12. EGS Kongresinin ardından: 3

HalilAtes 25. Haziran 2016 00:28

Selanik Aristo Üniversitesi’nden Fotis Topouzis, adı sık duyulan meslektaşlardan biri. Epidemioloji çalışmalarıyla EGS GlaucoGENE projesinin kurulmasına katkısı bulunan Topouzis, bu kongrede de kongrenin felsefesine uygun, yani bir çeşit yin-yang bakış açısıyla, hem glokom hastalarının henüz sadece yarısını tanıyabildiğimizi, hem de glokom tanısı alan hastaların tahminimizden daha büyük bir oranına lüzumundan fazla ağırlaşırılmış tedavi uyguladığımızı belirtti.

Asistanlığımdan bu yana glokom tanısı almamış daha %50 hasta olduğu söylenir. Bunca teknolojik, siyasi ve sağlık organizasyonu gelişmesine rağmen bu kadar çok glokomlunun hala tanınmamış olması ilginç geliyor bana. Bir yandan da tanınmış olsa glokom merkezlerinin hali ne olurdu diye düşünmeden edemiyorum, çünkü günümüzde bu merkezler tamamen şişmiş, hantal durumda. Aslında bu iki ayrı uç, sebep-sonuç bağlamında değerlendirildiğinde birbirinden ayrı olmak yerine örtüşen unsurlar barındırıyor. Yetersiz veri analizi, yoruma dayalı doktor bazlı yol haritaları sunulmasına yol açıyor. Kaynağı belirsiz kararların doğruluğu ya da yanlışlığı bu uç gerçeğin oluşmasına yol açıyor.
Sağlık piyasasını zaman zaman telefon piyasasına benzetiyorum; telefon satıcıları telefon alacak insan sayısını artırmak yerine bu imkâna sahip kişilerin daha sık telefon değiştirmesini hedeflemiş görünüyorlar, çünkü refah toplumlarının artırılması ticari kuruluşun gücünden ziyade devlet gibi daha büyük organizasyonların çabasıyla gerçekleştirilebilecek bir hedef olabilir. Sağlık politikalarına yön veren ticari kuruluşlar da destekledikleri çalışmalarla risk faktörlerini öne çıkartarak, belki biraz da abartarak bir şekilde glokom birimlerinde kimliği bulunan, tanısı konulmuş diyemeyeceğim ama kişilik olarak tanımlanmış bireylerin (hastalar??) tanı işlemi kalemini artırmanın veya bir tedavi uygulamanın daha doğru bir politika olduğunu savunmaktalar. Sosyal devlet sigorta fonları da bütçesi devamlı açık verirken pastayı genişletmek yerine mevcut pasta dilimi üzerindeki konfigürasyonlara göz yummaktadırlar.

 

Kongrelere katılmak bir patikada yürümek gibidir. Yola çıkmadan temiz hava almak, çevreye bakmak ve zinde kalmayı amaçlarsın. Ancak yolda karşılaştıkların seni gördüğünden farklı bir dünyada sürükler. Yalnız, sessiz ve dikkatini dağıtmayan ortam aklında pek çok fikrin doğması için sembolik etkiler yaratır. Uzaktaki kulübe uzun zamandır ziyaret etmediğin anneni aklına getirir veya bir arı vızıltısı sevmediğin birisiyle yaptığın kavgayı.. Kongrelerde anlatılan konular, anlatanlar, duyulan bir kelime, bir jest de bu açıdan farlı hikayelerin doğmasına yol açıyor. Tüm bu uçuşan düşünceler değerli birer başlangıç olabilir, kongrelerde anlatılanları dinlerken fotoğraf çekmek yerine not tutmak bu bakımdan “diğerini” de kağıda bağlamak için gereklidir. Bu kongre yazıları da okuyanlara bir şey öğretmekten ziyade bir durumu özetler niteliktedir, bu gözle okunması ve merak uyandırırsa ilgili yayınlara başvurulmasını amaçlar.  

Etiketler:

kongre haberleri

12. EGS Kongresinin ardından: 2

HalilAtes 24. Haziran 2016 10:55

EGS kongresi üzerine ikinci yazımı son dönemin parlayan yıldızı University of London’dan istatistikçi David Crabb, MSc, PhD üzerine yazmayı planladım. Crabb istatistik ve bilgisayar bilgisi ile çalışma verilerini herkesin anlayabileceği görsel malzemeler haline getirmesiyle tanınıyor. İki yıldır kullanımda bulunan “Glaucoma in perspective” aplikasyonu, cep telefonlarınıza indirebileceğiniz bir glokom değerlendirme ve eğitim programı (telefonunuzun aplikasyon yükleme bölümünde “glaucoma in perspective” yazarak programı bulup yükleyebilirsiniz). Program aslında hasta eğitimi için tasarlanmış, ancak görme alanı çıktılarının gerçekte hasta tarafından nasıl algılandığını merak eden, öğrenmek isteyen meslektaşlar için de yararlı olacağını düşünüyorum, bu konunun ayrıntılarını daha önce yazmıştım, meraklısı şuradan okuyabilir. Yeri gelmişken bir de açık davet yapmak istiyorum; bu modülün finansör tedarikçisi Allergan, Türkiye Allergan modülün Türkçeleştirilmei işini üstlenirse veya buna izin verilmesine imkan sağlarsa hem hastalarımız hem de meslektaşlarımız için çok yararlı olacaktır.

Crabb’ın kongrede sunduğu ikinci konu ise progresyon üzerineydi. “Examining visual field loss in patients in glaucoma clinics during their predicted remaining lifetime.” başlıklı ilk çalışma ve bunu tamamlayıcı ardıl çalışmalarla  görme alanı progresyonu gösteren hastaların yüzdesi hesaplanmış. 25000 hastanın 12 yıllık takibi sonucu, hastaların %25’inde görme alanı progresyonu gözlenirken bunlardan sadece %4’ünde görme tehdit altına girmiş. Kuş yuvasına benzeyen aşağıdaki grafikte kırmızı renkle gösterilenler tehdit altındaki hastaları temsil ediyor. David Crabb, MSc, PhD

Çalışmanın sonuçlarından kişisel tedavinin ne kadar önemli olduğunu kavrayabiliyoruz. Klinikler kanıta dayalı tıp verileriyle hazırlanmış tedavi protokollerini temel alırken %4’lük çok kötü, çok hızlı progrese olabilecek bu hasta grubunu nasıl yakalayabileceklerini de kendi takip protokollerini oluşturarak bulmaya çalışmalıdırlar. Bu çalışmadan çıkarılacak ikinci ders de bir kısım hastanın lüzumsuz takip sıklığına ve/veya tedaviye maruz kaldığı gerçeğidir. Hastaların kötüleşme hızı ile yaşam beklentisi korele edildiğinde anlamlı bir tehdit yoksa o hastanın takip aralığını genişletmek kliniğin iş yükünü azaltması açısından yararlı olacaktır. Ayrıca hastaya lüzumsuz ilaç, cerrahi seçenekleri sunmayarak yaşam kalitesini de bozmamış oluruz.

Etiketler:

akış şemaları | eğitim | glokom progresyonu | görme alanı | Görme algısı | hastalar için | kongre haberleri

12. EGS Kongresinin ardından

HalilAtes 23. Haziran 2016 18:51

19-22 Haziran 20016 tarihleri arasında 12. EGS Kongresi Prag’da yapıldı. Kongreyle ilgili ilkyazımda genel değerlendirme yapmakla yetineceğim; resmi rakamlarla 3400 kişinin katıldığı belirtilen kongrede sanırım 50-60 Türk meslektaş da yer aldı. Farklı görüşler olabilir ancak glokom toplantıları arasında bana göre en organize ve en iyi programlanmış toplantı olan EGS’nin 12. toplantısı geçmişlerine göre hayli üstündü. Bunda en büyük neden bu dönem topluluğun başına seçilen Prof. Anja Tuulonen’nin kişiliğini toplantıya sinmiş olmasıydı. Tuulonen, kariyeri boyunca kanıta dayalı tıp, eğitim, etik, işe yarar-maliyet analizi gibi pek de ışıltılı ve dikkat çekici olmayan konularda araştırmalarını yoğunlaştırmıştır. Her çıkan yöntem, ilaç ve tanı gereci için bir bakıma şeytanın avukatlığını yapmıştır.

Kongre bir ana salon ve 14 küçük salonda yapıldı. Panel diyebileceğimiz toplantılar ana salonda yapıldı ve her gün üç veya dört büyük toplantıyla sınırlandırıldı. Panel konuşmacılarının sunum süresi 10 dakika idi ve sürenin aşılmamasına dikkat edildi. Ana  salon sanırım 2000 kişilikti, toplam katılım 3400 kişi olarak görünmesine rağmen salonda 1000-1500 kişi arasında bir topluluk olduğunu sanıyorum. Geri kalanların EGS eğitiminden yararlanamasalar da birlikte ülkelerinden gelen arkadaşları aracılığıyla kahve toplantıları sırasında bilgi düzeylerini zenginleştirmiş olabileceklerine inanıyorum. Türkiye’de olduğu gibi diğer ülkelerde de “fire” kaçınılmaz olarak hayatın bir parçası, doğal karşılamak lazım.
Öğleden sonraki toplantılar kurs  formatındaydı. Bir saat süren 14 ayrı toplantıdan iki seans yapıldı. Bu toplantıların bir kısmı birbirinin devamı niteliğindeydi. Pul biriktiren meslektaşların toplandıkları (Belçika’dan Dr. T. Zeyen’in bu kursuna başka bir toplantıda katıldığım için bu kez pas geçtim) kurslar gibi sevimli uç konular da toplantının çileğiydi.

Programı hazırlayanlar mümkün olduğu kadar farklı görüşleri birlikte sunmaya gayret etmişler. Baskın görüş, günümüzün yaklaşımı ya da yol haritası gibi bakış açılarına yer vermemeye özen göstermişler. Kanski zihniyetiyle yetişen bizim nesil için hayli zor bir bakış açısıydı bu, çünkü bizler Amerikan filmlerinde olduğu gibi kötülerin filmin sonunda kaybedeceğini veya iyi oğlanın güzel kız ile evlenerek mutlu sona ulaşacağını bekliyor, eve giderken elle tutulur birkaç cümleyi hafızamıza kaydetmeyi planlıyoruz. EGS kurgusu ise tıpkı bir Fransız veya İtalyan filmi gibi film boyunca farklı şeyler olmasına rağmen sonucun muallak olduğu, seyredene göre bir son hayalini bize bıraktığı gerçeğiyle yüzleştik. Anlaması zor ama heyecan ve mutluluk verici gelişmeler tüm bunlar. Ayrıca bilimin bitmediğini daha uğraşacak veya seyredecek daha çok şey olduğunun da habercisi.

 

Son olarak konu başlıklarının çarpıcılığının dinleyenlerin merakını uyandırması ve uyanık kalması açısından ne kadar önemli olduğunu vurgulayarak yazımı bitirmek istiyorum; örneğin panellerden birinde birbirini takip eden iki konuşmada, görme alanı veya OCT’nin glokom takibinde daha değerli olduğu vurgulanmak istenmiş. Konu başlıkları şöyle konulmuş: “I sold my perimeter” ve “I sold my imaging device”. Yaratıcılık ve mizah karşısında dinleyici o salonda bulunma isteği duyuyor.

Etiketler:

kongre haberleri

Xen implantasyonundan yola çıkarak eğitim stratejileri

HalilAtes 24. Nisan 2016 19:52

Bu blogu takip edenler, Xen implantıyla ilgili daha önceki yazılarımı hatırlayacaklardır. Bugün katıldığım bir toplantı ile ilgili görüşlerimi yazarken implantın güncel bilgilerini de yazacağım. Önce toplantıyla bilgili bölümü yazayım. Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi xen üzerine farklı kurslara, toplantılara katılmıştım. Bu toplantılar üretici firmanın sponsorluğunda yapılmıştı, şimdi Allergan implantı üstlenmiş durumda. Barcelona’daki toplantı da Allergan’ın bir eğitim faaliyetiydi.  İnstitut de microcirugia ocular’de yapılan etkinlikte beni etkiliyen bir tanıtım stratejisi uygulanmış. Büyük firmalar, araştırma, geliştirme gibi bilimsel etkinliklerinin yanı sıra reklam ve eğitim alanında da farklı bölümlere yapılandırılmış. Yeni ürünün hangi alanını ön plana çıkarmak istiyorlarsa yapılan aktivite gizli bir şekilde bu mesajı vermeye odaklı dizayn ediliyor. Xen bağlamında verilmek istenen mesaj “herkes yapabilir”. Bu mesajı içeren hiçbir cümle geçmedi, ancak implantın teorik bilgileri verildikten sonra enstitüdeki üç genç hayatlarının ilk xen implantasyon cerrahisini canlı olarak toplantıya katılanların şahitliğinde yaptılar.

 

Bu stratejinin birkaç açılımı var; önce “basit, sen de yapabilirsin” mesajını eğitim alanlar hissediyor. İkincisi tecrübeli bir cerrahın yapacağı ameliyatta, cerrahinin süreci esnasında karşılaşılabilinecek zorluklar, o cerrah bu aşamaları daha önce beceriyle geçebildiği için, eğitilenlerin hissetmesi zordur, deneyimsiz bir cerrahta ise bu aşamalardaki zorlukları görerek eğitilenin dikkatli olması sağlanabilir, bu stratejinin eğitim açısından çok iyi bir model olduğunu düşünüyorum. Üçüncüsü “sıcaklık”; ürününün iyi bir ürün olmakla birlikte dikkat edilmesi gereken yerleri de var mesajının verilmeye çalışılması, ürüne karşı nötr olan eğitilenin söylenenlere güveni artabilir, bu stratejinin yeni çıkan ürünlerde başarılı olacağı kanısındayım. Özetle toplantıda xen’den ziyade eğitim ve pazarlama stratejisinin üstün zekalı yönetilmesi beni çok etkiledi.

Xen konusuna gelince; konjonktivayı açmadan kısa ameliyat süresinde implante ediliyor olması avantaj, MM-C kullanılıyor ve bir filtran  cerrahi olması dezavantaj. Toplantıda yapılan sunumlardan başarılı bir trabekülektomi ile uzun dönem mutlak başarı oranlarını karşılaştırmanın pek mümkün olmadığını anlıyorum, komplikasyonlar ise daha az. Xen’i belki yardımcı cerrahi gibi düşünmek, o kulvarda ilerlemesini sağlamak daha gerçekçi olacaktır. İlaç sayısının azaltılması, kombine veya psödofakiden sonra bir miktar basınç düşüşü planlanıyorsa kullanılabilecek iyi bir ek modül olabilir. Cerrahi sonrası sık iğneleme ile revizyon yapılıyor olması da bir başka dezavantaj gibi.

 

Günlük pratiğimde ben kullanır mıyım? Evet, şöyle; önceki filtran cerrahiler veya bir başka neden ile üst yarı dolduysa ve alt yarıya bir filtran cerrahi yapmam gerekecekse trabekülektomi veya seton yerine xen implantasyonunu endoftalmi riskini azaltmak için tercih ederim.

Etiketler:

eğitim | kongre haberleri | MİGS

3. OCT Kulübü'nün ardından

HalilAtes 17. Nisan 2016 11:21

15-16 Nisan 2016’da İstanbul Retina Enstitüsü tarafından organize edilen 3. OCT Kulübü toplantısı yapıldı. Son zamanlarda giderek azalan toplantı katılımcı sayılarına rağmen 500 katılımın olduğu performansı çok yüksek bir kongre yapıldı. Burada toplantının bilimsel değerlendirmesini yapacak değilim, çünkü bir kurs haricinde glokom ile ilgili bölüm yoktu, değinmek istediğim modern toplantıların nasıl olması gerektiğinin iyi bir örneği olduğu.

Eğitim almak isteyenlerin seçenekleri günümüzde oldukça fazla; internet, kitap, dergi, video, wet-lab, kurs ve kongreler bu imkanı veriyor. Eskiden eğitim almak isteyenlerin zamanları çok, imkanları kısıtlıydı, şimdi zaman az, imkan çok. Eğitim araçlarını bu felsefi zemin üzerinde değerlendiriyorlar. Diğer bir konu da bilim hızla ilerliyor, bu hızı basmaya zaman yok, klasik kitap, dergi gibi kağıda basılan bilgilerde yazılanlar okura ulaşana kadar neredeyse güncelliğini yitiriyor. Bu yüzden eğitilmek isteyenler, bilgiye hızla ve tazecikken ulaşabilecekleri yolları tercih ediyorlar. Bilgi sunanlar da hantallıklarını modern teknolojilerle destekleyerek bu yapıya ayak uyduruyorlar, örneğin bilimsel dergiler, çalışmaları basmadan internet sitelerinde hakem heyetinden geçer geçmez yayınlıyorlar veya tarama yapılabilir dizinler oluşturuyorlar. Ya da kitaplar, sitelerinde yazılanları güncelleyen veya multimedya ile destekleyen versiyonlarını okurlarına sunuyorlar.

Kongreler de taze bilgiye ulaşmanın bir yolu. Kongrelerin diğer eğitim faaliyetlerinden en önemli farkı, canlı, sıcak, hızlı, etkileşimli olması. Kongreye katılan ne ister? Bence iki şey ister; biri az-çok bildiği konunun son bilgisini almak, bilmediği konu için ise bilgiye nasıl ulaşacağının yol haritasını öğrenmek ister. Bu amaçla, genel veya tematik toplantılar düzenlenir. Genel kongrelerde başlangıç ve orta düzey, tematik toplantılarda ise ileri düzey bilgi isteyen katılımcı hedef kitledir. Bunlara göre strateji geliştirilir. Tematik toplantılarda konu başlığı ve konuşmacı seçimi büyük maharet ister. Genel toplantılarda ise hedef kitlenin eksiğinin ne olduğunu bilmek maharet gerektirir.

Sunumların kaliteli olması sunan kişiden ziyade organizasyonun kurallarıyla sağlanır. İki yol izlenebilir; biri kursun moderatörü belirlenir, diğer anlatıcıları ve konularını onun bulması istenir, böylece baskın bir moderatörün ağırlığı salonda hissettirilir. Diğer yöntem ise konuşma süreleri kısa tutulur (7-10 dk gibi), konuşmanın kısa olması posaların atılmasını gerektirir, bir şekilde standart düzey yakalanmış olur.

Genel kongrelerde hangi konuya ağırlık verileceğini bulmak bir dizi çalışma gerektirir. Anket veya online sınav programın belirlenmesinde iyi bir seçenek olabilir. Örneğin ulusal kongre gibi genel kongrelerin programları yapılmadan hedef kitlenin evinde yapabileceği online bir sınav düzenlenir, tüm konuları kapsayan sorulardaki skorlara göre bir plan yapılır. Bu sınavın amacı kimin sınavı kazanacağı değil başarısızların başarısız oldukları konuları bulmaktır. Sorular üç düzeyde sorulur (başlangıç, orta, ileri), organizasyon her konu için üyelerinin bilgi düzeyinin ne olmasını önceden belirler, örneğin A konusunda başlangıç düzeyi yeterliyken, B konusunda tüm üyelerin ileri düzey olmasını isteyebilir. Çıkan başarı oranına göre esnek modüler bir program yapılır ve hedeflere ulaşılmaya çalışılır.

Özetle 3. OCT Kulübü toplantısı  dinleyici katılımının terör, toplantı yoğunluğu gibi faktörlere bağlı düşmediğini, organizasyon planlamasının günün şartlarına göre planlandığında eğitilmeyi bekleyen hedef kitlenin buna olumlu cevap vereceğini gösterdi.

 

Yazımın sonunda üzüntü mü yoksa kıskançlık mı ne diyeceğimi bilemiyorum, bir duygusal tepkimi de belirtmek istiyorum. Retina konusuyla uğraşanların kalitesi mi, teknolojinin desteği mi, yoksa firmaların sponsorluk etkisi mi, belki hepsi birden retina toplantılarının oftalmolojinin diğer branşlarına göre retina toplantılarının önlenemez bir başarısını doğurdu. Bunda kıskanacak ne var diyenler için şu; sonuçta her branşın senyörleri juniorlarını en iyiler arasından seçmek ister. En iyiler retinaya kaymaya başladı. Glokom senyörlerinin acilen plan yapması şart L.

Etiketler:

eğitim | kongre haberleri | oct

Dvorak'ın Rusalka'sının sürüklediği yazı

HalilAtes 28. Şubat 2016 20:31

Rusalka, Slav mitolojisinde, vaftiz edilmeden ölen bir çocuğun ya da suda boğulan bir bakirenin gölde yaşayan ruhu olarak bilinse de, Jaroslav Kvapil’in librettosunu yazdığı,  Dvorak’ın ise bestelediği Rusalka operası, daha çok bir peri kızını anımsatır. Song to the Moon  şarkısıyla hepinizin anımsayacağı bu operanın bizi ilgilendiren bölümü librettosunu yazan Jaroslav Kvapil. Dolezalova’nın Çek-Slovak Oftalmoloji Dergisinde yayımlanan makalesi Kvapil’in şiirleri kadar hüzünlü bir glokom öyküsünü anlatıyor. Kvapil yaşamının sonunda görme yetisini tamamen kaybetmiş.

EGS kongresi sırasında prömiyerinin yapıldığı Prag’da Rusalka izlemek iyi olurdu ama, bizim bulunduğumuz tarihte maalesef yok.

Rusalka’nın beni ilgilendiren yönü ise Nicole Car’ı tanımama vesile olması. The kiss adlı albümünde beni büyüledi. Hepimize hem bilimsel hem de büyülü bir Prag dileklerimle.

 

Daldan dala atlıyorum ama belirtmem lazım kongre katılımcılarına THY %20 indirim yapıyor yararlanmanızı isterim. 

Etiketler:

görme engelli ünlüler | kongre haberleri | müzik

Asistan ve uzmanlar için Ocak ayının iki glokom etkinliği

HalilAtes 1. Şubat 2016 21:07

Ocak ayı glokom yönünden oldukça önemli iki toplantıya sahne oldu. Bu yıl gitme olanağı bulamayanların seneye ajandalarında yer açmaları için bilgilendirmek istiyorum; ilki asistan ve genç uzman arkadaşlara yönelik. Glokom konusunda eğitim eksikliği içindeyim, hem teorik, hem de pratik olarak görgümü, bilgimi artırmak istiyorum diyenler için bu yıl dokuzuncusu yapılan EGS asistan kursunu salık vereceğim. Her yıl Cenevre’de yapılan kurstan kliniğimizden giden birçok arkadaş yarar gördüklerini bildirdiler. Kursun yararlı taraflarından biri de cerrahi beceri istasyonları ve eğitmenlerin katkısı ile deneyimi olmayan genç cerrahların temel el becerileri edinmeleri olanağı sağlanıyor. Gelecek yıl için fikir oluşması amacıyla adresini şurada veriyorum. Toplantının nasıl birşey olduğunu merak edenler için ders saatlerinin videosu şurada var.

İkinci etkinlik ileri düzey glokomla ilgilenenler için, Moorfields International Glaucoma Sempozyumu. Bu kursa her yıl gidiyorum, benim için ufuk açıcı oluyor. Daha önce bu toplantıdan haberdar olmayanlar için örnek derslerin video arşivine şuradan ulaşabilirsiniz.

 

Bu tür etkinliklere sponsor desteği aramamanızı öneririm. Kursların Ocak ayında olmasının avantajlarını değerlendirebilirsiniz. Uçak ve otel ücretleri diğer aylara göre çok ucuz. Ayrıca Cenevre ve Londra’da bütçenize göre hostel veya uygun otel seçeneği çok fazla. Kendi verdiğin para ile katıldığın toplantılarda öğrenme katsayısının daha fazla olduğunu ayrıca deneyim sahibi biri olarak söyleyebilirim. Ocak 2017’de görüşmek umudu ile.

Etiketler:

eğitim | kongre haberleri

Evimde AAO'dan öğrendiklerim

HalilAtes 18. Kasım 2015 11:35

Glokom takibinde en önemli gösterge progresyon hızının belirlenmesidir. Hastanın tedavisini başlatmak veya artırmak için öngörülen yaşıyla görme fonksiyonlarının erken dönemde kesişip kesişmediğine bakarız. Örneğin 50 yaşında ve yılık 2.5 dB görme alanı progresyon hızı ile kötüleşen bir hastada tedaviyi artırırken, 70 yaşında ve 1,5 dB progresyon hızıyla kötüleşen hastaya ilaç başlamayabiliriz. Bütün bu geleceğe yönelik çıkarımlarda bulunabilmek için elimizde yeteri kadar test verisi bulunması gerekir. İki yıl içinde ortalama 7 OCT veya görme alanı testi gelecek kararımız için zorunludur.

Bizim gibi yaygın standardizasyonun henüz sağlanmadığı ülkelerde bu sayılara ulaşmak hayal gibi görünmektedir. Sağlık politikaları sağlık çalışanlarının ülkeye diffuz yayılmasıyla değil, zihniyetlerin diffüz yayılımıyla planlanmalıdır. Yığılmalar hastaların yığılmalarına ve istatistik verilerin sayısal değerlere dönüşmesine yol açacaktır. Halbuki sayılar değerleriyle değil anlamlarıyla gerçeği temsil ederler.

Tekrar glokom konusuna dönersek, progresyon algoritmasının sağlanabilmesi için iki yol gerçekçi görünmektedir. Biri telemedisinden yararlanarak veri transferi yöntemiyle hastaların bulundukları bölgelerde işlemlerinin yapılması ve büyük merkezlerden konsulte edilmesi yöntemidir. Bu yöntem eğitim giderleri açısından zaman ve para gerektirir. Diğer yöntem ise istatistik analiz yöntemlerini kullanarak daha az veri ile daha çok sonuç elde etmeyi sağlayacak yazılım programlarının kullanılmasıdır.

AAO2015’e bu sene gidemedim (aslında önceki seneler de gidememiştim :) ), ancak internet sayesinde oturduğum yerden glokom konularını az-çok takip edebildim. Bu sayede aslında Ophthalmology dergisinin 2014, 121, Issue 8, 1539–1546 sayısında yayımlanmış fakat benim dikkatimden kaçan çalışmanın kongredeki Dr. Stein tarafından yapılan sunumuyla haberdar oldum. “Using Filtered Forecasting Techniques to Determine Personalized Monitoring Schedules for Patients with Open-Angle Glaucoma” başlıklı çalışmada NASA’nın ay seyahati sırasında kullandığı Kalman Filtresi programı ile daha az sayıdaki veri ile daha doğru sonuçlar elde edilebilmiş. Çalışmada Advanced Glaucoma Intervention Study ve Collaborative Initial Glaucoma Treatment Study  verileri kullanılmış. Zaten bu verilerin gelecek göndermeleri ve bu tahminlerin doğruluk oranları daha önce yayınlanmıştı. Kalman Filtresi çıkışlı yazılım ile bu veriler tekrar analiz edilmiş; sonuçlar müthiş, glokom progresyonu %51 daha erken, %37 daha az test sayısı ile ve %33 daha doğru tahminde bulunulmuş. Bu tür işlerde kullanmak üzere evde beklettiğim kişisel Nobel’imi bu çalışmaya hiç düşünmeden verebilirim.

Tabii şimdi bekleme moduna geçmemiz gerekecek, benzer analizler aynı güçlü tahminleri verecek mi, program OCT ve görme alanı progresyon analizi yazılımlarımıza eklenecek mi? Duyduğum heyecanın biran önce gerçekleşmesini dilerim.

Etiketler:

akış şemaları | glokom progresyonu | görme alanı | kongre haberleri

TOD 49'un ardından

HalilAtes 8. Kasım 2015 21:59

TOD 49. Ulusal Kongresi, şehirde gerçekleşti. Bilim ve şehir ayrılmaz ikili bana kalırsa. Geçmişteki alışkanlıklarımızı düşünüp pek çok olumsuz görüş söylenebilirse de, şehirden ayrılmamak bu işin kuralı olmalı. Karar verenlere, düzenleyenlere, özellikle Kıvanç ve Altan’a teşekkür ederim.

Bu blogu okuyanlar bilir, katıldığım kongrelerde konuşulanlar üzerine görüş bildiriyorum. Geleneksele devam edeceğim; önce genel bir değerlendirme. Glokom oturumları diğer oturumlara göre öğretme gücü biraz daha azdı. Konu seçimi mi yoksa glokomun cerrahi harici yeni gelişmelerden yoksun olması mı bunda etkili oldu karar veremedim.

Glokom toplantılarında her sene en çok ilgiyi etkileşimli toplantı çekiyor. Bu formatın hem iyi hem de riskli yanları var. Etkileşim kelime anlamıyla doğrunun parçaları olan iki veya daha fazla seçeneğin birlikte olmasıyla ortaya çıkan daha güçlü bir uzlaşmayı anlatıyor. Yani seçeneklerden birisinin yanlış olmadığını baştan deklare ediyoruz. Dolayısıyla duruma göre farklı yol haritaları gündeme gelebilir. Gelecek kongrelerde tartışmanın genelden özele (seçilmiş vaka üzerinden) kaydırılması daha doğru sonuçlar yaratabilir. Bu toplantılarda moderatörlerin “doğrusu şu şıktı” söylemini toplantının doğası gereği hatalı bulduğumu belirtmeliyim.

Etkileşimli toplantıda 4 konu vardı, kısaca üzerinden geçeyim; yapısal testlerde OCT / HRT seçiminin sorulduğu ilk bölümde tartışmasız OCT seçeneğinin öne çıkması, önceki yazılarımda bu konuya çok değindiğim için üzerinde fazla durmadan geçmemi sağlıyor.
İkinci konu PKAG’ da ilk tercih edilecek cerrahi hangisidir konusunu da daha önce burada fazlaca işledik, kısaca özetlemek gerekirse, kural şu, kapalı açılı hastaya hemen iridotomi ve yetmezse katarakt ameliyatı profilaktik olarak yapılmalıdır. Hasta glokom olduğunda trabeküler yapısal bozukluk da ön kamara açısı darlığına eşlik edeceğimden trabekülektomi yapmak zorunda kalabiliriz. Trabekülektominin güvenliği ve başarısının artırılması için hastanın psödofak olması büyük avantaj sağlayacaktır. Öngörü PKAG tedavisinin sihirli kelimesidir. Burada işler kötüleştiği halde daha önce katarakt ameliyatı yapılmadıysa ne olacak diyenler olabilir. Maalesef üçüncü bir güvenli seçenek olmadığı için iki riskli işlemden birini (fako veya trabekülektomi) seçmek zorundasınız. Üçüncü konu üveitik glokomdaki cerrahi yaklaşım sorulmuş; soru ayrıntılı olmadığından açının açık mı yoksa kapalı mı olduğunu bilmiyoruz. Önerim açıksa non penetran glokom cerrahisi, kapalıysa seton cerrahisi seçimidir. Trabekülektomi yapmak zorunda kalınıyorsa intraoperatif anti-Vegf yapılmasını öneririm. Dördüncü konu Makula ödemi olmayan diyabetik retinopatide ilk fiks kombinasyon seçeneğinin sorgulandığı bölümdü. Aslında ben soruyu anlamadım, neden fiks kombinasyon veriyoruz da monoterapi vermiyoruz? Burada sanırım sorulmak istenen hipotansif yağ (prostaglandin) verelim mi merakıdır. Cevap verelim tabiî ki, çünkü vermiyelimin kanıtı yok, sadece münferit olumsuz vaka serileri veya vakalar var, genelleme yapmak için yetersiz veriler bunlar.

 

Panellerde PAAG’un hem her şeyini kapsayan bir yol izlenmiş. Üzerinde konuşacak bir şey bulamıyorum, daha önce görüşlerimi bildirmiştim. Konular konuşmacılar tarafından iyi işlendi. PAAG gibi bir konunun ulusal kongrede işlenmesinin doğru olup olmadığını düşündüm. Aslında karar veremedim. Bir panel konusu olarak PAAG’un seçilmesi, fazla basit bir seçim gibi göründü. Katılımcının bilgi düzeyini biraz küçümser bir bakış açısıyla seçilmiş bir konu gibi görünüyor. Diğer taraftan herkesin bilmesi gereken ortak bir payda üzerinden yürümeyi seçtik argümanı da doğru bir yaklaşım olabilir tabii. Sonunda şöyle bir düşünce perspektifinin bana daha doğru göründüğünü söylemeliyim; bu konuyu dinleyici kitaptan, bir ekspere gereksinim duymadan da öğrenebilir mi? PAAG örneğinde sorunun cevabı evettir.

Etiketler:

kongre haberleri

TOD 28. Yaz Sempozyumunun ardından

HalilAtes 1. Temmuz 2015 11:27

Bu sene Yaz Sempozyumunun konusu glokomdu. İki yarım ve bir tam gün boyunca 350 katılımcı bilgilerini tazeleme olanağı buldu. Sempozyum yönetimi konuları belirlerken hedef kitle olarak genel oftalmologları düşünmüş, bu nedenle yapılan sunumlar temel konuları içeriyordu. Bence ve konuştuğum asistan arkadaşlarca yararlı bir toplantı oldu, faydalanıldı.

Glokomla ilgilendiğim için konuya tarafım ancak bu yorumumu tarafsız bir yorum olarak değerlendirmenizi rica ediyorum; genel oftalmologun en iyi bilmesi gereken teorik konunun glokom olduğunu savunuyorum yıllardır. Çünkü tıbbi tedavi olanağı en fazla olan hastalık grubumuzu glokom oluşturmaktadır. Ayrıca körlük ve karşılaşılma oranı en yüksek hastalığımız da glokomdur. Yani glokom, oftalmolojinin ilgi alanına giren hastalıklar arasında teorik bilgisini tartışmasız en iyi bilmemiz gereken hastalıktır. Bu bağlamda derneğimizin düzenlediği eğitim toplantılarında ağırlıklı bir yer edinmesi gerekir. Maalesef ulusal kongremizde veya sempozyumlarda edindiği yer hak ettiği düzeyden uzaktır.

Glokom tanısı ve tedavisi bir takım oyununu gerektiriyor. Hastanın kendisi, lokal doktoru, takip merkezleri ve ameliyat merkezleri bu takımın oyuncularıdır. Takımın başarısı için herkesin üstün bir performans göstermesi gerekir.  Sonuçta dünyanın en iyi glokomcularından kurulu bir merkezle bu sorunu çözemezsiniz. Hastanın ve zahmetsizce ulaşabileceği doktorunun da bu takımda aynı dili ve taktik anlayışını kullanması zorunluluktur. Bu bakımdan genel oftalmologların glokom teoriğinin çok iyi olması gerekir.

Bir değerlendirme yazısında eleştiri olmazsa olmaz. Bu yüzden son bölüme eleştiri ve önerileri de yazmamız gerekiyor. Önce sempozyumların formatına yönelik bir eleştiri; salon doluluk oranlarına baktığımda Pazar günleri hep düşük katılım olduğunu gözlemliyorum. Yolculuk sürecinin başlaması haklı bir gerekçedir ve bunun önüne geçmek mümkün değil. Bu yüzden Pazar günü klasik didaktik anlatım yerine daha az katılımcının olacağı ön görüsüyle etkileşimli kurslar düzenlenebilir. Örneğin bu toplantı için görme alanını veya oct’yi okuma kursu gibi (kursa 10 kişi kabul edilir, soru cevap üzerinden ilerlenir).

Sempozyum kurgulamasında yapılan hataların biri de konunun kapsadığı her şeyi anlatma psikozudur. Böyle bir zorunluluğumuz yok. Anlatılmayanlar bir başka toplantıda anlatılabilinir. Önemli olan programa alınmış konuların eksiksiz öğretilmesidir.

Eleştiri konularından biri de bazı eğitmenlerin konuları iyi anlatamadıkları yönündedir. Bu eleştiri haklıdır ancak zorunluluklar da vardır, şöyle ki; TOD bünyesinde yapılan eğitim faaliyetleri arasında en prestijli toplantı ulusal kongredir. Burada seçilen konuşmacılar konularına en vakıf ve en iyi öğreten kişiler arasından seçilmelidir. Bildiklerini anlatabilmek de bir eğitim ve tecrübe işidir. Sempozyumlar gibi eğitim toplantıları katılımcılar kadar eğitmenlerin de tecrübe kazandıkları etkinliklerdir. Bu yüzden işe yeni başlayan eğitmenlerin eksiklerini bu toplantılarda hoşgörü ile bakmak gerekir, çünkü başka nerede tecrübe kazanacaklar?

 

Sonuç olarak başta belirttiğim gibi yararlı bir toplantı oldu, gelecekte glokom toplantılarının artmasını dilerim, ilk büyük toplantının da 2016 Nisan kursu olacağını mutlulukla öğrendik.

Etiketler:

kongre haberleri

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre