Derin Bakış | Pınar Aydın O'dwyer | TEDxAnkaraCitadel

HalilAtes 28. Haziran 2016 21:20

Etiketler:

blog | Görme algısı | görme engelli ünlüler | görme fizyolojisi | konferaslar | ressamlar

12. EGS Kongresinin ardından: 2

HalilAtes 24. Haziran 2016 10:55

EGS kongresi üzerine ikinci yazımı son dönemin parlayan yıldızı University of London’dan istatistikçi David Crabb, MSc, PhD üzerine yazmayı planladım. Crabb istatistik ve bilgisayar bilgisi ile çalışma verilerini herkesin anlayabileceği görsel malzemeler haline getirmesiyle tanınıyor. İki yıldır kullanımda bulunan “Glaucoma in perspective” aplikasyonu, cep telefonlarınıza indirebileceğiniz bir glokom değerlendirme ve eğitim programı (telefonunuzun aplikasyon yükleme bölümünde “glaucoma in perspective” yazarak programı bulup yükleyebilirsiniz). Program aslında hasta eğitimi için tasarlanmış, ancak görme alanı çıktılarının gerçekte hasta tarafından nasıl algılandığını merak eden, öğrenmek isteyen meslektaşlar için de yararlı olacağını düşünüyorum, bu konunun ayrıntılarını daha önce yazmıştım, meraklısı şuradan okuyabilir. Yeri gelmişken bir de açık davet yapmak istiyorum; bu modülün finansör tedarikçisi Allergan, Türkiye Allergan modülün Türkçeleştirilmei işini üstlenirse veya buna izin verilmesine imkan sağlarsa hem hastalarımız hem de meslektaşlarımız için çok yararlı olacaktır.

Crabb’ın kongrede sunduğu ikinci konu ise progresyon üzerineydi. “Examining visual field loss in patients in glaucoma clinics during their predicted remaining lifetime.” başlıklı ilk çalışma ve bunu tamamlayıcı ardıl çalışmalarla  görme alanı progresyonu gösteren hastaların yüzdesi hesaplanmış. 25000 hastanın 12 yıllık takibi sonucu, hastaların %25’inde görme alanı progresyonu gözlenirken bunlardan sadece %4’ünde görme tehdit altına girmiş. Kuş yuvasına benzeyen aşağıdaki grafikte kırmızı renkle gösterilenler tehdit altındaki hastaları temsil ediyor. David Crabb, MSc, PhD

Çalışmanın sonuçlarından kişisel tedavinin ne kadar önemli olduğunu kavrayabiliyoruz. Klinikler kanıta dayalı tıp verileriyle hazırlanmış tedavi protokollerini temel alırken %4’lük çok kötü, çok hızlı progrese olabilecek bu hasta grubunu nasıl yakalayabileceklerini de kendi takip protokollerini oluşturarak bulmaya çalışmalıdırlar. Bu çalışmadan çıkarılacak ikinci ders de bir kısım hastanın lüzumsuz takip sıklığına ve/veya tedaviye maruz kaldığı gerçeğidir. Hastaların kötüleşme hızı ile yaşam beklentisi korele edildiğinde anlamlı bir tehdit yoksa o hastanın takip aralığını genişletmek kliniğin iş yükünü azaltması açısından yararlı olacaktır. Ayrıca hastaya lüzumsuz ilaç, cerrahi seçenekleri sunmayarak yaşam kalitesini de bozmamış oluruz.

Etiketler:

akış şemaları | eğitim | glokom progresyonu | görme alanı | Görme algısı | hastalar için | kongre haberleri

Alt yazıyı okuyorum; mutluyum!

HalilAtes 16. Kasım 2015 11:20

Glokoma bağlı fonksiyonel kayıpların hem bizim tarafımızdan hem de hasta tarafından algılanması başlangıçta oldukça zordur. Periferal görme alanı skotomlarının ilizyon ile beyin tarafından doldurulması, karanlık adampasyonunun uzaması, kamaşma, kontrast duyarlılıkta azalma ve dış ortamdaki hareket algılama güçlükleri hastalığın başlangıç aşamasında genellikle algılanamaz veya tanımlanamaz. Hasta bir gariplik olduğunu belki fark edebilir ancak bunu dile getirmekte zorlanır. Binoküler görüntü bindirmesi de patolojilerin erken dönemde fark edilmesini güçleştirici önemli faktörlerdendir.

Okuma güçlükleri de glokom hastasının karşılaşacağı fonksiyonel kayıp yansımalarıdır. Okuma hızının yavaşlaması, leksikal problemlerin eşlik ettiği cümlenin bir bütün olarak algılanması yerine kelime düzeyinde anlam bütünlüğü sağlama girişimi, satır atlama gibi okunan dilin yazım kuralları ve glokomun ciddiyetiyle değişen oranda güçlükler gelişebilmektedir.

Görme fonksiyonlarındaki tüm bu kayıplara günümüzde yaşam kalitesinin bozulması olarak adlandırmaktayız. Hastanın muallak tanımıyla uygun bir tanım olması sebebiyle ortaya atılmasından bu yana tüm çevrelerce benimsenmiştir.

Günlük hayatta hastanın yaşadığı fonksiyonel kayıpların ölçülmesi çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Test felsefesinin sübjektif temellere oturması ve/veya veri tabanı yetersizliği ile birlikte progresyon analizi yazılım eksiklikleri fonksiyonel testlerden yapısal testlere daha fazla önem vermemizi doğurmuştur. Yapısal ve fonksiyonel test değerlendirmelerinin longutidunel veya lineer tabanlı olması iki test metodunun birbiri ile örtüşmesini güçleştirmektedir. Buna karşın yapısal test sonuçları ile yaşam kalitesi arasında bir orantının olabileceği ileri sürülmüştür. Yıllık bazda binoküler  sinir lifinde her 1 mikron incelmenin The National Eye Institute 25-Item Visual Function Questionnaire (NEI VFQ-25) skorunda yıllık 1.1 ünit kayba yol açtığı bildirilmiştir. Bu oranın ne kadar gerçekçi olduğu tartışılmalıdır, çünkü glokom ile birlikte olabilecek, örneğin katarakt veya psödofaki gibi, hadiselerin görme foksiyon skorlarına etkisinin de mümkün olduğu unutulmamalıdır. Kişisel olarak böyle bir oranı çok fazla dikkate almadığımı, böyle bir oran ihtiyacı da hissetmediğimi belirtmeliyim. Bir çalışmanın eksikliklerini bulmak kolay da peki sen ne öneriyorsuna cevap vermek güç. Çözüm bulmak için sorunun ortaya çıkarılması gerekir. Sorun, hastanın yaşam kalitesini ortaya çıkaracak güvenli objektif bir testimiz yok. Çözüm, “o halde yapısal testlere başvuralım” şeklinde açıklayamayız. Belki şunu diyebiliriz; yapısal test sonuçlarını okurken fonksiyonel test sonuçlarını dikkate almalıyız. Tabi bu cümlenin yorum içereceği ve standardizasyonunun imkânsız olduğu açıktır. Yorumda bulunmak için de yorum yapacak kişinin eğitimi zaman ve para gerektirecektir.

Örneğin yapısal progresyon hızı artışı saptanan hastada kontrast duyarlılığın ölçülmesi ve progresyon hızının belirlenmesi için fonksiyonel testler yerine okuma hızının ve kavrama gücünün belirlenmesi belki bu testler ile elde edilecek verilerden daha değerli “gerçek hayat” verileri sunabilir. Ancak yukarıda belirttiğin “diğer faktörler” (yaşlının okuma hızı zaten azalacaktır) de değişimde sebep olabileceği akıldan uzak tutulmamalıdır.

 

Bütün bunları yazmamdaki amaç aslında şu; günlük pratiğimde şöyle bir yol izliyorum, yaşlı glokom hastasının meşgalesi kitap-gazete okumak veya televizyon seyretmektir. Hastaya daha yapısal testinizi yapmadan (adını koyalım OCT) okuma hızın azaldı mı, alt yazılı filmleri izliyor musun eskisi gibi sorularını sorun. “Televizyonda artık alt yazıları okuyamıyorum, hızla akıp gidiyor” diyorsa OCT verilerini daha radikal ve siyah gözlüğünüzle okuyun, “geçen seneye göre pek bir değişiklik yok” diyorsa pembe gözlüğünüzü kullanabilirsiniz.

Etiketler:

glokom progresyonu | glokomda yaşam stilleri | görme alanı | Görme algısı | görme fizyolojisi | hasta uyumu | oct

Jose Sramago; Körlük

Fatih Adıbelli 19. Ağustos 2015 23:31

GÖRME VE KÖRLÜKLE İLGİLİ BAŞYAPITLAR 1

JOSE SARAMAGO, KÖRLÜK.

Jose Saramago 1922 Portekiz doğumlu, 1998 Nobel Edebiyat ödülünün sahibi.Aykut Derman tarafından Türkçeleştirilmiş Körlük, “Bakabiliyorsan gör; görebiliyorsan gözle!” epigrafıyla başlıyor. Bu bana Mark Twain’in “Okumayan bir insanın okuma bilmeyene göre pek de bir avantajı yoktur” sözünü anımsattı.

 Trafik ışığında bekleyen tüm araçlar hareket eder ama bir araç yerinde durur, hareket etmez. Çünkü aracın sürücüsü kör olmuştur! Bir hırsız kör adamın evini bulmasına yardımcı olur ve daha sonra arabasını çalar ve bir müddet sonra hırsız da kör olur. İlk körü, karısı doktora götürür ve muayenehanedeki hastalar da birer birer kör olmaya başlarlar. Göz doktoru da akşam eve gittiğinde tam da hastasının dediği gibi bembeyaz bir körlük içinde bulur kendini. Olaya devlet el atar ve “körler”i karantinaya almak için boş bir “deliler hastanesine” yerleştirirler. Bir bakıma baştan savmak isterler ama körlerin temas ettiği kim varsa kör olmaktadır. Öyle ki göz doktorunun karısı hariç herkesin kör olduğu bir dünya çıkar okuyucunun karşısına. Körlüğün yayıldığı gibi hızla cinayetler, hırsızlıklar, tecavüzler de yayılır.

Nobelist Saramago, bir metafor ustası olarak gösterilir, "Körlük" halkın aniden kör olduğu “bir ülkenin” hikayesinden ziyade, her gün hepimizin “bembeyaz” körlüğümüzle, kendimize benzemeyen “ötekine” karşı nasıl insanlıktan çıkabildiğimizin romanıdır.

Kitaptaki aforizmik cümlelerden bazıları:

  • Erdem, herkesin artık bildiği gibi, yetkinliğe giden çetin yolda her zaman engellerle karşılaşır, günaha ve kötülüğe gelince, şans onları her zaman öylesine sever ve kollar ki.
  • Bir doktor tek başına birçok insana bedeldir.
  • Üzüntü ile sevinç su ile yağın tersine, birbirine karışabilir.
  • Korku insanı kör eder, dedi koyu renk gözlüklü genç kız, Haklısınız, gözlerimiz görmemeye başlamazdan önce bizler zaten kör olmuştuk, korku bizi kör etmişti, aynı korku yüzünden körlüğümüz sürüp gidecek.
  • Papaz giysisi giymekle papaz olunmadığı gibi, eline asa almakla da kral olunmaz. 

Körlük, Don McKellar tarafından senaryolaştırılıp sinemaya da uyarlanmış. 2008 yapımı filmin  yönetmeni Fernando Meirelles, en iyi senaryo dalında aday gösterilmiş. IMDb puanı 6,6 olan filmi henüz seyretmedim. 


Saramago körleşme, ile mücadeleye davet ediyor, buradan yola çıkarak Körlük’ ten sonra “Görmek” metaforu da devam romanının ismi oluyor.

Etiketler:

Görme algısı | edebiyat

Glokom tedavisinin temeli: Hasta eğitimi

HalilAtes 5. Mayıs 2015 10:22

Berlin’de yapılan Aurora toplantısının yarım günü hasta eğitiminin tedaviye katkısı üzerineydi. Hastalığı hakkında tam bir teorik bilgi sahibi olanların, tedaviye katılımının arttığı, doğru zamanda doğru kararların alınmasında hekime yardımcı oldukları gösterilmiş.  Bugün bu toplantı bağlamında hasta eğitimi üzerine duracağım;

Glokom hastasının hastalığını anlaması ve tedavisine uyması yoğun bir eğitim gerektiriyor. Bu eğitim neredeyse bir akademik eğitim kadar emek ve zaman gerektiriyor. Eğitimin doğru verilebilmesi de eğitmenin eğitim metotları üzerinde eğitilmesi ile mümkün olabiliyor. Örneğin her zaman yapıla hata; hastanın tedaviye uyumunu sağlamak için onu korkutarak tedavi bağlılığını artırmaya çalışmaktır. Hastaya ilacını kullanmazsa “kör olacağını” anlatmak bir süreç olarak doğru olsa da, sürecin erken zamanlarında hastanın bunu fark edememesi işleri zorlaştıracaktır.  Glokom ilerleyici bir optik nöropatidir, ilerleme, yani kötüleşme çoğu zaman hastanın bunu fark edemeyeceği kadar yavaş olmaktadır. Tedavisini aksatan hasta bu kötüleşmeyi fark edemeyeceği için doktoruna olan güvenini yitirebilir ve tedavi protokolünü aksatabilir. Hasta eğitiminde “körlük” ile korkutmak yerine bu sürecin nasıl gelişeceği hakkında detaylı bilgi vermek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Sıkça yapılan hatalardan biri de görme alanı tanımındaki periferden santrale uzanan görülemeyen siyah alanlar, hatta tübüler görme alanı tarifleridir. Bu tanım yanlışlığı görme alanındaki gri skaladaki siyah alanların görme alanında siyah kayıplar olarak algılanmasından ileri gelmektedir. Halbuki gri skala hastanın ne görüp görmediğini değil, yaş gruplarına göre o bölgedeki eşik değeri düşüklüğünün istatistiki analizini hekime sunmaktadır. Gri veya siyah görülen alanlar sklotom olduğunu bize anlatır, hastalar bu alanlardaki cisimleri göremezler, ancak o bölgeyi ortam fon renginin bir bulamacı olarak hayal ederler. Bu yanılma siyah alan kaybı mantığından da kötü bir yanılma olacaktır, çünkü hasta o bölgeyi görmediğinin farkına varmaz. Örneğin ağaçlıklı bir yolda ilerleyen görme alanı defektli hasta, ağaçların arasından çıkan bir yayayı yeşil bulamaçlı bir fon olarak, ağacın devamı gibi görecektir. Hastalara görülemeyen alanların siyah olduğunu anlatırsak, kendisini kontrol ettiğinde böyle bir görüntüyle karşılaşmayacak ve kaynağı belirsiz öz güvenle hastalığına aldırmadan günlük aktivitelerine devam etmeyi sürdürecek, hem tehlikelere maruz kalacak, hem de doktora ve tedaviye olan güveni azalacaktır.

Hastaların eğitimi onların tedavi edilmesi kadar kan bağı olan diğer kişilerin ve yakın çevresinin de korunması ve doktora belirli aralıklarla başvurması açısından önemlidir. Eğitilen hasta, toplum sağlığı için bizim yardımcımız olacaktır. Sık karşılaşıyorum, karşılaşıyorsunuzdur, glokom hastalarımın aile bireyleri hastamın durumunu bildikleri halde daha önce hiç glokom muayenesi olmamış, hastalıkları ilerlemiş olabiliyorlar. Bu durum teknik ve organizasyon eksikliğinin yarattığı önlenebilir kayıplara acıklı bir örnektir.

Bir doktorun glokom hastasına şu dört konuda kesin bilgi vermesi gereklidir;

  1. Genel glokom eğitimi ve şu andaki hastanın düzeyi
  2. Damla tedavisini nasıl uygulayacağı, damla aralıklarının kesin zamanlaması, ilaç kullanımı ile neyin hedeflendiği, uygulanan tedavi ile hastalığın geçmesinin beklenmeyip kötüleşme hızının yavaşlamasının hedeflendiği açıkça anlatılmalıdır.
  3. Araba kullanımı gibi kendisinin ve toplumun yaşamsal riskini artıran glokoma bağlı görme fonksiyonu kayıpları hakkında da bilgi verilmeli, orta ve ileri şiddetteki glokom hastalarında yaşam kısıtlamasına gidilmelidir. Muayenelerimize görme keskinliği ile başlarız. Bu test bizim için yapacağımız diğer glokom testleri ile mukayese ettiğimizde pek bir anlam ifade etmese de hasta için yaşam şeklinin belirlenmesi açısından çok büyük anlam ifade eder. Görme keskinliği glokom hastasında en son bozulan testlerdendir. Bu testte başarılı olan hasta, yaşam kısıtlamasına gitmeye gerek duymaz. Öz güvenle dolar. Projektörün yansıma alanını değiştirerek hastanın bu alanı bulmasında nasıl zorluk çektiğini fark etmesini sağlamak “bilinç” gelişimi için faydalı olabilir.
  4. Glokomun genetik geçişi yüksek hastalıklardan biri olduğunu vurgulamak, yakın akrabaların düzenli muayene olmasında bize yardım etmesinin gerektiğini söylemek gerekir. Muayenenin bir kez değil her yıl tekrarlanması gereğini de belirtmekte fayda vardır.

Glokom tedavisinde tedaviye bağlılık kadar tedavi merkezine bağlılık da önemlidir.  Genel kanı “glokom= göz tansiyonu”’dur. Bu yüzden hastalar göz tansiyonunu ölçtürmekle yetinirler. Bu muayenelerinin farklı merkezlerde yapılmasının getireceği sakıncaları öngöremezler. Günümüz glokom takip ve tedavi protokolleri progresyon oranları üzerine inşa edilmiştir. Progresyon oranını anlayabilmek için görme alanı ve OCT-RSL veya GHK analizlerinin hep aynı alet ile yapılması gerekir. Yani aynı merkezde tedavi ve takip devam ettirilmelidir. Hasta eğitiminde bu konunun da üzerinde durulması yararlı olacaktır.

Yazımı Skoda Fabia reklamı ile bitirmek istiyorum. Burada Skoda kullanılmış ama siz bunun yerine görmek istediğiniz başka bir ilgi odağını koyabilirsiniz. Sizin gibi tamamen normal bir insanda bile bu tür bir dikkat zaafı bulunuyorsa görme alanı, kontrast duyarlılık, renk görme ve hareket algılama defektleri olan bir hastada neler olabileceğini bir düşünün. Fark edemediklerinizi fark ettiniz mi? 

Etiketler:

eğitim | glokom progresyonu | Görme algısı | hasta uyumu | hastalar için | kongre haberleri | Risk faktörleri

#thedress ve Görsel Algıya Katkıları

Hilmi Or 5. Nisan 2015 01:28

#thedress ve Görsel Algıya Katkıları

Önce biraz görme algısını inceleyelim:

Görsel algı; retinadaki fotoreseptörlere ulaşan ışık uyarıları ile başlayan, ancak beyinde şekillenen bir süreçtir.

Fotoreseptör hücreleri görünür ışığın farklı dalga boylarına farklı derecelerde duyarlıdır. Dikkat ederseniz, fotoreseptör hücreleri tek bir dalga boyuna duyarlı değildir. Farklı dalga boylarına farklı derecelerde duyarlıdırlar. Ancak… Yine de beyine gönderdikleri sinyal “0” veya “1”den, yani “var” ile “yok”tan ibarettir.

Vernier hipergörmesi ise, bize gözün optik sistem olarak (geometrik optik denilen ile hesaplanan ve göz dibinde iki uyarılan retina hücresi arasında uyarılmayan bir hücre bulunmasına dayanan sistemde) aslında gözün görme kesinliğinin 10’ açı olması gerekirken, beyinde yapılan “eklemler” (transformasyonlar?) sonucu 0,5’ açıdır. (Halk arasında “kartal görme” de denilen 2.0 görme keskinliğine eşittir.)

Bu arada az anlaşılabilir bir durum daha… Klinik muayenelerde 1.0 görme keskinliği yeterli görülürken, ortalama insan görme keskinliğinin 1.4 olduğu saptanmıştı. Daha 2.0 görme keskinliğine yeni yeni alışırken, fark edildi ki, klinik olarak görme keskinliği 1.0 olan kişiler, güneş ışığına çıktıklarında görme keskinlikleri 3.0 hatta 4.0 olabiliyordu.

Bu realite sadece göz hekimleri için değil, fizyologlar için de geometrik optik v.s. ile bilimsel olarak açıklanamayan, sadece saptanan bir durum…

Ben görsel algı için naçizane kendi çapımda göz hekimleri arasında ve toplumda “Görme algısının yanılsamalardan oluştuğu ve herkeste farklı olabildiği” konusunda farkındalık yaratmaya çalıştım.

Ancak sunumlar sırasında çekilen dikkat, genelde günlük yaşam için etkisini kaybedip gidiyordu.

Renk algısı

Renk algısı ise benim çok eskiden beri üzerinde çalıştığım bir konu… Renk görme bozukluklarında filtre amaçlı renkli kontakt lens ve gözlük kullanımını konusunda sadece ülkemizde değil, dünyada da göz hekimi olarak ilk çalışmaları yapmış hekimlerden biriyim.

Bu çalışmalar sırasında önemli bilgiler öğrenip, farklı deneyimler kazandım. Az bilinen bazılarının paylaşmak isterim.

Görsel algı ve renk konusunda çalışan her bilim adamının hemen her konuşmasında belirttiği gibi: görsel algı ve renk algısı (gözde değil) beyinde oluşur.

“Normal” renk görme insanlar arasında % +/- 1 farklılık gösterir.

Renk görme bir insanın her iki gözü arasında farklılık gösterir. Renk görme bozukluğu olan bireylerde bu farklılık daha belirgindir.

#thedress

Sosyal medya üzerinden hızla yayılan bu fotoğrafı ve algılanmasını izlediyseniz, siz de artık tüm insanların renk algısının aynı olmadığını biliyorsunuz.

  1. Gerçek (!) #thedress hangisi?  Who knows… J

Kızının düğünü için giymeyi planladığı elbisenin fotoğrafını elektronik ortamda paylaşan bir anne ile başladı #thedress. Önce fotoğraf gönderilen kız annesinden, kızın müstakbel eşi ise evlenecek kızdan farklı gördü fotoğraftaki elbisede bulunan iki farklı rengi… Normal şartlarda sadece aile içinde kalabilecek bu durum, kızın bir arkadaşının fotoğrafı sosyal medyada #thedress hashtag’i ile paylaşması ile kısa sürede ve hızla tüm dünyaya yayıldı. Neden mi? Çünkü aynı ekranda aynı fotoğrafa bakan her insan renkleri farklı algılayabiliyordu. Daha doğrusu önemli bir kısmı “altın rengi-beyaz” veya “mavi-siyah” algılıyordu. Kimin nasıl algıladığını, algılayacağını da önceden anlamak olası değildi.

http://images.intouchweekly.com/uploads/posts/image/52649/the-dress-white-gold-blue-black.jpg?crop=top&fit=crop&h=800&w=1200

  1. Ortadaki orijinal #thedress fotoğrafı… Her iki yanda ise algılanan #thedress’ler…

Bir de fotoğraftaki elbisenin renklerini bu iki renk kombinasyonu dışında algılayanlar var ki… Kafaları daha fazla karıştırmamak için onları konu dışında tutalım.

Evet, bir de şöyle bir durum var. #thedress fotoğrafını aynı ekranda daha sonra, ya da farklı bir ekranda gördükleri zaman bu sefer karşı renkte algılayanlar ve –bu kısmı da önemli- bir daha ilk gördükleri gibi algılayamayanlar var.

#thedress’in Renk Algısı Bilincine Katkıları

Bu fotoğrafı çevresindekilerle birlikte izleyen hemen herkes, çevresinde renkleri (sadece iki farklı renk kombinasyonunda bile) kendisi gibi algılamayan bir yaklaşık  % 50 olduğunu fark etti. Farklı görenler renk körü değildi. Patolojik bir durum da yoktu. Her şey fizyolojik idi…

Böylece toplumda renk algının kişiye has olduğu ve herkeste farklı olabileceği konusunda –bir örnek temelinde- bilinç oluştu.

Bundan sonra genel olarak topluma başka yanılsamaları ve algılamaları aktarmak daha kolay olacak.

#thedress neden farklı kişiler tarafından farklı renklerde algılanıyor?

Bu konuda bilim dünyasından yeterli bir açıklama getirilemedi. Ancak bazı teoriler ortaya atıldı.

1.

Bugüne kadar konusunda PubMed’e sadece birkaç yayın girebilmiş olan “Tetrakromat”lık üzerine spekülasyonlar yapıldı. Genel bilgi: İnsanın trikromat olması üç farklı rengi algılayan fotoreseptör hücrelerine sahip olması anlamında kullanılıyor. Bu konuda çalışmış olanlar,  X kromozomuna bağlı bir özellik olarak daha çok kadınlarda (dünyada oldukça az sayıda kadında) dördüncü bir rengi algılayan bir fotoreseptör daha olduğunu düşünmekteler.

Renk bilimciler tetrakromat olanların kırmızıyı bildiğimiz kırmızıdan farklı bir dalga boyunda daha algılayan bir fotoreseptörleri daha olduğunu bildirmekteler. Ancak işin enteresan tarafı bu çalışmaların bugüne kadar ne oftalmoloji, ne de benim ulaştığım göz fizyolojisi ve genel fizyoloji kitaplarına girmemiş olması…

Bu arada bazı yengeç türlerinin 12 farklı fotoreseptöre sahip oldukları gösterilmiş. Yengeçlerin dünyası bizden çok daha renkli mi? J Yengeçler #thedress’i nasıl görürlerdi? J 

 #thedress açıklaması için bazı bilim adamları trikromat olanlar ile tetrakromat olanların farklı gördüklerini iddia ettiler. Ben hangisi olduğumu bilmiyorum. Bu teorinin doğru olup olmadığını durumu ancak trikromat ile tetrakromat durumları arasında gidip gelebilen teorik bir birey anlatabilir diye düşünüyorum.

2.

Diğer taraftan retinada her insanda var olan ipRGC (intrinsic photosensitive Retinal Ganglion Cells) hücrelerinin bu farktan sorumlu olabileceğini ileri süren bilim adamları da var. Bugüne kadar yapılmış çalışmalarda ipRGC hücrelerinin görmeye değil, ışığın yarattığı diğer fizyolojik etki ve değişiklikler için retinada olduğu belirtilmiş olduğuna göre, bu da bilimin şu andaki gelişme aşamasında uygun bir açıklama olarak gözükmüyor.

3.

İnsanların görme algısı konusunda önemli konuları (insanın görme alanında nereleri gördüğünde kendini görmüş hissettiği konusunda çalışmış…) 1967’deki çalışması ile vurgulamış olan Yarbus’un çalışmasındaki bilgiler ile görmenin çeşitli özelliklerinin retinanın nerelerinde oluştuğunu kombine edip (Fotoğraf Yüksek Lisans tezimde yapmış olduğum görme modellemem) , daha sonra fotoğraftaki çeşitli piksellerin RGB modunda renk değerlerini bulup, çevre kontrastı ile karşılaştırmak…

Bu yöntem ile neden insanların #thedress’i farklı gördüklerini açıklayamıyorum. Ama belli bir renk kombinasyonunda gören bazı bireylerin, renk algılarının sonradan neden değiştiğinin açıklanabileceğini düşünüyorum.

Bu açıklama bu blog’un boyutlarının dışına çıkar. Umarım bir gün bir sunumda, bu konularla ilgilenenler ile bu enteresan ve sıradışı bilgileri paylaşma olanağı doğar…

Biliyorsunuz (ya da bu vesile ile öğreniyorsunuz J ) 2015 senesi UNESCO tarafından “Işık Yılı” ilan edildi.

Dilerim Işık Yılı’nda bu naçizane birikimleri paylaşma şansımız olsun…

Etiketler:

Görme algısı

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre