20 mmHg sendromu

HalilAtes 28. Nisan 2016 15:17

20 mmHg'nın beynimizde bir çapa etkisi yaptığını sanıyorum.  Öğretilerin  dogmatik etkisiyle her hastanın ideal basıncını 20 mmHg'nın altına indirmek gibi bir saplantımız var. Bilinç altımıza işleyen bu rakama bağlılığımız nereden geliyor?  Tahminim basıncı yüksek bir hastaya tıbbi tedavi uyguladığımızda  progresyon analizini görmeden düşüşün yeterli olup olmadığını anlamamızı sağlayan sihirli bir formül  ya da gösterge olmadığı için 20 mmHg'ya itaat ediyoruz. Örnek üzerinden gidelim; bir ilaç alan 65 yaşındaki hastanın basıncını 26 mmHg ölçtük diyelim, OCT-RSL ortalama kalınlığı 90 mikron ve VFİ'si 97 olsun ve görme alanında 0.5 dB/yıl, progresyon hızı saptamış olalım. Bu hastanın basıncını ne kadar düşürmeliyiz? Mevcut ilacını kesip fix kombinasyona geçersek ortalama 2-3 mmHg ek kazanç elde ederiz, 6 mmHg düşüş için ise mevcut ilacına ilave bir fix kombinasyon vermeliyiz (yani 3 molekül ve 3 damlaya çıkacak). Hangisi doğru? Hangisinin doğru olduğuna gelecekte yapacağımız progresyon analiz sonucu belirleyecektir. Bu iki seçenekten birincisi, yani daha az ilaç, ancak basıncı daha yüksek tutan seçenek ile olası yan etkilerden (sistemik ve topikal) kaçınmış oluruz. İkinci seçenek ile ise tersi olacaktır. Benim tercihim şöyle VFİ'si veya OCT-RSL ortalaması yüksek olanlarda az ilaçlı basamaklı yolu deniyorum, yani basıncı 23-24 bandına çekip, progresyonu gözlüyor, kötüleşme hızı düşmediyse, ek tedavi uyguluyorum, böylece konjonktiva ile olan dostluğumuz devam ediyor.

Etiketler:

akış şemaları | glokom progresyonu | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Bebeklere göz damlasını nasıl damlat malıyız?

HalilAtes 16. Şubat 2016 13:05

Bebek ve çocuklarda göz damlalarının tatbiki zor olmaktadır. Tüm tıbbi tedaviler ve muayeneler çocuklar tarafından bir travma olarak algılanmaktadır, bu yüzden hem onların psikolojilerini en az rahatsız eden uygulama yöntemlerini benimsememiz  hem de damlayı başarıyla damlatmamız gerekir. Anne ve babaların bu konuda eğitilmesi görevlerimiz arasındadır.

Aşağıdaki iki videoda işlemin nasıl yapılacağı gösterilmektedir, burada dikkat edilecek hususları kısaca belirtmekle yetineceğim; çocuğun diğer hastalıkları ile çatışmayan veya diğer ilaçlarıyla çakışmayan moleküllerin seçimi önemli bir konudur. Ayrıca mümkün olduğu kadar damla sayısını azaltacak fiks kombinasyonlar gibi seçenekleri öne almamız gerekir. Prezervan içermeyen damlalara da ağırlık vermeliyiz, uzun kullanımda yaratacağı problemleri daha önce yazmıştık.

 

Burada dikkatinizi çekmem gereken bir husus var; Damlalıklar şişe formalarındayken uç kısımları pürüzsüz ve tornalanmıştır, yani damlalık göze deyse bile çizmemektedir. Buna karşın tek kullanımlık formalarda kapak ile gövde arasındaki plastik bileşke kullanımdan önce koparılmakta ve pürüzlü bir uç elde edilmektedir. Pürüzlü damlalık ucu göz ile temas ettirilirse korneayı çizer. Çocuklarda bu konu çok önemlidir, çünkü damlalama esnasında kontrolsüz hareketler ile karşılaşılabilmektedir. Bu yüzden bebeklerde ve çocuklarda damla, kapakların içi yerine, kapaklar ile burun kökü arasındaki boşluğa damlatılıp, orada bir büyük damla stoku oluşturulduktan sonra göze girmesi sağlanmalıdır.

Etiketler:

eğitim | hasta uyumu | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom | pediatrik glokom

Oküler yüzey hastalıkları ve glokom birlikteliği

HalilAtes 8. Şubat 2016 10:41

Oküler yüzey hastalıkları (OYH) ve glokom birlikteliği, glokom tedavisinden sorumlu hekimlerin görmezden gelemeyecekleri kompleks bir yapıdır. OYH’ı bulunan hastanın glokom tedavisinin organize edilmesi, glokom tedavisi sonucu OYH gelişmesi, OYH hastasının tedavi uyumsuzluğu ve OYH olan hastalardaki glokom cerrahisindeki başarısızlık konunun kapsamına girmektedir.

Glokom veya oküler hipertansiyona bağlı göz içi basınç (GİB) yüksekliği ile karşılaşıldığında ilaç, daha çok ilaç ve daha daha çok ilaç kullanımı ile özetlenebilecek tedavi protokolü acıktım, yemek, daha çok yemek ve daha  daha çok yemek yemeliyim gibi estet bakış açısından yoksun, kaba güdülerin hakim olduğu davranış modelinden farksızdır. Tedavi modellerinin kişiselleştirilmesi ve çeşitlendirilmesi, bu bağlamda önemlidir.

Bugün bu birlikteliğin sadece glokom ilacına bağlı OYH gelişme olasılığını inceleyen “Prevalence of ocular surface disease in glaucoma patients” başlıklı çalışma kapsamında ilerleyeceğiz; daha önce OYH tanısı almamış ve antiglokomatöz ilaç tedavisi altındaki 101 hastaya Schirmer testi, korneal ve konjunktival lissamine green boyanma, ve break-up time testleri yapılarak OYH varlığı araştırılmış.

60 (%59) hastanın en az bir gözünde kuru göz semptomları bulunmuş. Bunların %27’sinde semptomlar ilacı bırakma derecesinde şiddetliymiş. En az bir gözünde Schirmer testinde azalma olan hasta yüzdesi %61, ve bunların %35’inde ciddi sıvı azlığı saptanmış. Korneal ve konjunktival lissamine green testi pozitif olan hasta sayısı ise %22 bulunmuş, ancak bunların hiçbirinde şiddetli boyanma olmamış. Break-up time’ı bozulan hasta yüzdesi %78 ve bunların en az bir gözünde şiddetli gözyaşı kalite düşüklüğü %66 bulunmuş.

BAK içeren göz damlaları ile OYH arasında bu sonuçların ışığında anlamlı korelasyon bulunmuş. Sonuçlar hastaların kornea, konjonktiva ve gözyaşı sitolojisinin bozulduğunu açıkça gösteriyor.

Benzer çalışmalarla ayrıntılar da ortaya çıkmış; kadınların (%56.9) erkeklere oranla (%45.7) OYH yakalanma oranları daha fazla, ayrıca glokom tipleri arasında da şöyle bir OYH yakalanma oranı (PXS >PAAG>pigmenter glokom) saptanmış.

Damla sayısı ve sıklığı ile OHY gelişme oranı arasında da lineer bir ilişki saptanmış.

Ne yapacağız?; Mümkün olduğu kadar BAK içermeyen göz damlalarını kullanacağız. BAK’sız fix kombinasyonlara ağırlık vereceğiz. Açık açılı glokomlarda ilk veya ikinci tercih olarak kesinlikle SLT yapacağız.

 

Günümüz SGK Türkiye’sinde bunlar mümkün mü?; Hayır, bu yazının amacı da zaten bu, kamuoyu yaratarak vatandaşların sağlığını korumaya çalışmak.

Etiketler:

Fix kombinasyonlar | glokomda kornea | hasta uyumu | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Topikal tedaviyi çeşitlendiriyoruz

HalilAtes 10. Aralık 2015 10:34

Foto: Ivan Goldberg, ForSight VISION5

Bu hafta topikal tamlalar yerine geçebilecek farklı ilaç kullanım yolları üzerine gelişmeleri yazıyorum. Şimdi de bir Zihni Sinir Projesi ile karşınızdayım; topikal bimatoprost oküler insertin alt fornikse yerleştirilmesi ile 6 aylık etkinlik sağladığı belirtilmiş.

Bimatoprost vericisinin fornikse tatbiki sonrası az sayıda hastada konfor problemleri yaşanmış olmasına karşın bu oranın kabul edilebilir oranlarda olduğu belirtilmiş. Benim okuduğum iki çalışma timolol ile GİB düzeylerini karşılaştırılması üzerineydi. Her iki çalışma da iki grup arasında istatistiki anlamlı bir basınç farkı bulmadıkları yönündeydi. Hastaların damla damlatmamaları tedaviye uyum oranını artırıcı bir avantaj. Çalışmaların histolojik inceleme ayağı bulunmadığı için konjonktiva sitelojisini etkileyip etkilemediklerini bilmiyorum. Zaten implantın halen Faz 2 düzeyinde araştırma konusu olduğu belirtiliyor.

Vericiyi oluşturan materyal 26 mm boyunda yumuşak polimer bimatoprost matriksi tabiatında. Halka şeklinde hafızası olan verici doktor tarafından  farnikse sıkıştırılarak implante ediliyor.

Tedaviye uyumu bir sorun olmaktan çıkaracağını umduğum bu implantın daha da geliştirileceği, farklı molekülleri de ihtiva edebileceği kolayca hayal edilebilir. Bu örnekte de görüldüğü gibi artık doktorun işi sadece reçete yazıp hastayı yalnız bırakmak değil (reçete yazılan hastaların %16’sı eczaneye gitmez)  onun tedaviyi uygulayıp uygulamadığını da kontrol etmek ve bu amaçla yeni formüller geliştirmektir.

 

Yukarıda bahsi geçen çalışmalardan biri olan Ivan Goldberg’in çalışmasına şuradan ulaşabilirsiniz.

Etiketler:

hasta uyumu | hipotansif yağlar | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Monoprost: günün sevindirici haberi

HalilAtes 9. Aralık 2015 11:35

Blogun takipçileri preservan içermeyen göz damlalarına verdiğim önemi fark etmişlerdir. Bugün de mutlu bir haber vermek için kolları sıvadım; latanoprost’un preservan içermeyen formu çok yakında Monoprost adıyla Thea firması tarafından piyasaya sürülecek.

Halen Saflutan haricinde preservan içermeyen glokom ilacımız bulunmadığını, bunun da SGK tarafından geri ödemesinin olmadığını çeşitli yazılarımda belirttim. Bu tür ürünlerin SGK tarafından onaylanmasının toplum sağlığı açısından çok önemli bir kazanım olacağına inanıyorum, zaten bu yazının maksadı da farkındalığın artırılmasını sağlamaktır.

Preservan içermeyen latanoprost’un içerenlere göre avantajlarını sıralayacak olursak;

  1. Soğuk zincir gerektirmediğinden kullanım kolaylığı ve hasta uyumunu artıracaktır.
  2. Kızarıklık, yanma-batma gibi konfor problemleri BAK içeren formuna göre daha azdır, bu da hastanın tedaviye uyumunu güçlendirir.
  3. BAK’ın konjonktiva sitolojisini bozma ve ileride yapılacak glokom cerrahilerindeki başarı oranını olumsuz etkileme potansiyelinden BAK içermeyen damlalarda kaçınmış olacağız.

 

Bu avantajlarının yanı sıra latanoprost’un diğer antiglokomatöz ilaçlara karşı üstünlüklerini de aynen koruyor olması Monoprost’un tercih sebebi olmasına vesile olabilir.

Etiketler:

hipotansif yağlar | ilaçlar | Oftalmoloji haberleri | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Preservan içermeyen damlaların ilgiye ihtiyaçları var

HalilAtes 11. Kasım 2015 11:33

Glokom, kuru göz gibi kronik ilaç kullanımı gerektiren hastalıklarda preservan içermeyen damlalar, hem hasta konforu hem de konjonktiva sitolojisinin korunması açısından önemlidir. Glokom hastalarında gelecekte yapılacak cerrahilerin başarısı açısından bu tür ilaçların seçilmesi büyük önem arz eder.

Ne yazık ki ülkemiz glokom pazarı preservansız ilaç sunumu açısından kısır bir konumdadır. Bugün kullanabildiğimiz tek ilaç bir tafluprost olan Salutan’dır.  Saflutan piyasada 3 yıldır mevcut olmasına rağmen SGK ödemesi alamadığından dolayı önemsenmeyecek kadar düşük bir piyasa payına sahiptir.

İyi niyetle bu tür ilaçları seçseniz bile 2 yıl içinde büyük olasılıkla ikinci bir preparata ihtiyaç duyulacağı için ikinci ilaç tercihiniz preservan içeren bir ürün olacaktır. Ülkemiz koşullarında pek kaçacak yer yok gibi görünüyor.

Günümüzde Ganfort, Cosopt gibi ilaçların preservan içermeyen formaları mevcut olmasına karşın ülkemizde halen satışı yapılmamaktadır.

Saflutan’ın da timolol ile birlikte fiks kombinasyonu yakın zamanda piyasaya sürülmüştür. Taptiqom adını taşıyan ilaç Saflutan gibi tek kullanımlık poşetlerde satılmaktadır ve %33’e varan basınç düşüşü sağlamaktadır.

 

Glokom tedavisi bir maratondur. Tanıyı koyan, takibi yapan, ameliyat kararını veren doktoru ameliyatı yapan kadar cerrahi başarının veya başarısızlığın sorumlusudur. Bu yüzden konjonktivanın korunması büyük önem arz eder. Bu tür ilaçların Türkiye’ye getirilmesi ve SGK tarafından ödenmesi hususunda kamu baskısı yaratmamız ve ilgili kişileri bilgilendirmemiz gerekir.

Etiketler:

Fix kombinasyonlar | hasta uyumu | hipotansif yağlar | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Kime kanaloplasti, kime diğerleri?

HalilAtes 4. Şubat 2015 11:09

Bugün uzun süredir üzerinde durmadığım kanaloplasti cerrahisine tekrar gündeme getirmeyi düşünüyorum. Kanaloplastinin ülkemizde hak ettiği yeri hala alamamış olması beni üzüyor. Açık açılı glokomlarda ilk cerrahi olarak uygulanabilecek kanaloplastinin ayrıntılarına girmeden önce normal anatomik yapının tekrar işler hale getirilmesi temeli üzerine inşa edildiğini ve antimetabolit kullanımına gerek olmadığını vurgulamak isterim. Glokom hastasının tıbbi tedavisinde “hasta konforunu sağlamak” ne kadar önemliyse glokom cerrahilerinden sonra göz içi basıncını düşürmek ve progresyonu yavaşlatmak kadar hastanın “konforlu bir yaşam” sürdürmesini sağlamak da o kadar önemlidir. Günümüzde filtran cerrahinin fıtratında var olan antimetabolit (MM-C ve 5FU) kullanımı, GİB düşüşü sağlanmasındaki etkin rolü kadar hasta konforunun bozulmasında da sorumlu tutulmaktadır.

Mitomycin-C (MM-C)kullanımı önceleri riskli vakalarda zorunluluk halindeyken günümüzde topikal ilaç kullanımının uzun süre ve yüksek dozda devam etmesi nedeniyle tüm vakalarda gerekli bir hal almıştır. Sadece filtran cerrahilerde değil, non-penetran glokom cerrahilerinde de kullanımı zorunludur. Kanaloplasti, MM-C kullanımına ihtiyaç duyulmaması açısından diğer yöntemlerden avantajlı olmaktadır.

Sık sorulan sorulardan biri de neden derin sklerektomi (DS) veya viskokanalostomi (VK) yerine kanaloplastinin önerildiğidir. Çünkü cerrahiler arasında maliyet açısından büyük farklar vardır.

Yazının başında belirttiğim DS ve VK’de MM-C kullanım zorunluluğu nedenlerden biri olabilir, ancak daha önemlisi hastalığın fizyopatolojisi ile ilgilidir.

Açık açılı glokomda basınç yüksekliğinin nedeni şu üç olasılıktan biri olabilir;

  1. Trabekülum permeabilitesinin azalması
  2. Schlemm Kanalı kollapsı
  3. Kolektör kanalların ağızlarının tıkanıklığı
  4. Kombine patolojiler

Derin sklerektomi ve viskokanalostomi sadece trabekülum permeabilitesinin azaldığı, yani trabeküler direncin artığı durumlarda işe yaramaktadır. Schlemm kanalı kollapsı veya kolektör kanal tıkanıklıklarında yetersiz kalmaktadır. Yukarıda belirttiğim patoloji sınıflamasının 2,3 ve 4. maddelerin varlığında bu bölümlerin de açılmasını sağlayacak kanalostomi işlemi gereklidir. Peki patolojinin nerede olduğunu nasıl anlayacağız? Basitçe yapılabilecek testi özetleyecek olursam;

Cerrahiye başlamadan; ön kamaraya girilerek basınç sıfırlanır ve cerrahi gonyoskopi ile açıya bakılır. Bası sonucu schlemm kanalında kesintisiz (diffüz) bir kan görülmesi Schlemm kanalının kollebe olmadığını ve kolektör kanalların açık olduğunu gösterir. Bu durumda patoloji trabeküler permeabilitenin azalmasıdır ve DS veya VK yapılabilir. Ancak MM-C kullanmak zorunludur.

 

Schlemm kanalındaki kan parçalıysa, yani bir kısım kanal kan ile dolu, bir kısım kanal ise boş görülüyorsa Sclemm kanalı kollebe olmuştur, DS veya VK burada işlemez, yapılmamalıdır. Bası sonrası Schlemm kanalında hiç kan yoksa hem Schlemm kanalı kollebedir, hem de kolektör kanalların ağzı tıkalıdır, yine non-penetran cerrahiler işlemez. Tüm bu patolojilerde kanaloplasti tek çözümdür. Bu ayrımı yapmadan yapılacak cerrahiler ve karşılaştırma çalışmaları metodolojik olarak zaten anlamsız sonuç verecektir.

Etiketler:

antimetabolit | cerrahi teknik | kanaloplasti | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Topikal antioksidan : COQUN çıktı

HalilAtes 27. Ocak 2015 12:12

Bu gün Türkiye’de yeni çıkan, GİB düşürücü özelliği bulunmamasına rağmen glokom tedavisinde antioksidan özelliği sayesinde yer bulmaya çalışan COQUN’dan bahsetmek istiyorum. İlacın içeriğinde antioksidan özellikli iki molekül olan Koenzim Q10 ve Vitamin E TPGS var. Sevindirici olarak koruyucu madde yok.

Blog takipçileri koenzim Q 10’un glokomdaki etki mekanizmasını anlatan yazıyı hatırlayacaklardır, tekrar okumak için şuraya bakılabilir. “Coenzyme Q10 and glaucoma” kelimeleriyle pubmed taraması yapıldığında az sayıda yayın ile karşılaşılabilinir. Özetle, literatürde pek çok deneysel iskemi ve glokom modellerinde koenzim Q10 nun RGH sağkalımını arttırdığı, apoptotik hücre sayısını ve glutamat miktarını azalttığı gösterilmiştir. Yine insanlarda topikal uygulama ile yeterli vitreous seviyelerine ulaşılabildiği de çalışmalarda gösterilmiştir. Prospektif bir klinik çalışmada, PAAG’lu olgularda topikal koenzim Q10 uygulanan grupta GİB’dan bağımsız olarak koenzim Q10 tedavisinin yaklaşık olguların %60’ında PERG yanıtlarında bir iyileşme sağladığı görülmüş ve bu durumun CoQ10’nun glokomda potansiyel nöroprotektif etkisi ile açıklanmaya çalışılmıştır. Koenzim Q10 nun glokomda nöroprotektif etkisinden sorumlu olabilecek 3 potansiyel mekanizma mevcuttur. Bunlardan birincisi oksidatif fosforilasyon elektron transport zincirindeki compleks I in güçlendirilmesi, ikincisi yine mitokondrilerdeki -permeability transition pore-denen kanalların açılışını önlemek, dolayısı ile apoptosisi durdurmak, son olarak da inflamasyondan sorumlu olan NF-KB inhibisyonudur.

Bu ilacın piyasaya verilmesiyle kronik topikal damla kullanan hastalarımız için ek bir kazanç daha sağlanmış oldu. Şişe tasarımı OSD (Ophthalmic Squeeze Dispenser) tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiş. Bu sistem ile ilaç haznesi ile şişe ucu arasında bir valv sistemi bulunmakta ve şişe sıkıldığında kanaldan geçip dışarı çıkan damlanın yarattığı volüm kaybı kadar içeri giren hava şişenin uç kısmındaki tahliye odacığından hazneye girmeden dışarı atılmaktadır. Kontaminasyon bu şekilde önlenmektedir. Bu sistemin tek kullanımlık koruyucu içermeyen damlalıklara üstünlüğü standart damla volümüne sahip olması, kullanım kolaylığı ve şişe ağzının hasta tarafından düzensiz koparılma yerine makinede tornalandığı için pürüzsüz olmasıdır. Pürüzlü uçların kornea ile temasından kaynaklanan olumsuzluklar malumunuzdur, kronik ilaç kullanımı altındaki hastalardan bir kısmı kornea duyarlılığında azalmayı telefi etmek maksadıyla damlanın göze girdiğini anlamak için şişeyi gözlerine temas ettirmektedir. Bu açıdan şişe dış yüzeyi önemlidir.

 

Özetle yeni bir ilaç ile ve yeni bir şişe ile tanışmış olmak beni mutlu etti. Antioksidanların glokomdaki yeri üzerine bakir bir çalışma alanı olduğunu görüyorum ve bu beni heyecanlandırıyor. Ayrıca OSD kullanan bir ilaç ile karşılaşmış olmak ise bugün için beni daha da heyecanlandırdı ve mutlandırdı, tüm glokom ilaçlarımızı bir gün bu sistemi kullanıyor görmek isterim.

Prof. Dr. Ayça Yılmaz, 2014 yılını değerlendiriyor

HalilAtes 25. Aralık 2014 18:05

Prof. Dr. Ayça Yılmaz

Literatüre göz attığımızda, bu yıl içerisinde ağırlıklı olarak, pek çok genetik çalışmanın yapıldığını, glokomda yapısal ve fonksiyonel değişikliklerin incelendiğini,  ilaç çalışmalarının yer aldığını ve farklı ilaç uygulama yollarının geliştirilmekte olduğunu görmekteyiz. Bununla birlikte, kendi açımdan, günlük pratiğimde belirgin değişikliğe neden olacak, tek başına “işte bu” diyebileceğim boyutta bir yenilik olmadığını belirtmem yanlış olmaz. Yine de dikkat çekici bulduğum birkaç konuyu şu şekilde sıralayabilirim:  

Glokomda medikal tedavinin uzun dönemde oküler yüzey yan etkileri olduğu ve bunların hasta uyumunu azalttığı bilinmektedir. Bu sebeple, prezervan içermeyen glokom ilaçlarının piyasaya çıkması ve yaygınlaşması, hasta uyumunu ve tolerabiliteyi arttıracağından hepimiz tarafından heyecanla bekleniyordu. Ancak, yakın zamanda, prezervan içermeyen glokom ilaçlarında çözücü olarak kullanılan ara maddelerin de oküler yüzeyde prezervanlara benzer zararlı etkilerinin olabileceği Smedowski A ve ark.’nın bir çalışmasında yer aldı. Prezervan içersin ya da içermesin, glokom ilaçlarının oküler yüzey yan etkileri bir süre daha gündemimizde olmaya devam edecek gibi görünüyor.

Glokom tedavisinde klasik olarak kullanılan damla formunda ilaçların hem yeterli dozda hedef dokuya ulaşmak hem de hasta uyumu açısından problemleri bilindiğinden; nanoteknolojik stratejilerin ön planda olduğu yeni, etkili, güvenilir ve konforlu ilaç dağıtım metodları geliştirilmesinin de gündemde olduğu görülüyor. Önümüzdeki yıllarda glokomun medikal tedavisinde jel, lipozom, niozom, oküler insert, kontakt lens, mikropartiküller, nanopartikül ve nanosuspansiyonları konuşuyor olacağız. Glokom tedavisinde, devamlı ilaç salınımı yapan, ilaç ayrıştıran kontakt lenslerin kullanımı yine bu sene Taniguchi EV ve ark.’nın bir çalışmasında yer aldı.

Bu yazıyı yazma hazırlıkları içindeyken bir hastam glokomu için bir göz hekimi tarafından kendisine akapunktur tedavisi önerildiğini ve bu konuda benim ne düşündüğümü sorunca bu yazıya bu konuyu da dahil etmeye karar verdim. Galiba tıp alanında, dolayısı ile glokomda 2014 yılının önemli gelişmeleri arasında Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği” nden de bahsetmek gerekiyor diye düşündüm. Bu ve benzer sorularla ileride daha fazla karşılaşmamız mümkün.  Bu yönetmelikle birlikte; akapunktur, apiterapi, fitoterapi, hipnoz, sülük uygulaması, homeopati, kayropraktik, kupa uygulaması, larva uygulaması, mezoterapi, proloterapi, osteopati, ozon uygulaması, refleksoloji ve müzikterapi gibi yöntemler, “geleneksel ve tamamlayıcı” uygulamalar kapsamında yasallaştırılmış oldu. Bu uygulamalar içinde şimdilik sadece “akapunktur yöntemi”ne (kronik göz hastalıklarında hastanın tedaviye uyumunun arttırılması, idiopatik ve/veya Sjögren hastalığına bağlı göz kuruluğu) göz hastalıklarının tamamlayıcı tedavisinde izin veriliyor. Ancak internet ortamında glokom tedavisinde özellikle sülük uygulamasının başarılı (!) örneklerine de rastlamak mümkün…

 

Herkes için sağlıklı, huzurlu ve mutlu yeni yıl dileklerimle…

Etiketler:

hasta uyumu | oküler yüzey hastalığı ve glokom | Yılsonu değerlendirmesi

11. EGS Kongresi (Kantat)

HalilAtes 24. Haziran 2014 11:24

Bugün glokom cerrahisi üzerine yazmayı planladım; “Evolving glaucoma surgery” başlıklı panelde konvansiyonel ve gelişmekte olan cerrahiler tartışıldı.

Tüm cerrahilerde olduğu gibi glokom cerrahisinin de üç ayağı olmalı; işe yarar olmalı, komplikasyon oranı kabul edilebilir olmalı ve eğitim alan herkesin uygulayabileceği kolaylıkta olmalı.

Her işlemin bir altın standardı vardır. Altın standart en iyi anlamına gelmez. Konuyla uğraşanların bildikleri, gelenekselleşmiş, en yaygın kullanılan, üzerinde en fazla araştırma yapılış anlamları taşır. Dolayısıyla diğerlerinden önce kullanıma sokulmuş olması doğallığı gereğidir. Altın standarttan sonra kullanıma sokulan tekniklerin araştırması yapılırken kontrast oluşturması maksadıyla  öncül çalışmalardan yararlanılmak istenir. Bu nedenle de altına atıfta bulunulur. Trabekülektomi de tıpkı beta blokörler gibi glokom cerrahisi için bir çapadır. Nasıl hipotansif yağların, beta blokörlere üstünlüğü tartışılmamasına rağmen altın standart olarak hala beta blokörlerin kullanımı devam etmektedir, cerrahi için de trabekülektominin durumuna bu gözle bakmak yerinde olacaktır.

Bu yazdıklarımdan trabekülektominin terk edilmesi gereken bir cerrahi olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Geliştirilen modifikasyonlar ile halen işe yarar ve güvenli halini korumaktadır. Trabekülektominin güvenlik ve hasta konforuyla ilgili iki olumsuz yönü bulunmaktadır. Hasta konforunu bozan tarafı, günümüzde kullanımı zorunlu hale gelen MM-C antimetabolit uygulama zorunluluğudur. Uzun süre tıbbi tedaviye maruz kalan hastaların konjonktiva sitolojileri bozulmakta bunun gereği olarak filtran cerrahinin başarısını artırmak için MM-C gibi antimetabolitlerden yardım alınmaktadır. Sorunun çözümü erken cerrahi, az ilaç kullanımı, BAK’sız ilaç kullanımı gibi bir dizi önlem ile antimetabolit ihtiyacını azaltmak ile sağlanabilir. Diğer taraftan MM-C kadar etkili olmasına karşın hasta konforunu bozmayacak antimetabolitlerin keşfi ve kullanımı da üzerinde çalışılan konular arasındadır. Trabekülektomi üzerine yapılan diğer iyileştirme uğraşısı da, güvenliğini artırma çalışmalarıdır. Ön kamarayı stabil hale getiren maintainer irrigasyonu, sütür sayısının artırılması, konjonktiva sütürasyonunda 10/0 naylon kullanımı, atravmatik cerrahi, ön kamara yangısal reaksiyonunu azaltan anti-vegf enjeksiyonu ve küçük insizyon gibi ek işlemler trabekülektomi güvenliğini artıran unsurlardır.

Seton cerrahisi, neovasküler, afak veya terminal glokomlarda kullandığımız bir filtran cerrahidir. Son zamanlarda trabekülektomiye alternatif primer cerrahi olarak da kullanımını savunan yayınlarla karşılaşıyoruz.  Koplikasyon oranındaki giderek artan azalma ve iridektomi yapılmadığı için yangısal reaksiyonların daha az karşılaşılması  trabekülektomiye alternatif olarak gösterilmesinde en büyük neden olarak görülmektedir.

Tabii glokom cerrahisi panellerinin en merak edilen konusu mikroinvaziv glokom cerrahisi (MİGS) olarak adlandırılan yöntemler, kanaloplasti ve ECP’nin tartışıldığı bölüm oluyor. MİGS katarakt ameliyatı ile birlikte yapılabilen ve komplikasyon oranı hayli düşük girişimlerdir, daha önce bu konuyu genişçe anlattığım için burada kısa keseceğim, arzu edenler yan taraftaki konu başlıklarından ayrıntıları okuyabilir. MİGS heyecan uyandıran bir gelişme ancak çalışma sayısında henüz yetersizlik görülüyor. Firma bazlı sunumlar harici bağımsız çalışma sayısı olumlu sonuçları desteklerse kullanımı artacaktır. Bu teknikler içinde kanaloplastinin öne çıktığını söyleyebiliriz. Cerrahi başarı oranının yüksekliği yanı sıra, antimetabolit kullanma ihtiyacının olmaması hasta konforunu artıran önemli bir unsur. ECP de üzerinde durulan konular arasındaydı. Maalesef ECP ülkemizde hak ettiği kullanım oranına ulaşamadı, daha önce yazdığım yazılarda bu konuya çok değindiğim için burada kısa kesiyorum.

 

Sonuç olarak ülkemizde ve dünyada glokom cerrahı sayısında görece azalma olduğu fark edilmesi gereken bir unsurdur. Glokom cerrahisiyle uğraşılmaması bir dizi olumsuz yönlere kayılmasına yol açıyor. Uzun süre ve çok tıbbi tedaviye maruz kalan hastanın daha sonra yapılacak cerrahisinin başarısı sınırlı oluyor. Olumsuz bir döngü yaratılmış oluyor. Bunu kırmamız eğitim ile mümkün olacaktır. Bir cerrahinin başarı veya başarısızlığı o cerrahiyi yapan kadar, o hastanın tanısını koyan, takibini yapan ve tıbbi tedavisini sürdüren meslektaşın da sorumluluğundadır. Biz bir takımız, golün atılması veya yenmesi takımın hanesine yazılır.

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre