Bebeklere göz damlasını nasıl damlat malıyız?

HalilAtes 16. Şubat 2016 13:05

Bebek ve çocuklarda göz damlalarının tatbiki zor olmaktadır. Tüm tıbbi tedaviler ve muayeneler çocuklar tarafından bir travma olarak algılanmaktadır, bu yüzden hem onların psikolojilerini en az rahatsız eden uygulama yöntemlerini benimsememiz  hem de damlayı başarıyla damlatmamız gerekir. Anne ve babaların bu konuda eğitilmesi görevlerimiz arasındadır.

Aşağıdaki iki videoda işlemin nasıl yapılacağı gösterilmektedir, burada dikkat edilecek hususları kısaca belirtmekle yetineceğim; çocuğun diğer hastalıkları ile çatışmayan veya diğer ilaçlarıyla çakışmayan moleküllerin seçimi önemli bir konudur. Ayrıca mümkün olduğu kadar damla sayısını azaltacak fiks kombinasyonlar gibi seçenekleri öne almamız gerekir. Prezervan içermeyen damlalara da ağırlık vermeliyiz, uzun kullanımda yaratacağı problemleri daha önce yazmıştık.

 

Burada dikkatinizi çekmem gereken bir husus var; Damlalıklar şişe formalarındayken uç kısımları pürüzsüz ve tornalanmıştır, yani damlalık göze deyse bile çizmemektedir. Buna karşın tek kullanımlık formalarda kapak ile gövde arasındaki plastik bileşke kullanımdan önce koparılmakta ve pürüzlü bir uç elde edilmektedir. Pürüzlü damlalık ucu göz ile temas ettirilirse korneayı çizer. Çocuklarda bu konu çok önemlidir, çünkü damlalama esnasında kontrolsüz hareketler ile karşılaşılabilmektedir. Bu yüzden bebeklerde ve çocuklarda damla, kapakların içi yerine, kapaklar ile burun kökü arasındaki boşluğa damlatılıp, orada bir büyük damla stoku oluşturulduktan sonra göze girmesi sağlanmalıdır.

Etiketler:

eğitim | hasta uyumu | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom | pediatrik glokom

Oküler yüzey hastalıkları ve glokom birlikteliği

HalilAtes 8. Şubat 2016 10:41

Oküler yüzey hastalıkları (OYH) ve glokom birlikteliği, glokom tedavisinden sorumlu hekimlerin görmezden gelemeyecekleri kompleks bir yapıdır. OYH’ı bulunan hastanın glokom tedavisinin organize edilmesi, glokom tedavisi sonucu OYH gelişmesi, OYH hastasının tedavi uyumsuzluğu ve OYH olan hastalardaki glokom cerrahisindeki başarısızlık konunun kapsamına girmektedir.

Glokom veya oküler hipertansiyona bağlı göz içi basınç (GİB) yüksekliği ile karşılaşıldığında ilaç, daha çok ilaç ve daha daha çok ilaç kullanımı ile özetlenebilecek tedavi protokolü acıktım, yemek, daha çok yemek ve daha  daha çok yemek yemeliyim gibi estet bakış açısından yoksun, kaba güdülerin hakim olduğu davranış modelinden farksızdır. Tedavi modellerinin kişiselleştirilmesi ve çeşitlendirilmesi, bu bağlamda önemlidir.

Bugün bu birlikteliğin sadece glokom ilacına bağlı OYH gelişme olasılığını inceleyen “Prevalence of ocular surface disease in glaucoma patients” başlıklı çalışma kapsamında ilerleyeceğiz; daha önce OYH tanısı almamış ve antiglokomatöz ilaç tedavisi altındaki 101 hastaya Schirmer testi, korneal ve konjunktival lissamine green boyanma, ve break-up time testleri yapılarak OYH varlığı araştırılmış.

60 (%59) hastanın en az bir gözünde kuru göz semptomları bulunmuş. Bunların %27’sinde semptomlar ilacı bırakma derecesinde şiddetliymiş. En az bir gözünde Schirmer testinde azalma olan hasta yüzdesi %61, ve bunların %35’inde ciddi sıvı azlığı saptanmış. Korneal ve konjunktival lissamine green testi pozitif olan hasta sayısı ise %22 bulunmuş, ancak bunların hiçbirinde şiddetli boyanma olmamış. Break-up time’ı bozulan hasta yüzdesi %78 ve bunların en az bir gözünde şiddetli gözyaşı kalite düşüklüğü %66 bulunmuş.

BAK içeren göz damlaları ile OYH arasında bu sonuçların ışığında anlamlı korelasyon bulunmuş. Sonuçlar hastaların kornea, konjonktiva ve gözyaşı sitolojisinin bozulduğunu açıkça gösteriyor.

Benzer çalışmalarla ayrıntılar da ortaya çıkmış; kadınların (%56.9) erkeklere oranla (%45.7) OYH yakalanma oranları daha fazla, ayrıca glokom tipleri arasında da şöyle bir OYH yakalanma oranı (PXS >PAAG>pigmenter glokom) saptanmış.

Damla sayısı ve sıklığı ile OHY gelişme oranı arasında da lineer bir ilişki saptanmış.

Ne yapacağız?; Mümkün olduğu kadar BAK içermeyen göz damlalarını kullanacağız. BAK’sız fix kombinasyonlara ağırlık vereceğiz. Açık açılı glokomlarda ilk veya ikinci tercih olarak kesinlikle SLT yapacağız.

 

Günümüz SGK Türkiye’sinde bunlar mümkün mü?; Hayır, bu yazının amacı da zaten bu, kamuoyu yaratarak vatandaşların sağlığını korumaya çalışmak.

Etiketler:

Fix kombinasyonlar | glokomda kornea | hasta uyumu | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Topikal tedaviyi çeşitlendiriyoruz

HalilAtes 10. Aralık 2015 10:34

Foto: Ivan Goldberg, ForSight VISION5

Bu hafta topikal tamlalar yerine geçebilecek farklı ilaç kullanım yolları üzerine gelişmeleri yazıyorum. Şimdi de bir Zihni Sinir Projesi ile karşınızdayım; topikal bimatoprost oküler insertin alt fornikse yerleştirilmesi ile 6 aylık etkinlik sağladığı belirtilmiş.

Bimatoprost vericisinin fornikse tatbiki sonrası az sayıda hastada konfor problemleri yaşanmış olmasına karşın bu oranın kabul edilebilir oranlarda olduğu belirtilmiş. Benim okuduğum iki çalışma timolol ile GİB düzeylerini karşılaştırılması üzerineydi. Her iki çalışma da iki grup arasında istatistiki anlamlı bir basınç farkı bulmadıkları yönündeydi. Hastaların damla damlatmamaları tedaviye uyum oranını artırıcı bir avantaj. Çalışmaların histolojik inceleme ayağı bulunmadığı için konjonktiva sitelojisini etkileyip etkilemediklerini bilmiyorum. Zaten implantın halen Faz 2 düzeyinde araştırma konusu olduğu belirtiliyor.

Vericiyi oluşturan materyal 26 mm boyunda yumuşak polimer bimatoprost matriksi tabiatında. Halka şeklinde hafızası olan verici doktor tarafından  farnikse sıkıştırılarak implante ediliyor.

Tedaviye uyumu bir sorun olmaktan çıkaracağını umduğum bu implantın daha da geliştirileceği, farklı molekülleri de ihtiva edebileceği kolayca hayal edilebilir. Bu örnekte de görüldüğü gibi artık doktorun işi sadece reçete yazıp hastayı yalnız bırakmak değil (reçete yazılan hastaların %16’sı eczaneye gitmez)  onun tedaviyi uygulayıp uygulamadığını da kontrol etmek ve bu amaçla yeni formüller geliştirmektir.

 

Yukarıda bahsi geçen çalışmalardan biri olan Ivan Goldberg’in çalışmasına şuradan ulaşabilirsiniz.

Etiketler:

hasta uyumu | hipotansif yağlar | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Alt yazıyı okuyorum; mutluyum!

HalilAtes 16. Kasım 2015 11:20

Glokoma bağlı fonksiyonel kayıpların hem bizim tarafımızdan hem de hasta tarafından algılanması başlangıçta oldukça zordur. Periferal görme alanı skotomlarının ilizyon ile beyin tarafından doldurulması, karanlık adampasyonunun uzaması, kamaşma, kontrast duyarlılıkta azalma ve dış ortamdaki hareket algılama güçlükleri hastalığın başlangıç aşamasında genellikle algılanamaz veya tanımlanamaz. Hasta bir gariplik olduğunu belki fark edebilir ancak bunu dile getirmekte zorlanır. Binoküler görüntü bindirmesi de patolojilerin erken dönemde fark edilmesini güçleştirici önemli faktörlerdendir.

Okuma güçlükleri de glokom hastasının karşılaşacağı fonksiyonel kayıp yansımalarıdır. Okuma hızının yavaşlaması, leksikal problemlerin eşlik ettiği cümlenin bir bütün olarak algılanması yerine kelime düzeyinde anlam bütünlüğü sağlama girişimi, satır atlama gibi okunan dilin yazım kuralları ve glokomun ciddiyetiyle değişen oranda güçlükler gelişebilmektedir.

Görme fonksiyonlarındaki tüm bu kayıplara günümüzde yaşam kalitesinin bozulması olarak adlandırmaktayız. Hastanın muallak tanımıyla uygun bir tanım olması sebebiyle ortaya atılmasından bu yana tüm çevrelerce benimsenmiştir.

Günlük hayatta hastanın yaşadığı fonksiyonel kayıpların ölçülmesi çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Test felsefesinin sübjektif temellere oturması ve/veya veri tabanı yetersizliği ile birlikte progresyon analizi yazılım eksiklikleri fonksiyonel testlerden yapısal testlere daha fazla önem vermemizi doğurmuştur. Yapısal ve fonksiyonel test değerlendirmelerinin longutidunel veya lineer tabanlı olması iki test metodunun birbiri ile örtüşmesini güçleştirmektedir. Buna karşın yapısal test sonuçları ile yaşam kalitesi arasında bir orantının olabileceği ileri sürülmüştür. Yıllık bazda binoküler  sinir lifinde her 1 mikron incelmenin The National Eye Institute 25-Item Visual Function Questionnaire (NEI VFQ-25) skorunda yıllık 1.1 ünit kayba yol açtığı bildirilmiştir. Bu oranın ne kadar gerçekçi olduğu tartışılmalıdır, çünkü glokom ile birlikte olabilecek, örneğin katarakt veya psödofaki gibi, hadiselerin görme foksiyon skorlarına etkisinin de mümkün olduğu unutulmamalıdır. Kişisel olarak böyle bir oranı çok fazla dikkate almadığımı, böyle bir oran ihtiyacı da hissetmediğimi belirtmeliyim. Bir çalışmanın eksikliklerini bulmak kolay da peki sen ne öneriyorsuna cevap vermek güç. Çözüm bulmak için sorunun ortaya çıkarılması gerekir. Sorun, hastanın yaşam kalitesini ortaya çıkaracak güvenli objektif bir testimiz yok. Çözüm, “o halde yapısal testlere başvuralım” şeklinde açıklayamayız. Belki şunu diyebiliriz; yapısal test sonuçlarını okurken fonksiyonel test sonuçlarını dikkate almalıyız. Tabi bu cümlenin yorum içereceği ve standardizasyonunun imkânsız olduğu açıktır. Yorumda bulunmak için de yorum yapacak kişinin eğitimi zaman ve para gerektirecektir.

Örneğin yapısal progresyon hızı artışı saptanan hastada kontrast duyarlılığın ölçülmesi ve progresyon hızının belirlenmesi için fonksiyonel testler yerine okuma hızının ve kavrama gücünün belirlenmesi belki bu testler ile elde edilecek verilerden daha değerli “gerçek hayat” verileri sunabilir. Ancak yukarıda belirttiğin “diğer faktörler” (yaşlının okuma hızı zaten azalacaktır) de değişimde sebep olabileceği akıldan uzak tutulmamalıdır.

 

Bütün bunları yazmamdaki amaç aslında şu; günlük pratiğimde şöyle bir yol izliyorum, yaşlı glokom hastasının meşgalesi kitap-gazete okumak veya televizyon seyretmektir. Hastaya daha yapısal testinizi yapmadan (adını koyalım OCT) okuma hızın azaldı mı, alt yazılı filmleri izliyor musun eskisi gibi sorularını sorun. “Televizyonda artık alt yazıları okuyamıyorum, hızla akıp gidiyor” diyorsa OCT verilerini daha radikal ve siyah gözlüğünüzle okuyun, “geçen seneye göre pek bir değişiklik yok” diyorsa pembe gözlüğünüzü kullanabilirsiniz.

Etiketler:

glokom progresyonu | glokomda yaşam stilleri | görme alanı | Görme algısı | görme fizyolojisi | hasta uyumu | oct

Preservan içermeyen damlaların ilgiye ihtiyaçları var

HalilAtes 11. Kasım 2015 11:33

Glokom, kuru göz gibi kronik ilaç kullanımı gerektiren hastalıklarda preservan içermeyen damlalar, hem hasta konforu hem de konjonktiva sitolojisinin korunması açısından önemlidir. Glokom hastalarında gelecekte yapılacak cerrahilerin başarısı açısından bu tür ilaçların seçilmesi büyük önem arz eder.

Ne yazık ki ülkemiz glokom pazarı preservansız ilaç sunumu açısından kısır bir konumdadır. Bugün kullanabildiğimiz tek ilaç bir tafluprost olan Salutan’dır.  Saflutan piyasada 3 yıldır mevcut olmasına rağmen SGK ödemesi alamadığından dolayı önemsenmeyecek kadar düşük bir piyasa payına sahiptir.

İyi niyetle bu tür ilaçları seçseniz bile 2 yıl içinde büyük olasılıkla ikinci bir preparata ihtiyaç duyulacağı için ikinci ilaç tercihiniz preservan içeren bir ürün olacaktır. Ülkemiz koşullarında pek kaçacak yer yok gibi görünüyor.

Günümüzde Ganfort, Cosopt gibi ilaçların preservan içermeyen formaları mevcut olmasına karşın ülkemizde halen satışı yapılmamaktadır.

Saflutan’ın da timolol ile birlikte fiks kombinasyonu yakın zamanda piyasaya sürülmüştür. Taptiqom adını taşıyan ilaç Saflutan gibi tek kullanımlık poşetlerde satılmaktadır ve %33’e varan basınç düşüşü sağlamaktadır.

 

Glokom tedavisi bir maratondur. Tanıyı koyan, takibi yapan, ameliyat kararını veren doktoru ameliyatı yapan kadar cerrahi başarının veya başarısızlığın sorumlusudur. Bu yüzden konjonktivanın korunması büyük önem arz eder. Bu tür ilaçların Türkiye’ye getirilmesi ve SGK tarafından ödenmesi hususunda kamu baskısı yaratmamız ve ilgili kişileri bilgilendirmemiz gerekir.

Etiketler:

Fix kombinasyonlar | hasta uyumu | hipotansif yağlar | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Glokom tedavisinin temeli: Hasta eğitimi

HalilAtes 5. Mayıs 2015 10:22

Berlin’de yapılan Aurora toplantısının yarım günü hasta eğitiminin tedaviye katkısı üzerineydi. Hastalığı hakkında tam bir teorik bilgi sahibi olanların, tedaviye katılımının arttığı, doğru zamanda doğru kararların alınmasında hekime yardımcı oldukları gösterilmiş.  Bugün bu toplantı bağlamında hasta eğitimi üzerine duracağım;

Glokom hastasının hastalığını anlaması ve tedavisine uyması yoğun bir eğitim gerektiriyor. Bu eğitim neredeyse bir akademik eğitim kadar emek ve zaman gerektiriyor. Eğitimin doğru verilebilmesi de eğitmenin eğitim metotları üzerinde eğitilmesi ile mümkün olabiliyor. Örneğin her zaman yapıla hata; hastanın tedaviye uyumunu sağlamak için onu korkutarak tedavi bağlılığını artırmaya çalışmaktır. Hastaya ilacını kullanmazsa “kör olacağını” anlatmak bir süreç olarak doğru olsa da, sürecin erken zamanlarında hastanın bunu fark edememesi işleri zorlaştıracaktır.  Glokom ilerleyici bir optik nöropatidir, ilerleme, yani kötüleşme çoğu zaman hastanın bunu fark edemeyeceği kadar yavaş olmaktadır. Tedavisini aksatan hasta bu kötüleşmeyi fark edemeyeceği için doktoruna olan güvenini yitirebilir ve tedavi protokolünü aksatabilir. Hasta eğitiminde “körlük” ile korkutmak yerine bu sürecin nasıl gelişeceği hakkında detaylı bilgi vermek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Sıkça yapılan hatalardan biri de görme alanı tanımındaki periferden santrale uzanan görülemeyen siyah alanlar, hatta tübüler görme alanı tarifleridir. Bu tanım yanlışlığı görme alanındaki gri skaladaki siyah alanların görme alanında siyah kayıplar olarak algılanmasından ileri gelmektedir. Halbuki gri skala hastanın ne görüp görmediğini değil, yaş gruplarına göre o bölgedeki eşik değeri düşüklüğünün istatistiki analizini hekime sunmaktadır. Gri veya siyah görülen alanlar sklotom olduğunu bize anlatır, hastalar bu alanlardaki cisimleri göremezler, ancak o bölgeyi ortam fon renginin bir bulamacı olarak hayal ederler. Bu yanılma siyah alan kaybı mantığından da kötü bir yanılma olacaktır, çünkü hasta o bölgeyi görmediğinin farkına varmaz. Örneğin ağaçlıklı bir yolda ilerleyen görme alanı defektli hasta, ağaçların arasından çıkan bir yayayı yeşil bulamaçlı bir fon olarak, ağacın devamı gibi görecektir. Hastalara görülemeyen alanların siyah olduğunu anlatırsak, kendisini kontrol ettiğinde böyle bir görüntüyle karşılaşmayacak ve kaynağı belirsiz öz güvenle hastalığına aldırmadan günlük aktivitelerine devam etmeyi sürdürecek, hem tehlikelere maruz kalacak, hem de doktora ve tedaviye olan güveni azalacaktır.

Hastaların eğitimi onların tedavi edilmesi kadar kan bağı olan diğer kişilerin ve yakın çevresinin de korunması ve doktora belirli aralıklarla başvurması açısından önemlidir. Eğitilen hasta, toplum sağlığı için bizim yardımcımız olacaktır. Sık karşılaşıyorum, karşılaşıyorsunuzdur, glokom hastalarımın aile bireyleri hastamın durumunu bildikleri halde daha önce hiç glokom muayenesi olmamış, hastalıkları ilerlemiş olabiliyorlar. Bu durum teknik ve organizasyon eksikliğinin yarattığı önlenebilir kayıplara acıklı bir örnektir.

Bir doktorun glokom hastasına şu dört konuda kesin bilgi vermesi gereklidir;

  1. Genel glokom eğitimi ve şu andaki hastanın düzeyi
  2. Damla tedavisini nasıl uygulayacağı, damla aralıklarının kesin zamanlaması, ilaç kullanımı ile neyin hedeflendiği, uygulanan tedavi ile hastalığın geçmesinin beklenmeyip kötüleşme hızının yavaşlamasının hedeflendiği açıkça anlatılmalıdır.
  3. Araba kullanımı gibi kendisinin ve toplumun yaşamsal riskini artıran glokoma bağlı görme fonksiyonu kayıpları hakkında da bilgi verilmeli, orta ve ileri şiddetteki glokom hastalarında yaşam kısıtlamasına gidilmelidir. Muayenelerimize görme keskinliği ile başlarız. Bu test bizim için yapacağımız diğer glokom testleri ile mukayese ettiğimizde pek bir anlam ifade etmese de hasta için yaşam şeklinin belirlenmesi açısından çok büyük anlam ifade eder. Görme keskinliği glokom hastasında en son bozulan testlerdendir. Bu testte başarılı olan hasta, yaşam kısıtlamasına gitmeye gerek duymaz. Öz güvenle dolar. Projektörün yansıma alanını değiştirerek hastanın bu alanı bulmasında nasıl zorluk çektiğini fark etmesini sağlamak “bilinç” gelişimi için faydalı olabilir.
  4. Glokomun genetik geçişi yüksek hastalıklardan biri olduğunu vurgulamak, yakın akrabaların düzenli muayene olmasında bize yardım etmesinin gerektiğini söylemek gerekir. Muayenenin bir kez değil her yıl tekrarlanması gereğini de belirtmekte fayda vardır.

Glokom tedavisinde tedaviye bağlılık kadar tedavi merkezine bağlılık da önemlidir.  Genel kanı “glokom= göz tansiyonu”’dur. Bu yüzden hastalar göz tansiyonunu ölçtürmekle yetinirler. Bu muayenelerinin farklı merkezlerde yapılmasının getireceği sakıncaları öngöremezler. Günümüz glokom takip ve tedavi protokolleri progresyon oranları üzerine inşa edilmiştir. Progresyon oranını anlayabilmek için görme alanı ve OCT-RSL veya GHK analizlerinin hep aynı alet ile yapılması gerekir. Yani aynı merkezde tedavi ve takip devam ettirilmelidir. Hasta eğitiminde bu konunun da üzerinde durulması yararlı olacaktır.

Yazımı Skoda Fabia reklamı ile bitirmek istiyorum. Burada Skoda kullanılmış ama siz bunun yerine görmek istediğiniz başka bir ilgi odağını koyabilirsiniz. Sizin gibi tamamen normal bir insanda bile bu tür bir dikkat zaafı bulunuyorsa görme alanı, kontrast duyarlılık, renk görme ve hareket algılama defektleri olan bir hastada neler olabileceğini bir düşünün. Fark edemediklerinizi fark ettiniz mi? 

Etiketler:

eğitim | glokom progresyonu | Görme algısı | hasta uyumu | hastalar için | kongre haberleri | Risk faktörleri

Ek tedavi ne olmalıdır?

HalilAtes 18. Şubat 2015 10:42

Glokom ve oküler hipertansiyonun tıbbi tedavisinde en etkili ilacın hiptansif yağlar (prostaglandin analogları) (PGA) olduğu dünyadaki klinik uygulamalarda yaygın olarak  kabul görmüştür (ülkemizde ise ilk seçenek olarak beta bloker + karbonik anhidraz inhibitörü fiks kombinasyonunun tercih edilmesi ilginçtir).

Current Opinion Dergisinin bu ayki sayısında “Medical therapy for glaucoma: what to add after a prostaglandin analogs?” başlıklı bir derleme yayınlandı.

PGA, antiglokomatö ilaçlar arasında en fazla basınç düşürücü etkiye sahip olması yanı sıra sistemik yan etki açısından da en etkisiz olan ilaç grubudur.

PGA’nun ilk tercih olarak üveitik, herpetik keratitli ve kistoid maküler ödemli hastalar ile hamilelerde kullanılmaması tavsiye edilmektedir.

Glokom hastalarının %40’ı iki yıl içinde ikinci ilaca gereksinim duyarlar. OHTS ve CIGTS çalışmaları hedef basınca ulaşmak için %40-50 hastada ikinci ilaç gereksinimini ortaya koymuştur. Bu bağlamda zaman içinde PGA’na ek bir tedavi gereksinimi olacağı açıktır. İkinci ne olsun?

SLT, sistemik yan etki içermediği için ilk akla gelen ek tedavi yöntemidir ve önerilmelidir. Bu konuya daha önce değinmiştik, Türkiye’de SLT için kötü bir algı yönetimi uygulandı, bu aşamadan sonra hastaya SLT yapılmasını önermek psikolojik olarak hekimi “kötü” hekimler grubuna itelemektedir. Buna cesaretiniz varsa ve hasta teorik bilgiyi kavrayabilecek yapıdaysa ek tedavi olarak SLT en iyi tercih olmaktadır.

PGA’larına eklenebilecek antiglokomatöz ilaçlara gelince; alfa-agonistler, beta-blokörler ve karbonik anhidraz inhibitörleri seçeneklerimiz arasındadır. Hangisinin seçileceği hastanın sistemik hastalıklarına, kullandığı sistemik ilaçlara göre değişmekledir. Yapılan çalışmalarda; düşük pik değeri, düşük noktürnal değer, düşük dürnal dalgalanma ve yan etki olasılığının hepsi bir arada değerlendirildiğinde beta-blokörlerin diğerlerine avantajı olduğu görülmektedir. Beta blokörlerin ayrıca PGA’lar ile fiks kombinasyonlarının bulunması da bir avantajdır. Brimonidine’in nöroprotektif etkisinin olduğuna dair çalışmalar vardır. Kanıtlar klinik kullanım bazında kuvvetli görülmese de bu kanıtlara inanmak isteyen meslektaşların ikinci tercih olarak Brimonidine kullanmasında sakınca görmüyorum. Ancak Brimonidine kullanımı ile hastanın günlük tedavide kullanacağı damla sayısının iki tane fazlalaşacağını ve bunun hastanın tedavi protokoluna sadakatini olumsuz etkileyebileceğini de göz ardı etmemek gerekir.

Etiketler:

Fix kombinasyonlar | hasta uyumu | hipotansif yağlar | ilaçlar | Nöroprotektif tedavi

Particle Replication In Non-Wetting Templates

HalilAtes 3. Şubat 2015 10:48

PRİNT (Particle Replication In Non-Wetting Templates) teknolojisi kullanılarak mikro ve nano parçacıkların dolaşımda uzun süre kalması sağlanmaktadır. Topikal kullanımında etken madde yüklü parçacıklar hedef doku ve reseptörleri etkileyerek ideal tedavi şemasının uygulanmasını sağlamaktadır.

Envisia Therapeutics’in geliştirdiği travoprost yüklü “print” moleküllerinin etkinliğini ve yan etkilerini araştıran faz 2 çalışmasının başladığı firma tarafında basın bülteniyle duyuruldu.

Faz çalışmaları istenilen sonuçları verirse, tedavi yöntemlerimizde önemli değişikliklerin olacağını sezinliyorum. Hasta uyumunun bir sorun olmasının önlenmesinin yanı sıra, ilaçların ve koruyucu maddelerin konjonktiva sitolojisinde yaptığı olumsuz etkilerden de kurtulmuş olacağız.

 

Travoprost yüklü PRİNT’in etkinliğinin 6 ay sürmesi bekleniyor, teknolojinin geliştirilmesiyle bu sürenin uzayabileceği düşünülüyor.

Etiketler:

hasta uyumu | hipotansif yağlar | ilaçlar

Prof. Dr. Ayça Yılmaz, 2014 yılını değerlendiriyor

HalilAtes 25. Aralık 2014 18:05

Prof. Dr. Ayça Yılmaz

Literatüre göz attığımızda, bu yıl içerisinde ağırlıklı olarak, pek çok genetik çalışmanın yapıldığını, glokomda yapısal ve fonksiyonel değişikliklerin incelendiğini,  ilaç çalışmalarının yer aldığını ve farklı ilaç uygulama yollarının geliştirilmekte olduğunu görmekteyiz. Bununla birlikte, kendi açımdan, günlük pratiğimde belirgin değişikliğe neden olacak, tek başına “işte bu” diyebileceğim boyutta bir yenilik olmadığını belirtmem yanlış olmaz. Yine de dikkat çekici bulduğum birkaç konuyu şu şekilde sıralayabilirim:  

Glokomda medikal tedavinin uzun dönemde oküler yüzey yan etkileri olduğu ve bunların hasta uyumunu azalttığı bilinmektedir. Bu sebeple, prezervan içermeyen glokom ilaçlarının piyasaya çıkması ve yaygınlaşması, hasta uyumunu ve tolerabiliteyi arttıracağından hepimiz tarafından heyecanla bekleniyordu. Ancak, yakın zamanda, prezervan içermeyen glokom ilaçlarında çözücü olarak kullanılan ara maddelerin de oküler yüzeyde prezervanlara benzer zararlı etkilerinin olabileceği Smedowski A ve ark.’nın bir çalışmasında yer aldı. Prezervan içersin ya da içermesin, glokom ilaçlarının oküler yüzey yan etkileri bir süre daha gündemimizde olmaya devam edecek gibi görünüyor.

Glokom tedavisinde klasik olarak kullanılan damla formunda ilaçların hem yeterli dozda hedef dokuya ulaşmak hem de hasta uyumu açısından problemleri bilindiğinden; nanoteknolojik stratejilerin ön planda olduğu yeni, etkili, güvenilir ve konforlu ilaç dağıtım metodları geliştirilmesinin de gündemde olduğu görülüyor. Önümüzdeki yıllarda glokomun medikal tedavisinde jel, lipozom, niozom, oküler insert, kontakt lens, mikropartiküller, nanopartikül ve nanosuspansiyonları konuşuyor olacağız. Glokom tedavisinde, devamlı ilaç salınımı yapan, ilaç ayrıştıran kontakt lenslerin kullanımı yine bu sene Taniguchi EV ve ark.’nın bir çalışmasında yer aldı.

Bu yazıyı yazma hazırlıkları içindeyken bir hastam glokomu için bir göz hekimi tarafından kendisine akapunktur tedavisi önerildiğini ve bu konuda benim ne düşündüğümü sorunca bu yazıya bu konuyu da dahil etmeye karar verdim. Galiba tıp alanında, dolayısı ile glokomda 2014 yılının önemli gelişmeleri arasında Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği” nden de bahsetmek gerekiyor diye düşündüm. Bu ve benzer sorularla ileride daha fazla karşılaşmamız mümkün.  Bu yönetmelikle birlikte; akapunktur, apiterapi, fitoterapi, hipnoz, sülük uygulaması, homeopati, kayropraktik, kupa uygulaması, larva uygulaması, mezoterapi, proloterapi, osteopati, ozon uygulaması, refleksoloji ve müzikterapi gibi yöntemler, “geleneksel ve tamamlayıcı” uygulamalar kapsamında yasallaştırılmış oldu. Bu uygulamalar içinde şimdilik sadece “akapunktur yöntemi”ne (kronik göz hastalıklarında hastanın tedaviye uyumunun arttırılması, idiopatik ve/veya Sjögren hastalığına bağlı göz kuruluğu) göz hastalıklarının tamamlayıcı tedavisinde izin veriliyor. Ancak internet ortamında glokom tedavisinde özellikle sülük uygulamasının başarılı (!) örneklerine de rastlamak mümkün…

 

Herkes için sağlıklı, huzurlu ve mutlu yeni yıl dileklerimle…

Etiketler:

hasta uyumu | oküler yüzey hastalığı ve glokom | Yılsonu değerlendirmesi

Prof. Dr. Atilla Bayer, 2014 yılını değerlendiriyor

HalilAtes 15. Aralık 2014 22:51

Prof. Dr. Atilla Bayer

2014 yılında glokom tanı ve tedavisinde pratikte önceki yıllardakinden çok farklı şeyler yapmamış olsak da dikkatimi çeken, gelecekte kullanıma girme ihtimali olan bazı gelişmeleri paylaşmak isterim.

Amakem Therapeutics AMA0076 ile ilgili olarak yapılan çalışmaların erken dönem klinik sonuçlarını açıkladı. Topikal Rho Kinaz inhibitörü (ROCKi) olan ve aktivitesinin ön kamarada sınırlı kaldığı belirtilen bu ilacın normotansif gözlerde kullanımı sonrası, aynı gözlerde alışılagelmiş ilaçlarınkinden daha belirgin GİB düşüşü olduğu ifade edildi. Bu maddenin etkisi lokalize olduğundan, diğer ROCKi ajanlarına göre daha az kızarıklık gözlendiği belirtildi. Diğer önemli bir yeni madde olan AR-13324 ise ROCKi ile norepinefrin transport inhibitörü NETi kombinasyonundan oluşmaktadır. ROCKi dışa akımı kolaylaştırırken NETi aköz salınımını azaltmaktadır. 221 gözün dahil edildiği fazIIb çalışmasında günde tek doz uygulama sonrasında latanoprosta göre 1mmHg daha fazla GİB düşüşü sağlandığı görüldü. GİB değeri 22 mmHg ile 26 mmHg arasında olan bir grup hastada ise 14 gün ve 28 günde latanoprosta eşit GİB düşüşü olduğu görüldü. ROCKi ajanları, mekanizması tam açıklanmamış olsa da trabeküluma etki ederek dışa akımı kolaylaştırmaktadırlar. Bu ajanların episkleral venöz basıncı da bir miktar azalttıkları düşünülmektedir. Araştırma verileri ROCKi ilaçların nöroprotektif ve antienflamatuar potansiyellerinin yanı sıra optik sinir kan akımı artırıcı etkilerinin de olduğunu göstermektedir ve tüm bu sebeplerden bu grup ilaçlar heyecanla beklenmektedir.

Glokom tedavisinde diğer önemli bir problem de bilindiği gibi ilaçların dokuya ulaşması aşamasıdır. Damlaların zamanında kullanılması da bu yüzden çok önemlidir. İlaç uyuncu glokom hastalarında 6. ayın sonunda %50’ye kadar azalmaktadır. Bu yüzden de uzun süreli ilaç salınımı yapabilen çeşitli sistemlerin geliştirilmesi çok önemlidir. Latanoprost yüklü punktum tıkaçları bu eksikliği gidermek için planlanmış ve 2014 yılında faz II çalışmalar başlamış. Başlangıçta 1,45 mm çapta tasarlanan bu tıkaçlar şimdilerde punktumda daha iyi yerleşebilmeleri için geliştirilmekteler. Başka bir firma da Travoprost yüklü kendi punktum tıkacını geliştirmiş ve bu yıl 90 gün sürecek faz IIb çalışmayı başlatmış.

Glokom cerrahisinde dikkatimi çeken bir gelişme biyostabil mikroşant implant oldu. InnFocus Mikroşant (InnFocus, Miami) ön kamaradan blebe aközün kontrollü bir şekilde geçişine imkan veren, SIBS denen bir biyomateryalden yapılmış olan ve kirpik kalınlığının yaklaşık iki katı kalınlıkta olan bu implant aslında bir mikrotüp. Yüzeyindeki yüzgeç benzeri çıkıntılar, limbal bölgeden kateter kullanılarak açılmış ince tünele yerleştirildiğinde implantın migrasyonunu engellemektedir. Aşırı biyostabil olan materyali insan vücudunda çeşitli enzimlerin etkisi ile bozulmayan kimyasal bağlara sahiptir ve ortama kontamine edici çeşitli maddeler salınmadığından da toksik etki ya da enflamasyon oluşmamaktadır. Bascom Palmer Göz Enstitüsü’nde tavşanlarda bu materyali slikon materyalle karşılaştıran çalışmalar yapılmış ve SIBS’in slikona göre önemli oranda daha az irritan olduğu, daha az enflamasyon yaptığı, daha az enkapsülasyona yol açtığı, daha az erozyona yol açtığı ve daha nadiren tıkandığı görülmüş. Bu implantın diğer bir avantajı da skleral flep hazırlamaya gerek olmaması. SIBS’in materyali aslında hali hazırda koroner stent materyali olarak da kullanılmaktaymış. Kim bilir belki de yakın gelecekte bu materyalden üretilmiş ve günümüz setonlarının birçok olumsuz yanlarını ortadan kaldıracak yeni setonlara sahip olacağız.

 

Glokom cerrahisinde ilgi çekebilecek bir diğer uygulama da siklodestrüksiyon amaçlı, EyeTechCare firmasının geliştirdiği yüksek yoğunlukta odaklanmış ultrason (HIFU) tedavisi. Aslında HİFU kanser tedavisinde uygulanmakta olan bir tedavi yöntemi. Vücudun en derin bölgelerinde bile insizyona gerek kalmadan koagülasyon yapabilmekteymiş. Kollateral hasar yapmadan hedef dokuda çok yoğun bir şekilde etki gösterebiliyor. Başlangıçta refrakter glokom için uygulamaya sokulması planlanmış, ancak sonra tüm evre glokom hastalarda uygulanabileceği düşünülmüş. Frekans arttırıldıkça daha keskin bir odaklanma sağlanabiliyor. Toplam uygulama 2 dakika kadar sürmekte ve hasta yatırılmadan ayaktan uygulanabilmekte.

Etiketler:

cerrahi teknik | hasta uyumu | hipotansif yağlar | ROCK | Yılsonu değerlendirmesi

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre