TOD 49'un ardından

HalilAtes 8. Kasım 2015 21:59

428 TOD 49. Ulusal Kongresi, şehirde gerçekleşti. Bilim ve şehir ayrılmaz ikili bana kalırsa. Geçmişteki alışkanlıklarımızı düşünüp pek çok olumsuz görüş söylenebilirse de, şehirden ayrılmamak bu işin kuralı olmalı. Karar verenlere, düzenleyenlere, özellikle Kıvanç ve Altan’a teşekkür ederim.

Bu blogu okuyanlar bilir, katıldığım kongrelerde konuşulanlar üzerine görüş bildiriyorum. Geleneksele devam edeceğim; önce genel bir değerlendirme. Glokom oturumları diğer oturumlara göre öğretme gücü biraz daha azdı. Konu seçimi mi yoksa glokomun cerrahi harici yeni gelişmelerden yoksun olması mı bunda etkili oldu karar veremedim.

Glokom toplantılarında her sene en çok ilgiyi etkileşimli toplantı çekiyor. Bu formatın hem iyi hem de riskli yanları var. Etkileşim kelime anlamıyla doğrunun parçaları olan iki veya daha fazla seçeneğin birlikte olmasıyla ortaya çıkan daha güçlü bir uzlaşmayı anlatıyor. Yani seçeneklerden birisinin yanlış olmadığını baştan deklare ediyoruz. Dolayısıyla duruma göre farklı yol haritaları gündeme gelebilir. Gelecek kongrelerde tartışmanın genelden özele (seçilmiş vaka üzerinden) kaydırılması daha doğru sonuçlar yaratabilir. Bu toplantılarda moderatörlerin “doğrusu şu şıktı” söylemini toplantının doğası gereği hatalı bulduğumu belirtmeliyim.

Etkileşimli toplantıda 4 konu vardı, kısaca üzerinden geçeyim; yapısal testlerde OCT / HRT seçiminin sorulduğu ilk bölümde tartışmasız OCT seçeneğinin öne çıkması, önceki yazılarımda bu konuya çok değindiğim için üzerinde fazla durmadan geçmemi sağlıyor.
İkinci konu PKAG’ da ilk tercih edilecek cerrahi hangisidir konusunu da daha önce burada fazlaca işledik, kısaca özetlemek gerekirse, kural şu, kapalı açılı hastaya hemen iridotomi ve yetmezse katarakt ameliyatı profilaktik olarak yapılmalıdır. Hasta glokom olduğunda trabeküler yapısal bozukluk da ön kamara açısı darlığına eşlik edeceğimden trabekülektomi yapmak zorunda kalabiliriz. Trabekülektominin güvenliği ve başarısının artırılması için hastanın psödofak olması büyük avantaj sağlayacaktır. Öngörü PKAG tedavisinin sihirli kelimesidir. Burada işler kötüleştiği halde daha önce katarakt ameliyatı yapılmadıysa ne olacak diyenler olabilir. Maalesef üçüncü bir güvenli seçenek olmadığı için iki riskli işlemden birini (fako veya trabekülektomi) seçmek zorundasınız. Üçüncü konu üveitik glokomdaki cerrahi yaklaşım sorulmuş; soru ayrıntılı olmadığından açının açık mı yoksa kapalı mı olduğunu bilmiyoruz. Önerim açıksa non penetran glokom cerrahisi, kapalıysa seton cerrahisi seçimidir. Trabekülektomi yapmak zorunda kalınıyorsa intraoperatif anti-Vegf yapılmasını öneririm. Dördüncü konu Makula ödemi olmayan diyabetik retinopatide ilk fiks kombinasyon seçeneğinin sorgulandığı bölümdü. Aslında ben soruyu anlamadım, neden fiks kombinasyon veriyoruz da monoterapi vermiyoruz? Burada sanırım sorulmak istenen hipotansif yağ (prostaglandin) verelim mi merakıdır. Cevap verelim tabiî ki, çünkü vermiyelimin kanıtı yok, sadece münferit olumsuz vaka serileri veya vakalar var, genelleme yapmak için yetersiz veriler bunlar.

 

Panellerde PAAG’un hem her şeyini kapsayan bir yol izlenmiş. Üzerinde konuşacak bir şey bulamıyorum, daha önce görüşlerimi bildirmiştim. Konular konuşmacılar tarafından iyi işlendi. PAAG gibi bir konunun ulusal kongrede işlenmesinin doğru olup olmadığını düşündüm. Aslında karar veremedim. Bir panel konusu olarak PAAG’un seçilmesi, fazla basit bir seçim gibi göründü. Katılımcının bilgi düzeyini biraz küçümser bir bakış açısıyla seçilmiş bir konu gibi görünüyor. Diğer taraftan herkesin bilmesi gereken ortak bir payda üzerinden yürümeyi seçtik argümanı da doğru bir yaklaşım olabilir tabii. Sonunda şöyle bir düşünce perspektifinin bana daha doğru göründüğünü söylemeliyim; bu konuyu dinleyici kitaptan, bir ekspere gereksinim duymadan da öğrenebilir mi? PAAG örneğinde sorunun cevabı evettir.

Etiketler:

kongre haberleri

Cinsel yaşam ve glokom

HalilAtes 9. Ekim 2015 12:37

427 Hastaların yaşam kalitelerinin korunması hastalıkların tedavisi kadar önemlidir. Hastalık veya kullanılan ilaçlar nedeniyle bir mağduriyet yaşanması psikolojik sorunlar yaratabilmektedir.

Glokom hastaları için de bu sorun geçerlidir. Hastalar glokom olduklarını öğrendiklerinde yaşamlarında bir kısıntıya gidip gitmeyeceklerini öğrenmek isterler. Muayene ortamının koşullarına uygun kafasındaki soruları sormaya çalışırlar. Yemek yemek, okumak, televizyon seyretmek, spor gibi her gün yaptıkları zorunlu veya zevk aldıkları uğraşlardan fedakarlık edip etmeyeceklerini bilmek isterler.

Türkiye gibi “ayıp” kavramının neredeyse tüm yaşamımızı kapsadığı toplumlarda sorulan sorularda genellikle otosansür uygulanmaktadır. Cinsel aktivitelerin yaşamın bir gerçeği olmaktan ziyade gizlice yapılması gereken, neredeyse bir suç olarak değerlendirildiği eylemler arasında yer aldığı düşünülmektedir. Bu bağlamda hastalıklar ile doğal cinsel yaşamımız arasında bağlantılar merak edilmez veya bu konuda soru sormaktan utanılır. Etkisi bilinmeyen eylem çoğu kez yapılmaz. Gereksiz kısıtlamalar da doğal hayatın seyrinde sapmalara yol açarak mutsuz ailelerin ve bireylerin oluşmasını sağlar.

Doktor, toplumun nabzını tutan kişidir. Hastaya hastalığı ile ilgili neler yapması veya yapmaması gerektiğini bütün yönleriyle söylemeliyiz. Özellikle cinsel davranışları ilgilendiren konuları merak ettiğini ancak utandığı için soramamış olabileceğini öngörmeliyiz.

Glokom ile cinsel aktivitelerimiz arasında doğrudan bir ilişki saptanamamıştır. Yani sevişmenin göz içi basıncını artırdığına ve glokomu kötüleştirdiğine dair yeterli kanıt bulunamamıştır.

Glokom tedavisinde kullanılan beta blokörler gibi bazı ilaçların libidoyu, bu bağlamda da cinsel birleşme isteğini, düşürücü etkilerinin olduğunu bildiren çalışmalar vardır. Bu konuda sorun yaşayanların doktoruyla konuşması, farklı antiglokomatöz ilaç gruplarına geçilmesini sağlaması önerilebilir.

Sildenafil citrate (viagra) kullanan hastaların bir kısmında glokom krizinin ve/veya optik sinir hasarının geliştiğine dair yayınlar vardır. Özellikle dar ve kapalı açılı glokomlu hastaların viagra kullanımında dikkat etmesi önerilebilinir, ancak bu uyarı viagra’nın glokomlu hastalarda kesinlikle kullanılmaması gerekir anlamı taşımadığını belirtmek isterim.

 

Sonuç şu, yaşam güzel, kanıtsız kuruntulara kapılmayalım, soru soralım, cevap verecek kadar bilgili olalım.

Etiketler:

glokomda yaşam stilleri | hastalar için | ilaçlar | Risk faktörleri

Kahramanlık hikayeleri

HalilAtes 8. Ekim 2015 11:56

426 Bazen olmuyor, görmeyi kaybediyoruz. Hasta ve bizim için büyük bir yıkım. Bu aşamadan sonra genellikle hastayla olan ilişkimiz bitiyor. Herkes pes ediyor. Onu tanımadığı bir hayatın içinde yapayalnız bırakıyoruz ve görenlerle yola devam ediyoruz. Oysaki bu aşamadan sonra da yapılacak pek çok şey var, hayat devam ediyor. Çocuksa eğitimini nasıl sürdürebilir, büyükse işini devam ettirebilmesi için yardımcı gereçler nelerdir bilgilendirmemiz ve yaşamı konforla sürdürülebilir hale getirmemiz gerekir.

Bütün bu yönlendirmeler ve eğitim için bizim hazır olmamız lazım. Hasta konforunu artırıcı tedavi seçeneklerinin bilinmesinin yanı sıra, onun hissettiklerini ve yalnızlığını da anlamamız gerekiyor. Bunun için çeşitli yollar var; hastalarla konuşmak bir seçenek olabilir, ihtiyaçlarını öğrenerek çözüm yolları üretmek.

 

Glokom veya başka bir nedenle görmesini kaybedenlerin anılarını okumanın da faydaları olacağı kanısındayım. Bu konuda yazılmış Türkçe veya İngilizce pek çok örnek başarı hikayeleri ve yol gösterici kitaplar var. Aşağıda bunların örneklerini bulabilirsiniz.


    

Etiketler:

blog | görme engelli ünlüler | hastalar için

Glokom hastalarında karakter ve mizaç özellikleri

HalilAtes 7. Ekim 2015 09:32

425 BMC Ophthalmology dergisinde Harun Çakmak ve arkadaşlarının “The temperament and character personality profile of the glaucoma patient” başlıklı çalışması yayımlandı. Glokom hastalarının karakter ve mizaçları üzerine yapılan kontrollü çalışma birçok açıdan ilginç veriler sunuyor bizlere. Glokom hastalarında hem doğumsal hem de edinsel psikolojik patolojiler saptandığını bildiren çalışmada, bu birlikteliklerin hem glokomun fizyopatolojisinde bir kanıt olabileceği hem de hastanın tanı ve tedavi protokollerini belirlerken yol gösterici ayrıntılar sunabileceğini düşünüyorum.

Çalışmanın araştırmacılara yeni kapılar açacağı ortada, çünkü muayene ve bekleme odasının düzenlenmesinden, doktor giyimine, hastalığın anlatılma sürecinde seçeceğimiz kelimelerin dokusuna varıncaya kadar bir dizi dikkat gerektiren konunun önemine ışık tutuyor.

Takip ve tedavi protokolleri belirlenirken iki ayrı uç üzerine yoğunlaşılmaktadır; bunlardan birisi randomize çalışmalar ekseninde kümülatif hasta gruplarından alınan sonuçların analiziyle önerilenler (takip ve tedavi), diğeri ise kişiye özel takip ve tedavi protokolleri. Biz hastamızın protokolünü hazırlarken randomize çalışmalardan öğrendiklerimizi o hastanın gerçeklerine uydurmaya çalışırız. Bu çalışma iki ucun yakınlaştırılması açısından önem taşımaktadır. Grupların içindeki bireylerin psikolojik yapıları hakkında olası ipuçlarını barındırmaktadır.

Çalışmanın yazarlarından Sn. Vesile Altinyazar ve Sn. Tolga Kocatürk’ün Glokom-Net için hazırladıkları özeti aşağıda bilgilerinize sunuyorum.

 

Kişiliğin, iki temel bileşeni vardır; mizaç doğumla gelen kalıtımsal kişilik özelliklerimizi, karakterse sonradan edinilen çevrenin etkisiyle ve öğrenmeyle oluşan özelliklerimizi tanımlar. Mizaç özelliklerine; yenilik arayışı (novelty seeking), zarardan kaçınma (harm avoidance), ödül bağımlılığı (reward dependence), ve sebat etme (persistence) dahildir. Karakter özelliklerine ise; kendini yönetme (self-directedness), işbirliği yapma (cooperativeness), ve kendini aşma (self-transcendence) dahildir.

Zarardan kaçınma anksiyeteye genetik bir yatkınlık durumunu tanımlar, belirsiz bir korku, utangaçlık ve sosyal engellenmişlik, sorunlardan veya tehlikeden pasif kaçınma, çabuk yorulma ve hatta başka insanları endişelendirmeyen durumlarda sorun beklentisi içindeki karamsarlık kaygısı olarak gözlemlenmektedir. Glokom hastalarında sağlıklı bireylerden daha yüksek oranda zarardan kaçınma yani anksiyeteye yatkınlık, utangaçlık, sosyal engellenmişlik, başka insanları endişelendirmeyen durumlarda bile sorun beklentisi içindeki karamsarlık saptanmıştır.

Diğer bir genetik geçişli mizaç özelliği de ‘Yenilik Arayışı’dır ve keşfedici bir etkinlik olarak yenilik karşısında dürtüsellik, abartılı olarak ödüle yaklaşım ve engellenmekten kaçınma olarak gözlenmektedir. Çalışmamızda glokom hastalarında sağlıklı bireylerden daha düşük oranda yenilik arayışı bulunmuştur ve yenilik arayışı özellikleri düşük olan insanlar; yavaş mizaçlı, meraksız, soğukkanlı, tutumlu, çekingen, sabırlı ve düzenlidirler.

‘Sebat Etme’, zaman zaman olan zorlanmalara, bitkinlik ve engellenmelere karşın davranışın sürdürülmesindeki kalıtımsal bir yatkınlığı yansıtmaktadır. Sebat etme özelliği yüksek olanlar aşırı çalışırlar, azimlilik gösterirler ve yüksek başarı hırsları vardır. Düşük sebat etme özellikli bireyler ise tembel, hareketsiz, kararsız ve düzensizdirler. Nadiren daha yüksek başarı için çalışırlar ve kolaylıkla vazgeçme eğilimindedirler (Svrakic ve Cloninger 2007).  Çalışmamızda glokom hastalarında sebat etme özelliğini sağlıklı bireylerden daha düşük oranda saptadık.

‘Ödül Bağımlılığı’, davranışsal sürdürme sistemi ile ilişkilidir ve duygusallık, sosyal bağlanma, başkalarının onayına bağımlılık ile kendisini gösteren kalıtsal bir eğilimdir (Cloninger 1987, Cloninger ve ark. 1994). Ödül bağımlılığı yüksek olan bireyler merhametli, adanmış ve bağımlı kişilerdir ve sosyal ilişkilerde sevgisini kolayca belli ederler, başkaları için gerçekten endişelenirler. Çalışmamızda Ödül bağımlılığı yönünden hastalar ve sağlıklı bireyler arasında fark saptanmamıştır.

‘Kendini Yönetme’; kişinin kendi tercihleri konusunda sorumluluğunu kabul etmesi, bireysel açıdan anlamlı amaçların belirlenmesi ve sorunları çözmede beceri ve güvenin gelişimi ile kendini kabullenmeden oluşur. Kendini yöneten birey otonom bir bireydir, sorumludur, amaçları vardır, beceriklidir, kabul edicidir ve görev duygusu olan bir bireydir (Cloninger ve ark. 1993, Cloninger ve ark. 1994). Çalışmamızda Glokom hastalarında kendini yönetme özelliği sağlıklı bireylerden daha yüksek oranda saptanmıştır.

‘İşbirliği Yapma’; diğer insanları kabul etme ya da ayırmanın tanımlanmasındaki kişisel farklar ile formüle edilmektedir. Sosyal kabul, empati, yararlılık, sevecenlik ve erdemli-vicdanlı olmaktan oluşur. İşbirliği yapan insanlar hoşgörülü, empati yeteneği olan, yararlı, sevecen ve erdemlidirler (Cloninger ve ark. 1993). Çalışmamızda Glokom hastalarında işbirliği yapma özelliği sağlıklı bireylerle benzer oranda saptanmıştır.

‘Kendini Aşma’, bireyin yargılayıcı işlevlerindeki farklılıkları ölçmektedir. Kendi kendini aşma, insanların kendilerini bütünüyle evrenin bir parçası olarak algılamalarını göstermektedir. Kendini aşan bireyler adaletli, anlayışlı, dindar, sade ve alçak gönüllüdürler (Svrakic ve Cloninger 2007). Kendini aşma özelliğinin yüksek olması yaşlanmayla kaçınılmaz olarak ortaya çıkan acı ve ölümle yüzleşildiğinde avantaj sağlar (Cloninger ve ark. 1993). Çalışmamızda Glokom hastalarında kendini aşma özelliği sağlıklı bireylerden daha düşük oranda saptanmıştır.

KAYNAKLAR:

Cloninger CR, Svrakic DM, Przybeck TR. A psychobiological model of temperament and character. Archives of General Psychiatry 1993; 50: 975–990.

Cloninger CR. Temperament and personality. Curr Opinion Neurobiol 1994;4: 266-73.

Svrakic DM, Cloninger CR. Mizaç ve karakter özellikleri. Sadock BJ, Sadock VA (eds). Kaplan and sadock’s comprehensive textbook of psychiatry, 8.baskı, çev.ed: Aydın H,  Bozkurt A. Güneş kitabevi 2007 s: 2063-2104.

 

 

Etiketler:

glokomda yaşam stilleri | hastalar için

Glokom hastaları derneği kurulmalıdır

HalilAtes 6. Ekim 2015 11:12

424 Glokom, ülkemizde ve dünyada körlük nedenlerinin başında gelmektedir. Toplum sağlığını ilgilendirdiği için topyekun bir savaşı gerektirir. Bu savaşın sevk ve idaresini doktorlar (glokomla ilgilenen doktorlar ve diğer branşlardaki doktorlar), kamu kuruluşları, sağlık sektörü elemanları ve hastalar sağlar.

Hastalıktan etkilenenler hastalar oldukları için onların oluşturacağı organizasyonlar diğer sınıfların yaratacağı güçten daha anlamlı sonuçlar doğurabilir. Ülkemizde bu bağlamda bir organizasyon yoktur.

Glokom fark edilmesi güç bir hastalıktır, özellikle risk gruplarının bilinçlendirilmesi ve doktora gitmelerinin sağlanması büyük önem arz eder. Bu konuda kamu ve özel sağlık kuruluşlarının çabaları haricinde derneğimizin de katkıları olmuştur, ancak halen glokomlu vatandaşlarımızın yarısından azına ulaşabilmiş durumdayız.

Ayrıca glokom oldukları saptanan hastaların sorunlarının çözümü konusunda da sıkıntılar vardır. İlaç, alet ve protokol eksiklikleri bu sorunların başında gelmektedir.

Ülkemizde sağlık sektörünün karar vericisi durumunda sağlık bakanlığı ve sosyal güvenlik kurumları gelmektedir. Yeni ilaçların ve tedavi işlemlerinin kullanımının onayı, ücretlendirilmesi devletin planlaması ile gerçekleştirilebilmektedir. Devlet, sağlık için ayırdığı genel bütçe içinde ihtiyaçlar doğrultusunda hastalıkların tanı ve tedavisi için belirli bir meblağ ayırmaktadır. Değerlendirmelerin hangi kriterlere göre yapıldığını bilme imkanımız yok, bildiğimiz hatalı kararlar ve yetersiz bütçelemenin olduğudur. Ortada bir hata varsa bunun birinci derecede zarar göreni hastalardır. Hastaların yapacağı organizasyonların gücü bu açıdan önemlidir. Doktorların yapacağı bilimsel isteklere hastaların yapacağı kamuoyu baskısı mutlak eklenmelidir. Örnekler üzerinden gitmek gerekirse; glokom muayenesinin olmazsa olmaz işlemleri tansiyon ölçülmesi, görme alanı muayenesi ve optik sinir görüntülenmesidir. Bu işlemlerin yapılıp yapılmaması glokom muayene ücretlendirmesini değiştirmemektedir.

Bir başkası, doz kaybı, doz hatası yapılma olasılığına karşın ek ilaç alımının sağlanması: İlaçların çoğu tablet/hap şeklindedir, tabletin kutusundan çıkarılıp ağza konulması sırasında yere düşürülmesi olasıdır. Hasta çok titiz değilse hapını yerden alıp içebilir ve doz kaybına uğramaz. Ancak damlada böyle bir olanağımız yoktur. 5 damladan ikisini göz harici bir alana damlatılmaktadır, bu da damlanın 30 günden önce bitmesine neden olabilir. Özellikle yalnız yaşayan yaşlı hastalarda, görmeyenlerde ve elleri titreyenlerde bu oran daha da artmaktadır. Devlet tüm hastalardan ilaçlarını bir ay içinde tüketmelerini istemekte, bir aydan önce şişesini bitirenlere ek ilaç vermemektedir. Damla yapılmayan günlerdeki basınç yüksekliği glokomun geri dönüşümsüz progrese olmasına yol açmaktadır.

Tüm bu konularda hastaların “istekte” bulunması ve örgütlü olmaları gerekir.

Dünyada hemen her ülkede hasta dernekleri bu amaçlarla kurulmuş ve kazanım sağlamışlardır. Bu dernekler içinde en büyük organizasyon World Glaucoma Patient Association’dur (WGPA). Dernek, World Glaucoma Association (WGA) öncülüğünde kurulmuştur.

 

Türkiye’de sosyal medyada kurulmuş birçok glokom birlikleri olduğunu görüyorum, buradaki hastalar birbirleriyle yazışmaktan öte bir güç oluşturamamaktadırlar. Bu hastaların sanal ortamdan çıkıp gerçek hayata katılmaları şarttır, ayrıca TOD’nin de bu gruplara yönlendirici hizmet sunması beklenmelidir.

Etiketler:

hastalar için

Her şeye hazır mıyız?: SLT'nin ilk randomize kontrollü çalışması 2016'da bitecek

HalilAtes 2. Ekim 2015 13:05

423 Ülkemiz için kötü yola düşmüş iyi aile çocuğu kavramını dillendirdiğim SLT, ile bir şekilde barışmanın zamanının geldiğini daha önce de yazmıştım. Benzer hikayeler tüm dünyada yaşandı, yaşanıyor. SLT’nin değerinin olumlu ya da olumsuz anlamda yeteri kadar çalışılmadığı kanısındayım. Bugün, başlayan bir çalışmayı duyurmakla 2016’da kafamızdaki tüm sorulara cevap bulacağımızı müjdelemek için bu yazıyı kaleme alıyorum;

Trials’da yayınlanan “Comparing the effectiveness of selective laser trabeculoplasty with topical medication as initial treatment (the Glaucoma Initial Treatment Study): study protocol for a randomised controlled trial” başlıklı çalışma, başlangıç tedavisi olarak ilaç ve SLT tercihi yapılmış hasta gruplarının randomize kontrollü çalışma protokolünü sunmakla yetiniyor ve çalışmanın Aralık 2016’da sonlandırılacağını duyuruyor.

Çalışma protokolü şöyle:

 


 

 

Sonuçları merakla bekleyeceğiz, o tarihe kadar sağlık bakanlığı ve SGK’nın bilimsel temellere hazır bir yapılanmaya geçmesi de dileklerimiz arasında olmalıdır.

Çalışmanın açık metni şöyle: slt.pdf (1,10 mb)

Etiketler:

akış şemaları | SLT

Keman çalmak için iyi bir neden: Nefesliler göz içi basıncını artırıyor

HalilAtes 2. Ekim 2015 00:07

Prof. Dr. Pınar Aydın, nörooftalmoloji çalışmaları, gösteri sanatları ile ilgili kitapları ve akla hayale gelebilecek bir sürü uluslar arası oftalmoloji derneğinde yönetim kurulu üyesi görevleri ile camiamızda tanınan birisidir. Bugün Wagner dinlerken birden aklıma geldi ve sanırım tek glokom yayını hakkında size bilgi vermek istedim.

Yayın J. Glaucoma’da yayınlanmış, ismi; “Effect of wind instrument playing on intraocular pressure”. Basit bir metodolojisi var, Bilkent senfoni orkestrasına 90 dakika Wagner çaldırıyor ve nefeslilerin göz içi basıncı değerlerine bakıyor. Nefeslilerin basınçları Wagner sonrası %9.6 artmış. Aşağıda Berlin filarmoninin çaldığı “Ride of the Valkyries”’i Wagner’i hatırlamak isteyenler için ekledim. Bu çalışmanın kontrol grubu sanırım yok, olsaydı Wagner çalan herkesin basıncının, tansiyonunun artacağını düşünüyorum, hatta ileri gidip seyircilerin bile artmış olabilir. Wagner dinlerken ben her zaman korkarım, onun beni bir şekilde izlediğini, uyumaya kalkarsam bir yıldırım göndereceğinden şüphelenirim.

 

Perşembeleri bu blogda biraz light yazılar yazmaya çalışıyorum, Pınar hocanın bana bu imkanı vermesi ve J. Glaucoma’nın en güzel makalesini yazdığı için (sevgili Ahmet Akman de bu çalışmada yer alıyor, belki bize o günleri anlatır) teşekkür ediyorum.

Etiketler:

blog | müzik

Maydanozun faydaları ya da alternatif tıbbı boş bırakmayalım

HalilAtes 30. Eylül 2015 23:54

421 Alternatif tıp dünyada ve Türkiye’de hızla büyüyen bir pazar. Bu yazıyı hazırlamadan önce Türkiye’de bu pazarın yıllık cirosunun ne kadar olduğunu öğrenmeye çalıştım, doyurucu bir bilgiye ulaşamadım, ancak onlarca televizyon kanalı ve reklam bu sektör ile uğraştığına göre iyi bir pazar olduğunu tahmin ediyorum. Sektör olarak bir pazarlama ürünü yanı sıra pazardan alınıp bir şekilde hastalığına iyi geldiği bilgisiyle tüketilen yiyeceklerin oluşturduğu da bir ciro olmalı bu gruba dahil edilmesi gereken.

Devletin geçen sene çıkardığı alternatif tıp yönetmeliği de dikkate alınacak olursa sektörün, lobi gücünün yüksek olduğu ve halk sağlığını tehdit de edebilecek olumsuzluklara yol açabileceği düşünülmelidir. Mesleksiz kişilerin uğraştığı, yasalarla ve kısıtlı bilimsel verilerle hareket edilen loş bir yolda ilerlenilmektedir.

Sonuçta hastalarımız ve vatandaşlar bu alana kaymış görünüyor, bizim ön yargısız konuyu incelememiz ve onların sorularına tatminkâr bir cevap vermemiz gerekir.

Zaman zaman değişmekle birlikte son zamanlarda bu konuda bana en çok sorulan soru domates ve melisa çayının glokoma iyi gelip gelmediği oluyor. İkisi de hoş yiyecekler, ben bol bol tüketiyorum, yemenin bir mahsuru yok, ancak bilimsel biri pozisyonundaysanız her sorulan soruya, soruyla ilişkili cevap verilmesi gerekiyor; soru “a” bitkisi glokoma iyi geliyor mu?  Cevap evet veya hayır olmalı.

Glokom ile ilgilenenlerin gündeminde, okuduğu konular, katıldığı toplantılar arasında bu tür konulara pek zaman yoktur, çünkü olumlu veya olumsuz kanıt bildiren çalışmalar ya hiç yayınlanmamış (teorik ilişkisizliğinden dolayı) veya çok yetersiz sayıdadır.

Graefes Arch Clin Exp Ophthalmol dergisinin baskıdaki çalışmalar bölümünde okuduğum flavonoidler üzerine yapılmış bir meta-analiz çalışması son zamanlarda okuduğum bu konudaki en kapsamlı çalışma oldu. “The effect of flavonoids on visual function in patients with glaucoma or ocular hypertension: a systematic review and meta-analysis.” başlıklı çalışma, flavonoid, glokom gibi anahtar kelimeler verilerek yapılmış tarama sonucunda bulunan 16.840 makalenin incelenmesiyle oluşturulmuş. Ancak bu çalışmalardan sadece 6’sı meta-analiz yapılabilmek için uygun istatistik, takip ve metodolojik kurgu ile yapılandırıldığı için değerlendirmeye alınmış.

Çalışma verilerini sunmadan önce flavonoidlerin ne olduğunu hatırlatmak isterim; flavonoidlerin, anti inflamatuar ve nöroprotektif etki ile oksidatif stresi engelleyici etkilerinin olduğu gösterilmiş. Kırmızı şarap, siyah çikolata, narenciye, maydanoz, blueberries, siyah çay ve fıstıkta yoğun olarak bulunuyor.

Meta-analize tabi tutulan 6 makalede toplam 214 glokomlu hasta bulunmaktaymış. Flavonoid içeren yiyecekler alan hastalarda görme alanı korunması kontrol grubuna göre anlamlı başarılı çıkarken, bu hastaların GİB değerlerinde anlamlı bir fark saptanmamış.

Makale sahipleri bu sonuca rağmen yazıyı “Due to the slowly advancing nature of this disease, more long-term randomised controlled trials are needed to form a complete picture of the effect of flavonoids on glaucoma progression.” cümlesiyle bitirerek konuyu temkinli iyimserlik ile bağlamışlar.

 

Bu konuya zaman zaman glokom-net’te yer vereceğim, bizlerin olumlu veya olumsuz bilimsel sonuçlarımızı açıklamamız ve sahayı boş bırakmamamız gerekir, bilirsiniz boşluk her zaman dolduruluyor.

Etiketler:

ISNT kuralını artık kullanmayacak mıyız?

HalilAtes 30. Eylül 2015 10:27

420 Rutin muayenede glokomdan şüphelenmek için elimizde iki gösterge bulunmaktaydı; bunlardan birisi GİB’nın yüksekliği, diğeri de ISNT kuralındaki bozulmaydı. Mesleğe yeni başlayan asistan arkadaşlara kadarki nesil bu öğretiyle büyüdü.

Her şey klasik, fazla alet gerektirmeyen muayene ile kararlaştırılırken; önce GİB ölçümündeki hataların sıklığı, sonra da GİB ile glokom arasındaki lineer ilişkinin zayıflığı ortaya çıktı. GİB yüksekliği glokom için bir risk faktörü olmaktan öte bir anlam taşımamaya başladı.

Elimizde bir tek optik sinirin oftalmoskobik muayenesi kalmıştı, yani ISNT kuralı (bu kuralı anlatan yazıma şuradan ulaşabilirsiniz). Şimdi bu kuralın da yetersizliği üzerine yayınlar çıkmaya başladı. Her ne kadar GİB/glokom ilişkisi gibi sebep-sonuç bazlı bir karşı koyma değil bu yayınlar, ancak muayenede yapacağımız gözlemin hata oranının yüksek olduğunu vurgulayan sonuçlar saptandı. OCT-RSL analizlerinde ISNT kuralının duyarlılığının %63.2, özgüllüğünün ise %50 olduğu saptandı.

EGS’nin geçen sene çıkan rehber kitabında, ISNT kuralının önemi bir kez daha vurgulanmıştı. Ancak bu ay üyelerine gönderdikleri gazetede çelişkiyi vurgulama gereği duyulmuştur.

Tüm bu gelişmelerden sonra ne yapacağız konusuna gelince;  bildik felsefi kuralı tekrar etmekte yarar var, “üniversiteler doğruları öğretmez, doğrulara giden farklı yollar hakkında öğrenciyi aydınlatır, zamanın doğrularını ulaşmanın ve nihaiyi kararın verilmesinde kişiye şans tanır.” Bu bağlamda glokom muayenesi artık sofistike aletlerin çözümleyeceği bir iştir, doktorun yeri azalmıştır diyemeyiz. Hikaye bundan ibaret olsaydı glokom kararı vermek için 10 yıl okumaya gerek kalmaz, bunu pekala iki yıllık tekniker de yapabilirdi. Doktor, farklı olasılıkların doğruluk paylarını değerlendirerek sonuca gidecektir, bu yüzden GİB ölçülmesi ISNT kuralı gibi şüphe uyandırıcı, normalden farklı bir olguyla karşılaşıldığını düşündürecek sübjektif muayene yöntemlerinin hala kullanılması ve eğitimde yer almasının gerektiği görüşündeyim.

Etiketler:

eğitim | oct | optik sinir

Perforan yaralanmalardan sonra glokom görülme sıklığı

HalilAtes 29. Eylül 2015 11:15

419 Tatil dönemi bitti, glokom-net yazılarına kaldığımız yerden devam ediyoruz; bugün dikkatinizi çekmek istediğim ilk konu Eye dergisinin basım bekleyen yayınlar arasında sunduğu “Incidence and risk factors for traumatic intraocular pressure elevation and traumatic glaucoma after open-globe injury.” başlıklı çalışma.

515 göz ortalama 12.6±20.1 yıl izlenmiş ve 120 gözde gib yüksekliği saptanmış. Bunların %6.2’sinde (32 göz) glokom gelişmiş. 6 gözde (%1.2) glokom cerrahisine gerek duyulmuş.

Perforan göz yaralanmalarından sonra gelişen gib yüksekliği ile hastanın keratoplasti geçirmesi ve intraoküler hemoraji olması arasında bir ilişki bulunmuş.

Çalışma hasta sayısı ve takip aralığı açısından dikkate almamız gereken bir çalışma, Keratoplasti ve ioh’nin glokom riskini artırması yaralanmanın kötülüğü ile doğru orantılı olabilir bu yüzden bana pek anlamlı gelmedi.

Glokomun çıkış süreci ilk 6 ayda yoğunluk göstermiş (künt travmalı açı gerilemelerinde zaman daha geçtir).

Bu hastaların kornea yüzeyindeki düzensizlikler nedeni ile gib ölçümü dahil tüm glokom tanı kriterlerini yerine getirmek oldukça güçtür, bu yüzden korkak davranmak ve yüksek basınçta (tonopen, kornea düzensizliklerinde en iyi gib ölçüm tekniğidir) tıbbi tedaviye başlamak taraftarıyım.

 

Keratoplastinin glokom ile birlikteliğini şurada anlatmıştım, tekrar değinmeyeceğim, ancak perforan yaralanmalarda yara yeri sızdırmazlığını sağlamanın güç olduğunu, bu yüzden sıkı sütürasyon gerekebileceğini belirtmek isterim. Bu da açı distorsiyonlarına yol açacaktır, özellikle perforan kornea yaralanmalarından sonra yapılan penetran keratoplastilerde glokom yönünden sıkı takip gerekir.

Etiketler:

GİB ölçümü | glokomda kornea | keratoplasti | travmatoloji

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre