20 mmHg sendromu

HalilAtes 28. Nisan 2016 15:17

20 mmHg'nın beynimizde bir çapa etkisi yaptığını sanıyorum.  Öğretilerin  dogmatik etkisiyle her hastanın ideal basıncını 20 mmHg'nın altına indirmek gibi bir saplantımız var. Bilinç altımıza işleyen bu rakama bağlılığımız nereden geliyor?  Tahminim basıncı yüksek bir hastaya tıbbi tedavi uyguladığımızda  progresyon analizini görmeden düşüşün yeterli olup olmadığını anlamamızı sağlayan sihirli bir formül  ya da gösterge olmadığı için 20 mmHg'ya itaat ediyoruz. Örnek üzerinden gidelim; bir ilaç alan 65 yaşındaki hastanın basıncını 26 mmHg ölçtük diyelim, OCT-RSL ortalama kalınlığı 90 mikron ve VFİ'si 97 olsun ve görme alanında 0.5 dB/yıl, progresyon hızı saptamış olalım. Bu hastanın basıncını ne kadar düşürmeliyiz? Mevcut ilacını kesip fix kombinasyona geçersek ortalama 2-3 mmHg ek kazanç elde ederiz, 6 mmHg düşüş için ise mevcut ilacına ilave bir fix kombinasyon vermeliyiz (yani 3 molekül ve 3 damlaya çıkacak). Hangisi doğru? Hangisinin doğru olduğuna gelecekte yapacağımız progresyon analiz sonucu belirleyecektir. Bu iki seçenekten birincisi, yani daha az ilaç, ancak basıncı daha yüksek tutan seçenek ile olası yan etkilerden (sistemik ve topikal) kaçınmış oluruz. İkinci seçenek ile ise tersi olacaktır. Benim tercihim şöyle VFİ'si veya OCT-RSL ortalaması yüksek olanlarda az ilaçlı basamaklı yolu deniyorum, yani basıncı 23-24 bandına çekip, progresyonu gözlüyor, kötüleşme hızı düşmediyse, ek tedavi uyguluyorum, böylece konjonktiva ile olan dostluğumuz devam ediyor.

Etiketler:

akış şemaları | glokom progresyonu | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Bebeklere göz damlasını nasıl damlat malıyız?

HalilAtes 16. Şubat 2016 13:05

Bebek ve çocuklarda göz damlalarının tatbiki zor olmaktadır. Tüm tıbbi tedaviler ve muayeneler çocuklar tarafından bir travma olarak algılanmaktadır, bu yüzden hem onların psikolojilerini en az rahatsız eden uygulama yöntemlerini benimsememiz  hem de damlayı başarıyla damlatmamız gerekir. Anne ve babaların bu konuda eğitilmesi görevlerimiz arasındadır.

Aşağıdaki iki videoda işlemin nasıl yapılacağı gösterilmektedir, burada dikkat edilecek hususları kısaca belirtmekle yetineceğim; çocuğun diğer hastalıkları ile çatışmayan veya diğer ilaçlarıyla çakışmayan moleküllerin seçimi önemli bir konudur. Ayrıca mümkün olduğu kadar damla sayısını azaltacak fiks kombinasyonlar gibi seçenekleri öne almamız gerekir. Prezervan içermeyen damlalara da ağırlık vermeliyiz, uzun kullanımda yaratacağı problemleri daha önce yazmıştık.

 

Burada dikkatinizi çekmem gereken bir husus var; Damlalıklar şişe formalarındayken uç kısımları pürüzsüz ve tornalanmıştır, yani damlalık göze deyse bile çizmemektedir. Buna karşın tek kullanımlık formalarda kapak ile gövde arasındaki plastik bileşke kullanımdan önce koparılmakta ve pürüzlü bir uç elde edilmektedir. Pürüzlü damlalık ucu göz ile temas ettirilirse korneayı çizer. Çocuklarda bu konu çok önemlidir, çünkü damlalama esnasında kontrolsüz hareketler ile karşılaşılabilmektedir. Bu yüzden bebeklerde ve çocuklarda damla, kapakların içi yerine, kapaklar ile burun kökü arasındaki boşluğa damlatılıp, orada bir büyük damla stoku oluşturulduktan sonra göze girmesi sağlanmalıdır.

Etiketler:

eğitim | hasta uyumu | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom | pediatrik glokom

Oküler yüzey hastalıkları ve glokom birlikteliği

HalilAtes 8. Şubat 2016 10:41

Oküler yüzey hastalıkları (OYH) ve glokom birlikteliği, glokom tedavisinden sorumlu hekimlerin görmezden gelemeyecekleri kompleks bir yapıdır. OYH’ı bulunan hastanın glokom tedavisinin organize edilmesi, glokom tedavisi sonucu OYH gelişmesi, OYH hastasının tedavi uyumsuzluğu ve OYH olan hastalardaki glokom cerrahisindeki başarısızlık konunun kapsamına girmektedir.

Glokom veya oküler hipertansiyona bağlı göz içi basınç (GİB) yüksekliği ile karşılaşıldığında ilaç, daha çok ilaç ve daha daha çok ilaç kullanımı ile özetlenebilecek tedavi protokolü acıktım, yemek, daha çok yemek ve daha  daha çok yemek yemeliyim gibi estet bakış açısından yoksun, kaba güdülerin hakim olduğu davranış modelinden farksızdır. Tedavi modellerinin kişiselleştirilmesi ve çeşitlendirilmesi, bu bağlamda önemlidir.

Bugün bu birlikteliğin sadece glokom ilacına bağlı OYH gelişme olasılığını inceleyen “Prevalence of ocular surface disease in glaucoma patients” başlıklı çalışma kapsamında ilerleyeceğiz; daha önce OYH tanısı almamış ve antiglokomatöz ilaç tedavisi altındaki 101 hastaya Schirmer testi, korneal ve konjunktival lissamine green boyanma, ve break-up time testleri yapılarak OYH varlığı araştırılmış.

60 (%59) hastanın en az bir gözünde kuru göz semptomları bulunmuş. Bunların %27’sinde semptomlar ilacı bırakma derecesinde şiddetliymiş. En az bir gözünde Schirmer testinde azalma olan hasta yüzdesi %61, ve bunların %35’inde ciddi sıvı azlığı saptanmış. Korneal ve konjunktival lissamine green testi pozitif olan hasta sayısı ise %22 bulunmuş, ancak bunların hiçbirinde şiddetli boyanma olmamış. Break-up time’ı bozulan hasta yüzdesi %78 ve bunların en az bir gözünde şiddetli gözyaşı kalite düşüklüğü %66 bulunmuş.

BAK içeren göz damlaları ile OYH arasında bu sonuçların ışığında anlamlı korelasyon bulunmuş. Sonuçlar hastaların kornea, konjonktiva ve gözyaşı sitolojisinin bozulduğunu açıkça gösteriyor.

Benzer çalışmalarla ayrıntılar da ortaya çıkmış; kadınların (%56.9) erkeklere oranla (%45.7) OYH yakalanma oranları daha fazla, ayrıca glokom tipleri arasında da şöyle bir OYH yakalanma oranı (PXS >PAAG>pigmenter glokom) saptanmış.

Damla sayısı ve sıklığı ile OHY gelişme oranı arasında da lineer bir ilişki saptanmış.

Ne yapacağız?; Mümkün olduğu kadar BAK içermeyen göz damlalarını kullanacağız. BAK’sız fix kombinasyonlara ağırlık vereceğiz. Açık açılı glokomlarda ilk veya ikinci tercih olarak kesinlikle SLT yapacağız.

 

Günümüz SGK Türkiye’sinde bunlar mümkün mü?; Hayır, bu yazının amacı da zaten bu, kamuoyu yaratarak vatandaşların sağlığını korumaya çalışmak.

Etiketler:

Fix kombinasyonlar | glokomda kornea | hasta uyumu | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Prof. Dr. Atilla Bayer, 2015 yılını değerlendiriyor

HalilAtes 24. Aralık 2015 10:06

Prof. Dr. Atilla Bayer

Bitirmek üzere olduğumuz 2015 yılı içerisinde glokom yönünden bence önemli olan gelişmeleri tanı, tıbbi ve cerrahi tedavi konularında özetlemek isterim.

Tanı yönünden optik koherens tomografi (OKT) sistemlerindeki gelişmeler yine ön planda idi. Çok hızlı tarama yapabilen yüksek çözünürlüklü Swept source OKT cihazları piyasadaydı. Heidelberg Spectralis OKT cihazının premium modülü (Heidelberg, Germany) ülkemizde piyasaya sunuldu. Bu modül, optik sinir başından aldığı 24 kesitte Bruch membranının sonlandığı noktayı tespit ederek bu noktadan iç limitan membranın en yakın noktasına olan dikey mesafeyi, dolayısıyla da tam olarak sinir lifi tabakası kalınlığını ölçmektedir. Bu ölçümün tekrar edilebilir nitelikte olduğu ve gerçek anatomik rimi objeltif olarak saptadığı ifade edilmektedir. Böylece sinir liflerinin optik sinir başına girerken farklı seyirlerinden kaynaklanan ölçüm hatalarının ortadan kalktığı belirtilmekte, yine modül Bruch membranı bitiş noktalarının merkezini tespit ederek bunu fovea merkezi ile birleştiren bir çizgi oluşturmakta ve ardışık görüntülerde bu çizgi otomatik olarak dikkate alınmakta ve çakışma tam olmaktadır. Görme alanı testi yönünden ise dikkat çeken gelişme, aslında önceki yıl JAMA Ophthalmology dergisinde yayınlanan bir çalışmanın sonuçlarının 2015 yılı içerisinde kabul görmesiydi (1). Bu çalışmada santral 10-2 görme alanı testinin rutin uygulamakta olduğumuz santral 24-2 testine göre erken glokomu tespit etmede bazen daha hassas olduğu söyleniyordu. AAO 2015 toplantısında da bu konu oldukça gündemdeydi.

            Tıbbi tedavi yönünden maalesef yeni bir gelişme olmadı. Uzun etkili enjekte edilebilen prostaglandinlere ait çalışmalar 2015 yılında da devam etti. Büyük umutlarla beklenen Rhopressa’nın (Aeria Inc, US) faz 3 çalışmalarına ait ilk sonuçlar Nisan 2015’de açıklandı ve bu ilacın günde 2 kez damlatılan timolole üstün olmadığı belirtildi.

Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu nedeniyle çoklu intravitreal aflibercept ve ranibizumab enjeksiyonu yapılan 2457 hastadaki göz içi basıncı (GİB) değişimine ait sonuçlar Freund ve ark. tarafından yayınlandı (2). Buna göre, 96 haftalık takip sonunda aflibercept enjekte edilen hastalarda GİB artışı ranibizumab enjekte edilenlere göre daha azdı.

Glokom cerrahisi alanında yine ön kamara açısına yönelik yaklaşımlar gündemdeydi ve bu yöntemleri savunanlar ile bu yöntemlere inanmayanların tartışmaları 2015 yılında da devam etti. Tetz ve ark. katarakt cerrahisi ile kanaloplasti cerrahisinin zamanlama yönünden etkinliğine ait 3 yıllık sonuçlarını yayınladılar (3). Bu çalışmaya göre, en belirgin GİB düşüşü bu iki cerrahi eş zamanlı yapıldığında olmaktaydı. Söz konusu sonuç, trabekülektomi ile eş zamanlı yapılan katarakt cerrahisinin sonuçları ile karşılaştırıldığında ilginç bir tezat oluşturmaktaydı.

 Ahmed Baerveldt karşılaştırma (ABC) çalışmasının 5 yıllık sonuçları yayınlandı (4). Çok merkezli, randomize, kontrollü olan bu çalışmada FP7 Ahmed glokom valvi (AGV; New World Medical, US) ile 101-350 Baerveldt glokom implantı (BGI; Abbott Medical Optics, US) klinik sonuçları yönünden karşılaştırılıyordu. Ülkemizde bulunmayan Baerveldt implantının yer aldığı bu çalışma neden bizim için önemli olabilir denirse, 5 yıllık takip sonunda AGV’nin ortalama GİB düşüşünün %50’nin üzerinde olması ve ortalama glokom ilaç sayısının anlamlı derecede azalmış olması bence önemliydi. Daha önce, bu çalışmanın 3 yıllık sonuçları yayınlandığında her iki implant için de yıllık başarı kaybı oranlarının %10 civarında olduğu belirtilmişti. Beş yıllık sonuçlar ise, 4.-5. yıllarda başarı kaybı oranının %5 olduğunu ortaya çıkardı. GİB ve ortalama ilaç sayıları yönünden 3 yıl ile 5 yıl sonuçları arasında fark yoktu. Bu çalışmada Baerveldt implantı uygulananlarda erken dönem komplikasyonlar daha sık, ancak geç dönem başarı AGV’ye göre daha yüksekti.

Önemli olduğuna inandığım bir diğer gelişme de 2015 yılında mikropals transskleral siklofotokoagülasyon sisteminin piyasaya çıkmasıydı. Cyclo G6 glokom lazer sistemi (Irıdex, CA, USA) daha önceki G probdan daha farklı bir prob (MP3 prob) ve farklı bir lazer konsoluna sahip olması nedeniyle ilave bir maliyet getirecek gibi görünse de termal hasar yapmaması, tekrar edilebilir olması gibi avantajları olduğu iddia edilmektedir.

Kaynaklar

1.    Ilana Traynis, BS,  Carlos G. De Moraes MD,  Ali S. Raza, BA, et al. Prevalence and Nature of Early Glaucomatous Defects in the Central 10° of the Visual Field. JAMA Ophthalmol. 2014;132(3):291-297. 

2.    Freund KB, Hoang QV, Saroj NS, Thompson D. Intraocular pressure in patients with neovascular age-related macular degeneration receiving intravitreal aflibercept or ranibizumab. Ophthalmology 2015; 122:1802-10.

3.    Tetz M, Koerber N, Shingleton BJ, et al. Phacoemulsification and intraocular lens implantation before, during, or after canaloplasty in eyes with open angle glaucoma: 3-year results. J Glaucoma 2015;24:187-94.

 

4.    Budenz DL, Barton K, Gedde SJ, et al. Five-year treatment outcomes in the Ahmed Baerveldt comparison study. Ophthalmology 2015;122:308-316.

Etiketler:

glokom hastasının kataraktı | hipotansif yağlar | ilaçlar | kanaloplasti | oct | trabekülektomi | Yılsonu değerlendirmesi

Topikal tedaviyi çeşitlendiriyoruz

HalilAtes 10. Aralık 2015 10:34

Foto: Ivan Goldberg, ForSight VISION5

Bu hafta topikal tamlalar yerine geçebilecek farklı ilaç kullanım yolları üzerine gelişmeleri yazıyorum. Şimdi de bir Zihni Sinir Projesi ile karşınızdayım; topikal bimatoprost oküler insertin alt fornikse yerleştirilmesi ile 6 aylık etkinlik sağladığı belirtilmiş.

Bimatoprost vericisinin fornikse tatbiki sonrası az sayıda hastada konfor problemleri yaşanmış olmasına karşın bu oranın kabul edilebilir oranlarda olduğu belirtilmiş. Benim okuduğum iki çalışma timolol ile GİB düzeylerini karşılaştırılması üzerineydi. Her iki çalışma da iki grup arasında istatistiki anlamlı bir basınç farkı bulmadıkları yönündeydi. Hastaların damla damlatmamaları tedaviye uyum oranını artırıcı bir avantaj. Çalışmaların histolojik inceleme ayağı bulunmadığı için konjonktiva sitelojisini etkileyip etkilemediklerini bilmiyorum. Zaten implantın halen Faz 2 düzeyinde araştırma konusu olduğu belirtiliyor.

Vericiyi oluşturan materyal 26 mm boyunda yumuşak polimer bimatoprost matriksi tabiatında. Halka şeklinde hafızası olan verici doktor tarafından  farnikse sıkıştırılarak implante ediliyor.

Tedaviye uyumu bir sorun olmaktan çıkaracağını umduğum bu implantın daha da geliştirileceği, farklı molekülleri de ihtiva edebileceği kolayca hayal edilebilir. Bu örnekte de görüldüğü gibi artık doktorun işi sadece reçete yazıp hastayı yalnız bırakmak değil (reçete yazılan hastaların %16’sı eczaneye gitmez)  onun tedaviyi uygulayıp uygulamadığını da kontrol etmek ve bu amaçla yeni formüller geliştirmektir.

 

Yukarıda bahsi geçen çalışmalardan biri olan Ivan Goldberg’in çalışmasına şuradan ulaşabilirsiniz.

Etiketler:

hasta uyumu | hipotansif yağlar | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Monoprost: günün sevindirici haberi

HalilAtes 9. Aralık 2015 11:35

Blogun takipçileri preservan içermeyen göz damlalarına verdiğim önemi fark etmişlerdir. Bugün de mutlu bir haber vermek için kolları sıvadım; latanoprost’un preservan içermeyen formu çok yakında Monoprost adıyla Thea firması tarafından piyasaya sürülecek.

Halen Saflutan haricinde preservan içermeyen glokom ilacımız bulunmadığını, bunun da SGK tarafından geri ödemesinin olmadığını çeşitli yazılarımda belirttim. Bu tür ürünlerin SGK tarafından onaylanmasının toplum sağlığı açısından çok önemli bir kazanım olacağına inanıyorum, zaten bu yazının maksadı da farkındalığın artırılmasını sağlamaktır.

Preservan içermeyen latanoprost’un içerenlere göre avantajlarını sıralayacak olursak;

  1. Soğuk zincir gerektirmediğinden kullanım kolaylığı ve hasta uyumunu artıracaktır.
  2. Kızarıklık, yanma-batma gibi konfor problemleri BAK içeren formuna göre daha azdır, bu da hastanın tedaviye uyumunu güçlendirir.
  3. BAK’ın konjonktiva sitolojisini bozma ve ileride yapılacak glokom cerrahilerindeki başarı oranını olumsuz etkileme potansiyelinden BAK içermeyen damlalarda kaçınmış olacağız.

 

Bu avantajlarının yanı sıra latanoprost’un diğer antiglokomatöz ilaçlara karşı üstünlüklerini de aynen koruyor olması Monoprost’un tercih sebebi olmasına vesile olabilir.

Etiketler:

hipotansif yağlar | ilaçlar | Oftalmoloji haberleri | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Hep birlikte enjeksiyon dönemine giriyoruz

HalilAtes 8. Aralık 2015 10:08

Glokom tedavisinde kullanılan ajanların tatbik şekillerindeki değişim gelecek yıllardaki tedavi şekillerimizi hızla değiştirecek görünüyor. Saklama solüsyonlarının kaldırılması ile başlayan süreç yavaş salınımlı intraoküler ilaç implantlarına doğru bir ilerleme kaydetti. Aşağıda i-dose implantasyon FAZ çalışmaları devam eden firmaları ve ürünleri bilginize sunuyorum;

Alimera/pSivida: Iluvien (YBMD ve ven oklüzyonu için)

Alimera/Emory Univ: NADPH (YBMD)

Allergan: brimonidine implant

Genentech/Surmodics: Lucentis (6-8 aylık YBMD tedavisinde)

Glaukos: travoprost

Icon Biosciences: Verisome (IBI-20089) (Ven oklüzyonu için)

Lux Biosciences: Lumiject (LX201) (Keratoplasti rejeksiyonu için siklosporin A episkleral implantı)

MacuCLEAR/Mystic Pharmaceuticals: Versidoser (MC1101) (YBMD için)

Macusight/Sirolimus: Perceiva (subconjunktival injectable immunosuppressant)

Merck/Surmodics: I-Vation (triamcinolone acetonide helical implant, diyabetik maküler ödem için)

Neurotech: NT-501 (retinitis pigmentosa,YBMD gibi progressif fotoreseptör kaybı hastalıkları için encapsulated cell technology (ECT) to deliver ciliary neurotrophic factor (CNTF) 12 ay etkinlikte).

Novagali Pharmaceutical:  Cortiject (NOVA63035) (6-9 ay etkili, DMÖ tedavisi için kortizon)

Potentia/Alcon: POT-4 (YBMD tedavisi için faktör C3 inhibitörü)

QLT: latanoprost (punktal yerleşimli latanoprost, 3 ay etkili)

Tüm bu ürünlerin hasta uyumu, konjonktiva sitolojisini koruyucu gibi olumlu yönleri bulunduğu kadar olumsuz yönleri de olacaktır. Retina kliniklerinde şu an yaşamakta olduğumuz enjeksiyon sıralarının kabul edilemez düzeylere çıkması bir yana işlemin sonuçta bir cerrahi olması sebebiyle potansiyel komplikasyon oranlarıyla da karşılaşacağız. Ayrıca ürünlerin göz içinde ne tür kimyasal reaksiyonlara gebe olduğu da henüz bilinmemektedir. Yaşamadığımız farklı bir tedavi şekli bizleri bekliyor

Etiketler:

ilaçlar

Jenerik ilaç çalışmaları

HalilAtes 2. Aralık 2015 11:05

Jenerik ilaçların kullanımı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de giderek artıyor. Bu konuya daha önce değinmiş, çalışma eksikliğinden yakınmıştık. TOD 49. Ulusal Kongresinde sunulan iki çalışma bir nebze de olsa merakımızı giderdi. Her iki çalışma da orijinal ilaçlarla benzer etkinlik sonuçları bildirdiler. Umarım bu çalışmalar hakemli dergilerde yayınlanabilir ve jenerik ilaçlara olan güveni yükseltir.

Jenerik ilaç konusu camiamızda pek de üzerinde durmadığımız bir konu gibi görünüyor.  SGK baskıları ile orijinal ilaçların fiyatlarını geriye çekmeleri, jenerik ilaçların var olma nedeni olan fiyat avantajını ülkemizde değersizleştirdi. Bu yüzden pazar beklenenden yavaş ilerliyor olabilir. Ama yine de gelecekte ağırlığını hissettirecektir. İlaçların ekonomik yönü kadar etkinliklerinin her açıdan orijinalleriyle aynı değerde olması bir zorunluluktur. Yapacağımız çalışmalardan çıkarılacak yasalar ile bu pazarın düzenlenmesini sağlamalıyız. Yasa koyucu, bizim çalışmalarımızdan elde edeceği olumlu veya olumsuz sonuçlar ışığında bu pazarı yönlendirecektir.

 

EGS rehber kitabı ilk kez bu sene konuya değinmiş, ve jenerik ilaç kullanımındaki hastaların daha fazla kontrol edilmeleri gerektiği uyarısında bulunmuştur. Masum bir uyarı gibi görünen bu hüküm aslında jenerik ilaçlar bağlamında olumsuz bir görüşü savunmaktadır. Çünkü zaten hasta yoğunluğundan bunalmış glokom merkezleri jenerik ilaç kullanımıyla yoğunluklarını artırmak istemeyeceklerdir ve orijinal ilaç kullanımına ağırlık vereceklerdir. EGS’yi bu yorumu yapmasına iten çalışma verilerini de yok sayamayız. Jenerik ilaçların damla volümünün az olduğu, çabuk bozulduğu, şişe kullanımının zor olduğu, biyoeşdeğerliliğinin eşit olmadığı gibi olumsuz birçok yayın yapılmıştır. Tüm bu maddelere karşı olumlu sonuç bildiren çalışmalar da vardır. Yani zemin kaygandır, bunun nedeni orijinal ilacın bir tane olmasına karşın jenerik ilacın farklı firmalarca üretilen birçok versiyonunun bulunmasıdır. Hangisinin uygun, hangisinin riskli olduğunu belirleyecek yasal bir yol haritası eksikliği bulunmaktadır. Her konuda olduğu gibi hayatın gerçekleri bilimin gerçeklerinden hızlı davranmış görünüyor, bilimin ve hukukun düzenleyici ağırlığını sağlamak için çalışmalarımızla konuya destek vermeliyiz.

 

Etiketler:

ilaçlar

Preservan içermeyen damlaların ilgiye ihtiyaçları var

HalilAtes 11. Kasım 2015 11:33

Glokom, kuru göz gibi kronik ilaç kullanımı gerektiren hastalıklarda preservan içermeyen damlalar, hem hasta konforu hem de konjonktiva sitolojisinin korunması açısından önemlidir. Glokom hastalarında gelecekte yapılacak cerrahilerin başarısı açısından bu tür ilaçların seçilmesi büyük önem arz eder.

Ne yazık ki ülkemiz glokom pazarı preservansız ilaç sunumu açısından kısır bir konumdadır. Bugün kullanabildiğimiz tek ilaç bir tafluprost olan Salutan’dır.  Saflutan piyasada 3 yıldır mevcut olmasına rağmen SGK ödemesi alamadığından dolayı önemsenmeyecek kadar düşük bir piyasa payına sahiptir.

İyi niyetle bu tür ilaçları seçseniz bile 2 yıl içinde büyük olasılıkla ikinci bir preparata ihtiyaç duyulacağı için ikinci ilaç tercihiniz preservan içeren bir ürün olacaktır. Ülkemiz koşullarında pek kaçacak yer yok gibi görünüyor.

Günümüzde Ganfort, Cosopt gibi ilaçların preservan içermeyen formaları mevcut olmasına karşın ülkemizde halen satışı yapılmamaktadır.

Saflutan’ın da timolol ile birlikte fiks kombinasyonu yakın zamanda piyasaya sürülmüştür. Taptiqom adını taşıyan ilaç Saflutan gibi tek kullanımlık poşetlerde satılmaktadır ve %33’e varan basınç düşüşü sağlamaktadır.

 

Glokom tedavisi bir maratondur. Tanıyı koyan, takibi yapan, ameliyat kararını veren doktoru ameliyatı yapan kadar cerrahi başarının veya başarısızlığın sorumlusudur. Bu yüzden konjonktivanın korunması büyük önem arz eder. Bu tür ilaçların Türkiye’ye getirilmesi ve SGK tarafından ödenmesi hususunda kamu baskısı yaratmamız ve ilgili kişileri bilgilendirmemiz gerekir.

Etiketler:

Fix kombinasyonlar | hasta uyumu | hipotansif yağlar | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Cinsel yaşam ve glokom

HalilAtes 9. Ekim 2015 12:37

Hastaların yaşam kalitelerinin korunması hastalıkların tedavisi kadar önemlidir. Hastalık veya kullanılan ilaçlar nedeniyle bir mağduriyet yaşanması psikolojik sorunlar yaratabilmektedir.

Glokom hastaları için de bu sorun geçerlidir. Hastalar glokom olduklarını öğrendiklerinde yaşamlarında bir kısıntıya gidip gitmeyeceklerini öğrenmek isterler. Muayene ortamının koşullarına uygun kafasındaki soruları sormaya çalışırlar. Yemek yemek, okumak, televizyon seyretmek, spor gibi her gün yaptıkları zorunlu veya zevk aldıkları uğraşlardan fedakarlık edip etmeyeceklerini bilmek isterler.

Türkiye gibi “ayıp” kavramının neredeyse tüm yaşamımızı kapsadığı toplumlarda sorulan sorularda genellikle otosansür uygulanmaktadır. Cinsel aktivitelerin yaşamın bir gerçeği olmaktan ziyade gizlice yapılması gereken, neredeyse bir suç olarak değerlendirildiği eylemler arasında yer aldığı düşünülmektedir. Bu bağlamda hastalıklar ile doğal cinsel yaşamımız arasında bağlantılar merak edilmez veya bu konuda soru sormaktan utanılır. Etkisi bilinmeyen eylem çoğu kez yapılmaz. Gereksiz kısıtlamalar da doğal hayatın seyrinde sapmalara yol açarak mutsuz ailelerin ve bireylerin oluşmasını sağlar.

Doktor, toplumun nabzını tutan kişidir. Hastaya hastalığı ile ilgili neler yapması veya yapmaması gerektiğini bütün yönleriyle söylemeliyiz. Özellikle cinsel davranışları ilgilendiren konuları merak ettiğini ancak utandığı için soramamış olabileceğini öngörmeliyiz.

Glokom ile cinsel aktivitelerimiz arasında doğrudan bir ilişki saptanamamıştır. Yani sevişmenin göz içi basıncını artırdığına ve glokomu kötüleştirdiğine dair yeterli kanıt bulunamamıştır.

Glokom tedavisinde kullanılan beta blokörler gibi bazı ilaçların libidoyu, bu bağlamda da cinsel birleşme isteğini, düşürücü etkilerinin olduğunu bildiren çalışmalar vardır. Bu konuda sorun yaşayanların doktoruyla konuşması, farklı antiglokomatöz ilaç gruplarına geçilmesini sağlaması önerilebilir.

Sildenafil citrate (viagra) kullanan hastaların bir kısmında glokom krizinin ve/veya optik sinir hasarının geliştiğine dair yayınlar vardır. Özellikle dar ve kapalı açılı glokomlu hastaların viagra kullanımında dikkat etmesi önerilebilinir, ancak bu uyarı viagra’nın glokomlu hastalarda kesinlikle kullanılmaması gerekir anlamı taşımadığını belirtmek isterim.

 

Sonuç şu, yaşam güzel, kanıtsız kuruntulara kapılmayalım, soru soralım, cevap verecek kadar bilgili olalım.

Etiketler:

glokomda yaşam stilleri | hastalar için | ilaçlar | Risk faktörleri

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre