Oküler yüzey hastalıkları ve glokom birlikteliği

HalilAtes 8. Şubat 2016 10:41

Oküler yüzey hastalıkları (OYH) ve glokom birlikteliği, glokom tedavisinden sorumlu hekimlerin görmezden gelemeyecekleri kompleks bir yapıdır. OYH’ı bulunan hastanın glokom tedavisinin organize edilmesi, glokom tedavisi sonucu OYH gelişmesi, OYH hastasının tedavi uyumsuzluğu ve OYH olan hastalardaki glokom cerrahisindeki başarısızlık konunun kapsamına girmektedir.

Glokom veya oküler hipertansiyona bağlı göz içi basınç (GİB) yüksekliği ile karşılaşıldığında ilaç, daha çok ilaç ve daha daha çok ilaç kullanımı ile özetlenebilecek tedavi protokolü acıktım, yemek, daha çok yemek ve daha  daha çok yemek yemeliyim gibi estet bakış açısından yoksun, kaba güdülerin hakim olduğu davranış modelinden farksızdır. Tedavi modellerinin kişiselleştirilmesi ve çeşitlendirilmesi, bu bağlamda önemlidir.

Bugün bu birlikteliğin sadece glokom ilacına bağlı OYH gelişme olasılığını inceleyen “Prevalence of ocular surface disease in glaucoma patients” başlıklı çalışma kapsamında ilerleyeceğiz; daha önce OYH tanısı almamış ve antiglokomatöz ilaç tedavisi altındaki 101 hastaya Schirmer testi, korneal ve konjunktival lissamine green boyanma, ve break-up time testleri yapılarak OYH varlığı araştırılmış.

60 (%59) hastanın en az bir gözünde kuru göz semptomları bulunmuş. Bunların %27’sinde semptomlar ilacı bırakma derecesinde şiddetliymiş. En az bir gözünde Schirmer testinde azalma olan hasta yüzdesi %61, ve bunların %35’inde ciddi sıvı azlığı saptanmış. Korneal ve konjunktival lissamine green testi pozitif olan hasta sayısı ise %22 bulunmuş, ancak bunların hiçbirinde şiddetli boyanma olmamış. Break-up time’ı bozulan hasta yüzdesi %78 ve bunların en az bir gözünde şiddetli gözyaşı kalite düşüklüğü %66 bulunmuş.

BAK içeren göz damlaları ile OYH arasında bu sonuçların ışığında anlamlı korelasyon bulunmuş. Sonuçlar hastaların kornea, konjonktiva ve gözyaşı sitolojisinin bozulduğunu açıkça gösteriyor.

Benzer çalışmalarla ayrıntılar da ortaya çıkmış; kadınların (%56.9) erkeklere oranla (%45.7) OYH yakalanma oranları daha fazla, ayrıca glokom tipleri arasında da şöyle bir OYH yakalanma oranı (PXS >PAAG>pigmenter glokom) saptanmış.

Damla sayısı ve sıklığı ile OHY gelişme oranı arasında da lineer bir ilişki saptanmış.

Ne yapacağız?; Mümkün olduğu kadar BAK içermeyen göz damlalarını kullanacağız. BAK’sız fix kombinasyonlara ağırlık vereceğiz. Açık açılı glokomlarda ilk veya ikinci tercih olarak kesinlikle SLT yapacağız.

 

Günümüz SGK Türkiye’sinde bunlar mümkün mü?; Hayır, bu yazının amacı da zaten bu, kamuoyu yaratarak vatandaşların sağlığını korumaya çalışmak.

Etiketler:

Fix kombinasyonlar | glokomda kornea | hasta uyumu | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Perforan yaralanmalardan sonra glokom görülme sıklığı

HalilAtes 29. Eylül 2015 11:15

Tatil dönemi bitti, glokom-net yazılarına kaldığımız yerden devam ediyoruz; bugün dikkatinizi çekmek istediğim ilk konu Eye dergisinin basım bekleyen yayınlar arasında sunduğu “Incidence and risk factors for traumatic intraocular pressure elevation and traumatic glaucoma after open-globe injury.” başlıklı çalışma.

515 göz ortalama 12.6±20.1 yıl izlenmiş ve 120 gözde gib yüksekliği saptanmış. Bunların %6.2’sinde (32 göz) glokom gelişmiş. 6 gözde (%1.2) glokom cerrahisine gerek duyulmuş.

Perforan göz yaralanmalarından sonra gelişen gib yüksekliği ile hastanın keratoplasti geçirmesi ve intraoküler hemoraji olması arasında bir ilişki bulunmuş.

Çalışma hasta sayısı ve takip aralığı açısından dikkate almamız gereken bir çalışma, Keratoplasti ve ioh’nin glokom riskini artırması yaralanmanın kötülüğü ile doğru orantılı olabilir bu yüzden bana pek anlamlı gelmedi.

Glokomun çıkış süreci ilk 6 ayda yoğunluk göstermiş (künt travmalı açı gerilemelerinde zaman daha geçtir).

Bu hastaların kornea yüzeyindeki düzensizlikler nedeni ile gib ölçümü dahil tüm glokom tanı kriterlerini yerine getirmek oldukça güçtür, bu yüzden korkak davranmak ve yüksek basınçta (tonopen, kornea düzensizliklerinde en iyi gib ölçüm tekniğidir) tıbbi tedaviye başlamak taraftarıyım.

 

Keratoplastinin glokom ile birlikteliğini şurada anlatmıştım, tekrar değinmeyeceğim, ancak perforan yaralanmalarda yara yeri sızdırmazlığını sağlamanın güç olduğunu, bu yüzden sıkı sütürasyon gerekebileceğini belirtmek isterim. Bu da açı distorsiyonlarına yol açacaktır, özellikle perforan kornea yaralanmalarından sonra yapılan penetran keratoplastilerde glokom yönünden sıkı takip gerekir.

Etiketler:

GİB ölçümü | glokomda kornea | keratoplasti | travmatoloji

Santral kornea kalınlığının glokoma etkisi

HalilAtes 23. Ocak 2015 11:20

Santral kornea kalınlığı değerlerine göre GİB sonuçlarının revize edildiğini sıklıkla görüyorum. Yanda gördüğünüz gibi çevrim tabloları da zaman zaman yayımlanıyor. Santral kornea kalınlığı ile GİB değeri arasında lineer bir ilişki yoktur. Applanasyon tonometrisi ölçümleri santral kornea kalınlığı, korneal histerezis, korneal viskozite, kollajen doku dağılımı ve göz yaşı nitelik ve niceliği gibi pek çok faktörden etkilenmektedir.

Santral korneanın ince olması, GİB ölçümünden bağımsız glokom için bir risk faktörüdür, tıpkı ailede glokom olması, travma geçirilmiş olması veya GİB’nın yüksek bulunması gibi.

Akılda tutulması gereken; ince kornea GİB değerlerini yalancı düşük, kalın korneanın ise yalancı yüksek bulmamıza neden olabileceğidir, ancak bu bir kural değildir ve formülize edilemez. Kornea ödemi, büllöz keratopati gibi durumlarda ise yalancı düşük değerler ölçme olasılığımızın olduğunu da unutmamalıyız.

Etiketler:

GİB ölçümü | glokomda kornea

Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç, 2014 yılını değerlendiriyor

HalilAtes 17. Aralık 2014 11:50

Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç


2014 yılında glokom yönünden bir çok bilimsel çalışmalar yapıldı ve bunlar içinde beni en çok etkileyen şunlar oldu;

Genetik

Genome-Wide Association Study” (GWAS) çalışmalarında normal populasyonda GAS7 ve TMCO1 genleri ile GİB artışı arasında önem uyumunun olduğu gözlemlenmiş. Benzer olarak aynı çalışma grubu; normal popülasyonda optik disk çukurluk artışı parametrelerinin glokomatöz yönde değişimi ile CDKN2BAS, SIX1SIX6 ve ATOH7 genleri arasında uyum saptanmışlar.

Bir başka önemli genetik araştırma grubu olan International Genetic Consorsium ise santral korneal kalınlık ve glokom ile uyumlu 16 lokus belirlemişler. Bu da gelecekteki glokom çalışmalarının kollajen ve extrasellüler matrix üzerine yoğunlaşacağını göstermekte.

İzlanda da GWAS çalışmasında primer açık açılı glokom ile CAV1/CAV2 intragenik lokasyon ile genetik bağlantı gösterilmiş. Yine GLAUGEN/NEIGHBOR çalışmalarında normotansif glokom grubu ile CDKN2BAS genleri arasında önemli uyum gösterilmiş. GWAS 5 farklı Asya ülkesinde normal popülasyon ve açı kapanması glokomlu olguların genetik analiz çalışmasında 3 ana lokus belirlemişler. Bunlar sırası ile PLEKHA7, COL11A1 ve 8. kromozomun uzun (q) kolunda PCMT1 ve ST18 arasındaki bir bölge de bulunuyor. Bunlardan PLEKHA7, bazı oküler dokularda parasellüer geçirgenliği regüle ederken, COL11A1 ise tip XI kollajenin 2 alfa zincirini kodlamakta ve bu gen ile Stickler sendomu arasındaki bağlantı daha önceki yıllarda da ortaya konulmuştu.

Trabeküler Dokuyu Hedef Alan İlaçlar

Günümüzde klasik glokom medikal tedavisi aköz hümör üretiminin baskılanmasına veya uveoskleral akımın arttırılmasına yöneliktir. Özellikle glokomun oluş mekanizmasında önemli rol oynayan trabeküler doku üzerine geliştirilen ilaçlar; bir çok ilaç firmasının ilgisini çekmektedir. Bu ilaçları 3 ana grupta değerlendirebiliriz.

1.     Marine Makrolitleri: Trabeküler ağ-iskelet-aktin mikroflaman yapısı üzerinde etkili . Bunlara en iyi örnek özellikle Prof Kaufman tarafından çalışılan lantrikülindir (Klinik çalışma kodu NCT00443924)..

2.     Protein Kinaz İnhibitörleri

3.     ROCK İnhibitörleri: Santen firmasi NTC00868894 klinik çalışma kodundaki ROCK inhibitörü ilacın Faz II çalışmasını tamamladığını bildirdi. Novartis firması da Y-39983 kodlu ROCK inhibitörü Faz II çalışmalarını sürdürüyor.

Önümüzdeki yıllar içinde bu ilaçları hastalarımıza uygulayacağız gibi görünüyor

 

İlaç Uygulama Tekniklerinde Gelişim

Klasik glokom tedavisinde ilaç uygulama şekli genellikle korneal penetrasyon şeklindedir. İstenen ilaç dozunun hedef dokuya ulaşamaması, kronik kullanıma bağlı oküler yüzey değişimleri ve hastaya bağlı uyumsuzluklar da günlük pratikte sıkça karşılaşılan problemler olarak biliyoruz. Nano partiküller 1-1,000 nm arasında  aktif ilacın sarıldığı, çevrelendiği veya adsorbe edildiği dendrimer (ağaç) yapıda nano boyutlardaki polimerlerdir. Bunlar; aktif maddeyi kimyasal ve enzimatik degradasyondan korur, hücre arası sıkı bağlantıları açarak ilaç geçişini arttırır ve hibrid dendrimer nanopartiküller; ile sarılan ilaçlar 7.8 kat daha yüksek ön kamara konsantrasyonu ve 35 gün süreli yavaş salınım ile ilaç uygulamalarında gelecekte bir çığır açabilecektir.

QLT firması ise (Klinik çalışma kodu NCT01481051) punktal tıkaç yolu ile uzun süreli latanoprost (Latanoprost Punctal Plug Delivery System) (L-PPDS) salınımı ile ilgili Faz !! çalışmalarını sürdürüyor.

 

Gen Transfer Tedavisi

Gen transfer tedavisinin amacı hastalıklı bölgedeki bozulmuş biyokimyasal yapı üzerinde değişimler oluşturarak hedef hücrenin yeniden programlanmasıdır. Mutasyona uğramış hastalıktan sorumlu gen direkt olarak sağlıklı gen kopyası ile değiştirilebilir, inaktive edilebilir, ortadan kaldırılabilir

Oküler gen tedavisinin ilk uygulama şekilleri genetik olarak modifiye edilmiş genlerin terapötik transgen şeklinde verilmesi idi. Günümüzde nanoteknolojik sistemler kullanılarak sadece tedavi edici DNA komponentlerinin nano partiküllere yerleştirilmesi ile non-viral gen uygulamaları gelecek için büyük umutlar vaat etmekte gibi görünüyor.

Hayvan modellerinde özellikle Brain-derived neurtrophic factor (BDNF) genlerinin retina gangliyon hücre yaşam sürelerini arttırdığı gösterildi. Adeno- associated viruslar (AAV) aracılığı ile yapılan Brain Derived-Neurotrhrophic Factor (BDNF) intravitreal uygulamalar ile hayvan deneylerinde başarılı sonuçlar elde edilmesi de benim bu yıl içinde çok ilgilendiğim haberlerden birisi oldu.

Bu tedavi yöntemleri genellikle intravitreal ve subretinal enjeksiyonlar şeklinde olmaktadır Tabi ki bu noktada subretinal veya intravitreal uygulama şekilleri göz için tehlikeli olabilmektedir. Bu yıl içinde Dr Zeynep Aktaş ve ark. tarafından uygulanan”kanaloplasti yolu ile gen transferi” sistemi gelecek açısından non-invaziv olarak gen transferinde emniyetli bir rol olarak karşımıza çıkabilir diye düşünüyorum.

Kök Hücre Tedavisi

Glokomda retinal hastalıklardan farklı olarak kök hücre tedavisinin retina ganliyon hücre aksonlarından başlayıp, beyinde lateral geniculate nükleusa kadar uzanması gerekmektedir. Bu da oldukça zor bir tedavi sistemini kapsamaktadır. Fakat; intravitreal olarak mezenşimal kök hücre uygulamasının optik sinir harabiyetini yavaşlattığı yine bu yıl beni en çok heyecanlandıran konulardan birisi oldu. Mezenşimal kök hücreleri otolog olarak kişinin kemik iliğinden üretilebilmekte ve yine bu hücreler; beyin kaynaklı nörotrofik faktörlere (BDNF) dönüştürülebilmektedir. Umarım bu Faz 1 çalışmaları ilerleyen zaman içinde daha ileri bir noktaya gelir.

Benim bu yıl içinde etkileyici olarak düşündüğüm çalışmalar bunlar. Umarım önümüzdeki yıllarda bu ön bilgiler klinik pratikte yerini bulur.

 

Prof Dr Ilgaz YALVAÇ

Etiketler:

glokomda kornea | ROCK | Yılsonu değerlendirmesi

11. EGS Kongresi

HalilAtes 25. Haziran 2014 11:55

EGS Kongresinde verilen kursların güncel sorunlara çare aramaya gelenleri tatmin ettiğini düşünüyorum. Genel paneller yerine, çok sayıda, farklı ortamda düzenlenecek kursların bireyselleşmiş merakları doyurmada daha etkili bir kongre kurgulaması sağlamaktadır. Bugün bahsedeceğim “Glaucoma in corneal transplant” kursu da bu bağlamda katılımcılara faydalı açılımlar kazandırdı.

Keratoplasti sayısı, hukuksal düzenlemeler ve organizasyonların etkinleştirilmesi sayesinde ülkemizde ve dünyada hızla artmıştır. Cerrahide bir kural vardır, ne kadar ameliyat yaparsan o nispette komplikasyon sayısı da artar. Keratoplastide de benzer gelişmeleri yaşıyoruz. Penetran Keratoplasti (PKP) sonrası hastada glokom gelişme olasılığı literatürde %9-60 arasında belirtilmiştir. Bu yüksek oran, aynı zamanda kornea nakli ameliyatı sonrası görme kaybının da en büyük bölümünden sorumludur. Bir organ-doku nakli için, fonksiyonel başarısızlığın en önemli nedeninin doku reddi değil, glokom oluşu dikkat çekicidir. Şüphesiz son derece geniş bir değişkenlik gösteren bu oran, içine ameliyattan sonra gelişen glokomları da, ameliyattan önce var olup, ancak ameliyattan sonra fark edilmiş olanları da almaktadır. Kornea göz içi basıncı ölçümünde temel yüzey olduğu için, bazı glokom olgularının ameliyat öncesinde göz içi basınç ölçümleri doğru yapılamadığı için atlandığı da düşünülebilinir. Ancak bu yüksek ve değişken oranın bir başka nedeni de cerrahi endikasyonların PKP sonrası glokom insidansı ile yakından ilişkili olmasıdır. Söz gelimi afaki ve psödofaki, mezodermal disgenezis, travma, herpes simpleks keratiti PKP sonrası glokom gelişimi açısından daha yüksek risk taşımaktadır. Oysa keratokonus, korneal stroma ya da endotel distrofilerinde uygulanan PKP sonrası glokom insidansı belirgin olarak daha düşüktür.

Bir kısmı geçici, bir kısmı ameliyatın erken dönemlerine özel, bir kısmı ise geç dönemlerde karşımıza çıkan çok sayıda nedenle kornea nakli sonrası glokom görülmektedir. Bu nedenleri sıralayacak olursak:

 

Açı distorsiyonu

a. Sıkı sütürasyon

b. Büyük yara dudağı

c. Büyük alıcı yatak boyu

d. Donör korneanın daha küçük olması

e. Artmış periferik kornea kalınlığı

Sütür teknikleri

Viskoelastik maddeler

Postoperatif inflamasyon

Hifema

Yara yeri sızdırması sonucu ön kamara sığlığı

Periferik anterior sineşi

Keratoplastinin katarakt operasyonu ile birlikte kombine yapılması

Malign glokom gelişimi

Afakik gözlerde PKP uygulanmasına sekonder mekanik açı kollapsı

Kortizon kullanımı

Kornea nakli ameliyatı öncesi glokom varlığı (bilinmeyen veya belirlenememiş)

Keratoplasti planlanan hastada GİB yüksekliği varsa ameliyat öncesi basıncın dengelenmiş olması gerekir, yüksek basınç kornea saydamlığını tehlikeye atacaktır.

 

PKP operasyonu esnasında glokom olasılığını düşürücü önlemleri şöyle sıralayabiliriz;

a. Donör korneanın alıcı yataktan küçük olmaması gerekir.

b. Açı darlığı yönünden ameliyat sırasında şüphe oluşursa, periferik iridektomi yapılmalıdır.

c. Periferik anterior sineşi mevcutsa açıda sineşiyoliz yapılmalıdır.

d. Ameliyat sonunda mutlaka viskoelastik maddeyi iyi temizlenmelidir.

e. Ön kamaranın kaybına neden olabilecek yara yeri sızdırmasının olmadığından emin olunmalıdır.

Yüksek GİB değerleri kornea endotelinde %10-33 oranında kaybına neden olur. Bu nedenle göz içi basıncının düşürülmesi, optik sinir hasarı yanında, greft saydamlığının devamı için de şarttır.

 

Endotel hasarlı gözlerde topikal karbonik anhidraz enzim inhibitörü ilaçların kullanılmaması tavsiye olunur. Beta blokörler yara yeri iyileşmesini geciktirebilir. Yukarıdaki iki maddeyi göz önünde bulundurarak tüm antiglokomatöz damlalar keratoplastili hastada kullanılabilir. Hiçbirinin mutlak kontrendike olduğu durum yoktur. Tıbbi tedaviden sonuç alınamazsa cerrahi tedaviye geçilmelidir. Preoperatif periferik anterior sineşinin boyutu (santrale uzanan kısmı) incelenmelidir. Geniş sineşili gözlerde trabekülektomi başarısız olacaktır, implant cerrahileri tercih edilmelidir. Ancak silikon orijinli implantlar kornea temasından bağımsız donör korneada %36 oranında greft reddine neden olur. Bu yüzden silikon materyel içermeyen metalik implantlara yönelmek yerinde bir seçenektir. İmplant cerrahisinden sonuç alınamayan olgularda siklodestrüktif cerrahiler önerilmelidir.

Etiketler:

cerrahi komplikasyonlar | cerrahi teknik | glokomda kornea | keratoplasti | kongre haberleri

DSEK açmazı

HalilAtes 21. Temmuz 2013 16:59

"Intraocular Pressure Measured With Goldmann, Noncontact, Schiøtz, and Dynamic Contour Tonometry After DSEK." başlıklı çalışma DSEK'in yaygınlaşması ile bizi bekleyen yeni sorunlara dikkat çekiyor. DSEK yapılan hastaların; primer hastalıkları, DSEK prosedürü ve kullanılan topikal kortizona bağlı glokom gelişme olasılığı yüksek olduğu öngörülebilir. Çalışma Nonkontakt ve aplanasyon tonometrilerinin basıncı düşük, Pascal tonometresinin yüksek, Schiotz tonometresinin ise çok değişken ölçtüğünü ortaya koymuş. Tam bir bilmece, Ben basınca bakmam Glokom değişkenlerine bakarım diyen okurlar için; bu hastalarda OD görüntüleme ve görme alanı işlemlerinin de standart kurgulamanın dışında olduğunu hatırlatalım. Herhalde tanı ve tedavi için "vahiy" gelmesini bekleyeceğiz.

Etiketler:

GİB ölçümü | glokomda kornea

Dua tabakasının glokom yönü

HalilAtes 26. Haziran 2013 00:22

Ophthalmology dergisinde Harminder S. Dua ve arkadaşlarının korneada yeni bir tabaka bulduklarını belirten çalışmasından sonra, kornea transplantasyonu ve kornea hastalıklarında yeni anlayışların ortaya çıkabileceği öngörüsünde bulunuldu.

Glokom açısından değişen birşey olur mu? Yapılmış bir çalışma veya yorum henüz yok, spekülasyonda bulunmak gerekirse; Dua tabakası bir glokomcu için de önemli olacak. Çünkü Dua tabakası, korneanın biomekaniğini yapılandıran bir katman olduğu ortaya çıkınca; göz içi basıncının ölçümünde yaşadığımız problemlerdeki değişkenlikler ve non-penetran glokom cerrahisinin önemli bir penceresi olan korneal alandan perkolasyon miktarının tayini ve/veya intraoperatif kornea perforasyonlarının olasılıkları üzerine çeşitli araştırmaların yapılması gerekliliği ortaya çıkmıştır.

Açılan her pencere yeni bir ufuk gözlememize yol açıyor, heyecan verici.

Etiketler:

GİB ölçümü | glokomda kornea

Endotel yetmezliklerinde topikal karbonik anhidraz inhibitörü vermeyelim

HalilAtes 8. Eylül 2012 11:55

Daha önce burada bu konuya değinmiştik, ancak her ay yayınlanan EGS tip bu ay bu konuya dikkat çektiği için tekrar vurgulamakta fayda var; Sağlıklı korneada topikal KAİ'lerinin (trusopt, azopt, cosopt, azarga) hiçbir olumsuz etkisi bulunmamasına rağmen, kornea guttata, endotel yetmezliği veya cerrahi travma sonrası endotel bozuklukları gibi olumsuzluklarda kornea kalınlığında artış ve foksiyon bozuklukları gözlenmiştir. Kornea endotel fonksiyon bozukluklarında bu molekülleri ve moleküllerin bulunduğu fiks kombinasyonları kullanmamaya özem gösterelim.

Etiketler:

glokomda kornea | ilaçlar

Keratoplasti sonrası basıncı nasıl ölçelim?

HalilAtes 18. Şubat 2012 14:24

Glokom-net'te keratoplasti glokomunun önemi vurgulamış, tedavi prosedürleri hakkında bilgi vermiştik. Peki basıncı nasıl ölçeceğiz konusu da bütün bu sofistike yaklaşımlar kadar önemli bir konudur. Genel oftalmologun en büyük ihtiyaç duyduğu konunun bu olduğunu düşünüyorum.

AJO V:153 (3) de yayınlanacak makalenin konusu farklı ölçüm aletleriyle güvenli GİB değerini bulmaya yönelik karşılaştırmalı bir çalışma. Goldmann Applanasyon tonometrisi, tonopen, pascal ve ORA kullanılarak yapılan çalışmada; GİB ölçüm değerleri arasında Applanasyon ve tonopen arasında anlamlı bir fark bulunmamış, pascal ve ORA değerleri applanasyona göre anlamlı derecede yüksek bulunmuş, santral kornea kalınlığı ile ölçüm teknikleri arasında bir korelasyon kurulamamış,sadece pascal ile yapılan ölçümlerde korneal astigmatizmayla GİB değerleri arasında bir korelasyon saptanmamış.

Sonuç olarak, genel yaklaşımda eğer applanasyon ile ölçüm yapmakta zorlanılıyorsa tonopen ve pascal değerlendirmek daha iyi bir yöntem olarak sunulabilinir. Yüksek astigmatizmalarda ise pascal'ın en güvenli metot olduğunu söyleyebiliriz.

Kişisel görüşüm ise şöyle; pascal ölçümleri oldukça deneyim gerektiriyor ve genelde bir miktar yüksek değerler ile karşılaşılabiliniyor, tecrğbesiz arkadaşlar için ideal ölçüm tekniğinin keratoplastide tonopen olduğunu söyleyebilirim.

Etiketler:

GİB ölçümü | glokomda kornea | keratoplasti

Corneal Biomechanical Properties of Patients With Pseudoexfoliation Syndrome

HalilAtes 6. Eylül 2011 09:40

Nursal Melda Yenerel ve arkadaşlarının yaptıkları çalışma Cornea dergisinin 30/9 sayısında yayımlandı. Çalışmada eksfoliasyonlu hastaların kornea histerezisinde ve rezistansında değişimler olabileceği kaydedildi. ORA ile yapılan bu analizlerin sonuçları oldukça dikkat çekici; eksfoliatif hastaların gerçek GİB değerlerinin belirlenmesi, refraktif cerrahiye yanıtlarının ve olası komlikasyonların öngörülebilirliği ve katarakt cerrahisinde yaşanabilecek olası korneal komplikasyonlar açısından çalışmanın ışık tutucu olduğunu düşünüyorum. Çalışmaya ilgi duyanlar için özeti aşağıda;

Purpose: To assess the corneal biomechanical properties of patients with pseudoexfoliation syndrome (PEX syndrome).

Methods: Fifty-two eyes of 52 patients (27 unilateral and 25 bilateral) and 42 eyes of 42 age-matched control subjects were enrolled in the study. Metrics of corneal biomechanical properties, including corneal hysteresis (CH) and corneal resistance factor (CRF), were measured with the ocular response analyzer (ORA). The ORA also determined the values of Goldmann-correlated intraocular pressure and corneal-compensated intraocular pressure. Central corneal thickness (CCT) was measured by the ORA integrated handheld ultrasonic pachymeter. The values recorded by the ORA were compared between eyes with PEX syndrome and those without PEX syndrome. Eyes with unilateral PEX syndrome and fellow eyes without PEX syndrome were also compared.

Results: The mean CH and CRF of all eyes with PEX syndrome were significantly lower than those of control eyes (P < 0.05). Neither corneal-compensated intraocular pressure nor Goldmann-correlated intraocular pressure showed a statistically significant difference in both the groups. Mean CCT values also did not show significant difference. Comparison of the unilateral eyes with PEX syndrome with the apparently normal fellow eyes revealed no significant difference between the mean CCT, mean CH, and mean CRF values (P > 0.05). However, the mean corneal-compensated intraocular pressure and Goldmann-correlated intraocular pressure were relatively higher in the PEX syndrome eye (P < 0.05). There was no significant difference between the mean CCT values of these groups (P > 0.05).

Conclusions: The CH and CRF decrease in both unilateral and bilateral PEX syndrome suggested that PEX syndrome has a weakening effect on corneal biomechanical properties. Moreover, in subjects with clinically unilateral PEX syndrome, these properties were closer to eyes with PEX syndrome than to normal control eyes.

Etiketler: ,

glokomda kornea | psödoeksfoliasyon

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre