3. OCT Kulübü'nün ardından

HalilAtes 17. Nisan 2016 11:21

15-16 Nisan 2016’da İstanbul Retina Enstitüsü tarafından organize edilen 3. OCT Kulübü toplantısı yapıldı. Son zamanlarda giderek azalan toplantı katılımcı sayılarına rağmen 500 katılımın olduğu performansı çok yüksek bir kongre yapıldı. Burada toplantının bilimsel değerlendirmesini yapacak değilim, çünkü bir kurs haricinde glokom ile ilgili bölüm yoktu, değinmek istediğim modern toplantıların nasıl olması gerektiğinin iyi bir örneği olduğu.

Eğitim almak isteyenlerin seçenekleri günümüzde oldukça fazla; internet, kitap, dergi, video, wet-lab, kurs ve kongreler bu imkanı veriyor. Eskiden eğitim almak isteyenlerin zamanları çok, imkanları kısıtlıydı, şimdi zaman az, imkan çok. Eğitim araçlarını bu felsefi zemin üzerinde değerlendiriyorlar. Diğer bir konu da bilim hızla ilerliyor, bu hızı basmaya zaman yok, klasik kitap, dergi gibi kağıda basılan bilgilerde yazılanlar okura ulaşana kadar neredeyse güncelliğini yitiriyor. Bu yüzden eğitilmek isteyenler, bilgiye hızla ve tazecikken ulaşabilecekleri yolları tercih ediyorlar. Bilgi sunanlar da hantallıklarını modern teknolojilerle destekleyerek bu yapıya ayak uyduruyorlar, örneğin bilimsel dergiler, çalışmaları basmadan internet sitelerinde hakem heyetinden geçer geçmez yayınlıyorlar veya tarama yapılabilir dizinler oluşturuyorlar. Ya da kitaplar, sitelerinde yazılanları güncelleyen veya multimedya ile destekleyen versiyonlarını okurlarına sunuyorlar.

Kongreler de taze bilgiye ulaşmanın bir yolu. Kongrelerin diğer eğitim faaliyetlerinden en önemli farkı, canlı, sıcak, hızlı, etkileşimli olması. Kongreye katılan ne ister? Bence iki şey ister; biri az-çok bildiği konunun son bilgisini almak, bilmediği konu için ise bilgiye nasıl ulaşacağının yol haritasını öğrenmek ister. Bu amaçla, genel veya tematik toplantılar düzenlenir. Genel kongrelerde başlangıç ve orta düzey, tematik toplantılarda ise ileri düzey bilgi isteyen katılımcı hedef kitledir. Bunlara göre strateji geliştirilir. Tematik toplantılarda konu başlığı ve konuşmacı seçimi büyük maharet ister. Genel toplantılarda ise hedef kitlenin eksiğinin ne olduğunu bilmek maharet gerektirir.

Sunumların kaliteli olması sunan kişiden ziyade organizasyonun kurallarıyla sağlanır. İki yol izlenebilir; biri kursun moderatörü belirlenir, diğer anlatıcıları ve konularını onun bulması istenir, böylece baskın bir moderatörün ağırlığı salonda hissettirilir. Diğer yöntem ise konuşma süreleri kısa tutulur (7-10 dk gibi), konuşmanın kısa olması posaların atılmasını gerektirir, bir şekilde standart düzey yakalanmış olur.

Genel kongrelerde hangi konuya ağırlık verileceğini bulmak bir dizi çalışma gerektirir. Anket veya online sınav programın belirlenmesinde iyi bir seçenek olabilir. Örneğin ulusal kongre gibi genel kongrelerin programları yapılmadan hedef kitlenin evinde yapabileceği online bir sınav düzenlenir, tüm konuları kapsayan sorulardaki skorlara göre bir plan yapılır. Bu sınavın amacı kimin sınavı kazanacağı değil başarısızların başarısız oldukları konuları bulmaktır. Sorular üç düzeyde sorulur (başlangıç, orta, ileri), organizasyon her konu için üyelerinin bilgi düzeyinin ne olmasını önceden belirler, örneğin A konusunda başlangıç düzeyi yeterliyken, B konusunda tüm üyelerin ileri düzey olmasını isteyebilir. Çıkan başarı oranına göre esnek modüler bir program yapılır ve hedeflere ulaşılmaya çalışılır.

Özetle 3. OCT Kulübü toplantısı  dinleyici katılımının terör, toplantı yoğunluğu gibi faktörlere bağlı düşmediğini, organizasyon planlamasının günün şartlarına göre planlandığında eğitilmeyi bekleyen hedef kitlenin buna olumlu cevap vereceğini gösterdi.

 

Yazımın sonunda üzüntü mü yoksa kıskançlık mı ne diyeceğimi bilemiyorum, bir duygusal tepkimi de belirtmek istiyorum. Retina konusuyla uğraşanların kalitesi mi, teknolojinin desteği mi, yoksa firmaların sponsorluk etkisi mi, belki hepsi birden retina toplantılarının oftalmolojinin diğer branşlarına göre retina toplantılarının önlenemez bir başarısını doğurdu. Bunda kıskanacak ne var diyenler için şu; sonuçta her branşın senyörleri juniorlarını en iyiler arasından seçmek ister. En iyiler retinaya kaymaya başladı. Glokom senyörlerinin acilen plan yapması şart L.

Etiketler:

eğitim | kongre haberleri | oct

Üveitik glokomun tedavisi

HalilAtes 11. Nisan 2016 11:41

Dünyada yaklaşık iki milyon üveitli var, bunların %10’u çeşitli nedenlerden görmelerini kaybetmiş durumdalar.  Körlüğe yol açan üveitik komplikasyonların başında glokom gelmektedir. Üveitte glokom görülme sıklığı %20 düzeyindedir. Bugün bu konu üzerinde durmayı planladım;

Üveite bağlı glokomu açık açılı ve kapalı açılı formlarda görmekteyiz. Üveit tiplerine göre değişen glokom mekanizmaları gelişmektedir. Ön ve arka sineşiler, trabekülit, trabekülum tıkanması veya kortizon glokomu bunların başlıcalarıdır.

Üveit seyri boyunca yüksek göz içi basıncının gelişmesi üveitin tipine göre farklı zamanda olmaktadır; örneğin Fuch’s heterokromik uveiti, Posner-Schlossman sendromu, herpetik uveit ve toxoplasmosisde basınç hemen yükselirken, HLA B27 üveitinde önce düşük basınç, sonra yükselme ile farklı seyir gösterebilir.

Üvetin tiplerine göre GİB düşürücü tedavi farklılık gösterse de, tedavinin başlangıcında hastalığın akut üveit tablosunun bir an önce geçirilmesi temel gayemizdir. Trabekülit ile seyreden üveit çeşitlerinde üveitin geçmesiyle genellikle yeterli GİB düzeyine ulaşılsa da bazı üveit formlarında akut dönem sonrası da glokom tedavisinin sürdürülmesi gerekir.

Üveitik glokomun tedavi felsefesinde unutulmaması gereken kural iki hastalığın varlığıdır. Bu yüzden glokom tedavisi sırasında bazı çekincelerimiz olacaktır.

Bunların başında hipotansif yağların kullanılıp kullanılmayacağı sorunu yer almaktadır. Bilindiği gibi yangısal reaksiyonların mekanizması içinde prostaglandinler yer alır. Bu yüzden teorik bazda glokom tedavisinde hipotansif yağların kullanımından kaçınmamız gerekir şeklinde bir öngörümüz bulunur. Ancak yapılan çalışmalarda bu teoriyi destekler kanıtlara ulaşılamamıştır. Hipotansif yağlar, beta blokörler, alfa 2 agonistler ve karbonik anhidraz inhibitörleri glokomun tedavisinde kullanılabilir. Miyotik ajanların posterior sineşiyi artırıcı etkisinden dolayı kaçınılması yerinde olacaktır.

Özellikle pupil bloğu ile seyreden üveitlerde kullandığımız lazer iridotominin üveitin aktif döneminde ön kamara reaksiyonunu artırıcı etkilerinin varlığı çalışmalarda gösterilmiştir. Kontrollü yapılması, mümkünse akut dönemde yayılmaması uygundur. Aynı şekilde SLT gibi trabeküler lazerleri de akut dönemde yapmamak, özellikle trabekülit ile seyreden üveitlerde uyulması gereken kurallardandır.

Üveit hastasının glokomu, klasik glokom algoritmamızda tedavi protokolümüzü belirleyen progresyon varlığı ve hızının saptanması temelli yaklaşımımıza uymayabilir. Çünkü bu hastalarda yapılacak OCT ve görme alanı değerlendirmeleri çeşitli nedenlerle sağlıksız olabilir ve yanıltıcıdır. Tedavinin başlanması, sürdürülmesi ve artırılması doktorun kanıtsız deneyimini gerektirebilir. Bu risk özellikle cerrahi gerektiren hastaların kararlarının verilmesinde alınması gereken bir risk olabilir. Cerrahi konusunun hemen başında hangi cerrahiyi seçersek seçelim üveit atağının oluşmasında tetikleyici bir faktör olabileceğini, diğer glokom tiplerine göre cerrahi sonuçlarının daha başarısız gerçekleşebileceğini belirtmeliyiz.

Örneğin trabekülektominin beş yıllık başarı oranı bu hastalarda %30-53 arasında verilmiştir. Antimetabolit kullanımı zorunludur ve bu oranlar özellikle MM-C kullanımıyla bir parça artırılabilmektedir. Trabekülektominin doğası gereği yapılan iridektominin üveiti ve fibrozisi tetikleyebileceğini unutmamalıyız. Seton implantasyonu ve non-penetran glokom cerrahisinin hem komplikasyonunun düşüklüğü, hem de başarı oranının daha yüksek olmasıyla bu grup hastalarda tercih edilme nedenidir. Kanaloplasti de yükselen değer olarak, yapılmış birkaç çalışmayla, önerilebilecek cerrahiler arasında yer almaktadır. Nonpenetran glokom cerrahisi ve kanaloplastinin üveitik glokomun açık açılı formlarında yapılabileceğini hemen belirtmek isterim.

Tabii glokom cerrahilerinin başarısını üveitik glokomlu hastalarda değerlendirmek güçtür, çünkü standart bir gidişat yerine çok değişkenli bir yapı bulunmaktadır, cerrahi sonrası geçirilen üveit atağı sıklığı ve kullanılan ilaçlar sonuçları olumlu veya olumsuz etkileyebilmektedir.

Etiketler:

antimetabolit | hipotansif yağlar | kanaloplasti | trabekülektomi | üveitik glokom

Dvorak'ın Rusalka'sının sürüklediği yazı

HalilAtes 28. Şubat 2016 20:31

Rusalka, Slav mitolojisinde, vaftiz edilmeden ölen bir çocuğun ya da suda boğulan bir bakirenin gölde yaşayan ruhu olarak bilinse de, Jaroslav Kvapil’in librettosunu yazdığı,  Dvorak’ın ise bestelediği Rusalka operası, daha çok bir peri kızını anımsatır. Song to the Moon  şarkısıyla hepinizin anımsayacağı bu operanın bizi ilgilendiren bölümü librettosunu yazan Jaroslav Kvapil. Dolezalova’nın Çek-Slovak Oftalmoloji Dergisinde yayımlanan makalesi Kvapil’in şiirleri kadar hüzünlü bir glokom öyküsünü anlatıyor. Kvapil yaşamının sonunda görme yetisini tamamen kaybetmiş.

EGS kongresi sırasında prömiyerinin yapıldığı Prag’da Rusalka izlemek iyi olurdu ama, bizim bulunduğumuz tarihte maalesef yok.

Rusalka’nın beni ilgilendiren yönü ise Nicole Car’ı tanımama vesile olması. The kiss adlı albümünde beni büyüledi. Hepimize hem bilimsel hem de büyülü bir Prag dileklerimle.

 

Daldan dala atlıyorum ama belirtmem lazım kongre katılımcılarına THY %20 indirim yapıyor yararlanmanızı isterim. 

Etiketler:

görme engelli ünlüler | kongre haberleri | müzik

Kemancı Sebuh Efendi

HalilAtes 22. Şubat 2016 17:48

Blog takipçileri hatırlayacaktır, görme engelli ünlülere ayırdığımız bir bölümde ressamların ve müzisyenlerin hayatlarını aktarmaya çalışıyorum. Amacım, bilim dalımızın temel uğraş alanı olan “görme duyusunu” kaybeden hastalarımıza yaşamın bundan ibaret olmadığını anlatabilmek için sizlere örnekler sunmak. Hastalarımızın moral değerlerini yüksek tutmak ve yapılabilecek daha çok şey olduğunu anlatabilmek için bu tür başarı öykülerinin yararlı olduğu kanısındayım.

Kemancı Sebuh Efendi de bu kapsamda tanıtmak istediğim ünlülerimizden. Musikimize birçok eser kazandıran 1828 - 1894 tarihleri arasında yaşamış, Ermeni asıllı Türk bestekârımız Kemani Sebuh Efendi, keman çalışıyla meşhur olmuş, parlak ve gösterişli üslûbunu bestelediği sirto ve oyun havalarına aynen yansıtmıştır. Bir müddet Mızıka-yı Hümayun’da çalıştıktan sonra buradan ayrılan bestekâr, Sultan Aziz tarafından himaye edilmiştir. Sultan Aziz kendisine Beşiktaş Ihlamur’da bir ev bağışlamış ve emekli maaşı bağlamıştır.

Kör Sebuh olarak da tanınan Sebuh Efendi’nin görmesini neneden kaybettiği bilinmemektedir. Ancak önce bir, daha sonra diğer gözünün görmesini kaybetmiş olması glokom gibi progresif bir hastalığı düşündürmektedir.

Sebuh Efendi, bestekar özelliklerinin yanı sıra eğitimci vasfıyla da önemsenmiştir. Kemani Tatyos ve Kemani Nikoğos Hüdâverdi’ye hocalık yapmıştır.

 

Aşağıda en bilinen eseri Kürdilihicazkar Longa’nun iki farklı yorumu ile yazımı bitiriyorum.

Etiketler:

görme engelli ünlüler | müzik

Eco'ya teşekkür yazısı

HalilAtes 20. Şubat 2016 09:49

Eco, her şeyden önce akademisyendi. Göstergebilim ve ortaçağ tarihi yörüngesinden çıkmadan konunun profesyoneli olmayanların da anlayabilecekleri, onları merak etmeye teşvik eden hikayeler yazdı. Gülün adı’nı okuyan biri hem ortaçağı, hem dinin yozlaşmasını, hem matbaanın bireyin özgürlüğü için vazgeçilmez bir araç olduğunu, hem sanatın iyi bir kılıfla kötüyü de anlatabileceğini, hem de Mont Saint Michel’i merak edebilir. Merakının ve önceki birikimlerinin ışığında kendini geliştirebilir.

Eco, bir akademisyenin bildiklerini dili kullanarak nasıl ortalama algılara da sunabileceğini gösterir. Büyük laflar etmeden küçük hikayelerle amaca ulaşmayı..

Branşında söyleyeceklerin, kafanın içindeki düşünceler, yazıya veya söze geçirilirken dilimizi kullanmasını bilmemiz de gerekir. Bunun için branşımız haricinde; söz söylemenin kurallarını, cümle kurmanın mantığını, tanımadıklarımıza ulaşmanın maymuncuğunu öğreten roman gibi hiç yaşamadığımız hayatları da anlatan öğretilere ihtiyacımız olacaktır. Eco bu bakımdan doruk noktasıdır bilim insanı için.

Bir şeye başlarken önce iyi olanı taklit etmek kolay bir yoldur. Taklit ederken pişersin ve özgünlüğünü zamanla yakalarsın. Umberto Eco taklit edilmeyi hak eden biri.

 

Huzur bulsun..

Etiketler:

blog

Bekleme odasında klasik müzik çalmamalı mıyız?

HalilAtes 17. Şubat 2016 11:34

Glokom hastalarında karakter ve mizaç özellikleri” başlıklı blogu okuyanlar hatırlayacaktır, glokomlu insanlar duygusal ve endişeli karakter özelliklerine sahiptirler. Karakterlerinin doğası gereği stresten etkilenme olasılıkları yüksek olan bu hastaların dış olaylardan etkilenerek göz içi basınçlarının artığı çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Mental stresi azaltacak rahatlatıcı faaliyetler, örneğin yoga, dinlenme, kuş sesleri, doğada bulunma ve rahatlatıcı müzik gibi hastayı dinginliğe sevk edici etmenler acaba GİB’nı düşürür mü sorusu yukarıda belirttiğim çalışmaların sonucu olarak akademisyenlerin merakını uyandırmıştır.

“Short-term effects of relaxation music on patients suffering from primary open-angle glaucoma” başlıklı çalışma da bu kapsamda değerlendirilebilecek çalışmalardan biridir. Kulaklıktan 30 dakika rahatlatıcı müzik dinletilen grup ile kontrol grubu arasında yapılan mukayesede; görme keskinliğinde kısa süreli artış, GİB’nda düşüş ve kısa dönem mental algılamada yükseliş saptanmış.

Antik Hipokrat tıbbında müziğin tedavi aracı olarak kullanıldığı biliyoruz, bu çalışma sonuçları yapılan işlemin doğru olduğunu gösteriyor.

Çalışmanın yapıldığı Marburg şehri Alman romantik akımının şekillendiği yerlerden biri. Hukuk, sosyal bilimler, şiir ve müzik gibi konularda yoğunlaşan bir üniversite kenti Marburg. Biz şehri daha çok Grimm Kardeşlerin massallarından tanırız. Yani orada yaşamadan bu veriler ışığında, Marburg insanının nasıl stresli bir yapısı olabilir, bu çalışma için uygun bir yer mi Marburg düşüncesi kafamı kurcaladı.

Çalışmadan çıkarılacak belki bir başka sonuç; glokom hastasının bekleme odasında klasik müzik yayınının yapılmaması olabilir. Muayene sırasını beklerken rahatlayan hastanın basıncı düşük çıkabilir ve kararlarınızda yanılgılara yol açabilir J.

Makaleyi okurken rahatlatıcı müzik olarak neden bahsedildiğini hep merak ettim. Dinletilen parçalar yazılmamış. Aşağıdaki parça en azından beni rahatlatıyor, bundan eminim, hadi şimdi hep birlikte basınçlarımızı biraz düşürelim;

 

 

Yukarıda dinlediğiniz Beethoven’in ay ışığı sonatının bizi de ilgilendiren bir hikayesi var, şöyle;

“Bir gün Beethoven, bir arkadaşı ile birlikte Viyana sokaklarında dolaşmaktadır. Tam bu sırada bir apartmandan piyano sesi geldiğini duyar ve kafasını kaldırıp bakar. Apartmanın ikinci katındaki cam açıktır ve ses oradan gelmektedir. Arkadaşına, çalan kişinin muhteşem çaldığını ve onu görmesi gerektiğini söyler.

İkisi birlikte ikinci kata çıkıp kapıyı çalarlar. kapıyı açan kadın, Beethoven’i hemen tanır ve şok olur. Beethoven, piyano sesine geldiğini ve muhakkak çalan kişiyi görmek istediğini söyler. kadın, piyanoyu çalanın kızı olduğunu ve tanışmaktan mutlu olacağını belirterek onları içeri alır. Beethoven, piyano çalan kızın olduğu odaya girer. annesi kıza, Beethoven’in geldiğini söyler ve kız çok heyecanlanır, hemen ayağa kalkar, fakat kız kördür.

 

Bunu gören Beethoven, "lütfen benden bir şey isteyin" der, maddi bir şey isteyeceklerini düşünerek. Kızın cevabı şu olur; "ben hiç ay ışığı görmedim, bana ay ışığını anlatır mısınız?" Bunun üzerine Beethoven piyanonun başına geçerek, ayışığı sonatını, doğaçlama olarak besteler.”

Etiketler:

GİB ölçümü | müzik

Bebeklere göz damlasını nasıl damlat malıyız?

HalilAtes 16. Şubat 2016 13:05

Bebek ve çocuklarda göz damlalarının tatbiki zor olmaktadır. Tüm tıbbi tedaviler ve muayeneler çocuklar tarafından bir travma olarak algılanmaktadır, bu yüzden hem onların psikolojilerini en az rahatsız eden uygulama yöntemlerini benimsememiz  hem de damlayı başarıyla damlatmamız gerekir. Anne ve babaların bu konuda eğitilmesi görevlerimiz arasındadır.

Aşağıdaki iki videoda işlemin nasıl yapılacağı gösterilmektedir, burada dikkat edilecek hususları kısaca belirtmekle yetineceğim; çocuğun diğer hastalıkları ile çatışmayan veya diğer ilaçlarıyla çakışmayan moleküllerin seçimi önemli bir konudur. Ayrıca mümkün olduğu kadar damla sayısını azaltacak fiks kombinasyonlar gibi seçenekleri öne almamız gerekir. Prezervan içermeyen damlalara da ağırlık vermeliyiz, uzun kullanımda yaratacağı problemleri daha önce yazmıştık.

 

Burada dikkatinizi çekmem gereken bir husus var; Damlalıklar şişe formalarındayken uç kısımları pürüzsüz ve tornalanmıştır, yani damlalık göze deyse bile çizmemektedir. Buna karşın tek kullanımlık formalarda kapak ile gövde arasındaki plastik bileşke kullanımdan önce koparılmakta ve pürüzlü bir uç elde edilmektedir. Pürüzlü damlalık ucu göz ile temas ettirilirse korneayı çizer. Çocuklarda bu konu çok önemlidir, çünkü damlalama esnasında kontrolsüz hareketler ile karşılaşılabilmektedir. Bu yüzden bebeklerde ve çocuklarda damla, kapakların içi yerine, kapaklar ile burun kökü arasındaki boşluğa damlatılıp, orada bir büyük damla stoku oluşturulduktan sonra göze girmesi sağlanmalıdır.

Etiketler:

eğitim | hasta uyumu | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom | pediatrik glokom

Çocuklarda OCT değerlendirmesi

HalilAtes 16. Şubat 2016 11:19

18 yaş öncesi, özellikle de çocukların glokom muayenesinde glokom takip protokolüyle ilgili kooperasyon veya normatif data veri tabanından ileri gelen açmazlar yaşamaktayız. Her yaş ve refraktif değer için normatif datayı oluşturacak çalışmalara ihtiyacımız var. FB Gürağaç ve arkadaşlarının “Normative Spectral Domain Optical Coherence Tomography Data in Healthy Turkish Children” başlıklı çalışması bu açıdan incelenmeyi hak ediyor.

Müellifler, Cirrus V6.0 Carl Zeiss OCT-RSL analizyle sağlıklı 318 çocuğu muayene ederek verilerini yayınlamışlar.  Çocukların refraksiyonu ortalama -0.21 ± 1.47 D (- 4.00 D ile +3.00 D) ve axial uzunlukları 23.13 ± 1.00 mm (20.37–26.23mm) saptanmış.

Sinir lifi kalınlığı ise inferior, superior, nazal, temporalde sırasıyla  96.49 ± 10.10 µm, 125.82 ± 17.76 µm, 122.29 ± 16.88 µm, 70.03 ± 10.78 µm, 67.60 ± 9.93 µm bulunmuş. Değerler, 3-6, 7-11 ve 12-17 yaşlarındaki üç grup arasında farklılık göstermemiş. Ortalama  ve temporal kadran haricindeki kadranların sinir lifi kalınlığıyla refraksiyon arasında pozitif, axial uzunluk arasında ise negatif korelasyon  saptanmış.

 

Çalışma verilerinin bu yaş grubundaki hastalarımız ile karşılaştığımızda aklımızda bulunmasında fayda var. Ancak bildiğiniz gibi biz tedavilerimizi yönlendirirken hastanın progrese olup olmadığına göre karar veriyoruz. Gençler ve çocuklardaki OCT-RSL değerlerinin bu çalışmada da gösterildiği gibi axial uzamadan etkilendiğini unutmamalıyız. Hastanın miyopiye kayış hızı ile glokomun hızı arasında bir korelasyon çalışması bulunmamaktadır. Bu tür durumlarda aşağıdaki yazıda belirttiğimiz Henri Bergson’un “sezgicilik felsefesi” işimize yarayabilir.

Etiketler:

akış şemaları | glokom progresyonu | oct | optik sinir | pediatrik glokom

Türk araştırmacıların trabektom sonuçları

HalilAtes 12. Şubat 2016 11:40

Glokom cerrahilerinin temel felsefelerini ikiye ayırmak gerekiyor günümüzde; ilki muhtaç kalındığı için, yani tıbbi veya lazer ile glokomun progresyonu durdurulamadığı hallerde yapılan cerrahiler ve ikincisi katarakt cerrahisinin basınç düşürücü etkisini artırmak, daha az anti-glokomatöz ilaç kullanımını sağlamak amacıyla katarakt cerrahisi sırasında yapılan ek anti-glokomatöz “minik” işlemler. İkinci grubun en önemli özelliği komplikasyon oranının ihmal edilebilir düzeyde düşük olmasıdır. Radikal glokom cerrahilerine alışık bir gözün bakış açısı “yardımcı” glokom cerrahileri ile elde edilen sonuçları beğenmez. Basınç düşüşünün yeterli olmadığı veya hala ilaç kullanıldığı ileri sürülür. Haklı olunabilir “kış köşesinden” bakınca görülen olumsuzluklar, “yaz köşesinden” bakınca göze hoş gelebilir. Üç ilaç kullanan bir hastanın ilacını teke düşürmek müthiş bir yardımdır bana kalırsa, bu tür cerrahilere bakış açımızı eğitmeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

 

Glokom-Net takipçileri kombine minik cerrahi alternatiflerini anlattığımız yazıyı hatırlayacaklardır. Bu yazıda trabektom da bu yaklaşımlardan birisiydi. Sayın Y. Yıldırım ve arkadaşlarının “Evaluation of the long-term results of trabectome surgery” başlıklı çalışması, trabektom sonuçları hakkında fikir edinmemizi sağlaması açısından yararlı bir çalışma. Müellifler, trabektom uyguladıkları hastaların 18 aylık takip sonunda GİB değerlerinde %38’lik düşüş saptamışlar, ayrıca kullanılan anti-glokomatöz ilaç sayısında da %48 azalma olmuş. Değerler yüz güldürücü. Ciddi bir komplikasyonla da karşılaşılmamış. Cerrahinin videoları seyredildiğinde kolay olduğu sanılabilir. Ancak intraoperatif açı görüntülenmesinin tecrübe ve donanım gerektirdiğini hatırlatmak isterim. Mikroskobunuzun açı görüntülenmesine uygun tilte olabilen bir düzenekte olması gerekir.  Açıya bakarken ön kamarayı görmeyeceğiniz için deneyimsiz arkadaşların fakik hastalarda buna yeltenmemesi tavsiye edilir. Ayrıca cerrahinin doğası gereği çalışılan bölgedeki trabekülum ve schlemm kanalı yok edildiğinden daha sonra kanaloplasti yapma olanağını ortadan kaldırdığınızı da hatırlatırım.

Etiketler:

cerrahi teknik | glokom hastasının kataraktı | kanaloplasti | MİGS

Glokomun takibi ve tedavisinde felsefe işe yarar mı?

HalilAtes 10. Şubat 2016 12:01

Henri Bergson 

Henri Bergson tarafından tanımlanan Sezgicilik ya da Entüisyonizm, felsefi bir kavram olarak sezgiye akıl, zihin ve soyut düşünme karşısında hem öncelik, hem de üstünlük tanıyan felsefe akımıdır. Bergson’a göre bilim, bilginin asıl kaynağı değildir, bilgiyi oluşturmanın sadece bilimle ulaşılan verilerle sağlanamayacağına, sezginin daha önemli olduğunu söyler. Düşüncenin evrene benzediğini bir yanda maddenin diğer bir yanda da sezginin olduğunu öne sürer. Sezgicilik felsefesi matematik ve edebiyat başta olmak üzere birçok bilim dalında kabul gördü. Felsefenin yaygınlaşmasında Proust gibi döneminin düşün ve edebiyat adamları etkili oldu.

Kuramsal olmasa da tümümüz bu akımı bir şekilde hayatımızda, günlük ritüellerimizde kullanıyoruz. Sezgilerimiz henüz kanıtlanmamış bilimsel gerçeklerin önüne geçebiliyor, zamanla bilim bu görüşlerimize yaklaşıyor veya uzaklaşıyor. Sezgilerimizin dogmatik yanlarının da olabilmesi bu felsefenin zayıf yönlerinden birisidir. Sezgi bilginin ışığında hissedilebilir, bilim bilginin doğrulayıcısı olduğuna göre iki gerçek birbirini tamamlayabilir.

Bütün bunları neden yazdım? Glokomun fonksiyonel ve yapısal değişimlerinin öncelik sırası veya hangi test metoduyla daha önce yakalanabileceği sezgilerimizle yola çıkıp bilimsel verilerle destekleyeceğimiz bir kavramdır. Geçmiş bilgilerimiz yapısal değişikliklerin fonksiyonel değişimlerden önce olduğuna dair kanıtlar sunmuştur. Bu görüş genel düşünce yapısı içinde doğru bir bilgi olarak görünüyor, çünkü fonksiyonel ve yapısalın kelime anlamları düşünüldüğünde önce maddenin sonra işlevinin bozulacağı gerçeği ile karşılaşırız. Farklı olayların örneklemelerinden fonksiyonu bozulan organların yapısal olarak da güçsüzleşebildikleri akla gelebilir ve kafamız karışır. Felsefe bilimin henüz çözemediği konularda ona yol gösteren olduğuna göre, merakın çektiği tetiği bilimin gelişmesi için kullanırız.

“Relating retinal ganglion cell function and retinal nerve fiber layer (RNFL) retardance to progressive loss of RNFL thickness and optic nerve axons in experimental glaucoma” başlıklı deneysel çalışma da bu ikilemin açıklanmasında yardımcı olmuş görünüyor. OCT ve mfERG kullanılarak B Fortune ve arkadaşlarının kurmaca glokomlu 39 nonhuman primatlarda yaptıkları çalışmada retina sinir lifi kalınlığında incelme olmadan yapısal ve fonksiyonel kayıpların olduğunu göstermiştir. Deneyin devamında ise (progresyonun saptanması) bulgular sinir lifi incelmesiyle lineer bir birliktelik göstermiştir. Kurmaca ve insan olmayan modelin gerçek insan glokomundan farklı sonuçlar doğurabileceği unutulmamakla birlikte, mevcut glokom testlerinin glokom fizyopatolojisini açıklamakta ve saptamada yetersiz olabileceği de düşünülebilir.

Elde edilen veriler glokomun gelişimine ışık tutsa da günlük pratiğimizde ne tür bir yarar sağlayacağı da tartışmalıdır, çünkü glokomun tespit edilme dönemi erkene alındıkça doğal olarak ilaç kullanma zamanı uzayacak, bu da hem hastanın konforunu bozacak hem de olası cerrahinin başarı oranını olumsuz etkileyecektir. Sezgi felsefesi bu aşamada doktorun yardımcısı olacaktır. Kişiselleştirilmiş takip ve tedavi protokollerinin belirlenmesinde bilimsel kanıtların yanı sıra sezgi gücümüzü de kullanmalıyız. Her sezgisel dayanak noktamızın da bilimsel bir referansı bulunmalıdır.

Etiketler:

akış şemaları | glokom progresyonu | oct

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre