Kahook dual blade hakkında ilk düşünceler

HalilAtes 30. Kasım 2015 12:16

Schlemm kanalı cerrahileri gelişmeye devam ediyor. Trabektom ile yapılan ab-interna trabekülum ve schlemm kanalı iç yüzünün soyma işleminin iyi ve eksik yönlerini daha önceden bahsetmiştik. Kahook dual blade de felsefe olarak aynı alana hizmet etmektedir. Trabektoma avantajı koter alati gerekmeden basit bir bıçak yardımıyla aynı işi, aynı güven ile sağlayabilmesidir. Tekniğin katarakt ile kombine veya psödofaklarda tek başına kullanılabildiği gibi, fakiklerde de yapılabileceği savunulmuştur. Ancak açı cerrahilerinde mikroskobi tekniği nedeniyle fakik hastalarda güvenliğin düşük olduğunu, lüzumsuz risk alınmaması gerektiğini düşünüyorum. Firma destekli olumlu çalışmaları okudum, bağımsız çalışmaların sonuçlarını da görmek isterim, o yüzden rutin kullanımıyla ilgili bir yargıda bulunmak henüz erken. Benim açımdan avantajları şöyle sıralayabilirim;

ü      Ucuz, bıçak haricinde yatırım gerektirmiyor.

ü      Mitomisin gerektirmiyor, bu hasta konforu açısından çok iyi

ü      Kombine cerrahi ile dost

Dezavantajları ise şunlar;

ü      Açı destekli tilte olabilen mikroskop gereksinimi

 

ü      İşlem sonrasında gerektiğinde kanaloplasti yapılamaması

Etiketler:

antimetabolit | cerrahi teknik | kanaloplasti | MİGS | yeni alet tanıtımı

Oftalmik cerrahide bir yenilik: 3D heads-up surgery (üç boyutlu baş yukarıda cerrahi)

HalilAtes 24. Eylül 2015 10:28

Doç. Dr. Zeynep Aktaş

İlk olarak Frankfurt Retina toplantısında, 2014 yılında Dr Claus Eckardt tarafından retina cerrahisinde, canlı cerrahi sırasında kullanılan bir sistem olan 3D heads-up cerrahi sistemi, ameliyat mikroskobuna entegre 3D görüntüleme sisteminden oluşmakta idi. Benzer sistemi kliniğimizde bir konjenital glokom olgusunda ab-externo trabekülotomi cerrahisi ve takiben bir açık açılı glokomlu olguda gonioskopi-asiste transluminal trabekülotomi cerrahisinde deneme şansım oldu ve sayın Halil Ateş hocamızın önerisi ile bu deneyimi, Glokom Net platformuna taşımak istedik.

 

Bu sistem özetle, cerrahın ergonomi ve konforunu arttıran, arkanıza dayanarak cerrahinizi uygulayabileceğiniz, cerrahi mikroskop altında hissettiğiniz derinlik algısını kaybetmeden (ilk birkaç dakikalık adaptasyon süresinden sonra); 3D gözlük takarak, karsınızdaki ekrandan cerrahi saha ve manüplasyonlarınızı mikroskoptan gördüğünüz rezolüsyon ve derinlikte izleyerek, cerrahinizi yapmanızı mümkün kılan bir sistem. Ameliyat esnasında, ameliyathanede, ameliyatınızı izleyen ve eğitim verdiğiniz asistan ya da öğrencilerinizin de sizin gördüğünüz ve algıladığınız şekilde ameliyatı izlemesi mümkün, bu da bir avantaj olarak düşünülebilir. Ameliyat sırasında, ameliyatınızın 2 ve 3 boyutlu olarak ayrı ayrı kayıt edilmesi olanağı da var.

Bu avantajların yanında beklenildiği üzere tek ve en büyük dezavantaj tabiî ki sistemin yaklaşık 70000 euro civarında olan maliyeti. Keyifli, denemeye değer, ancak esas olarak cerrah konforunu arttırmaya yönelik bir sistem olarak kullanımı, bu denli yüksek konforun çoğu zaman daha geri planda kaldığı, günlük çalışma şartlarımız mevcudiyetinde, tartışmalı olan bir sistem. Ancak elbette cerrah konforu tartışmasız en başta düşünmesi gerekli olan ve daha basit yöntemlerle, kimi zaman kendi çapımızda çözmeye çalıştığımız bir konu!

Hepimizin konforu yüksek, her türlü yüksek teknolojiye kolayca ulaşabildiğimiz, keyifli ameliyatları uygulayabildiğimiz aydınlık günlere ulaşabilmesi dileğimle… 

Saygılar…

Doç. Dr. Zeynep Aktaş

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göz Hastalıkları AD, Ankara

Etiketler:

yeni alet tanıtımı

Lamina kribrosa derinliğinin glokom tanısı ve evrelenmesi üzerine etkisi var mı?

HalilAtes 6. Mart 2015 12:07

IOVS Papers in Press. Published on February 26, 2015 künyesiyle derginin on-line arşivinden ulaşılabilen “Lamina Cribrosa Depth in Different Stages of Glaucoma” başlıklı çalışmayı okuyunca hem sevindim hem de üzüldüm.

Çalışmaya 86 normal, 47 pre-perimetrik glokomlu, 55 başlangıç-orta düzey glokomlu ve 60 ileri düzey glokomlu hasta dahil edilmiş. Hastaların tümüne enhanced depth imaging (EDI) OCT ile lamina kribrosa yapısı ve derinliği ölçülmüş.

Teorik olarak glokom gelişmesiyle ve ilerlemesiyle lamina kribrosa derinliğinde artış beklenen hastaların gruplar arası ortalama derinlik değişimi şöyle bulunmuş; Normal hastalar ile pre-perimetrik grup (390 / 344 µm, P=0.004) ve başlangıç-orta düzey glokomlular ile pre-perimetrik glokomlular arasında (448 vs. 390 µm, P=0.001) anlamlı derinlik farkı bulunmuş. Ancak başlangıç orta evre ile ileri evre arasında istatistiki bir anlam bulunamamış. Ayrıca görme alanı defekti ve OCT-RSL ile lamina kribrosa derinliği arasında da bir lineer ilişki saptanmamış.

Bütün bu sonuçlar ne anlama geliyor; glokomun erken döneminde lamina kribrosa derinliğinde bir artış saptarsak tedavi lehine kararımızı kuvvetlendirmeliyiz. Ancak glokomun ilerleyip ilerlemediğini anlamak ve tedavimizin işe yarayıp yaramadığını anlamak için lamina kribrosa derinliğinden elde edilecek progresyon analizi çıktısı elde edemeyeceğiz, çünkü hastalığın seyri ile derinliğin artışı arasında lineer bir ilişki saptanamamış.

Tabii bu çalışmada şeytanın avukatlığını da yapmak gerekiyor; hastalığın evreleri görme alanı ve OCT-RSL değerlendirmelerine göre yapılmış ve bu değerlendirmelerin bir “çapa” olduğu farz edilerek lamina kribrosa derinlik analizi bunun üzerine inşa edilmiş. Belki de doğru olan lamina kribrosanın değişimleri ile evreleme yapmaktı. Bu çalışma öncü çalışma olduğu için derinlik evrelemesi de daha önce yapılmadığı ve böyle bir kanıt da elimizde olmadığı için kabullenmekten başka seçeneğimiz pek yok.

 

Sonuçta günlük pratiği hasta bakmaktan ibaret meslektaşlarımızın glokom açısından EDİ OCT’te yatırım yapması henüz erken görünüyor.

Etiketler:

glokom progresyonu | görme alanı | oct | yeni alet tanıtımı

XEN takıma hazır

HalilAtes 23. Şubat 2015 11:45

ESCRS ‘nin Türkiye’de yapılması ön segment ile ilgilenen meslektaşları ve firmaları evimizin yakınında görme fırsatı doğurdu, organizasyonu sağlayanlara teşekkür etmeliyiz.

Ana konu glokom olmasa da bizim için de faydalı gelişmeler oldu, bunların başında Türk meslektaşların XEN ile tanışmış olmasınıdır. Bu bologun takipçileri XEN’i hatırlayacaklardır, daha önce şurada 1, şurada 2, ve şurada 3 konuya değinmiştik. Bu yüzden detaya girmeden genel düşüncelerimi paylaşmak isterim;

Xen’i filtran cerrahilerle MİGS’in yaptığı evlilik sonucu ortaya çıkan bir oğul olarak nitelendirmek yerinde bir saptama gibi geliyor bana. Anne ve babasının olumlu yönlerini de olumsuz yönlerini de barındırıyor.

Açık açılı, düzgün konjonktivalı hastalara uygulanabilir olması temel şartları. Neovasküler glokom, filtran cerrahiye uygun olmayan yapışık, fibrotik konjonktivası olanlar, ön kamara lensi implante edilmiş hastalar, kapalı açılı glokomlular, ön kamarasında silikon olanlar ve Sturge-Weber sendromu gibi venöz basıncı yüksek olanlarda uygulanamıyor.

Cerrahiden yarım saat önce 20 mikrogram MM-C ile birlikte lidocaine enjeksiyonu cerrahi bölgenin forniks tarafına yapılmalıdır. MM-C’nin oldukça düşük konsantrasyonda yapılması hasta yaşam kalitesini postop. dönemde etkiler mi bilemiyorum, bu konuda bir çalışma göremedim.  Enjeksiyon sırasında subkonjonktival hemoraji gelişirse xen bu bölgeye yapılmamalıdır, başka bir kadran seçilmelidir. Tavsiye edilen kadran superior-nazal kadrandır, ancak bu bir zorunluluk değildir, cerrahın maharetine uygun bir kadrana da implante edilebilir, en iyi kadran konjonktivası en iyi olan kadrandır.

Diğer MİGS prosedürlerinden farklı olarak katarakt ameliyatı ile kombine yapılan xen implantasyonlarından artı bir başarı sağlanamamıştır, kombine veya tek aynı başarı elde edilmiştir. Fakik hastalara yapılabilmektedir, ancak aşağıda Ike’ın videosunda da görebileceğiniz gibi implantasyonun yapılacağı kadranın karşısından giriş yapılıp trans-pupiller geçiş yapıldığı için dikkatli olunması gerekir.

Önceki yazılarımda belirttiğim gibi implantın üç farklı seçeneği vardır ve düşürmek istediğiniz basınç aralığına göre bunlardan birini tercih etmeniz istenmektedir. Seçimin tecrübeye göre olduğunu düşünüyorum, seçim için kriterler nelerdir, yazılı bir yol haritasına rastlamadım.

İmplantın Faz 3 ve 4 çalışmalarını okudum, sonuçlar ve komplikasyon oranları oldukça yüz güldürücü, ancak bağımsız çalışma gruplarının sonuçlarına ihtiyacımız olduğu da bir gerçek.

En sık karşılaşılan komplikasyon; filtran cerrahilerin de en sık karşılaştığımız komplikasyonu olan fibrozis. Fibrozis sonrası önerilen işlem iğneleme.

İmplantasonda ne tür hatalar olabilir ve çözüm yolları nedir; Yukarıda belirttiğim gibi fakik hastalarda trans-pupiller geçişe dikkat edilmeli, açı geçişinde irise takılmamalı, hemoraji oluşturulmamalıdır. Akla gelen soru implantasyon enjektörünü fazla ittirip tüpün ön kamara ucunu skleraya gömebilir miyiz sorusunun korkulacak bir durum olmadığını hemen belirteyim. Enjektörün implantın içinde bulunduğu ucu ile ön kamarada bulunan ucu arasında kalınlık farkı var ve enjektörün daha fazla itilmesi bu şekilde önleniyor. Başka bir soru tüp konjonktiva erezyonu yapabilir mi? Yapabilir, yaparsa tekrar ön kamaraya girip tüpü içeriden çekip çıkarmak gerekiyor, dışarıdan çekilmiyor.

Benim pratiğimdeki yeri ne olabilir; Xen takılmış bir hastaya kanaloplasti yapma şansımız yok, bu yüzden açık açılı glokomlu hastalarda ilk cerrahi olarak xen implantasyonu yapmayı düşünmem. Kanaloplastinin yetersiz kaldığı ve filtran cerrahi gereksinimi olan hastalarda xen'in kullanım alanı bulacağına inanıyorum.

 

Sonuçta xen’in ticari hale geçmesinin hemen ertesinde ülkemizde kullanabiliyor olmamız (bunun için sertifikasyon gerekli) nedeniyle ilgi Türk firmasına teşekkür etmemizi gerekli. 


Etiketler:

cerrahi komplikasyonlar | cerrahi teknik | kanaloplasti | MİGS | yeni alet tanıtımı

Stegmann Canal Expander

HalilAtes 9. Şubat 2015 10:42

Stegmann, non-penetran glokom cerrahilerinin yaygınlaşmasında önemli bir figür olmuştur. Geliştirdiği teknikler ve öğretileri birçok meslektaşın konuya ilgi duymasına ve tekniği öğrenmesine yol açmıştır. Derin sklerektominin yanı sıra viskokanalostomiyle başlayan öğreti zinciri Stegmann Canal Expander’ı (SCE) (Ophthalmos GmbH, İsviçre) keşfiyle doruğa ulaşmıştır. Benim gibi Stegmann’ın yanında çalışma olanağı bulmuş pek çok meslektaşın yanı sıra Türkiye’de verdiği üç konferansa katılan, uluslar arası toplantılarda onu dinleyenlerin gözünde popüler bir ikon olduğunu söyleyebilirim. Yaratıcılığı ile klasik anlamda akademik yayıncılığı arasında dengenin bulunmaması da hayli ilginçtir. Keşfettiklerinin başkaları tarafından sınanması ve makale haline getirilmesi içine psikolojik öğelerin de katılabileceği felsefik bir tartışma konusu olabilir.

Konuyu fazla yaymadan bugün SCE üzerine bir tanıtım yazısıyla yetineceğimi meraklı okura sunarak işe başlıyorum;

SCE, trabekülumun gerginliğini artırmak ve Schlemm Kanalını açmak amacıyla kanal içine implante edilen polyamide tabiatında bir implanttan müteşekkildir. Cerrahi teknik kanaloplastiye hayli benzerdir. Derin sklerektomi yapıldıktan sonra kanaloplasti kateteri 360 derece Schlemm kanalını dilate eder. SCE genişleyen kanalın içine implante edilir (klasik kanaloplastide bu aşamada katetere 10/0 prolen bağlanıp kateter geri çekiliyordu). Üzerinde delikleri olan implant hem trabekülumu gerginleştirerek buradan aköz geçişini kolaylaştırır, hem de sclemm kanalını açık tutarak burada toplanan sıvının kollektör kanallara sevkini sağlamaktadır. 9 mm’lik implantın kalınlığı 240 μm dir.

Cerrahi sonuçlarını yansıtan çalışma verileri çeşitli kongrelerde sunulmuş ve olumlu görüş belirtilmiş olmasına rağmen, henüz bu tarihe kadar hakemli dergilerde basılmış bir veri analizi bulunmamaktadır.

Etiketler:

cerrahi teknik | kanaloplasti | yeni alet tanıtımı

High Frequency Deep Sclerotomy Ab Interno

HalilAtes 28. Ocak 2015 11:38

Herkes yapabilmeli, herkes için kolay bir yöntem felsefesinin temel alındığı MİGS prosedürlerine her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Açık açılı glokomu olan hastaların ilaç kullanım sayısını azaltmak ve gelecekte yapılacak glokom cerrahilerinin başarısını (konjonktiva sitolojisi az ilaç kullanımı nedeniyle korunduğu için) artırmak amacıyla yapılan cerrahilerde eğitim süresinin kısalığı büyük bir avantaj olarak görünmektedir. Katarakt ameliyatı ile kombine veya psödofak hastalara yapılabilen bu işlemlerde, katarakt ameliyatı yapabilecek eğitimi almış genel oftalmologların trabekülektomi veya non penetran glokom cerrahisi gibi yoğun eğitim zamanı gerektirmeden glokom cerrahisine katkıları sağlanmaktadır.

High-Frequency Deep Sclerotomy adı verilen yöntem ile 1mm uzunluğunda 0.6 mm genişliğindeki diathermik prob, bipolar radyofrekans enerjisi barındıran kanül benzeri uzantının ucunda bulunur (abee® Glaucoma Tip, Oertli Instrumente AG). Katarakt ameliyatının sonunda lens implantasyonundan sonra ön kamara viskoelastik materyali alınmadan prob açıya yaklaştırılır, bu sırada gonyolens sayesinde bölge görünür hale getirilir ve trabekülum alanına prob sokulur. Amaç trabekülumdan geçerek schlemm kanalına ulaşılmasıdır. Bölgeye girilince ayak pedalı sayesinde radyofrekans enerjisi proba aktarılır. Yaratılan kanaldan trabekülumun direnci ortadan kaldırılarak ön kamaradan doğrudan schlemm kanalıda aköz geçişi sağlanmış olur. İşlem kapalı bir sistem olduğu için belb oluşumu beklenmez, dolayısıyla, konjonktiva ve sklera açılımı ile antimetabolit kullanımı gerekmez. Çalışmalarda işlemin tek seansta 6 kadrana yapılması tavsiye edilmektedir. İşleme ilgi duyanlar videoyu şu adresten izleyebilirler.

Konuyla ilgili pek çalışma yok, ben “Long-term Results of a Novel Minimally Invasive High-frequency Deep Sclerotomy Ab Interno Surgical Procedure for Glaucoma” başlıklı çalışmayı okudum. 53 göze uygulanan cerrahinin sonuçları 72 ay takip edilmiş. %52.8 gözde GİB <15 mmHg, %76 <18 mmHg ve %79.2 <21 mmHg bulunmuş. %77 gözde preop basınca göre %30 basınç düşüşü sağlanmış. İlaçsız mutlak başarı oranı (<21mmHg) %79.2 bulunmuş. Ciddi bir komplikasyon ile karşılaşılmamış.

Sonuçları okuyunca waaaaw denebilir. Ben de dedim. Ancak çalışmanın Oertli destekli bir çalışma olması, ve şurada (European Ophthalmic Review, 2012;6(1):17-9) yayınlanması ardıllarını da okuma ihtiyacını doğurdu.

Teorik olarak baktığımda i-stent’e göre daha avantajlı olduğunu söyleyebilirim. Hem maliyet açısından hem de bir implant yerleştirilmediği için schlemm kanalının bütünlüğü bozulmayacaktır ve ileride yapılacak kanaloplastinin yapılmasını engellemeyecektir.

Etiketler:

cerrahi teknik | kanaloplasti | MİGS | yeni alet tanıtımı

Topikal antioksidan : COQUN çıktı

HalilAtes 27. Ocak 2015 12:12

Bu gün Türkiye’de yeni çıkan, GİB düşürücü özelliği bulunmamasına rağmen glokom tedavisinde antioksidan özelliği sayesinde yer bulmaya çalışan COQUN’dan bahsetmek istiyorum. İlacın içeriğinde antioksidan özellikli iki molekül olan Koenzim Q10 ve Vitamin E TPGS var. Sevindirici olarak koruyucu madde yok.

Blog takipçileri koenzim Q 10’un glokomdaki etki mekanizmasını anlatan yazıyı hatırlayacaklardır, tekrar okumak için şuraya bakılabilir. “Coenzyme Q10 and glaucoma” kelimeleriyle pubmed taraması yapıldığında az sayıda yayın ile karşılaşılabilinir. Özetle, literatürde pek çok deneysel iskemi ve glokom modellerinde koenzim Q10 nun RGH sağkalımını arttırdığı, apoptotik hücre sayısını ve glutamat miktarını azalttığı gösterilmiştir. Yine insanlarda topikal uygulama ile yeterli vitreous seviyelerine ulaşılabildiği de çalışmalarda gösterilmiştir. Prospektif bir klinik çalışmada, PAAG’lu olgularda topikal koenzim Q10 uygulanan grupta GİB’dan bağımsız olarak koenzim Q10 tedavisinin yaklaşık olguların %60’ında PERG yanıtlarında bir iyileşme sağladığı görülmüş ve bu durumun CoQ10’nun glokomda potansiyel nöroprotektif etkisi ile açıklanmaya çalışılmıştır. Koenzim Q10 nun glokomda nöroprotektif etkisinden sorumlu olabilecek 3 potansiyel mekanizma mevcuttur. Bunlardan birincisi oksidatif fosforilasyon elektron transport zincirindeki compleks I in güçlendirilmesi, ikincisi yine mitokondrilerdeki -permeability transition pore-denen kanalların açılışını önlemek, dolayısı ile apoptosisi durdurmak, son olarak da inflamasyondan sorumlu olan NF-KB inhibisyonudur.

Bu ilacın piyasaya verilmesiyle kronik topikal damla kullanan hastalarımız için ek bir kazanç daha sağlanmış oldu. Şişe tasarımı OSD (Ophthalmic Squeeze Dispenser) tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiş. Bu sistem ile ilaç haznesi ile şişe ucu arasında bir valv sistemi bulunmakta ve şişe sıkıldığında kanaldan geçip dışarı çıkan damlanın yarattığı volüm kaybı kadar içeri giren hava şişenin uç kısmındaki tahliye odacığından hazneye girmeden dışarı atılmaktadır. Kontaminasyon bu şekilde önlenmektedir. Bu sistemin tek kullanımlık koruyucu içermeyen damlalıklara üstünlüğü standart damla volümüne sahip olması, kullanım kolaylığı ve şişe ağzının hasta tarafından düzensiz koparılma yerine makinede tornalandığı için pürüzsüz olmasıdır. Pürüzlü uçların kornea ile temasından kaynaklanan olumsuzluklar malumunuzdur, kronik ilaç kullanımı altındaki hastalardan bir kısmı kornea duyarlılığında azalmayı telefi etmek maksadıyla damlanın göze girdiğini anlamak için şişeyi gözlerine temas ettirmektedir. Bu açıdan şişe dış yüzeyi önemlidir.

 

Özetle yeni bir ilaç ile ve yeni bir şişe ile tanışmış olmak beni mutlu etti. Antioksidanların glokomdaki yeri üzerine bakir bir çalışma alanı olduğunu görüyorum ve bu beni heyecanlandırıyor. Ayrıca OSD kullanan bir ilaç ile karşılaşmış olmak ise bugün için beni daha da heyecanlandırdı ve mutlandırdı, tüm glokom ilaçlarımızı bir gün bu sistemi kullanıyor görmek isterim.

InnFocus MicroShunt

HalilAtes 13. Ocak 2015 12:17

MİGS üzerine bu blogda oldukça fazla sayıda yazı var, bunları hem konuyu sevdiğim, hem de Türkiye’nin bu cerrahilere ihtiyacı olduğuna inandığım için yazıyorum. Konvansiyonel glokom cerrahisinin komplikasyon oranlarından çekinen meslektaşların glokomun tıbbi tedavisine ağırlık vermesi ve uzunca bir süre bunda ısrar etmesi, gelecekte yapılmak zorunda kalınan glokom cerrahisinin de başarısını azaltıyor, bu yüzden herkesin yapabileceği, katarakt ameliyatı yapan birinin de kısa bir eğitimle uygulayabileceği, az komplikasyonlu MİGS yaklaşımlarına ilgi duymamızı zorunlu hale getiriyor.

Bugün InnFocus MicroShunt (InnFocus, Miami, Florida, ABD) hakkında Ophthalmology Times dergisinde çıkan bir yazı sonrası derlediğim bilgileri sizlerle paylaşacağım. İmplant,  SIBS (poly styreneblock-isobutlylene-blockstyrene) materyalinden imal edilmiş. İmplant, ince ve yumuşak, komşu dokunun yüzey kıvrımına uyumluluk gösteren bir dokuya sahip.

Yayımlanan çok merkezli çalışma, iki yıllık uzun dönem sonuçlarını içeriyor; çalışmaya 12 katarakt ameliyatı ile kombine ve 23 sadece glokom cerrahisi yapılmış 35 göz alınmış. Materyalin yapısı ve doku uyumundan dolayı hipotoni, implant çevresi sıvı kaçışı, konjonktiva ve sklera erozyonu ve migrasyonu komplikasyonlarıyla karşılaşılmamış. İmplant, subkonjonktival alan ile ön kamara arasında akköz geçişini sağlayan filtrasyon aletinden ibaret. Klasik, ancak trabekülektomi cerrahisine göre oldukça küçük bir alandan yapılan fleb açılımını takiben, implant yerleştiriliyor ve konjonktiva sütürasyonu yapılıyor. Diğer MİGS cerrahilerinden farklı olarak Mitomycin-C kullanım zorunluluğu cerrahinin eksi yönü.

Maksimum ilaç tedavisiyle (ortalama 2.8 ilaç) preop ortalama 23.8 ± 5.3 mmHg (18-38 mmHg) olan GİB, iki yıllık takip sonunda 11.3± 3.2 mmHg’ye (–%55 kayıp) ve ortalama kullanılan ilaç sayısı da 0.3’e düşmüş. Gözlerin %89’u antiglokomatöz ilaç almıyormuş ve %91’inde ise basınç < 21 mmHg’nın altında bulunmuş.

Kombine cerrahilerde ilk yıl 1-2 mmHg ortalama daha fazla basınç düşüşü olmuş, ancak ikinci yılda sadece implantasyon yapılan grup ile kombine cerrahi yapılan grup arasında basınç yönünden fark saptanmamış.

Sonuçlar çok parlak ve beni heyecanlandırdı. Ancak çalışmanın bir hakemli dergide henüz yayımlanmamış ve tek olması heyecanımı dizginlememe neden oldu. Bekleyip göreceğiz. 

Resim www.innfocusinc.com adresinden alınmıştır.

Etiketler:

cerrahi teknik | MİGS | Oftalmoloji haberleri | yeni alet tanıtımı

Saflutan sonunda çıktı

HalilAtes 27. Eylül 2013 15:58

Saklama solüsyonlarına karşı alerjisi olanlar veya konjonktiva dostu antiglokomatö ilaç kullanmak isteyen doktoru olan hastalar için bu gün sevindirici bir haber; Tafluprost Türkiye'de Saflutan ismi ile tek kullanımlık poşetler içinde satışa sunuldu.

Replenish mikropompa sistemi

HalilAtes 29. Temmuz 2013 12:19

Glokom hastası tıbbi tedavi altındaysa hergün aynı devinimleri tekrarlamak zorundadır. Yaşlı, tek başına yaşayan ve damlayı gözüne isabet ettirmekte güçlük çeken hastalarda tedaviye uyum sağlamak büyük bir sorun olmaktadır. Ayrıca kronik kullanımda oküler yüz sorunları gelişmekte ve hem hasta konforu bozulmakta hem de gelecekte yapılacak glokom cerrahilerinin başarı oranı düşmektedir. 

Bu sorunları azaltmak maksadı ile çeşitli uzun etkii ilaçlar ve aletler geliştirilmiştir. Replenish ophthalmic micropump sistemi de bunlardan birisi. Sistem glokom ve retina hastalarının kronik tedavisinde kullanılmak üzere geliştirilmiş ve her iki bölge için ayrı modelleri vardır. Sklera üzerine yerleştirilen aletin haznesine ilaç enjeksiyonu yapılabiliyor ve uzaktan kumanda ile belirlenen zaman aralığında gerekli ilaç salınımı yapılabilmekte. İmplant tek yönlü çalıştığı için filtrasyon sağlamamakta.

Sistem üzerine araştırmaların devam ettiğini, bunun için ayrıca ilaçların da geliştirilmesi gerektiğini belirtelim. Uzun soluklu bir çalışmanın ön habercisi olduğunu, ticari olarak elde edilemeyeceğini hatırlatalım.

Etiketler:

hasta uyumu | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom | yeni alet tanıtımı

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre