Alt yazıyı okuyorum; mutluyum!

HalilAtes 16. Kasım 2015 11:20

Glokoma bağlı fonksiyonel kayıpların hem bizim tarafımızdan hem de hasta tarafından algılanması başlangıçta oldukça zordur. Periferal görme alanı skotomlarının ilizyon ile beyin tarafından doldurulması, karanlık adampasyonunun uzaması, kamaşma, kontrast duyarlılıkta azalma ve dış ortamdaki hareket algılama güçlükleri hastalığın başlangıç aşamasında genellikle algılanamaz veya tanımlanamaz. Hasta bir gariplik olduğunu belki fark edebilir ancak bunu dile getirmekte zorlanır. Binoküler görüntü bindirmesi de patolojilerin erken dönemde fark edilmesini güçleştirici önemli faktörlerdendir.

Okuma güçlükleri de glokom hastasının karşılaşacağı fonksiyonel kayıp yansımalarıdır. Okuma hızının yavaşlaması, leksikal problemlerin eşlik ettiği cümlenin bir bütün olarak algılanması yerine kelime düzeyinde anlam bütünlüğü sağlama girişimi, satır atlama gibi okunan dilin yazım kuralları ve glokomun ciddiyetiyle değişen oranda güçlükler gelişebilmektedir.

Görme fonksiyonlarındaki tüm bu kayıplara günümüzde yaşam kalitesinin bozulması olarak adlandırmaktayız. Hastanın muallak tanımıyla uygun bir tanım olması sebebiyle ortaya atılmasından bu yana tüm çevrelerce benimsenmiştir.

Günlük hayatta hastanın yaşadığı fonksiyonel kayıpların ölçülmesi çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Test felsefesinin sübjektif temellere oturması ve/veya veri tabanı yetersizliği ile birlikte progresyon analizi yazılım eksiklikleri fonksiyonel testlerden yapısal testlere daha fazla önem vermemizi doğurmuştur. Yapısal ve fonksiyonel test değerlendirmelerinin longutidunel veya lineer tabanlı olması iki test metodunun birbiri ile örtüşmesini güçleştirmektedir. Buna karşın yapısal test sonuçları ile yaşam kalitesi arasında bir orantının olabileceği ileri sürülmüştür. Yıllık bazda binoküler  sinir lifinde her 1 mikron incelmenin The National Eye Institute 25-Item Visual Function Questionnaire (NEI VFQ-25) skorunda yıllık 1.1 ünit kayba yol açtığı bildirilmiştir. Bu oranın ne kadar gerçekçi olduğu tartışılmalıdır, çünkü glokom ile birlikte olabilecek, örneğin katarakt veya psödofaki gibi, hadiselerin görme foksiyon skorlarına etkisinin de mümkün olduğu unutulmamalıdır. Kişisel olarak böyle bir oranı çok fazla dikkate almadığımı, böyle bir oran ihtiyacı da hissetmediğimi belirtmeliyim. Bir çalışmanın eksikliklerini bulmak kolay da peki sen ne öneriyorsuna cevap vermek güç. Çözüm bulmak için sorunun ortaya çıkarılması gerekir. Sorun, hastanın yaşam kalitesini ortaya çıkaracak güvenli objektif bir testimiz yok. Çözüm, “o halde yapısal testlere başvuralım” şeklinde açıklayamayız. Belki şunu diyebiliriz; yapısal test sonuçlarını okurken fonksiyonel test sonuçlarını dikkate almalıyız. Tabi bu cümlenin yorum içereceği ve standardizasyonunun imkânsız olduğu açıktır. Yorumda bulunmak için de yorum yapacak kişinin eğitimi zaman ve para gerektirecektir.

Örneğin yapısal progresyon hızı artışı saptanan hastada kontrast duyarlılığın ölçülmesi ve progresyon hızının belirlenmesi için fonksiyonel testler yerine okuma hızının ve kavrama gücünün belirlenmesi belki bu testler ile elde edilecek verilerden daha değerli “gerçek hayat” verileri sunabilir. Ancak yukarıda belirttiğin “diğer faktörler” (yaşlının okuma hızı zaten azalacaktır) de değişimde sebep olabileceği akıldan uzak tutulmamalıdır.

 

Bütün bunları yazmamdaki amaç aslında şu; günlük pratiğimde şöyle bir yol izliyorum, yaşlı glokom hastasının meşgalesi kitap-gazete okumak veya televizyon seyretmektir. Hastaya daha yapısal testinizi yapmadan (adını koyalım OCT) okuma hızın azaldı mı, alt yazılı filmleri izliyor musun eskisi gibi sorularını sorun. “Televizyonda artık alt yazıları okuyamıyorum, hızla akıp gidiyor” diyorsa OCT verilerini daha radikal ve siyah gözlüğünüzle okuyun, “geçen seneye göre pek bir değişiklik yok” diyorsa pembe gözlüğünüzü kullanabilirsiniz.

Etiketler:

glokom progresyonu | glokomda yaşam stilleri | görme alanı | Görme algısı | görme fizyolojisi | hasta uyumu | oct

Cinsel yaşam ve glokom

HalilAtes 9. Ekim 2015 12:37

Hastaların yaşam kalitelerinin korunması hastalıkların tedavisi kadar önemlidir. Hastalık veya kullanılan ilaçlar nedeniyle bir mağduriyet yaşanması psikolojik sorunlar yaratabilmektedir.

Glokom hastaları için de bu sorun geçerlidir. Hastalar glokom olduklarını öğrendiklerinde yaşamlarında bir kısıntıya gidip gitmeyeceklerini öğrenmek isterler. Muayene ortamının koşullarına uygun kafasındaki soruları sormaya çalışırlar. Yemek yemek, okumak, televizyon seyretmek, spor gibi her gün yaptıkları zorunlu veya zevk aldıkları uğraşlardan fedakarlık edip etmeyeceklerini bilmek isterler.

Türkiye gibi “ayıp” kavramının neredeyse tüm yaşamımızı kapsadığı toplumlarda sorulan sorularda genellikle otosansür uygulanmaktadır. Cinsel aktivitelerin yaşamın bir gerçeği olmaktan ziyade gizlice yapılması gereken, neredeyse bir suç olarak değerlendirildiği eylemler arasında yer aldığı düşünülmektedir. Bu bağlamda hastalıklar ile doğal cinsel yaşamımız arasında bağlantılar merak edilmez veya bu konuda soru sormaktan utanılır. Etkisi bilinmeyen eylem çoğu kez yapılmaz. Gereksiz kısıtlamalar da doğal hayatın seyrinde sapmalara yol açarak mutsuz ailelerin ve bireylerin oluşmasını sağlar.

Doktor, toplumun nabzını tutan kişidir. Hastaya hastalığı ile ilgili neler yapması veya yapmaması gerektiğini bütün yönleriyle söylemeliyiz. Özellikle cinsel davranışları ilgilendiren konuları merak ettiğini ancak utandığı için soramamış olabileceğini öngörmeliyiz.

Glokom ile cinsel aktivitelerimiz arasında doğrudan bir ilişki saptanamamıştır. Yani sevişmenin göz içi basıncını artırdığına ve glokomu kötüleştirdiğine dair yeterli kanıt bulunamamıştır.

Glokom tedavisinde kullanılan beta blokörler gibi bazı ilaçların libidoyu, bu bağlamda da cinsel birleşme isteğini, düşürücü etkilerinin olduğunu bildiren çalışmalar vardır. Bu konuda sorun yaşayanların doktoruyla konuşması, farklı antiglokomatöz ilaç gruplarına geçilmesini sağlaması önerilebilir.

Sildenafil citrate (viagra) kullanan hastaların bir kısmında glokom krizinin ve/veya optik sinir hasarının geliştiğine dair yayınlar vardır. Özellikle dar ve kapalı açılı glokomlu hastaların viagra kullanımında dikkat etmesi önerilebilinir, ancak bu uyarı viagra’nın glokomlu hastalarda kesinlikle kullanılmaması gerekir anlamı taşımadığını belirtmek isterim.

 

Sonuç şu, yaşam güzel, kanıtsız kuruntulara kapılmayalım, soru soralım, cevap verecek kadar bilgili olalım.

Etiketler:

glokomda yaşam stilleri | hastalar için | ilaçlar | Risk faktörleri

Glokom hastalarında karakter ve mizaç özellikleri

HalilAtes 7. Ekim 2015 09:32

BMC Ophthalmology dergisinde Harun Çakmak ve arkadaşlarının “The temperament and character personality profile of the glaucoma patient” başlıklı çalışması yayımlandı. Glokom hastalarının karakter ve mizaçları üzerine yapılan kontrollü çalışma birçok açıdan ilginç veriler sunuyor bizlere. Glokom hastalarında hem doğumsal hem de edinsel psikolojik patolojiler saptandığını bildiren çalışmada, bu birlikteliklerin hem glokomun fizyopatolojisinde bir kanıt olabileceği hem de hastanın tanı ve tedavi protokollerini belirlerken yol gösterici ayrıntılar sunabileceğini düşünüyorum.

Çalışmanın araştırmacılara yeni kapılar açacağı ortada, çünkü muayene ve bekleme odasının düzenlenmesinden, doktor giyimine, hastalığın anlatılma sürecinde seçeceğimiz kelimelerin dokusuna varıncaya kadar bir dizi dikkat gerektiren konunun önemine ışık tutuyor.

Takip ve tedavi protokolleri belirlenirken iki ayrı uç üzerine yoğunlaşılmaktadır; bunlardan birisi randomize çalışmalar ekseninde kümülatif hasta gruplarından alınan sonuçların analiziyle önerilenler (takip ve tedavi), diğeri ise kişiye özel takip ve tedavi protokolleri. Biz hastamızın protokolünü hazırlarken randomize çalışmalardan öğrendiklerimizi o hastanın gerçeklerine uydurmaya çalışırız. Bu çalışma iki ucun yakınlaştırılması açısından önem taşımaktadır. Grupların içindeki bireylerin psikolojik yapıları hakkında olası ipuçlarını barındırmaktadır.

Çalışmanın yazarlarından Sn. Vesile Altinyazar ve Sn. Tolga Kocatürk’ün Glokom-Net için hazırladıkları özeti aşağıda bilgilerinize sunuyorum.

 

Kişiliğin, iki temel bileşeni vardır; mizaç doğumla gelen kalıtımsal kişilik özelliklerimizi, karakterse sonradan edinilen çevrenin etkisiyle ve öğrenmeyle oluşan özelliklerimizi tanımlar. Mizaç özelliklerine; yenilik arayışı (novelty seeking), zarardan kaçınma (harm avoidance), ödül bağımlılığı (reward dependence), ve sebat etme (persistence) dahildir. Karakter özelliklerine ise; kendini yönetme (self-directedness), işbirliği yapma (cooperativeness), ve kendini aşma (self-transcendence) dahildir.

Zarardan kaçınma anksiyeteye genetik bir yatkınlık durumunu tanımlar, belirsiz bir korku, utangaçlık ve sosyal engellenmişlik, sorunlardan veya tehlikeden pasif kaçınma, çabuk yorulma ve hatta başka insanları endişelendirmeyen durumlarda sorun beklentisi içindeki karamsarlık kaygısı olarak gözlemlenmektedir. Glokom hastalarında sağlıklı bireylerden daha yüksek oranda zarardan kaçınma yani anksiyeteye yatkınlık, utangaçlık, sosyal engellenmişlik, başka insanları endişelendirmeyen durumlarda bile sorun beklentisi içindeki karamsarlık saptanmıştır.

Diğer bir genetik geçişli mizaç özelliği de ‘Yenilik Arayışı’dır ve keşfedici bir etkinlik olarak yenilik karşısında dürtüsellik, abartılı olarak ödüle yaklaşım ve engellenmekten kaçınma olarak gözlenmektedir. Çalışmamızda glokom hastalarında sağlıklı bireylerden daha düşük oranda yenilik arayışı bulunmuştur ve yenilik arayışı özellikleri düşük olan insanlar; yavaş mizaçlı, meraksız, soğukkanlı, tutumlu, çekingen, sabırlı ve düzenlidirler.

‘Sebat Etme’, zaman zaman olan zorlanmalara, bitkinlik ve engellenmelere karşın davranışın sürdürülmesindeki kalıtımsal bir yatkınlığı yansıtmaktadır. Sebat etme özelliği yüksek olanlar aşırı çalışırlar, azimlilik gösterirler ve yüksek başarı hırsları vardır. Düşük sebat etme özellikli bireyler ise tembel, hareketsiz, kararsız ve düzensizdirler. Nadiren daha yüksek başarı için çalışırlar ve kolaylıkla vazgeçme eğilimindedirler (Svrakic ve Cloninger 2007).  Çalışmamızda glokom hastalarında sebat etme özelliğini sağlıklı bireylerden daha düşük oranda saptadık.

‘Ödül Bağımlılığı’, davranışsal sürdürme sistemi ile ilişkilidir ve duygusallık, sosyal bağlanma, başkalarının onayına bağımlılık ile kendisini gösteren kalıtsal bir eğilimdir (Cloninger 1987, Cloninger ve ark. 1994). Ödül bağımlılığı yüksek olan bireyler merhametli, adanmış ve bağımlı kişilerdir ve sosyal ilişkilerde sevgisini kolayca belli ederler, başkaları için gerçekten endişelenirler. Çalışmamızda Ödül bağımlılığı yönünden hastalar ve sağlıklı bireyler arasında fark saptanmamıştır.

‘Kendini Yönetme’; kişinin kendi tercihleri konusunda sorumluluğunu kabul etmesi, bireysel açıdan anlamlı amaçların belirlenmesi ve sorunları çözmede beceri ve güvenin gelişimi ile kendini kabullenmeden oluşur. Kendini yöneten birey otonom bir bireydir, sorumludur, amaçları vardır, beceriklidir, kabul edicidir ve görev duygusu olan bir bireydir (Cloninger ve ark. 1993, Cloninger ve ark. 1994). Çalışmamızda Glokom hastalarında kendini yönetme özelliği sağlıklı bireylerden daha yüksek oranda saptanmıştır.

‘İşbirliği Yapma’; diğer insanları kabul etme ya da ayırmanın tanımlanmasındaki kişisel farklar ile formüle edilmektedir. Sosyal kabul, empati, yararlılık, sevecenlik ve erdemli-vicdanlı olmaktan oluşur. İşbirliği yapan insanlar hoşgörülü, empati yeteneği olan, yararlı, sevecen ve erdemlidirler (Cloninger ve ark. 1993). Çalışmamızda Glokom hastalarında işbirliği yapma özelliği sağlıklı bireylerle benzer oranda saptanmıştır.

‘Kendini Aşma’, bireyin yargılayıcı işlevlerindeki farklılıkları ölçmektedir. Kendi kendini aşma, insanların kendilerini bütünüyle evrenin bir parçası olarak algılamalarını göstermektedir. Kendini aşan bireyler adaletli, anlayışlı, dindar, sade ve alçak gönüllüdürler (Svrakic ve Cloninger 2007). Kendini aşma özelliğinin yüksek olması yaşlanmayla kaçınılmaz olarak ortaya çıkan acı ve ölümle yüzleşildiğinde avantaj sağlar (Cloninger ve ark. 1993). Çalışmamızda Glokom hastalarında kendini aşma özelliği sağlıklı bireylerden daha düşük oranda saptanmıştır.

KAYNAKLAR:

Cloninger CR, Svrakic DM, Przybeck TR. A psychobiological model of temperament and character. Archives of General Psychiatry 1993; 50: 975–990.

Cloninger CR. Temperament and personality. Curr Opinion Neurobiol 1994;4: 266-73.

Svrakic DM, Cloninger CR. Mizaç ve karakter özellikleri. Sadock BJ, Sadock VA (eds). Kaplan and sadock’s comprehensive textbook of psychiatry, 8.baskı, çev.ed: Aydın H,  Bozkurt A. Güneş kitabevi 2007 s: 2063-2104.

 

 

Etiketler:

glokomda yaşam stilleri | hastalar için

İki gözü de görmeyen hastaya yaklaşım

HalilAtes 8. Eylül 2011 08:43

Zaman zaman iki gözü de görmeyen, bugünkü tıbbi olanaklar ile görsel başarı elde edilmesi mümkün olmayan hastalar muayenehanemize gelmekteler. Genç doktor arkadaşları bu konu üzerinde durmaya davet ediyorum.

Hastanın size gelmesinin çeşitli nedenleri olabilir. Büyük bir olasılıkla bu hastalar sizden önce bir sürü başka doktora da gitmişlerdir.  Hastalıklarının ciddiyeti hakkında az-çok bilgi sahibidirler, ya yeni duydukları bir gazete haberi umut üretmiştir veya görsel bir beklentileri olmamasına rağmen, ağrı, batma, estetik görünüş gibi psikolojik ve sosyal sorunlarına cevap aramak üzere sizin yanınızdalardır.

Bu hastalara "size yapacak bir şey yok" diyerek savuşturmak mesleğimizin temel ilkeleri ile bağdaşmaz. Amacımız hastaya görsel kazanımlar sağlamak olduğu kadar, onun sosyal bir birey olarak mutlu, en azından toplumla kaynaşmış normal bir insan olarak yaşamını sürdürmesi ve yaşam konforunu ulaşabileceği en üst düzeye getirmesini  sağlamak da olmalıdır.

Hastalığından dolayı oluşan ağrı, batma, sulanma gibi işine yoğunlaşmasını güçleştirici yakınmalarını ortadan kaldırmalıyız. Bu hastalar kendileri görmese bile, sosyal çevrede kendilerinin görüldüklerinin farkındadırlar ve bu yüzden estetik kaygıları olabilir, sorunu minimalize edecek formüller üretmek zorundayız.

Diğer bir konu da sosyal entegrasyonu sağlayıcı kurumlar ve iş kolları hakkında hastanın aydınlatılmasıdır. Görme keskinliğinin getirebileceği tehlikeler ve bunların çözüm yollarının bilgisi de hastaya ve yakınlarına verilmelidir.

Son olarak genetik bilgilendirme de mutlak verilmesi gereken hasta eğitim sürecinin önemli bir parçasınıdır. Geçiş gösterme olasılığı olan göz hastalıklarında evlilik, evlendiği kişinin göz sağlığı ve  doğum planlanması ve pregestasyonel tetkikler hakkında da aydınlatma gerekir.

Etiketler:

akış şemaları | görme engelli ünlüler | glokomda yaşam stilleri

15: Glokom ve risk faktörlerini etkileyen yaşam stilleri ve gıdalar

HalilAtes 20. Haziran 2011 12:08

Göz içi basıncını yükselten aktiviteler

 

ü      Nefesli çalgıların çalınması:  Kısa sürede basıncı iki katına çıkarırlar

ü      Kahve: Bir fincan kahve içimiyle 90 dakikada göz içi basıncı 1-4 mmHg yükselir.

ü      Yoga: Bazı pozisyonlarda basınç yükselir, ancak normal pozisyon alındığında tekrar eski haline döner.

ü      Kravat: Sıkı bağlanmış kravat basıncı 2 mmHg yükseltebilir.

ü      Ağır yük kaldırma: Basınç ortalama %22 (4 mmHg kadar) artar.

 

Göz içi basıncını düşüren aktiviteler

ü      Egzersiz: Basınç ortalama 4-5 mmHg düşer

ü      Alkol alımı: Bu konuda çalışmalar çelişkili, şöyle diyebiliriz; alkol alımından hemen sonra düşer, sonra yükselir.

 

Sigara: Sigaranın göz içi basıncını değiştirdiğine yönelik bir kanıt bulunamamıştır. Ancak optik sinire gelen kan miktarını azaltarak, glokom hastasının progresyonunu hızlandırdığı düşünülmektedir. Bunun yanı sıra sigaranın, yaşa bağlı makula dejeneresansı ve katarakt üzerine olumsuz etkilerinin varlığı kanıtlanmıştır.

 

Menopoz: Menopoz ile glokom arasındaki ilişki tartışmalıdır. Östrojenin retina ganglion hücrelerinin apoptosise uğramasını engelleyici bir koruyuculuğu vardır. Bu da menopoz sonrası östrojen azlığı çeken kadınlarda glokom olasılığının artacağını düşündürmektedir, ancak istatistikî veriler bunu kanıtlamamıştır. Menopozlu kadınlara verilen postmenopozal hormonların göz içi basıncını düşürdüğü ve optik sinire gelen kan akımını artırdığı ise kanıtlanmıştır.

 

Antioksidan alımı: Antioksidan alımının glokomu önlemede ve progresyonunu yavaşlatmada etkin olduğuna dair az sayıda yayın vardır.

 

Yağ asitlerinin alımı: Yağ asitleri, göz içi basıncının düşmesinde etkin rol oynayan prostaglandin F2 alfa’nın prekürsörü olan araşidonik asit yapımında önemli görevleri olan endojen oftalmik enzimlerdendir. Ancak diyet ile yağ asitlerinin alımının glokom riskini azlttığına dair destekleyici kanıt içeren yayın azdır.

Vücut kitle indeksi: Vücut kitle indeksi, vücut ağırlığının vücut alanına bölünmesiyle elde edilir. Yüksekliğinde; diyabet, hipertansiyon, kalp hastalıkları, katarakt ve yaşa bağlı makula dejeneresansı arasında doğru ilişki bulunmuştur.

Vücut kitle indeksi ile göz içi basıncı arasında doğru orantı olduğunu gösteren çalışmalar çoğunluktadır.

Etiketler: ,

hastalar için | Risk faktörleri | glokomda yaşam stilleri

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre