12. EGS Kongresinin ardından: 2

HalilAtes 24. Haziran 2016 10:55

EGS kongresi üzerine ikinci yazımı son dönemin parlayan yıldızı University of London’dan istatistikçi David Crabb, MSc, PhD üzerine yazmayı planladım. Crabb istatistik ve bilgisayar bilgisi ile çalışma verilerini herkesin anlayabileceği görsel malzemeler haline getirmesiyle tanınıyor. İki yıldır kullanımda bulunan “Glaucoma in perspective” aplikasyonu, cep telefonlarınıza indirebileceğiniz bir glokom değerlendirme ve eğitim programı (telefonunuzun aplikasyon yükleme bölümünde “glaucoma in perspective” yazarak programı bulup yükleyebilirsiniz). Program aslında hasta eğitimi için tasarlanmış, ancak görme alanı çıktılarının gerçekte hasta tarafından nasıl algılandığını merak eden, öğrenmek isteyen meslektaşlar için de yararlı olacağını düşünüyorum, bu konunun ayrıntılarını daha önce yazmıştım, meraklısı şuradan okuyabilir. Yeri gelmişken bir de açık davet yapmak istiyorum; bu modülün finansör tedarikçisi Allergan, Türkiye Allergan modülün Türkçeleştirilmei işini üstlenirse veya buna izin verilmesine imkan sağlarsa hem hastalarımız hem de meslektaşlarımız için çok yararlı olacaktır.

Crabb’ın kongrede sunduğu ikinci konu ise progresyon üzerineydi. “Examining visual field loss in patients in glaucoma clinics during their predicted remaining lifetime.” başlıklı ilk çalışma ve bunu tamamlayıcı ardıl çalışmalarla  görme alanı progresyonu gösteren hastaların yüzdesi hesaplanmış. 25000 hastanın 12 yıllık takibi sonucu, hastaların %25’inde görme alanı progresyonu gözlenirken bunlardan sadece %4’ünde görme tehdit altına girmiş. Kuş yuvasına benzeyen aşağıdaki grafikte kırmızı renkle gösterilenler tehdit altındaki hastaları temsil ediyor. David Crabb, MSc, PhD

Çalışmanın sonuçlarından kişisel tedavinin ne kadar önemli olduğunu kavrayabiliyoruz. Klinikler kanıta dayalı tıp verileriyle hazırlanmış tedavi protokollerini temel alırken %4’lük çok kötü, çok hızlı progrese olabilecek bu hasta grubunu nasıl yakalayabileceklerini de kendi takip protokollerini oluşturarak bulmaya çalışmalıdırlar. Bu çalışmadan çıkarılacak ikinci ders de bir kısım hastanın lüzumsuz takip sıklığına ve/veya tedaviye maruz kaldığı gerçeğidir. Hastaların kötüleşme hızı ile yaşam beklentisi korele edildiğinde anlamlı bir tehdit yoksa o hastanın takip aralığını genişletmek kliniğin iş yükünü azaltması açısından yararlı olacaktır. Ayrıca hastaya lüzumsuz ilaç, cerrahi seçenekleri sunmayarak yaşam kalitesini de bozmamış oluruz.

Etiketler:

akış şemaları | eğitim | glokom progresyonu | görme alanı | Görme algısı | hastalar için | kongre haberleri

Türkiye körlük oranları; Saha çalışmasından fikir yürütmek

HalilAtes 9. Şubat 2016 11:50

Sağlık politikalarının belirlenebilmesi için saha ve genel hasta ve hastalık profillerinin çıkartılması gerekir. Neredeyiz, uyguladığımız politikalar başarılı mı, yapılması gerekenler neler, tüm bunları bu tür çalışmalar sonucunda anlayabiliriz. SA Kıvanç ve arkadaşlarının “Sociodemographic status of severely disabled and visually impaired elderly people in Turkey” başlıklı çalışmasını bu açıdan önemsedim.

Çalışma Erzurum bölgesi ile sınırlı bir çalışma olmasına rağmen, benzer çalışmaların azlığı nedeniyle Türkiye profili açısından dikkate alınması gerekir.

Table 3 Ocular diseases causing visual impairment and blindness 

Ocular diseases

Patients with eye diseases

 

Blindness

 

Visual impairment

N

%

 

N

%

 

N

%

Lens-related diseases

47

39.2

 

18

25.4

 

11

50.0

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cornea-related diseases

6

5.0

 

5

7.0

 

1

4.5

Glaucoma

21

17.5

 

21

29.7

 

 

 

Retina-related diseases

 

 

 

 

 

 

 

 

Age-related macular degeneration

19

15.8

 

5

7.0

 

8

36.4

Retinal detachment

7

5.8

 

7

9.9

 

 

 

Degenerative myopia

6

5.0

 

5

7.0

 

 

 

Diabetic retinopathy

4

3.3

 

 

 

 

2

9.1

Macular dystrophies

2

1.7

 

2

2.8

 

 

 

Retinitis pigmentosa

2

1.7

 

2

2.8

 

 

 

Total

40

33.3

 

21

29.5

 

10

45.5

Optic nerve-and globe-related diseases

6

5.0

 

6

8.4

 

 

 

 

Katarakt, glokom ve YBMD’nin körlük nedenlerinin başında geldiği tablodan izlenebiliyor. Kataraktın Türkiye için bir körlük nedeni olarak görülmesi ne tür duygular yarattı sizde bilemiyorum, bende umut ve umutsuzluğu aynı anda yaşattı, tabi bölgesel farklılıkların, ya da Erzurum’a henüz ulaşılamamış olmasının etkileri olabilir.

 

Table 6 Comparison of blind patients with visually impaired patients according to their sociodemographic characteristics 

 

Social security status

 

Place of residence

 

Regular follow-up

 

Gender

SSI

 

No-SSI

 

Urban

 

Rural

 

Yes

 

No

 

Men

 

Women

N

%

 

N

%

 

N

%

 

N

%

 

N

%

 

N

%

 

N

%

 

N

%

Visual impairment

6

60.0

 

4

40.0

 

4

40.0

 

6

60.0

 

0

0

 

10

100.0

 

6

60.0

 

4

40.0

Blindness

17

51.5

 

16

48.5

 

7

21.2

 

26

78.8

 

4

12.1

 

29

87.9

 

12

36.4

 

21

63.6

P value

0.801

 

0.715

 

0.248

 

0.184

N= number; SSI= social security insurance; No-SSI= no social security insurance.

 

Sigortası olan veya olmayan hastaların körlük oranlarına bakıldığında çarpıcı bir sonuç ile karşılaşıyoruz. Bunun iki anlamı olabilir; ilki sigortası olmayan hastalar doktora gitmedikleri için tanıları konulmamış, bu yüzden tabloda yansımamış olabilirler, ikincisi ise sigorta kapsamı tam anlamıyla vatandaşları korumuyor. Aslında her iki anlam da aynı yere çıkıyor; sağlık sistemimiz tam anlamıyla koruyucu hekimlik yapamıyor. Körlük oranlarının kadınlarda ve kırsal kesimde daha fazla olması da kadınların maruz kaldığı ayrımcılığın sağlık alanında da sürdüğünün bir göstergesi olsa gerek.

Etiketler:

görme fizyolojisi | hastalar için | Oftalmoloji haberleri

Cinsel yaşam ve glokom

HalilAtes 9. Ekim 2015 12:37

Hastaların yaşam kalitelerinin korunması hastalıkların tedavisi kadar önemlidir. Hastalık veya kullanılan ilaçlar nedeniyle bir mağduriyet yaşanması psikolojik sorunlar yaratabilmektedir.

Glokom hastaları için de bu sorun geçerlidir. Hastalar glokom olduklarını öğrendiklerinde yaşamlarında bir kısıntıya gidip gitmeyeceklerini öğrenmek isterler. Muayene ortamının koşullarına uygun kafasındaki soruları sormaya çalışırlar. Yemek yemek, okumak, televizyon seyretmek, spor gibi her gün yaptıkları zorunlu veya zevk aldıkları uğraşlardan fedakarlık edip etmeyeceklerini bilmek isterler.

Türkiye gibi “ayıp” kavramının neredeyse tüm yaşamımızı kapsadığı toplumlarda sorulan sorularda genellikle otosansür uygulanmaktadır. Cinsel aktivitelerin yaşamın bir gerçeği olmaktan ziyade gizlice yapılması gereken, neredeyse bir suç olarak değerlendirildiği eylemler arasında yer aldığı düşünülmektedir. Bu bağlamda hastalıklar ile doğal cinsel yaşamımız arasında bağlantılar merak edilmez veya bu konuda soru sormaktan utanılır. Etkisi bilinmeyen eylem çoğu kez yapılmaz. Gereksiz kısıtlamalar da doğal hayatın seyrinde sapmalara yol açarak mutsuz ailelerin ve bireylerin oluşmasını sağlar.

Doktor, toplumun nabzını tutan kişidir. Hastaya hastalığı ile ilgili neler yapması veya yapmaması gerektiğini bütün yönleriyle söylemeliyiz. Özellikle cinsel davranışları ilgilendiren konuları merak ettiğini ancak utandığı için soramamış olabileceğini öngörmeliyiz.

Glokom ile cinsel aktivitelerimiz arasında doğrudan bir ilişki saptanamamıştır. Yani sevişmenin göz içi basıncını artırdığına ve glokomu kötüleştirdiğine dair yeterli kanıt bulunamamıştır.

Glokom tedavisinde kullanılan beta blokörler gibi bazı ilaçların libidoyu, bu bağlamda da cinsel birleşme isteğini, düşürücü etkilerinin olduğunu bildiren çalışmalar vardır. Bu konuda sorun yaşayanların doktoruyla konuşması, farklı antiglokomatöz ilaç gruplarına geçilmesini sağlaması önerilebilir.

Sildenafil citrate (viagra) kullanan hastaların bir kısmında glokom krizinin ve/veya optik sinir hasarının geliştiğine dair yayınlar vardır. Özellikle dar ve kapalı açılı glokomlu hastaların viagra kullanımında dikkat etmesi önerilebilinir, ancak bu uyarı viagra’nın glokomlu hastalarda kesinlikle kullanılmaması gerekir anlamı taşımadığını belirtmek isterim.

 

Sonuç şu, yaşam güzel, kanıtsız kuruntulara kapılmayalım, soru soralım, cevap verecek kadar bilgili olalım.

Etiketler:

glokomda yaşam stilleri | hastalar için | ilaçlar | Risk faktörleri

Kahramanlık hikayeleri

HalilAtes 8. Ekim 2015 11:56

Bazen olmuyor, görmeyi kaybediyoruz. Hasta ve bizim için büyük bir yıkım. Bu aşamadan sonra genellikle hastayla olan ilişkimiz bitiyor. Herkes pes ediyor. Onu tanımadığı bir hayatın içinde yapayalnız bırakıyoruz ve görenlerle yola devam ediyoruz. Oysaki bu aşamadan sonra da yapılacak pek çok şey var, hayat devam ediyor. Çocuksa eğitimini nasıl sürdürebilir, büyükse işini devam ettirebilmesi için yardımcı gereçler nelerdir bilgilendirmemiz ve yaşamı konforla sürdürülebilir hale getirmemiz gerekir.

Bütün bu yönlendirmeler ve eğitim için bizim hazır olmamız lazım. Hasta konforunu artırıcı tedavi seçeneklerinin bilinmesinin yanı sıra, onun hissettiklerini ve yalnızlığını da anlamamız gerekiyor. Bunun için çeşitli yollar var; hastalarla konuşmak bir seçenek olabilir, ihtiyaçlarını öğrenerek çözüm yolları üretmek.

 

Glokom veya başka bir nedenle görmesini kaybedenlerin anılarını okumanın da faydaları olacağı kanısındayım. Bu konuda yazılmış Türkçe veya İngilizce pek çok örnek başarı hikayeleri ve yol gösterici kitaplar var. Aşağıda bunların örneklerini bulabilirsiniz.


    

Etiketler:

blog | görme engelli ünlüler | hastalar için

Glokom hastalarında karakter ve mizaç özellikleri

HalilAtes 7. Ekim 2015 09:32

BMC Ophthalmology dergisinde Harun Çakmak ve arkadaşlarının “The temperament and character personality profile of the glaucoma patient” başlıklı çalışması yayımlandı. Glokom hastalarının karakter ve mizaçları üzerine yapılan kontrollü çalışma birçok açıdan ilginç veriler sunuyor bizlere. Glokom hastalarında hem doğumsal hem de edinsel psikolojik patolojiler saptandığını bildiren çalışmada, bu birlikteliklerin hem glokomun fizyopatolojisinde bir kanıt olabileceği hem de hastanın tanı ve tedavi protokollerini belirlerken yol gösterici ayrıntılar sunabileceğini düşünüyorum.

Çalışmanın araştırmacılara yeni kapılar açacağı ortada, çünkü muayene ve bekleme odasının düzenlenmesinden, doktor giyimine, hastalığın anlatılma sürecinde seçeceğimiz kelimelerin dokusuna varıncaya kadar bir dizi dikkat gerektiren konunun önemine ışık tutuyor.

Takip ve tedavi protokolleri belirlenirken iki ayrı uç üzerine yoğunlaşılmaktadır; bunlardan birisi randomize çalışmalar ekseninde kümülatif hasta gruplarından alınan sonuçların analiziyle önerilenler (takip ve tedavi), diğeri ise kişiye özel takip ve tedavi protokolleri. Biz hastamızın protokolünü hazırlarken randomize çalışmalardan öğrendiklerimizi o hastanın gerçeklerine uydurmaya çalışırız. Bu çalışma iki ucun yakınlaştırılması açısından önem taşımaktadır. Grupların içindeki bireylerin psikolojik yapıları hakkında olası ipuçlarını barındırmaktadır.

Çalışmanın yazarlarından Sn. Vesile Altinyazar ve Sn. Tolga Kocatürk’ün Glokom-Net için hazırladıkları özeti aşağıda bilgilerinize sunuyorum.

 

Kişiliğin, iki temel bileşeni vardır; mizaç doğumla gelen kalıtımsal kişilik özelliklerimizi, karakterse sonradan edinilen çevrenin etkisiyle ve öğrenmeyle oluşan özelliklerimizi tanımlar. Mizaç özelliklerine; yenilik arayışı (novelty seeking), zarardan kaçınma (harm avoidance), ödül bağımlılığı (reward dependence), ve sebat etme (persistence) dahildir. Karakter özelliklerine ise; kendini yönetme (self-directedness), işbirliği yapma (cooperativeness), ve kendini aşma (self-transcendence) dahildir.

Zarardan kaçınma anksiyeteye genetik bir yatkınlık durumunu tanımlar, belirsiz bir korku, utangaçlık ve sosyal engellenmişlik, sorunlardan veya tehlikeden pasif kaçınma, çabuk yorulma ve hatta başka insanları endişelendirmeyen durumlarda sorun beklentisi içindeki karamsarlık kaygısı olarak gözlemlenmektedir. Glokom hastalarında sağlıklı bireylerden daha yüksek oranda zarardan kaçınma yani anksiyeteye yatkınlık, utangaçlık, sosyal engellenmişlik, başka insanları endişelendirmeyen durumlarda bile sorun beklentisi içindeki karamsarlık saptanmıştır.

Diğer bir genetik geçişli mizaç özelliği de ‘Yenilik Arayışı’dır ve keşfedici bir etkinlik olarak yenilik karşısında dürtüsellik, abartılı olarak ödüle yaklaşım ve engellenmekten kaçınma olarak gözlenmektedir. Çalışmamızda glokom hastalarında sağlıklı bireylerden daha düşük oranda yenilik arayışı bulunmuştur ve yenilik arayışı özellikleri düşük olan insanlar; yavaş mizaçlı, meraksız, soğukkanlı, tutumlu, çekingen, sabırlı ve düzenlidirler.

‘Sebat Etme’, zaman zaman olan zorlanmalara, bitkinlik ve engellenmelere karşın davranışın sürdürülmesindeki kalıtımsal bir yatkınlığı yansıtmaktadır. Sebat etme özelliği yüksek olanlar aşırı çalışırlar, azimlilik gösterirler ve yüksek başarı hırsları vardır. Düşük sebat etme özellikli bireyler ise tembel, hareketsiz, kararsız ve düzensizdirler. Nadiren daha yüksek başarı için çalışırlar ve kolaylıkla vazgeçme eğilimindedirler (Svrakic ve Cloninger 2007).  Çalışmamızda glokom hastalarında sebat etme özelliğini sağlıklı bireylerden daha düşük oranda saptadık.

‘Ödül Bağımlılığı’, davranışsal sürdürme sistemi ile ilişkilidir ve duygusallık, sosyal bağlanma, başkalarının onayına bağımlılık ile kendisini gösteren kalıtsal bir eğilimdir (Cloninger 1987, Cloninger ve ark. 1994). Ödül bağımlılığı yüksek olan bireyler merhametli, adanmış ve bağımlı kişilerdir ve sosyal ilişkilerde sevgisini kolayca belli ederler, başkaları için gerçekten endişelenirler. Çalışmamızda Ödül bağımlılığı yönünden hastalar ve sağlıklı bireyler arasında fark saptanmamıştır.

‘Kendini Yönetme’; kişinin kendi tercihleri konusunda sorumluluğunu kabul etmesi, bireysel açıdan anlamlı amaçların belirlenmesi ve sorunları çözmede beceri ve güvenin gelişimi ile kendini kabullenmeden oluşur. Kendini yöneten birey otonom bir bireydir, sorumludur, amaçları vardır, beceriklidir, kabul edicidir ve görev duygusu olan bir bireydir (Cloninger ve ark. 1993, Cloninger ve ark. 1994). Çalışmamızda Glokom hastalarında kendini yönetme özelliği sağlıklı bireylerden daha yüksek oranda saptanmıştır.

‘İşbirliği Yapma’; diğer insanları kabul etme ya da ayırmanın tanımlanmasındaki kişisel farklar ile formüle edilmektedir. Sosyal kabul, empati, yararlılık, sevecenlik ve erdemli-vicdanlı olmaktan oluşur. İşbirliği yapan insanlar hoşgörülü, empati yeteneği olan, yararlı, sevecen ve erdemlidirler (Cloninger ve ark. 1993). Çalışmamızda Glokom hastalarında işbirliği yapma özelliği sağlıklı bireylerle benzer oranda saptanmıştır.

‘Kendini Aşma’, bireyin yargılayıcı işlevlerindeki farklılıkları ölçmektedir. Kendi kendini aşma, insanların kendilerini bütünüyle evrenin bir parçası olarak algılamalarını göstermektedir. Kendini aşan bireyler adaletli, anlayışlı, dindar, sade ve alçak gönüllüdürler (Svrakic ve Cloninger 2007). Kendini aşma özelliğinin yüksek olması yaşlanmayla kaçınılmaz olarak ortaya çıkan acı ve ölümle yüzleşildiğinde avantaj sağlar (Cloninger ve ark. 1993). Çalışmamızda Glokom hastalarında kendini aşma özelliği sağlıklı bireylerden daha düşük oranda saptanmıştır.

KAYNAKLAR:

Cloninger CR, Svrakic DM, Przybeck TR. A psychobiological model of temperament and character. Archives of General Psychiatry 1993; 50: 975–990.

Cloninger CR. Temperament and personality. Curr Opinion Neurobiol 1994;4: 266-73.

Svrakic DM, Cloninger CR. Mizaç ve karakter özellikleri. Sadock BJ, Sadock VA (eds). Kaplan and sadock’s comprehensive textbook of psychiatry, 8.baskı, çev.ed: Aydın H,  Bozkurt A. Güneş kitabevi 2007 s: 2063-2104.

 

 

Etiketler:

glokomda yaşam stilleri | hastalar için

Glokom hastaları derneği kurulmalıdır

HalilAtes 6. Ekim 2015 11:12

Glokom, ülkemizde ve dünyada körlük nedenlerinin başında gelmektedir. Toplum sağlığını ilgilendirdiği için topyekun bir savaşı gerektirir. Bu savaşın sevk ve idaresini doktorlar (glokomla ilgilenen doktorlar ve diğer branşlardaki doktorlar), kamu kuruluşları, sağlık sektörü elemanları ve hastalar sağlar.

Hastalıktan etkilenenler hastalar oldukları için onların oluşturacağı organizasyonlar diğer sınıfların yaratacağı güçten daha anlamlı sonuçlar doğurabilir. Ülkemizde bu bağlamda bir organizasyon yoktur.

Glokom fark edilmesi güç bir hastalıktır, özellikle risk gruplarının bilinçlendirilmesi ve doktora gitmelerinin sağlanması büyük önem arz eder. Bu konuda kamu ve özel sağlık kuruluşlarının çabaları haricinde derneğimizin de katkıları olmuştur, ancak halen glokomlu vatandaşlarımızın yarısından azına ulaşabilmiş durumdayız.

Ayrıca glokom oldukları saptanan hastaların sorunlarının çözümü konusunda da sıkıntılar vardır. İlaç, alet ve protokol eksiklikleri bu sorunların başında gelmektedir.

Ülkemizde sağlık sektörünün karar vericisi durumunda sağlık bakanlığı ve sosyal güvenlik kurumları gelmektedir. Yeni ilaçların ve tedavi işlemlerinin kullanımının onayı, ücretlendirilmesi devletin planlaması ile gerçekleştirilebilmektedir. Devlet, sağlık için ayırdığı genel bütçe içinde ihtiyaçlar doğrultusunda hastalıkların tanı ve tedavisi için belirli bir meblağ ayırmaktadır. Değerlendirmelerin hangi kriterlere göre yapıldığını bilme imkanımız yok, bildiğimiz hatalı kararlar ve yetersiz bütçelemenin olduğudur. Ortada bir hata varsa bunun birinci derecede zarar göreni hastalardır. Hastaların yapacağı organizasyonların gücü bu açıdan önemlidir. Doktorların yapacağı bilimsel isteklere hastaların yapacağı kamuoyu baskısı mutlak eklenmelidir. Örnekler üzerinden gitmek gerekirse; glokom muayenesinin olmazsa olmaz işlemleri tansiyon ölçülmesi, görme alanı muayenesi ve optik sinir görüntülenmesidir. Bu işlemlerin yapılıp yapılmaması glokom muayene ücretlendirmesini değiştirmemektedir.

Bir başkası, doz kaybı, doz hatası yapılma olasılığına karşın ek ilaç alımının sağlanması: İlaçların çoğu tablet/hap şeklindedir, tabletin kutusundan çıkarılıp ağza konulması sırasında yere düşürülmesi olasıdır. Hasta çok titiz değilse hapını yerden alıp içebilir ve doz kaybına uğramaz. Ancak damlada böyle bir olanağımız yoktur. 5 damladan ikisini göz harici bir alana damlatılmaktadır, bu da damlanın 30 günden önce bitmesine neden olabilir. Özellikle yalnız yaşayan yaşlı hastalarda, görmeyenlerde ve elleri titreyenlerde bu oran daha da artmaktadır. Devlet tüm hastalardan ilaçlarını bir ay içinde tüketmelerini istemekte, bir aydan önce şişesini bitirenlere ek ilaç vermemektedir. Damla yapılmayan günlerdeki basınç yüksekliği glokomun geri dönüşümsüz progrese olmasına yol açmaktadır.

Tüm bu konularda hastaların “istekte” bulunması ve örgütlü olmaları gerekir.

Dünyada hemen her ülkede hasta dernekleri bu amaçlarla kurulmuş ve kazanım sağlamışlardır. Bu dernekler içinde en büyük organizasyon World Glaucoma Patient Association’dur (WGPA). Dernek, World Glaucoma Association (WGA) öncülüğünde kurulmuştur.

 

Türkiye’de sosyal medyada kurulmuş birçok glokom birlikleri olduğunu görüyorum, buradaki hastalar birbirleriyle yazışmaktan öte bir güç oluşturamamaktadırlar. Bu hastaların sanal ortamdan çıkıp gerçek hayata katılmaları şarttır, ayrıca TOD’nin de bu gruplara yönlendirici hizmet sunması beklenmelidir.

Etiketler:

hastalar için

Glokom tedavisinin temeli: Hasta eğitimi

HalilAtes 5. Mayıs 2015 10:22

Berlin’de yapılan Aurora toplantısının yarım günü hasta eğitiminin tedaviye katkısı üzerineydi. Hastalığı hakkında tam bir teorik bilgi sahibi olanların, tedaviye katılımının arttığı, doğru zamanda doğru kararların alınmasında hekime yardımcı oldukları gösterilmiş.  Bugün bu toplantı bağlamında hasta eğitimi üzerine duracağım;

Glokom hastasının hastalığını anlaması ve tedavisine uyması yoğun bir eğitim gerektiriyor. Bu eğitim neredeyse bir akademik eğitim kadar emek ve zaman gerektiriyor. Eğitimin doğru verilebilmesi de eğitmenin eğitim metotları üzerinde eğitilmesi ile mümkün olabiliyor. Örneğin her zaman yapıla hata; hastanın tedaviye uyumunu sağlamak için onu korkutarak tedavi bağlılığını artırmaya çalışmaktır. Hastaya ilacını kullanmazsa “kör olacağını” anlatmak bir süreç olarak doğru olsa da, sürecin erken zamanlarında hastanın bunu fark edememesi işleri zorlaştıracaktır.  Glokom ilerleyici bir optik nöropatidir, ilerleme, yani kötüleşme çoğu zaman hastanın bunu fark edemeyeceği kadar yavaş olmaktadır. Tedavisini aksatan hasta bu kötüleşmeyi fark edemeyeceği için doktoruna olan güvenini yitirebilir ve tedavi protokolünü aksatabilir. Hasta eğitiminde “körlük” ile korkutmak yerine bu sürecin nasıl gelişeceği hakkında detaylı bilgi vermek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Sıkça yapılan hatalardan biri de görme alanı tanımındaki periferden santrale uzanan görülemeyen siyah alanlar, hatta tübüler görme alanı tarifleridir. Bu tanım yanlışlığı görme alanındaki gri skaladaki siyah alanların görme alanında siyah kayıplar olarak algılanmasından ileri gelmektedir. Halbuki gri skala hastanın ne görüp görmediğini değil, yaş gruplarına göre o bölgedeki eşik değeri düşüklüğünün istatistiki analizini hekime sunmaktadır. Gri veya siyah görülen alanlar sklotom olduğunu bize anlatır, hastalar bu alanlardaki cisimleri göremezler, ancak o bölgeyi ortam fon renginin bir bulamacı olarak hayal ederler. Bu yanılma siyah alan kaybı mantığından da kötü bir yanılma olacaktır, çünkü hasta o bölgeyi görmediğinin farkına varmaz. Örneğin ağaçlıklı bir yolda ilerleyen görme alanı defektli hasta, ağaçların arasından çıkan bir yayayı yeşil bulamaçlı bir fon olarak, ağacın devamı gibi görecektir. Hastalara görülemeyen alanların siyah olduğunu anlatırsak, kendisini kontrol ettiğinde böyle bir görüntüyle karşılaşmayacak ve kaynağı belirsiz öz güvenle hastalığına aldırmadan günlük aktivitelerine devam etmeyi sürdürecek, hem tehlikelere maruz kalacak, hem de doktora ve tedaviye olan güveni azalacaktır.

Hastaların eğitimi onların tedavi edilmesi kadar kan bağı olan diğer kişilerin ve yakın çevresinin de korunması ve doktora belirli aralıklarla başvurması açısından önemlidir. Eğitilen hasta, toplum sağlığı için bizim yardımcımız olacaktır. Sık karşılaşıyorum, karşılaşıyorsunuzdur, glokom hastalarımın aile bireyleri hastamın durumunu bildikleri halde daha önce hiç glokom muayenesi olmamış, hastalıkları ilerlemiş olabiliyorlar. Bu durum teknik ve organizasyon eksikliğinin yarattığı önlenebilir kayıplara acıklı bir örnektir.

Bir doktorun glokom hastasına şu dört konuda kesin bilgi vermesi gereklidir;

  1. Genel glokom eğitimi ve şu andaki hastanın düzeyi
  2. Damla tedavisini nasıl uygulayacağı, damla aralıklarının kesin zamanlaması, ilaç kullanımı ile neyin hedeflendiği, uygulanan tedavi ile hastalığın geçmesinin beklenmeyip kötüleşme hızının yavaşlamasının hedeflendiği açıkça anlatılmalıdır.
  3. Araba kullanımı gibi kendisinin ve toplumun yaşamsal riskini artıran glokoma bağlı görme fonksiyonu kayıpları hakkında da bilgi verilmeli, orta ve ileri şiddetteki glokom hastalarında yaşam kısıtlamasına gidilmelidir. Muayenelerimize görme keskinliği ile başlarız. Bu test bizim için yapacağımız diğer glokom testleri ile mukayese ettiğimizde pek bir anlam ifade etmese de hasta için yaşam şeklinin belirlenmesi açısından çok büyük anlam ifade eder. Görme keskinliği glokom hastasında en son bozulan testlerdendir. Bu testte başarılı olan hasta, yaşam kısıtlamasına gitmeye gerek duymaz. Öz güvenle dolar. Projektörün yansıma alanını değiştirerek hastanın bu alanı bulmasında nasıl zorluk çektiğini fark etmesini sağlamak “bilinç” gelişimi için faydalı olabilir.
  4. Glokomun genetik geçişi yüksek hastalıklardan biri olduğunu vurgulamak, yakın akrabaların düzenli muayene olmasında bize yardım etmesinin gerektiğini söylemek gerekir. Muayenenin bir kez değil her yıl tekrarlanması gereğini de belirtmekte fayda vardır.

Glokom tedavisinde tedaviye bağlılık kadar tedavi merkezine bağlılık da önemlidir.  Genel kanı “glokom= göz tansiyonu”’dur. Bu yüzden hastalar göz tansiyonunu ölçtürmekle yetinirler. Bu muayenelerinin farklı merkezlerde yapılmasının getireceği sakıncaları öngöremezler. Günümüz glokom takip ve tedavi protokolleri progresyon oranları üzerine inşa edilmiştir. Progresyon oranını anlayabilmek için görme alanı ve OCT-RSL veya GHK analizlerinin hep aynı alet ile yapılması gerekir. Yani aynı merkezde tedavi ve takip devam ettirilmelidir. Hasta eğitiminde bu konunun da üzerinde durulması yararlı olacaktır.

Yazımı Skoda Fabia reklamı ile bitirmek istiyorum. Burada Skoda kullanılmış ama siz bunun yerine görmek istediğiniz başka bir ilgi odağını koyabilirsiniz. Sizin gibi tamamen normal bir insanda bile bu tür bir dikkat zaafı bulunuyorsa görme alanı, kontrast duyarlılık, renk görme ve hareket algılama defektleri olan bir hastada neler olabileceğini bir düşünün. Fark edemediklerinizi fark ettiniz mi? 

Etiketler:

eğitim | glokom progresyonu | Görme algısı | hasta uyumu | hastalar için | kongre haberleri | Risk faktörleri

Hastalarımızı trafik kazalarına karşı eğitmeliyiz

HalilAtes 24. Mart 2015 10:50

Mesleğimizin kapsamı sadece insanları iyileştirmekten ibaret değildir, onları ve kanun koyucuyu bilgilendirmek, riskler hakkında raporlar hazırlamak ve hastalığın doğası gereği oluşabilecek toplumsal sorunlara çözüm yolları önermektir.

Bu bağlamda Türkiye ve Dünya’da ölüm ve sakatlıkların en önemli sorunlarından biri olan trafik kazaları ile ilgili görsel yetersizliklerin yarattığı risk faktörlerine dikkati çekmek istiyorum.

Görme fizyolojisinin çeşitli yetersizlikleri sonucu (görme keskinliği, uzaysal algılama, renk görme, hareket algılama, görme alanı ve derinlik duyusu azalmaları veya yitimi gibi) gelişen bu kazaların, “kaza” grubu hadiseler arasında değerlendirilmesi bilmem ne kadar doğrudur.

Kataraktlı hastaları ile göz içi lens implantasyonu yapılanların kaza yapma riski karşılaştırıldığında operasyon sonrası riskin %53 azaldığı saptanmıştır. Başka bir çalışmada da binoküler görme alanı defekti olanların kaza yapma riskinin iki kat fazla olduğu belirtilmiş. Ayrıca orta ve ileri düzey glokomu olan kişilerin kaza yapma riskinin de sağlamlara oranla üç kat fazla olduğunu belirten çalışmalar vardır. Yine glokomlulara ait bir başka çalışmada görme alanı defekti – 10dB veya daha fazla olan ileri düzey glokomlu hastaların kaza yapma olasılığı 9 kat fazla saptanmış.

Hadisensin özellikle glokom hastalarını riskli yapmasının yukarıda bahsettiğim görme alanı defektlerinden başka nedenleri de vardır; glokom genelinde yaşlı hastalarda daha sık görülmektedir ve tanımı gereği ilerleyici olduğu için progresyonuyla hastanın yaşı da ilerlemektedir, yaşlı hastanın ani gelişen durumlara karşı refleks savunmaları zayıflayacaktır bu da trafik kazalarının oluşmasında artırıcı bir faktördür. Kontrast görme, renk görme, uzaysal algılama ve hareket algılama kaybı da glokomda gelişen patolojilerdir ve trafik kazalarının oluşmasında etkili olabilir.

Peki, ne yapmamız gerekiyor? Hadisenin cezai/yasaklama ve eğitim yönleri var. Belirli aralıklarla, trafik ehliyeti olanların görme fanksiyonları test edilebilir, glokom gibi görme bozuklukları yaratan hastalıklar bildirimi zorunlu hastalıklar sınıfına sokulabilir. Defekt saptananların araba kullanımı yasaklanabilir. Ancak bu zor bir hadise, herkesin başına bir bekçi koymak kadar zor bir planlama gerektirir. Akla yatkın olabilecek diğer bir tedbir planlaması, hastaların eğitilmesi olabilir. Görsel yetersizliği olanların onların anlayabileceği şekilde bir kursa katılmaları zorunlu tutulabilir. Böyle bir çalışma yapılmış, görme foksiyonlarında azalma olan glokomlu hastaların trafikte kendilerini sınırlayıp sınırlamadıkları (gece, siste veya bilmedikleri yollarda araba kullanıp kullanmadıkları) sorgulanmış. Sonuçlar çok ilginç; erkekler kendilerini sınırlarken, kadınlar pek sınırlamamışlar, bunun açıklaması yapılamamış.

 

Her iki formülün da yetersiz yanları olduğu görülüyor, bu nedenle kombine bir yol izlenmesi, en azından profesyonel sürücülerin kısa aralıklarla görme fonksiyonları açısından (sadece görme keskinliği değil) değerlendirilmesi ve tüm hastalarımızın en azından muayene bekleme odalarında beklerken trafik kazaları açısından eğitilmeleri önem arz etmektedir. TOD’a bu açıdan sorumluluk düştüğünü düşünüyorum.

Etiketler:

blog | görme alanı | görme fizyolojisi | hastalar için

Ülke glokom politikaları

HalilAtes 14. Ocak 2015 11:27

Nisan 2013 yazımda A. Heijl'in "Prevalence and Severity of Undetected Manifest Glaucoma" başlıklı çalışmasına değinmiştim. Çalışma görme alanı sınıflamasına göre hastalara tanı konulduğunda 1/3 hastanın başlangıç, 1/3 hastanın orta ve 1/3 hastanın ise ileri glokom evresinde olduğunu tespit etmişti. Bu tür çalışmalar ülkelerin bir bütün olarak sağlık politikalarının ne kadar organize olduğunu göstermesi ve farklı şiddetteki glokom hastaları için ayrı ayrı takip protokollerinin hazırlanması açısından önemlidir. Bugün benzer bir çalışmadan bahsetmek istiyorum; Sn. Trishal Boodhna’nın Association for Research in Vision and Ophthalmology kongresinde sunduğu çalışması Ophtahlmology Times Europa dergisinin Aralık 2014 sayısında tanıtılmış. 1998 ile 2012 yılları arasında, İngiltere’nin dört farklı bölgesinde Humphrey SITA görme alanı testi yapılan ve glokom tespit edilen 26.131 hastanın, tanı konulduğu anki glokom şiddetleri kaydedilmiş. Buna göre;

ü      MD 0 ile –6 dB = erken

ü      MD >–6 ile –12 dB = orta/ılımlı

ü      MD >–12 dB = ileri

MD sınıflaması yapılmış. 1998 ile 2002 yıllarını kapsayan ilk 5 yılda %43 hasta erken, %29 hasta ise ileri sınıfına alınmış. Çalışmanın son 5 yılında ise glokomlu hastaların tanı konulduğu zamanki şiddetleri; %50 erken ve %22 ileri safhadaymış. Sonuçlar İngiltere sağlık sisteminin doğru çalıştığını gösteriyor. Buna karşın hala hastaların 1/5’inin ileri safha glokomlulardan oluşması daha kat edilecek yolun olduğunu gösteriyor.

 

Ülkemiz için bu tür bir veri yok. Hastalarımızın hangi düzeyde bize başvurduklarını, ülke yıl başına düşen progresyon oranını bilmiyoruz. Eksfoliatif ve kapalı açılı glokomdan yoğun bir ülke olduğumuzu düşünüyorum, bu yüzden ülke progresyon ortalamasının hayli yüksek olduğuna inanıyorum. Tıbbi tedavi ağırlıklı stratejilerimiz bu yüzden sorgulanmaya muhtaçtır.

Etiketler:

akış şemaları | glokom progresyonu | görme alanı | hastalar için

Glokom hastasının psikososyal bozuklukları

HalilAtes 3. Aralık 2014 10:44

Glokom hastaların psikososyal bozukluklarının saptanması ve bu sorunların çözümü için yol gösterici öneriler de sorumluluklarımız arasındadır. Sorunların ne olduğu, nasıl saptanabileceği, risk faktörleri bu konunun içinde incelenmelidir.

Hastalara aktarılan genel glokom bilgilerinde “glokomun sinsi bir hastalık” olduğu ve başlangıçta bulgu vermediği için risk grubundaki insanların glokom muayenesini yaptırmaları konusunda bilinç geliştirilmeye çalışılmaktadır. Hastalığın orta ve ileri dönemlerinde ise bir dizi görsel bozukluk gelişmektedir. Hastaların sosyal, entelektüel ve dikkat düzeylerine göre bu şikayetler farklı sorunlar yaratabilmektedir. Kontrast duyarlılıkta ve uzaysal algılamada azalma, görme alanı ve görme keskinliğindeki bozukluklar bu değişimlerin başında gelmektedir. Hastanın glokom tanısını koyan ve tedavisini yönlendiren hekim hastanın entelektüel düzeyine göre bu sorunları yaşayıp yaşamadığını hastaya sorarak farkındalık yaratmalıdır. Çünkü glokom ölümcül bir hastalık değilken, yarattığı görsel algı bozuklukları ile hem hasta hem de toplum için yaşamsal riskler doğurabilir.

Hastanın görsel yetmezliği ile glokomunun düzeyi arasında lineer bir ilişki yoktur, çünkü hasta iki gözüyle dünyaya bakmaktadır, onun için görme kavramı her iki gözden elde ettiği görüntünün bütünüdür. Bu bağlamda tek gözünde tübüler görme alanı olan bir hastanın diğer gözünde normal bir görme alanı varsa bunu algılamakta zorlanacaktır. Doktorunun görme alanı tarifi ile hastanın gördüğü örtüşmediği için doktoruna olan güveni azalacak ve tedaviye bağımlılığında yetersizlikler gelişebilecektir. Bu açıdan hastayla yapacağımız konuşma öncesi binoküler görme alanı testi yapılması yerinde olacaktır.

Görme alanı defektlerinin tarifi de önemsememiz gereken diğer bir konudur; görme alanı çıktısında defekt alanları siyah görüldüğü için hastanın bu bölgeleri siyah gördüğü algısı oluşur. Halbuki çıktıdaki siyahlar, görme alanı adacığımızdaki tepeciğin irtifa kaybının istatistiki anlamının olup olmadığı hakkında bir grafiksel izahattan ibarettir, hasta bu alanları çevrenin baskın rengiyle fon rengi olarak bulanık görür.

Hastalığın ilerlemesi ile hasta görsel yetersizliğinin farkına varır, bunu tanımlamakta güçlük çekse de bir şeylerin ters gittiğini anlamıştır. Psikolojik sorunlar, sakarlıklar ve geleceğe güvensizlik artacak, tedaviye ve doktora olan koşulsuz itaat azalacaktır. Tedavinin sürdürülebilmesi için zamanın çok önemli olduğu bu dönemde hastanın psikososyal sorunlarının çözülmesi glokomun tedavisi kadar önemlidir. Bıkkınlık ve teslimiyet duygusu bu dönemden sonra gelişebilecek körlüklerin en önemli sorumlusudur. Yapılacak daha çok işin olduğu, birlikte başarılabileceğinin mesajını hastaya vermek gerekir. Bu dönemde diğer branşlardan yardım almak da gerekebilir, alınmalıdır.

 

Bugün anlattığım hikaye hastaların dosyadan ibaret olmadığını, onları tanımak ve anlamanın glokomu tanımak ve anlamak kadar önemli olduğunu vurguluyor, hastalar ile glokom harici konulardan da konuşmak çekilen sıkıntıların ip uçlarını kavramak açısından yararlı olacaktır.

Etiketler:

görme alanı | görme fizyolojisi | hasta uyumu | hastalar için

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre