok daha detaylı olarak ele alınmaktadır. Öncelikle neuroscientist  ismi verilen sinirbilimciler görme algılamasını derinlemesine incelemektedirler. Psikolojiden elektronik mühendisliğine, robotikten göz hekimliğine kadar onlarca birçok bilim dalı ve meslek mensubu görme algılamasının bugüne kadar düşünülemeyen boyutlarını bile incelemektedirler. Görme algısı konusunda her sene -tıp literatürü içinde görülmeyen- binlerce yayın görme algısı hakkındaki yanılgıların düzeltilmesini ve bilindiği düşünülen boyutlarının yeninden gözden geçirilmesini, bazen de bilgilerin revize edilmesini sağlıyor.

Etiketler:

görme fizyolojisi

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre