Preservan içermeyen damlaların ilgiye ihtiyaçları var

HalilAtes 11. Kasım 2015 11:33

Glokom, kuru göz gibi kronik ilaç kullanımı gerektiren hastalıklarda preservan içermeyen damlalar, hem hasta konforu hem de konjonktiva sitolojisinin korunması açısından önemlidir. Glokom hastalarında gelecekte yapılacak cerrahilerin başarısı açısından bu tür ilaçların seçilmesi büyük önem arz eder.

Ne yazık ki ülkemiz glokom pazarı preservansız ilaç sunumu açısından kısır bir konumdadır. Bugün kullanabildiğimiz tek ilaç bir tafluprost olan Salutan’dır.  Saflutan piyasada 3 yıldır mevcut olmasına rağmen SGK ödemesi alamadığından dolayı önemsenmeyecek kadar düşük bir piyasa payına sahiptir.

İyi niyetle bu tür ilaçları seçseniz bile 2 yıl içinde büyük olasılıkla ikinci bir preparata ihtiyaç duyulacağı için ikinci ilaç tercihiniz preservan içeren bir ürün olacaktır. Ülkemiz koşullarında pek kaçacak yer yok gibi görünüyor.

Günümüzde Ganfort, Cosopt gibi ilaçların preservan içermeyen formaları mevcut olmasına karşın ülkemizde halen satışı yapılmamaktadır.

Saflutan’ın da timolol ile birlikte fiks kombinasyonu yakın zamanda piyasaya sürülmüştür. Taptiqom adını taşıyan ilaç Saflutan gibi tek kullanımlık poşetlerde satılmaktadır ve %33’e varan basınç düşüşü sağlamaktadır.

 

Glokom tedavisi bir maratondur. Tanıyı koyan, takibi yapan, ameliyat kararını veren doktoru ameliyatı yapan kadar cerrahi başarının veya başarısızlığın sorumlusudur. Bu yüzden konjonktivanın korunması büyük önem arz eder. Bu tür ilaçların Türkiye’ye getirilmesi ve SGK tarafından ödenmesi hususunda kamu baskısı yaratmamız ve ilgili kişileri bilgilendirmemiz gerekir.

Etiketler:

Fix kombinasyonlar | hasta uyumu | hipotansif yağlar | ilaçlar | oküler yüzey hastalığı ve glokom

Atatürk ve Fuchs

HalilAtes 10. Kasım 2015 10:43

Bugün 10 Kasım. Kazanımlarımız için teşekkür etme günü. Bu blog her ne kadar glokom ana temasına sahipse de, branşımızı ilgilendiren anekdotlara da yer vermeye çalışıyorum. Günün anlamına uyacağı için Atatürk’ün rahatsız olan sol gözü ile ilgili bir mektubunu yayınlamak istedim. Çocukluğunda geçirdiği keratite bağlı ambliyopi olduğunu sandığım sol gözü Trablus Derne savaşları sonrası yeni bir atak geçirmiş. Savaş koşullarında tedavi edilemeyince Viyana’da 10-17 Kasım 1912 tarihleri arasında Prof. Dr. Ernst Fuchs tarafından tedavi edilmiş. Fuchs bilindiği gibi döneminin, belki de tüm dönemlerin en büyük kornea uzmanı idi (Fuchs heterokromik iridosikliti, Fuch's distrofisi, Fuchs spotu).

Atatürk bu dönemde yaşadıklarını arkadaşı Kerim Beye yazdığı mektupta dile getirmiş, aktarıyorum;

“Aziz Kardeşim Kerim Bey,

…Tobruk’ta birkaç gün kalarak başarılı bir netice veren 22 Aralık 1911 Muharebesi’ni yaptıktan sonra Derne’ye geldik. Yollarda oldukça yorulmuş, ıslanmış, üşümüş, sefalet çekmiştik. Derne’de de henüz başlangıç halinde bulunulduğu için sefaleti gidermek mümkün olamamıştı. 16/17 Ocak 1912 Baskını’yla başlayan 17 Ocak Muharebesi gecesi ve günü zaten hastalıklı görünen sol gözüm kanlandı ve görmez oldu. Istırabın derecesi vazife yapmama mani oldu. Hilâliahmer (Kızılay) Hastanesi’ne yattım. Bir ay tedaviden sonra tam olarak göremediğim halde hastaneden çıktım.

Vaziyet biraz büyüdüğü için Enver Umum Kumandan, ben de Derne Kuvvetleri Kumandanı oldum. Bu sırada idi ki, 3 Mart 1912 günü umumi bir muharebe oldu. Bugün de olağanüstü yorgunluk ve açlık ve muharebe geceye kaldığından soğuğa maruz kaldık. Bunun sonucu olarak gözümün rahatsızlığı ertesi gün nüksetti. On beş gün kadar yataktan kalkamadım, gözlerimi açamadım. Nihayet ıstırap geçti, tekrar işe başladık. Fakat sol gözüm daha az görür oldu. Doktorlar Mısır’a gitmemi tavsiye ettiler. Ben razı olamadım. Nihayet bugüne kadar görme derecesinde bir fark görülemeyecek o derecenin yerleştiğine hükmedilmiştir. Gerçi uzman doktor zamanla açılacaktır diyor, fakat ben inanmıyorum.

Bu harbin bitmesinden sonra askeri hayata veda ederek istirahat köşesine çekilebilmek ihtiyacı bilmem nasıl sağlanacak ?

Bu mektubun salimen size ulaşacağından emin olduğum için bu kadarla yetiniyor ve mektubunuzu, hatta telgrafınızı bekliyorum. Hürmetle gözlerinizden öperim kardeşim.”


Etiketler:

görme engelli ünlüler

Glokom takibinde OCT temel aletimizdir

HalilAtes 9. Kasım 2015 11:01

Ulusal kongredeki konuşmalardan, OCT’nin glokomun tanı ve takibindeki değeri üzerine halen bazı çekincelerin olduğu intibaını edindim. Bu yüzden kongre dönüşü ilk blogumu bu konuya ayırmayı uygun buluyorum.

Ophthalmology dergisinde yayımlanan Volume 122, Issue 10, Pages 2002–9 künyeli ve “Estimating Lead Time Gained by Optical Coherence Tomography in Detecting Glaucoma before Development of Visual Field Defects” başlıklı çalışma konunun önemini vurgulaması açısından önemli bir çalışma.

Çalışmaya glokom şüphesi olan 75 göz dâhil edilmiş. OCT-RSL ve SİTA 24/2 testleri her muayenede tekrarlanmış. GİB değeri 21 mmHg üzerinde olan veya optik sinirde glokomatöz değişim gözlenen ancak görme alanı defekti saptanmayan preperimetrik glokom diyebileceğimiz hasta grubu çalışma grubunu oluşturmuş. Ortalama 6.3 yıllık (4.1-8.9 yıl) takip sonucunda ilk görme alanı defektinin ortaya çıkması ile çalışma sonlandırılmış. Aynı metotla sağlıklı bireyler üzerinden de bir kontrol grubu oluşturulmuş. Geçen süre içindeki OCT teknolojisindeki gelişmelere paralel eski çekimler software yardımıyla  update edilmiş. Sonuçlara gelince; görme alanı defekti oluşmadan önceki OCT-RSL defekti saptanma yüzdesi %95 duyarlılıkla, 4 yıl önce %35, 8 yıl önce de %19 gözde saptanmış. Bu hayli önemli bir fark OCT lehine. Ayrıca test güvenliğinin %95 olması da sonuçlara güvenimizi artırmakta.

Buradan iki yorum yapabiliriz; ilki glokom takibinde ve tanısında OCT artık temel yol göstericimizdir. Ancak bu söylemden görme alanı artık yapmayalım anlamı çıkartmamalıyız. Görme alanı hastanın görme fonksiyonları ile yaşam beklentisi arasındaki korelasyonu kurmamızda hala yararlı bir göstergedir. İkincisi, glokomu bu kadar erken yakalayıp ne yapacağız sorunsalıdır. Bu çalışmadaki hastaların yaş ortalaması çalışma grubunda 68.3 ±11.2 kontrol grubunda ise 65.4±9.0 verilmiş. Yani nispeten orta yaş grubundaki insanlar.  Örneğin 69 yaşında OCT-RSL defekti saptadığımız hastada 8 yıl sonra görme alanı defekti oluşursa o sırada yaşı 77 olacaktır. 77 yaşındaki hastanın cerrahi öncesi konvansiyonel metotlarla GİB ve progresyon kontrolü 80’li yaşların ortalarına kadar sürdürülebilinir.

Çalışma verilerinin günlük hayata yansımalarını da düşünmek zorundayız, şöyle ki; preperimetrik glokomlu hastamıza OCT-RSL defekti görür görmez ilaç başarsak 8 yıl tıbbi tedavi uygulamak zorunda kalabiliriz. Bu hem hasta konforunu bozacaktır, hem de ileride yapılacak olası glokom cerrahisinin başarısını düşürecektir. Bu yüzden SLT ve/veya BAK içermeyen preparatları düşünmek veya OCT progresyon hızı ile tedaviye başlayıp başlamamaya karar vermek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

 

Zaten çalışma sonuçlarını dogmatik veya fanatik izlememiz gerekseydi bize gerek kalmaz bu işi pekala bir teknisyen de sürdürebilirdi. Doktor olmanın gücünü burada da hissetmemiz ve en doğru kararı o hasta için vermemiz beklenmektedir.

Etiketler:

glokom progresyonu | görme alanı | oct

TOD 49'un ardından

HalilAtes 8. Kasım 2015 21:59

TOD 49. Ulusal Kongresi, şehirde gerçekleşti. Bilim ve şehir ayrılmaz ikili bana kalırsa. Geçmişteki alışkanlıklarımızı düşünüp pek çok olumsuz görüş söylenebilirse de, şehirden ayrılmamak bu işin kuralı olmalı. Karar verenlere, düzenleyenlere, özellikle Kıvanç ve Altan’a teşekkür ederim.

Bu blogu okuyanlar bilir, katıldığım kongrelerde konuşulanlar üzerine görüş bildiriyorum. Geleneksele devam edeceğim; önce genel bir değerlendirme. Glokom oturumları diğer oturumlara göre öğretme gücü biraz daha azdı. Konu seçimi mi yoksa glokomun cerrahi harici yeni gelişmelerden yoksun olması mı bunda etkili oldu karar veremedim.

Glokom toplantılarında her sene en çok ilgiyi etkileşimli toplantı çekiyor. Bu formatın hem iyi hem de riskli yanları var. Etkileşim kelime anlamıyla doğrunun parçaları olan iki veya daha fazla seçeneğin birlikte olmasıyla ortaya çıkan daha güçlü bir uzlaşmayı anlatıyor. Yani seçeneklerden birisinin yanlış olmadığını baştan deklare ediyoruz. Dolayısıyla duruma göre farklı yol haritaları gündeme gelebilir. Gelecek kongrelerde tartışmanın genelden özele (seçilmiş vaka üzerinden) kaydırılması daha doğru sonuçlar yaratabilir. Bu toplantılarda moderatörlerin “doğrusu şu şıktı” söylemini toplantının doğası gereği hatalı bulduğumu belirtmeliyim.

Etkileşimli toplantıda 4 konu vardı, kısaca üzerinden geçeyim; yapısal testlerde OCT / HRT seçiminin sorulduğu ilk bölümde tartışmasız OCT seçeneğinin öne çıkması, önceki yazılarımda bu konuya çok değindiğim için üzerinde fazla durmadan geçmemi sağlıyor.
İkinci konu PKAG’ da ilk tercih edilecek cerrahi hangisidir konusunu da daha önce burada fazlaca işledik, kısaca özetlemek gerekirse, kural şu, kapalı açılı hastaya hemen iridotomi ve yetmezse katarakt ameliyatı profilaktik olarak yapılmalıdır. Hasta glokom olduğunda trabeküler yapısal bozukluk da ön kamara açısı darlığına eşlik edeceğimden trabekülektomi yapmak zorunda kalabiliriz. Trabekülektominin güvenliği ve başarısının artırılması için hastanın psödofak olması büyük avantaj sağlayacaktır. Öngörü PKAG tedavisinin sihirli kelimesidir. Burada işler kötüleştiği halde daha önce katarakt ameliyatı yapılmadıysa ne olacak diyenler olabilir. Maalesef üçüncü bir güvenli seçenek olmadığı için iki riskli işlemden birini (fako veya trabekülektomi) seçmek zorundasınız. Üçüncü konu üveitik glokomdaki cerrahi yaklaşım sorulmuş; soru ayrıntılı olmadığından açının açık mı yoksa kapalı mı olduğunu bilmiyoruz. Önerim açıksa non penetran glokom cerrahisi, kapalıysa seton cerrahisi seçimidir. Trabekülektomi yapmak zorunda kalınıyorsa intraoperatif anti-Vegf yapılmasını öneririm. Dördüncü konu Makula ödemi olmayan diyabetik retinopatide ilk fiks kombinasyon seçeneğinin sorgulandığı bölümdü. Aslında ben soruyu anlamadım, neden fiks kombinasyon veriyoruz da monoterapi vermiyoruz? Burada sanırım sorulmak istenen hipotansif yağ (prostaglandin) verelim mi merakıdır. Cevap verelim tabiî ki, çünkü vermiyelimin kanıtı yok, sadece münferit olumsuz vaka serileri veya vakalar var, genelleme yapmak için yetersiz veriler bunlar.

 

Panellerde PAAG’un hem her şeyini kapsayan bir yol izlenmiş. Üzerinde konuşacak bir şey bulamıyorum, daha önce görüşlerimi bildirmiştim. Konular konuşmacılar tarafından iyi işlendi. PAAG gibi bir konunun ulusal kongrede işlenmesinin doğru olup olmadığını düşündüm. Aslında karar veremedim. Bir panel konusu olarak PAAG’un seçilmesi, fazla basit bir seçim gibi göründü. Katılımcının bilgi düzeyini biraz küçümser bir bakış açısıyla seçilmiş bir konu gibi görünüyor. Diğer taraftan herkesin bilmesi gereken ortak bir payda üzerinden yürümeyi seçtik argümanı da doğru bir yaklaşım olabilir tabii. Sonunda şöyle bir düşünce perspektifinin bana daha doğru göründüğünü söylemeliyim; bu konuyu dinleyici kitaptan, bir ekspere gereksinim duymadan da öğrenebilir mi? PAAG örneğinde sorunun cevabı evettir.

Etiketler:

kongre haberleri

Cinsel yaşam ve glokom

HalilAtes 9. Ekim 2015 12:37

Hastaların yaşam kalitelerinin korunması hastalıkların tedavisi kadar önemlidir. Hastalık veya kullanılan ilaçlar nedeniyle bir mağduriyet yaşanması psikolojik sorunlar yaratabilmektedir.

Glokom hastaları için de bu sorun geçerlidir. Hastalar glokom olduklarını öğrendiklerinde yaşamlarında bir kısıntıya gidip gitmeyeceklerini öğrenmek isterler. Muayene ortamının koşullarına uygun kafasındaki soruları sormaya çalışırlar. Yemek yemek, okumak, televizyon seyretmek, spor gibi her gün yaptıkları zorunlu veya zevk aldıkları uğraşlardan fedakarlık edip etmeyeceklerini bilmek isterler.

Türkiye gibi “ayıp” kavramının neredeyse tüm yaşamımızı kapsadığı toplumlarda sorulan sorularda genellikle otosansür uygulanmaktadır. Cinsel aktivitelerin yaşamın bir gerçeği olmaktan ziyade gizlice yapılması gereken, neredeyse bir suç olarak değerlendirildiği eylemler arasında yer aldığı düşünülmektedir. Bu bağlamda hastalıklar ile doğal cinsel yaşamımız arasında bağlantılar merak edilmez veya bu konuda soru sormaktan utanılır. Etkisi bilinmeyen eylem çoğu kez yapılmaz. Gereksiz kısıtlamalar da doğal hayatın seyrinde sapmalara yol açarak mutsuz ailelerin ve bireylerin oluşmasını sağlar.

Doktor, toplumun nabzını tutan kişidir. Hastaya hastalığı ile ilgili neler yapması veya yapmaması gerektiğini bütün yönleriyle söylemeliyiz. Özellikle cinsel davranışları ilgilendiren konuları merak ettiğini ancak utandığı için soramamış olabileceğini öngörmeliyiz.

Glokom ile cinsel aktivitelerimiz arasında doğrudan bir ilişki saptanamamıştır. Yani sevişmenin göz içi basıncını artırdığına ve glokomu kötüleştirdiğine dair yeterli kanıt bulunamamıştır.

Glokom tedavisinde kullanılan beta blokörler gibi bazı ilaçların libidoyu, bu bağlamda da cinsel birleşme isteğini, düşürücü etkilerinin olduğunu bildiren çalışmalar vardır. Bu konuda sorun yaşayanların doktoruyla konuşması, farklı antiglokomatöz ilaç gruplarına geçilmesini sağlaması önerilebilir.

Sildenafil citrate (viagra) kullanan hastaların bir kısmında glokom krizinin ve/veya optik sinir hasarının geliştiğine dair yayınlar vardır. Özellikle dar ve kapalı açılı glokomlu hastaların viagra kullanımında dikkat etmesi önerilebilinir, ancak bu uyarı viagra’nın glokomlu hastalarda kesinlikle kullanılmaması gerekir anlamı taşımadığını belirtmek isterim.

 

Sonuç şu, yaşam güzel, kanıtsız kuruntulara kapılmayalım, soru soralım, cevap verecek kadar bilgili olalım.

Etiketler:

glokomda yaşam stilleri | hastalar için | ilaçlar | Risk faktörleri

Kahramanlık hikayeleri

HalilAtes 8. Ekim 2015 11:56

Bazen olmuyor, görmeyi kaybediyoruz. Hasta ve bizim için büyük bir yıkım. Bu aşamadan sonra genellikle hastayla olan ilişkimiz bitiyor. Herkes pes ediyor. Onu tanımadığı bir hayatın içinde yapayalnız bırakıyoruz ve görenlerle yola devam ediyoruz. Oysaki bu aşamadan sonra da yapılacak pek çok şey var, hayat devam ediyor. Çocuksa eğitimini nasıl sürdürebilir, büyükse işini devam ettirebilmesi için yardımcı gereçler nelerdir bilgilendirmemiz ve yaşamı konforla sürdürülebilir hale getirmemiz gerekir.

Bütün bu yönlendirmeler ve eğitim için bizim hazır olmamız lazım. Hasta konforunu artırıcı tedavi seçeneklerinin bilinmesinin yanı sıra, onun hissettiklerini ve yalnızlığını da anlamamız gerekiyor. Bunun için çeşitli yollar var; hastalarla konuşmak bir seçenek olabilir, ihtiyaçlarını öğrenerek çözüm yolları üretmek.

 

Glokom veya başka bir nedenle görmesini kaybedenlerin anılarını okumanın da faydaları olacağı kanısındayım. Bu konuda yazılmış Türkçe veya İngilizce pek çok örnek başarı hikayeleri ve yol gösterici kitaplar var. Aşağıda bunların örneklerini bulabilirsiniz.


    

Etiketler:

blog | görme engelli ünlüler | hastalar için

Glokom hastalarında karakter ve mizaç özellikleri

HalilAtes 7. Ekim 2015 09:32

BMC Ophthalmology dergisinde Harun Çakmak ve arkadaşlarının “The temperament and character personality profile of the glaucoma patient” başlıklı çalışması yayımlandı. Glokom hastalarının karakter ve mizaçları üzerine yapılan kontrollü çalışma birçok açıdan ilginç veriler sunuyor bizlere. Glokom hastalarında hem doğumsal hem de edinsel psikolojik patolojiler saptandığını bildiren çalışmada, bu birlikteliklerin hem glokomun fizyopatolojisinde bir kanıt olabileceği hem de hastanın tanı ve tedavi protokollerini belirlerken yol gösterici ayrıntılar sunabileceğini düşünüyorum.

Çalışmanın araştırmacılara yeni kapılar açacağı ortada, çünkü muayene ve bekleme odasının düzenlenmesinden, doktor giyimine, hastalığın anlatılma sürecinde seçeceğimiz kelimelerin dokusuna varıncaya kadar bir dizi dikkat gerektiren konunun önemine ışık tutuyor.

Takip ve tedavi protokolleri belirlenirken iki ayrı uç üzerine yoğunlaşılmaktadır; bunlardan birisi randomize çalışmalar ekseninde kümülatif hasta gruplarından alınan sonuçların analiziyle önerilenler (takip ve tedavi), diğeri ise kişiye özel takip ve tedavi protokolleri. Biz hastamızın protokolünü hazırlarken randomize çalışmalardan öğrendiklerimizi o hastanın gerçeklerine uydurmaya çalışırız. Bu çalışma iki ucun yakınlaştırılması açısından önem taşımaktadır. Grupların içindeki bireylerin psikolojik yapıları hakkında olası ipuçlarını barındırmaktadır.

Çalışmanın yazarlarından Sn. Vesile Altinyazar ve Sn. Tolga Kocatürk’ün Glokom-Net için hazırladıkları özeti aşağıda bilgilerinize sunuyorum.

 

Kişiliğin, iki temel bileşeni vardır; mizaç doğumla gelen kalıtımsal kişilik özelliklerimizi, karakterse sonradan edinilen çevrenin etkisiyle ve öğrenmeyle oluşan özelliklerimizi tanımlar. Mizaç özelliklerine; yenilik arayışı (novelty seeking), zarardan kaçınma (harm avoidance), ödül bağımlılığı (reward dependence), ve sebat etme (persistence) dahildir. Karakter özelliklerine ise; kendini yönetme (self-directedness), işbirliği yapma (cooperativeness), ve kendini aşma (self-transcendence) dahildir.

Zarardan kaçınma anksiyeteye genetik bir yatkınlık durumunu tanımlar, belirsiz bir korku, utangaçlık ve sosyal engellenmişlik, sorunlardan veya tehlikeden pasif kaçınma, çabuk yorulma ve hatta başka insanları endişelendirmeyen durumlarda sorun beklentisi içindeki karamsarlık kaygısı olarak gözlemlenmektedir. Glokom hastalarında sağlıklı bireylerden daha yüksek oranda zarardan kaçınma yani anksiyeteye yatkınlık, utangaçlık, sosyal engellenmişlik, başka insanları endişelendirmeyen durumlarda bile sorun beklentisi içindeki karamsarlık saptanmıştır.

Diğer bir genetik geçişli mizaç özelliği de ‘Yenilik Arayışı’dır ve keşfedici bir etkinlik olarak yenilik karşısında dürtüsellik, abartılı olarak ödüle yaklaşım ve engellenmekten kaçınma olarak gözlenmektedir. Çalışmamızda glokom hastalarında sağlıklı bireylerden daha düşük oranda yenilik arayışı bulunmuştur ve yenilik arayışı özellikleri düşük olan insanlar; yavaş mizaçlı, meraksız, soğukkanlı, tutumlu, çekingen, sabırlı ve düzenlidirler.

‘Sebat Etme’, zaman zaman olan zorlanmalara, bitkinlik ve engellenmelere karşın davranışın sürdürülmesindeki kalıtımsal bir yatkınlığı yansıtmaktadır. Sebat etme özelliği yüksek olanlar aşırı çalışırlar, azimlilik gösterirler ve yüksek başarı hırsları vardır. Düşük sebat etme özellikli bireyler ise tembel, hareketsiz, kararsız ve düzensizdirler. Nadiren daha yüksek başarı için çalışırlar ve kolaylıkla vazgeçme eğilimindedirler (Svrakic ve Cloninger 2007).  Çalışmamızda glokom hastalarında sebat etme özelliğini sağlıklı bireylerden daha düşük oranda saptadık.

‘Ödül Bağımlılığı’, davranışsal sürdürme sistemi ile ilişkilidir ve duygusallık, sosyal bağlanma, başkalarının onayına bağımlılık ile kendisini gösteren kalıtsal bir eğilimdir (Cloninger 1987, Cloninger ve ark. 1994). Ödül bağımlılığı yüksek olan bireyler merhametli, adanmış ve bağımlı kişilerdir ve sosyal ilişkilerde sevgisini kolayca belli ederler, başkaları için gerçekten endişelenirler. Çalışmamızda Ödül bağımlılığı yönünden hastalar ve sağlıklı bireyler arasında fark saptanmamıştır.

‘Kendini Yönetme’; kişinin kendi tercihleri konusunda sorumluluğunu kabul etmesi, bireysel açıdan anlamlı amaçların belirlenmesi ve sorunları çözmede beceri ve güvenin gelişimi ile kendini kabullenmeden oluşur. Kendini yöneten birey otonom bir bireydir, sorumludur, amaçları vardır, beceriklidir, kabul edicidir ve görev duygusu olan bir bireydir (Cloninger ve ark. 1993, Cloninger ve ark. 1994). Çalışmamızda Glokom hastalarında kendini yönetme özelliği sağlıklı bireylerden daha yüksek oranda saptanmıştır.

‘İşbirliği Yapma’; diğer insanları kabul etme ya da ayırmanın tanımlanmasındaki kişisel farklar ile formüle edilmektedir. Sosyal kabul, empati, yararlılık, sevecenlik ve erdemli-vicdanlı olmaktan oluşur. İşbirliği yapan insanlar hoşgörülü, empati yeteneği olan, yararlı, sevecen ve erdemlidirler (Cloninger ve ark. 1993). Çalışmamızda Glokom hastalarında işbirliği yapma özelliği sağlıklı bireylerle benzer oranda saptanmıştır.

‘Kendini Aşma’, bireyin yargılayıcı işlevlerindeki farklılıkları ölçmektedir. Kendi kendini aşma, insanların kendilerini bütünüyle evrenin bir parçası olarak algılamalarını göstermektedir. Kendini aşan bireyler adaletli, anlayışlı, dindar, sade ve alçak gönüllüdürler (Svrakic ve Cloninger 2007). Kendini aşma özelliğinin yüksek olması yaşlanmayla kaçınılmaz olarak ortaya çıkan acı ve ölümle yüzleşildiğinde avantaj sağlar (Cloninger ve ark. 1993). Çalışmamızda Glokom hastalarında kendini aşma özelliği sağlıklı bireylerden daha düşük oranda saptanmıştır.

KAYNAKLAR:

Cloninger CR, Svrakic DM, Przybeck TR. A psychobiological model of temperament and character. Archives of General Psychiatry 1993; 50: 975–990.

Cloninger CR. Temperament and personality. Curr Opinion Neurobiol 1994;4: 266-73.

Svrakic DM, Cloninger CR. Mizaç ve karakter özellikleri. Sadock BJ, Sadock VA (eds). Kaplan and sadock’s comprehensive textbook of psychiatry, 8.baskı, çev.ed: Aydın H,  Bozkurt A. Güneş kitabevi 2007 s: 2063-2104.

 

 

Etiketler:

glokomda yaşam stilleri | hastalar için

Glokom hastaları derneği kurulmalıdır

HalilAtes 6. Ekim 2015 11:12

Glokom, ülkemizde ve dünyada körlük nedenlerinin başında gelmektedir. Toplum sağlığını ilgilendirdiği için topyekun bir savaşı gerektirir. Bu savaşın sevk ve idaresini doktorlar (glokomla ilgilenen doktorlar ve diğer branşlardaki doktorlar), kamu kuruluşları, sağlık sektörü elemanları ve hastalar sağlar.

Hastalıktan etkilenenler hastalar oldukları için onların oluşturacağı organizasyonlar diğer sınıfların yaratacağı güçten daha anlamlı sonuçlar doğurabilir. Ülkemizde bu bağlamda bir organizasyon yoktur.

Glokom fark edilmesi güç bir hastalıktır, özellikle risk gruplarının bilinçlendirilmesi ve doktora gitmelerinin sağlanması büyük önem arz eder. Bu konuda kamu ve özel sağlık kuruluşlarının çabaları haricinde derneğimizin de katkıları olmuştur, ancak halen glokomlu vatandaşlarımızın yarısından azına ulaşabilmiş durumdayız.

Ayrıca glokom oldukları saptanan hastaların sorunlarının çözümü konusunda da sıkıntılar vardır. İlaç, alet ve protokol eksiklikleri bu sorunların başında gelmektedir.

Ülkemizde sağlık sektörünün karar vericisi durumunda sağlık bakanlığı ve sosyal güvenlik kurumları gelmektedir. Yeni ilaçların ve tedavi işlemlerinin kullanımının onayı, ücretlendirilmesi devletin planlaması ile gerçekleştirilebilmektedir. Devlet, sağlık için ayırdığı genel bütçe içinde ihtiyaçlar doğrultusunda hastalıkların tanı ve tedavisi için belirli bir meblağ ayırmaktadır. Değerlendirmelerin hangi kriterlere göre yapıldığını bilme imkanımız yok, bildiğimiz hatalı kararlar ve yetersiz bütçelemenin olduğudur. Ortada bir hata varsa bunun birinci derecede zarar göreni hastalardır. Hastaların yapacağı organizasyonların gücü bu açıdan önemlidir. Doktorların yapacağı bilimsel isteklere hastaların yapacağı kamuoyu baskısı mutlak eklenmelidir. Örnekler üzerinden gitmek gerekirse; glokom muayenesinin olmazsa olmaz işlemleri tansiyon ölçülmesi, görme alanı muayenesi ve optik sinir görüntülenmesidir. Bu işlemlerin yapılıp yapılmaması glokom muayene ücretlendirmesini değiştirmemektedir.

Bir başkası, doz kaybı, doz hatası yapılma olasılığına karşın ek ilaç alımının sağlanması: İlaçların çoğu tablet/hap şeklindedir, tabletin kutusundan çıkarılıp ağza konulması sırasında yere düşürülmesi olasıdır. Hasta çok titiz değilse hapını yerden alıp içebilir ve doz kaybına uğramaz. Ancak damlada böyle bir olanağımız yoktur. 5 damladan ikisini göz harici bir alana damlatılmaktadır, bu da damlanın 30 günden önce bitmesine neden olabilir. Özellikle yalnız yaşayan yaşlı hastalarda, görmeyenlerde ve elleri titreyenlerde bu oran daha da artmaktadır. Devlet tüm hastalardan ilaçlarını bir ay içinde tüketmelerini istemekte, bir aydan önce şişesini bitirenlere ek ilaç vermemektedir. Damla yapılmayan günlerdeki basınç yüksekliği glokomun geri dönüşümsüz progrese olmasına yol açmaktadır.

Tüm bu konularda hastaların “istekte” bulunması ve örgütlü olmaları gerekir.

Dünyada hemen her ülkede hasta dernekleri bu amaçlarla kurulmuş ve kazanım sağlamışlardır. Bu dernekler içinde en büyük organizasyon World Glaucoma Patient Association’dur (WGPA). Dernek, World Glaucoma Association (WGA) öncülüğünde kurulmuştur.

 

Türkiye’de sosyal medyada kurulmuş birçok glokom birlikleri olduğunu görüyorum, buradaki hastalar birbirleriyle yazışmaktan öte bir güç oluşturamamaktadırlar. Bu hastaların sanal ortamdan çıkıp gerçek hayata katılmaları şarttır, ayrıca TOD’nin de bu gruplara yönlendirici hizmet sunması beklenmelidir.

Etiketler:

hastalar için

Her şeye hazır mıyız?: SLT'nin ilk randomize kontrollü çalışması 2016'da bitecek

HalilAtes 2. Ekim 2015 13:05

Ülkemiz için kötü yola düşmüş iyi aile çocuğu kavramını dillendirdiğim SLT, ile bir şekilde barışmanın zamanının geldiğini daha önce de yazmıştım. Benzer hikayeler tüm dünyada yaşandı, yaşanıyor. SLT’nin değerinin olumlu ya da olumsuz anlamda yeteri kadar çalışılmadığı kanısındayım. Bugün, başlayan bir çalışmayı duyurmakla 2016’da kafamızdaki tüm sorulara cevap bulacağımızı müjdelemek için bu yazıyı kaleme alıyorum;

Trials’da yayınlanan “Comparing the effectiveness of selective laser trabeculoplasty with topical medication as initial treatment (the Glaucoma Initial Treatment Study): study protocol for a randomised controlled trial” başlıklı çalışma, başlangıç tedavisi olarak ilaç ve SLT tercihi yapılmış hasta gruplarının randomize kontrollü çalışma protokolünü sunmakla yetiniyor ve çalışmanın Aralık 2016’da sonlandırılacağını duyuruyor.

Çalışma protokolü şöyle:

 


 

 

Sonuçları merakla bekleyeceğiz, o tarihe kadar sağlık bakanlığı ve SGK’nın bilimsel temellere hazır bir yapılanmaya geçmesi de dileklerimiz arasında olmalıdır.

Çalışmanın açık metni şöyle: slt.pdf (1,10 mb)

Etiketler:

akış şemaları | SLT

Keman çalmak için iyi bir neden: Nefesliler göz içi basıncını artırıyor

HalilAtes 2. Ekim 2015 00:07

Prof. Dr. Pınar Aydın, nörooftalmoloji çalışmaları, gösteri sanatları ile ilgili kitapları ve akla hayale gelebilecek bir sürü uluslar arası oftalmoloji derneğinde yönetim kurulu üyesi görevleri ile camiamızda tanınan birisidir. Bugün Wagner dinlerken birden aklıma geldi ve sanırım tek glokom yayını hakkında size bilgi vermek istedim.

Yayın J. Glaucoma’da yayınlanmış, ismi; “Effect of wind instrument playing on intraocular pressure”. Basit bir metodolojisi var, Bilkent senfoni orkestrasına 90 dakika Wagner çaldırıyor ve nefeslilerin göz içi basıncı değerlerine bakıyor. Nefeslilerin basınçları Wagner sonrası %9.6 artmış. Aşağıda Berlin filarmoninin çaldığı “Ride of the Valkyries”’i Wagner’i hatırlamak isteyenler için ekledim. Bu çalışmanın kontrol grubu sanırım yok, olsaydı Wagner çalan herkesin basıncının, tansiyonunun artacağını düşünüyorum, hatta ileri gidip seyircilerin bile artmış olabilir. Wagner dinlerken ben her zaman korkarım, onun beni bir şekilde izlediğini, uyumaya kalkarsam bir yıldırım göndereceğinden şüphelenirim.

 

Perşembeleri bu blogda biraz light yazılar yazmaya çalışıyorum, Pınar hocanın bana bu imkanı vermesi ve J. Glaucoma’nın en güzel makalesini yazdığı için (sevgili Ahmet Akman de bu çalışmada yer alıyor, belki bize o günleri anlatır) teşekkür ediyorum.

Etiketler:

blog | müzik

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre