Bütün zamanların ilk göz insizyonu filmi: Bir Endülüs Köpeği

Fatih Adıbelli 3. Aralık 2015 23:00

Dali’ye kızmayın. 

Hangimiz sürrealist rüyalar görmedik ki?

Bu söz bile komik oldu; sürrealist olmayan rüya mı var?

En gerçekçi dediğimiz düşlerimizde de olmadık ayrıntılara rastlamıyor muyuz? 

Tek suçlu Dali değil, belki biraz işin suyunu çıkarmış olabilir hepsi o. 

Bir gün bir düşümü anlattığımda eli kalem tutan bir arkadaşım “sen bunları neden yazmıyorsun, 

ben sabah kalkınca duştan önce bütün düşlerimi en ince ayrıntısına kadar yazarım” dediğinde şaşırmıştım. 

Duştan önce düş. 

Haklıydı. Düşten özge ilham mı var? 

Luis Bunuel de bu şekilde, yüzünü bile yıkamadan Dali’nin yanında soluğu alıyor 

ve ona gördüğü rüyayı anlatıyor. Dali’de “hayırdır inşallah” demeden kendi absürd rüyasını ona anlatıyor. Derhal iki rüya birleştiriliyor ve 1929 yılının bir sabahında bütün zamanların bir numaralı sürrealist filminin senaryosu ortaya çıkıyor: “Bir Endülüs Köpeği”(un chien anadalou). Elbette ki sabah ve yüz yıkama ayrıntısı benden, ama sürrealist bir film eleştirisinde o kadarcık da bir katkım olsun ne çıkar?

Luis Bunuel’in ilk eseri olan bu filmin sponsoru annesi, ana hakkı elbette ki ödenmez ama Bunuel sanatsal kariyerini de anasına borçlu. Türk annesine bu senaryo anlatılsa eminim “Elalem ne der” şiddetinde bir itirazla o para alınamaz ve o film çekilemezdi kanaatindeyim. Öyle bir itiraz pek de haksız sayılmazdı, bir kadının gözünün usturayla oyulması, piyanoya gömülü eşek ölüsü, iplerde sallanan on emir tabletleri, bir adamın avucundan karıncaların çıkması gibi akla ziyan sahnelerle dolu olan filme hangi Türk Annesi mutfak masraflarından arttırdığı parasını verir? Gerçi böyle bir şeyin olması da ayrıca sürrealizme katkı olarak tarihe altın harflerle yazılırdı o ayrı.

“Bir Endülüs köpeği” oftalmolog gözüyle yazılmış mıdır? Bilmiyorum.

Filmi seyredip etkilenmiş bir arkadaşımı muayeneye başlarken “Yakın zamanda Endülüs Köpeği’ini seyrettim aman yavaş” derkenki tedirginliğini anımsıyorum. Ben de olabildiğince yavaş hareketlerle muayenesini tamamlamıştım. Anlayışım için teşekkür etmişti. “Hastalar muayene masasına oturtulduğunda filmi seyredip seyretmediği sorulmalı” diye düşündüm. İtiraf edeyim ki sonrasında kimseye sormadım.

Film ağzında sigarası olduğu halde elinde usturasını bileyen bir adamın görüldüğü sahneyle başlıyor. Anton Çehov’un "duvarda asılı bir silah varsa, o silah patlamalıdır"ı üçüncü perdeye bile kalmıyor, ustura hemen kullanıma sokuluyor. Balkona çıkan adam dolunayın tam ortasından geçen incecik bir bulut görüntüsüne bakıyor sonra sakince oturup primer pozisyonda sonsuza bakan bir kadının gözü, ayakta duran bir erkeğin az önce hazır bilenmiş olan o ustura ile horizontal olarak nazalden temporale kesiliyor. Az dikkat edilince bunun bir hayvan gözü olduğu belli oluyor (ölü buzağı). Hemen içeriden vitreus prolabe oluyor. Oftalmolojik olarak bizi ilgilendiren kısım bu. Bu film elbette ki bir göz cerrahisi videosu değil. Ama iddia ediyorum 1929 da çekilen bu film bütün zamanların bir numaralı sürrealist filmi olmasının yanında ilk göz insizyonu videosudur.

https://www.youtube.com/watch?v=BIKYF07Y4kA

Filmin IMBd'si 7,9. Yapım yılı için kaynakların kimi 1928 diyor kimi 1929.
Usturalı adam yönetmenin kendisi Luis Bunuel. 

İpe bağlı yerde sürünen iki rahipten biri Salvador Dali. 

Karıncalı el Dali’nin, göz kesisi ise Bunuel’in rüyası.

İlk oftalmolojik cerrahi videonun ne zaman ve kim tarafından yapıldığına dair bir bilgi internette yok.  Ancak ilk cerrahi video 1899’da Buenos Aires de çekilmiş, bir akciğer kist hidatiği cerrahisinin gösterildiği yaklaşık 4 dakikalık bir film. 

Film Eugenio Py tarafından çekilmiş, cerrah Dr.Alejandro Posadas. 

http://news.discovery.com/history/first-film-of-surgery-and-use-of-anesthesia-identified-150226.htm

İlk göz cerrahisi videosunu arayışım sürüyor, bilen veya bulan varsa söylesin lütfen.

Yrd.Doç.Dr.Fatih M. ADIBELLİ

Etiketler:

ressamlar | sinema | oftalmoloji tarihi

Eğitimin anlamı

HalilAtes 12. Ağustos 2014 22:11

 

Tom Schulman'ın "Ölü ozanlar derneği" senaryosu Robin Williams'ın üstün performansı ve Peter Weir yönetimiyle beyaz perdeye aktarıldığında ben bir talebeydim. Buna benzer şeyler yapmayı hayal ettim. Hiç sıranın üzerine çıkmadım ama, sıra üzerine çıkanların kitaplarını okudum, bu blog da bu hikayenin devamı aslında. Robin Williams'ın ölümüyle, temsil ettiği anılar için yazdım bu postu da.

Etiketler:

blog | eğitim | sinema

Ruttmann; Berlin, bir şehir için senfoni

HalilAtes 26. Ekim 2013 00:22

Enis Batur'un "Siyah, sert: Berlin" kitabı Ruttmann'ın Berlin'i ile tanışmamı sağladı. Görmenin aynı zamanda aktarmak olabileceğini de hissettim bu çalışmayla, tıpkı bilinen hayatın oluşumundan 8 milyar yıl önce yani 13.1 milyar ışık yılı uzaktan gelen bir galaksinin (z8-GND-5296 galaksisi) ışığını bugün gördüğümde duyduğum heyecanla izledim belgeseli.

Etiketler:

blog | gezi kültürü | sinema

Chopin - Prelude Op. 28 No. 2 in a minor

HalilAtes 6. Nisan 2013 11:33

Ingmar Bergman´ın Autumn Sonata filminin bu sahnesi asistan hoca ilişkilerinin kötü bir örneği gibidir. Anlattığın hikayenin nasıl kavranabileceğini asistanın ruh halini anlayarak, çok kolay veya çok zor yorumunu ona bırakarak, doğallıkla tekniği göstermelisiniz;


Etiketler:

cerrahi teknik | eğitim | müzik | sinema

Bir ikon olarak güneş gözlüğü

HalilAtes 16. Ağustos 2012 23:37

Göz doktorlarının güneş gözlüğü ile mesaileri 657 devlet memurlarının "bir güzellik yapılması" istekleri ve YBMD gibi birkaç hastalıktan öteye gitmez. Genelde güzel ablalar ve abiler için kişilik geliştirici uzuv olarak işlev görürler. Film endüstrisi de bu ikonu kullanmaktan çekinmemiş görünüyor, zaten hayatımız da bir filmin devamından başka nedir ki?

 

Etiketler:

müzik | sinema

nostalji

HalilAtes 10. Kasım 2011 12:51

Nostalji sözcüğü 22.haziran 1688'de Johannes Hofer adlı Alsace'li bir tıp öğrencisi tarafından yaratılmış; dağlarından uzak kalan İsviçre'li askerlerin hastalığını tanımlamak için, dissertatio medica de nostalgia başlıklı tıp tezinde, nostos (dönmek) sözcüğünü, algos (acı) sözcüğü ile birleştirmiş.

Bir tıp talebesinin hayatı üniversitede okuduğu 10-11 yıllık profesyonel öğreti dönemiyle şekillenmiyor. Aile, şehir, dil, okudukları, izledikleri ve duydukları tedavi sanatında etkin olabiliyor. Hastaların yaşamlarını algılamadan kurgulanan tedavi metotları başarıya ulaşmıyor.

Roman veya sinema başkalarının hayatını yaşama fırsatıdır. Profesyonel tıp eğitimi kadar bunların da önemi vurgulanmalıdır.

Kendi gelişimim için önemsediğim bir filmden bir sahneyle anlattıklarımı örneklemek isterim; woody allen'den radyo günleri;

Etiketler:

hasta uyumu | müzik | sinema

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre