#thedress ve Görsel Algıya Katkıları

Hilmi Or 5. Nisan 2015 01:28

#thedress ve Görsel Algıya Katkıları

Önce biraz görme algısını inceleyelim:

Görsel algı; retinadaki fotoreseptörlere ulaşan ışık uyarıları ile başlayan, ancak beyinde şekillenen bir süreçtir.

Fotoreseptör hücreleri görünür ışığın farklı dalga boylarına farklı derecelerde duyarlıdır. Dikkat ederseniz, fotoreseptör hücreleri tek bir dalga boyuna duyarlı değildir. Farklı dalga boylarına farklı derecelerde duyarlıdırlar. Ancak… Yine de beyine gönderdikleri sinyal “0” veya “1”den, yani “var” ile “yok”tan ibarettir.

Vernier hipergörmesi ise, bize gözün optik sistem olarak (geometrik optik denilen ile hesaplanan ve göz dibinde iki uyarılan retina hücresi arasında uyarılmayan bir hücre bulunmasına dayanan sistemde) aslında gözün görme kesinliğinin 10’ açı olması gerekirken, beyinde yapılan “eklemler” (transformasyonlar?) sonucu 0,5’ açıdır. (Halk arasında “kartal görme” de denilen 2.0 görme keskinliğine eşittir.)

Bu arada az anlaşılabilir bir durum daha… Klinik muayenelerde 1.0 görme keskinliği yeterli görülürken, ortalama insan görme keskinliğinin 1.4 olduğu saptanmıştı. Daha 2.0 görme keskinliğine yeni yeni alışırken, fark edildi ki, klinik olarak görme keskinliği 1.0 olan kişiler, güneş ışığına çıktıklarında görme keskinlikleri 3.0 hatta 4.0 olabiliyordu.

Bu realite sadece göz hekimleri için değil, fizyologlar için de geometrik optik v.s. ile bilimsel olarak açıklanamayan, sadece saptanan bir durum…

Ben görsel algı için naçizane kendi çapımda göz hekimleri arasında ve toplumda “Görme algısının yanılsamalardan oluştuğu ve herkeste farklı olabildiği” konusunda farkındalık yaratmaya çalıştım.

Ancak sunumlar sırasında çekilen dikkat, genelde günlük yaşam için etkisini kaybedip gidiyordu.

Renk algısı

Renk algısı ise benim çok eskiden beri üzerinde çalıştığım bir konu… Renk görme bozukluklarında filtre amaçlı renkli kontakt lens ve gözlük kullanımını konusunda sadece ülkemizde değil, dünyada da göz hekimi olarak ilk çalışmaları yapmış hekimlerden biriyim.

Bu çalışmalar sırasında önemli bilgiler öğrenip, farklı deneyimler kazandım. Az bilinen bazılarının paylaşmak isterim.

Görsel algı ve renk konusunda çalışan her bilim adamının hemen her konuşmasında belirttiği gibi: görsel algı ve renk algısı (gözde değil) beyinde oluşur.

“Normal” renk görme insanlar arasında % +/- 1 farklılık gösterir.

Renk görme bir insanın her iki gözü arasında farklılık gösterir. Renk görme bozukluğu olan bireylerde bu farklılık daha belirgindir.

#thedress

Sosyal medya üzerinden hızla yayılan bu fotoğrafı ve algılanmasını izlediyseniz, siz de artık tüm insanların renk algısının aynı olmadığını biliyorsunuz.

  1. Gerçek (!) #thedress hangisi?  Who knows… J

Kızının düğünü için giymeyi planladığı elbisenin fotoğrafını elektronik ortamda paylaşan bir anne ile başladı #thedress. Önce fotoğraf gönderilen kız annesinden, kızın müstakbel eşi ise evlenecek kızdan farklı gördü fotoğraftaki elbisede bulunan iki farklı rengi… Normal şartlarda sadece aile içinde kalabilecek bu durum, kızın bir arkadaşının fotoğrafı sosyal medyada #thedress hashtag’i ile paylaşması ile kısa sürede ve hızla tüm dünyaya yayıldı. Neden mi? Çünkü aynı ekranda aynı fotoğrafa bakan her insan renkleri farklı algılayabiliyordu. Daha doğrusu önemli bir kısmı “altın rengi-beyaz” veya “mavi-siyah” algılıyordu. Kimin nasıl algıladığını, algılayacağını da önceden anlamak olası değildi.

http://images.intouchweekly.com/uploads/posts/image/52649/the-dress-white-gold-blue-black.jpg?crop=top&fit=crop&h=800&w=1200

  1. Ortadaki orijinal #thedress fotoğrafı… Her iki yanda ise algılanan #thedress’ler…

Bir de fotoğraftaki elbisenin renklerini bu iki renk kombinasyonu dışında algılayanlar var ki… Kafaları daha fazla karıştırmamak için onları konu dışında tutalım.

Evet, bir de şöyle bir durum var. #thedress fotoğrafını aynı ekranda daha sonra, ya da farklı bir ekranda gördükleri zaman bu sefer karşı renkte algılayanlar ve –bu kısmı da önemli- bir daha ilk gördükleri gibi algılayamayanlar var.

#thedress’in Renk Algısı Bilincine Katkıları

Bu fotoğrafı çevresindekilerle birlikte izleyen hemen herkes, çevresinde renkleri (sadece iki farklı renk kombinasyonunda bile) kendisi gibi algılamayan bir yaklaşık  % 50 olduğunu fark etti. Farklı görenler renk körü değildi. Patolojik bir durum da yoktu. Her şey fizyolojik idi…

Böylece toplumda renk algının kişiye has olduğu ve herkeste farklı olabileceği konusunda –bir örnek temelinde- bilinç oluştu.

Bundan sonra genel olarak topluma başka yanılsamaları ve algılamaları aktarmak daha kolay olacak.

#thedress neden farklı kişiler tarafından farklı renklerde algılanıyor?

Bu konuda bilim dünyasından yeterli bir açıklama getirilemedi. Ancak bazı teoriler ortaya atıldı.

1.

Bugüne kadar konusunda PubMed’e sadece birkaç yayın girebilmiş olan “Tetrakromat”lık üzerine spekülasyonlar yapıldı. Genel bilgi: İnsanın trikromat olması üç farklı rengi algılayan fotoreseptör hücrelerine sahip olması anlamında kullanılıyor. Bu konuda çalışmış olanlar,  X kromozomuna bağlı bir özellik olarak daha çok kadınlarda (dünyada oldukça az sayıda kadında) dördüncü bir rengi algılayan bir fotoreseptör daha olduğunu düşünmekteler.

Renk bilimciler tetrakromat olanların kırmızıyı bildiğimiz kırmızıdan farklı bir dalga boyunda daha algılayan bir fotoreseptörleri daha olduğunu bildirmekteler. Ancak işin enteresan tarafı bu çalışmaların bugüne kadar ne oftalmoloji, ne de benim ulaştığım göz fizyolojisi ve genel fizyoloji kitaplarına girmemiş olması…

Bu arada bazı yengeç türlerinin 12 farklı fotoreseptöre sahip oldukları gösterilmiş. Yengeçlerin dünyası bizden çok daha renkli mi? J Yengeçler #thedress’i nasıl görürlerdi? J 

 #thedress açıklaması için bazı bilim adamları trikromat olanlar ile tetrakromat olanların farklı gördüklerini iddia ettiler. Ben hangisi olduğumu bilmiyorum. Bu teorinin doğru olup olmadığını durumu ancak trikromat ile tetrakromat durumları arasında gidip gelebilen teorik bir birey anlatabilir diye düşünüyorum.

2.

Diğer taraftan retinada her insanda var olan ipRGC (intrinsic photosensitive Retinal Ganglion Cells) hücrelerinin bu farktan sorumlu olabileceğini ileri süren bilim adamları da var. Bugüne kadar yapılmış çalışmalarda ipRGC hücrelerinin görmeye değil, ışığın yarattığı diğer fizyolojik etki ve değişiklikler için retinada olduğu belirtilmiş olduğuna göre, bu da bilimin şu andaki gelişme aşamasında uygun bir açıklama olarak gözükmüyor.

3.

İnsanların görme algısı konusunda önemli konuları (insanın görme alanında nereleri gördüğünde kendini görmüş hissettiği konusunda çalışmış…) 1967’deki çalışması ile vurgulamış olan Yarbus’un çalışmasındaki bilgiler ile görmenin çeşitli özelliklerinin retinanın nerelerinde oluştuğunu kombine edip (Fotoğraf Yüksek Lisans tezimde yapmış olduğum görme modellemem) , daha sonra fotoğraftaki çeşitli piksellerin RGB modunda renk değerlerini bulup, çevre kontrastı ile karşılaştırmak…

Bu yöntem ile neden insanların #thedress’i farklı gördüklerini açıklayamıyorum. Ama belli bir renk kombinasyonunda gören bazı bireylerin, renk algılarının sonradan neden değiştiğinin açıklanabileceğini düşünüyorum.

Bu açıklama bu blog’un boyutlarının dışına çıkar. Umarım bir gün bir sunumda, bu konularla ilgilenenler ile bu enteresan ve sıradışı bilgileri paylaşma olanağı doğar…

Biliyorsunuz (ya da bu vesile ile öğreniyorsunuz J ) 2015 senesi UNESCO tarafından “Işık Yılı” ilan edildi.

Dilerim Işık Yılı’nda bu naçizane birikimleri paylaşma şansımız olsun…

Etiketler:

Görme algısı

Komplikasyonlar 13: Dekompresyon retinopatisi

HalilAtes 3. Nisan 2015 11:37

Ön segment cerrahının glokom ameliyatından sonraki ilk iki günde karşısına çıkan preretinal veya intraretinal hemorajiler korkmasına yol açabilir. Olayın görüntüsü korkutucu olsa da maküler tutulum olmadıysa seyri, sizin hiçbir şey yapmanıza gerek kalmadan salahtır.

Konuyla ilgili çalışmaların ikisi haricinde hepsi olgu sunumu tarzındadır. Hadisenin fizyopatolojisi henüz aydınlatılamamıştır. Bir çalışmada insidens %3.05 olarak verilmiştir.

Tüm glokom cerrahilerinde görülmesine rağmen, bildirilen olguların büyük çoğunluğu trabekülektomi sonrasındadır. Burada kişisel yorumumu ilave etmem gerekirse, istatistiki bir çalışma yapmamama rağmen non-penetran glokom cerrahisi yaptığım olgularda karşılaştığımı belirtmeliyim. Yayınlarda henüz kanaloplasti sonrası dekompresyon retinopatisi görülmemiş, ancak benim bir hastamda gelişmişti.

Risk faktörlerinin bilinmesi her hastalıkta ve cerrahide büyük yarar sağlar. Bu konuda elimizde bir çalışma var. Preop. yüksek basınç ve düşük hemoglobin değeri risk faktörü olarak bulunmuş. Glokom tipi, pıhtılaşma zamanı, ön kamara derinliği, postop hipotoni, koroid dekolmanı ve yaş ile retinopati arasında ilişki saptanamamış.

Cerrahi sırasında parasentez ile kontrollü basınç düşüşü sağlamanın riski azaltıp azaltmadığına dair bir çalışma yapılmamış, ancak bu işlem teorik anlamda mantıklı görünüyor, yapılabilir.

Kişisel tecrübem hemorajilerin bir ay içinde kaybolduğu ve görme keskinliği azalmasına yol açmadığı yönündedir.

Etiketler:

cerrahi komplikasyonlar

6. WGC: Hong Kong'a az kaldı

HalilAtes 30. Mart 2015 12:05

6. Dünya Glokom Kongresine az bir süre kaldı (6-9 Haziran 2015), bu yüzden bugün yazımı WGC’ne ayırdım.

5. WGC Vancouver’da yapılmış ve toplantı izlenimlerimi şu adreste bilgilerinize sunmuştum. Bu sene de günü gününe izlenimlerimi sizlerle paylaşacağım. Bugünkü yazı kongre link sayfasından elde ettiğim program bilgileri ışığındaki değerlendirmelerimden oluşacak.

Kongre organizasyonunu yapan World Glaucoma Association, kongre yerini belirlerken olimpiyat mantığını kullanıyor, kıtaları sırasıyla dolaşıyor; 2005 Viyana, 2007 Singapur, 2009 Boston, 2011 Paris, 2013 Vancouver ve bu sene Hong Kong. Bundaki amaç sanırım tüm dünyadaki glokomla ilgilenenleri kapsadıklarının mesajını vermek. Kongrelerde gittiğim yeri gezmeyi sevmediğim için bu düzeyde seyahatler beni yoruyor, neyse ki bu mantık izlenirse yedinci kongre Avrupa’da yapılacak ve bizim için biraz daha kolay bir seyahat olacak.

Kongrede 5 sempozyum var, bunlar;

ü      Presidential Symposium: Glaucoma Innovations and Opportunities

ü      Symposium on Treatment Strategies

ü      Symposium on Glaucoma Surgery

ü      Symposium on Angle Closure

ü      Symposium on Progression

Konu başlıkları iyi seçilmiş, yenilikleri paylaşmak ve tüm dünyada uygulanması hedeflenen algoritmaların sunulmasını amaçlamış. Presidental sempozyum başlığıyla duyurulan sempozyum sanırım tüm toplantının taç yaprağı olacak ve gelecek kongrelerde neler konuşacağımızın bir fikir jimnastiğini yapacağız. İkinci ve üçüncü sempozyumlarda mevcut algoritmaların tartışılacağını sanıyorum. Kapalı açılı glokom sempozyumu, kongrenin bir Asya ülkesinde yapılmasının verdiği bir zorunluluk olsa gerek. Progresyon sempozyumunun da günümüz glokomunun en önemli ayağının tekrar tüm katılımcılara hatırlatılması amacıyla konulmuş olduğunu düşünüyorum.

Kongrede 29 kurs var, konularını incelediğimde üst düzey katılımcılara yönelik olduğunu sezinliyorum, yani A tekniği nasıl yapılırdan ziyade şöyle bir olgu karşısında A mı, B mi, yoksa C tekniği mi uygulanmalıyı tartışacağız, dolayısıyla A,B ve C tekniklerinin katılımcılar tarafından bilindiği farz ediliyor.

Yurtdışı kongrelerde yeme içme olayları organizasyonca önemsenmez. Öğlen arası genellikle bir firmanın uydu toplantısı konulur ve toplantıya katılan bir tost ile günü geçirir. WGC’nin daha önceki toplantılarında olduğu gibi bu toplantıda da kahvaltı toplantıları bu bağlamda yapılacak. 7:30 da yapılacak toplantılar daha faydalı oluyor diyebilirim, çünkü saat nedeniyle katılım az oluyor ve konuya aşırı ilgi duyanlar katıldığı için yüksek bir kalite yakalanabiliniyor.

Hong Kong da kongre yazılarından birini oluşturmalı, ancak daha önce görmediğim, hiç de merak etmediğim bir şehir, bu konuda yetersizim. Bu yazıyı okuyup izlenimlerini bizlerle paylaşmak isteyen dostların yazılarını paylaşmak istiyorum, yardımcı olmak isteyen var mı?

 

 

Etiketler:

kongre haberleri

Hastalarımızı trafik kazalarına karşı eğitmeliyiz

HalilAtes 24. Mart 2015 10:50

Mesleğimizin kapsamı sadece insanları iyileştirmekten ibaret değildir, onları ve kanun koyucuyu bilgilendirmek, riskler hakkında raporlar hazırlamak ve hastalığın doğası gereği oluşabilecek toplumsal sorunlara çözüm yolları önermektir.

Bu bağlamda Türkiye ve Dünya’da ölüm ve sakatlıkların en önemli sorunlarından biri olan trafik kazaları ile ilgili görsel yetersizliklerin yarattığı risk faktörlerine dikkati çekmek istiyorum.

Görme fizyolojisinin çeşitli yetersizlikleri sonucu (görme keskinliği, uzaysal algılama, renk görme, hareket algılama, görme alanı ve derinlik duyusu azalmaları veya yitimi gibi) gelişen bu kazaların, “kaza” grubu hadiseler arasında değerlendirilmesi bilmem ne kadar doğrudur.

Kataraktlı hastaları ile göz içi lens implantasyonu yapılanların kaza yapma riski karşılaştırıldığında operasyon sonrası riskin %53 azaldığı saptanmıştır. Başka bir çalışmada da binoküler görme alanı defekti olanların kaza yapma riskinin iki kat fazla olduğu belirtilmiş. Ayrıca orta ve ileri düzey glokomu olan kişilerin kaza yapma riskinin de sağlamlara oranla üç kat fazla olduğunu belirten çalışmalar vardır. Yine glokomlulara ait bir başka çalışmada görme alanı defekti – 10dB veya daha fazla olan ileri düzey glokomlu hastaların kaza yapma olasılığı 9 kat fazla saptanmış.

Hadisensin özellikle glokom hastalarını riskli yapmasının yukarıda bahsettiğim görme alanı defektlerinden başka nedenleri de vardır; glokom genelinde yaşlı hastalarda daha sık görülmektedir ve tanımı gereği ilerleyici olduğu için progresyonuyla hastanın yaşı da ilerlemektedir, yaşlı hastanın ani gelişen durumlara karşı refleks savunmaları zayıflayacaktır bu da trafik kazalarının oluşmasında artırıcı bir faktördür. Kontrast görme, renk görme, uzaysal algılama ve hareket algılama kaybı da glokomda gelişen patolojilerdir ve trafik kazalarının oluşmasında etkili olabilir.

Peki, ne yapmamız gerekiyor? Hadisenin cezai/yasaklama ve eğitim yönleri var. Belirli aralıklarla, trafik ehliyeti olanların görme fanksiyonları test edilebilir, glokom gibi görme bozuklukları yaratan hastalıklar bildirimi zorunlu hastalıklar sınıfına sokulabilir. Defekt saptananların araba kullanımı yasaklanabilir. Ancak bu zor bir hadise, herkesin başına bir bekçi koymak kadar zor bir planlama gerektirir. Akla yatkın olabilecek diğer bir tedbir planlaması, hastaların eğitilmesi olabilir. Görsel yetersizliği olanların onların anlayabileceği şekilde bir kursa katılmaları zorunlu tutulabilir. Böyle bir çalışma yapılmış, görme foksiyonlarında azalma olan glokomlu hastaların trafikte kendilerini sınırlayıp sınırlamadıkları (gece, siste veya bilmedikleri yollarda araba kullanıp kullanmadıkları) sorgulanmış. Sonuçlar çok ilginç; erkekler kendilerini sınırlarken, kadınlar pek sınırlamamışlar, bunun açıklaması yapılamamış.

 

Her iki formülün da yetersiz yanları olduğu görülüyor, bu nedenle kombine bir yol izlenmesi, en azından profesyonel sürücülerin kısa aralıklarla görme fonksiyonları açısından (sadece görme keskinliği değil) değerlendirilmesi ve tüm hastalarımızın en azından muayene bekleme odalarında beklerken trafik kazaları açısından eğitilmeleri önem arz etmektedir. TOD’a bu açıdan sorumluluk düştüğünü düşünüyorum.

Etiketler:

blog | görme alanı | görme fizyolojisi | hastalar için

İntravitreal steroid enjeksiyonları ve GİB yüksekliği

HalilAtes 23. Mart 2015 11:37

Asistanlığımda vitre virjindi. Onunla görüşmemiz pek hoş karşılanmazdı ve bu komplikasyonlu bir katarakt cerrahisinden sonra gerçekleşirdi genellikle. Zaman her şeyi değiştirdiği gibi vitre ile olan ilişkimizi de değiştirdi, dost olduk, yol oldu, yolak oldu. Üveit ve retinayla ilgilenen dostlar sayesinde vitrenin kaprislerinden glokom ile ilgilenenler de nasiplenmeye başladı. Bu yüzden bugünün konusunu steroid tedavisinin yol açtığı glokomlara ayırdım.

İntravitreal steroid enjeksiyonu, non-infeksioz üveitler, diyabetik maküler ödem ve retina ven oklüzyonlarından sonra yapılmaktadır.

Klasik anlamda steroide bağlı GİB yükselmesi kortizonlu damlaların kullanımı sonrası gelişmektedir. 1/3 hastada az veya çok GİB yüksekliği tespit edilir. %4-6 hastada ise tedavi boyutuna ulaşan GİB yükseklikleri gelişebilir. Yapılan çalışmalar intravitreal enjeksiyonlardan sonra bu oranların daha fazla olduğunu göstermiş.

İntravitreal steroid enjeksiyonundan sonra anlamlı GİB yükselmesi beklenen risk grubu hastalarını şöyle sıralayabiliriz;

ü      Steroid enjeksiyonu öncesi PAAG’u olan hastalar

ü      Yüksek miyopi

ü      Bağ dokusu hastalıkları olanlar

ü      Tip 1 Diyabetliler

ü      Çocuk ve gençler

Steroid enjeksiyonundan sonra GİB yükselme nedenlerini de şöyle sıralayabiliriz;

ü      Triamcinolone acetonidekristallerinin trabeküler ağa girerek mekanik yolla kanalları tıkaması

ü      Fagositozun engellenmesi veya partiküllerin birikimi sonucu hücreler arası boşluklar azalarak aközün trabeküler geçişi zorlaşır ve GİB yükselir.

ü      Trabeküler ağın iskelet sistemindeki değişimler sonucu kanallar daralır, akım direnci yükselir.

ü      Trabekülum endoteli arasındaki bağlantıları sağlayan protein yapıdaki yapısal bozukluk, hücreler arası boşlukların daralmasına yol açarak lümen direncini artırır.

ü      Trabekülum hücrelerindeki polisakkaritlerin artışıyla karakterize yapısal değişimler sonucu dış akım direnci artar.

İntravitreal triamcinolone acetonide (IVTA) yapılmış hastalarda GİB yükselmesi enjeksiyon sonrası ilk hafta ile 9. ay arasında değişmektedir. 4mg IVTA yapılan hastalarda GİB yükselme olasılığı %32.1, 25 mg IVTA yapılan hastalarda ise %45.9 dur.

Dexamethasone intravitreal implant (ozurdex) takılan hastalarda ise implantasyondan sonraki 6. hafta ile 6. ay arasında GİB yükselme olasılığı %15.3 bulunmuştur.

IVTA yapılan hastaların %1-6’sı ve ozurdex implante edilen hastaların %0.6’sı antiglokomatöz tıbbi tedaviye cevap vermemektedir.

 

Sonuç olarak kortizon kullanımı ile GİB yükselmesi arasında lineer bir ilişki olduğu gösterilmiştir. İntravitreal enjeksiyonlar primer hastalığın doğası gereği tekrarlanabilirliği yüksek işlemlerdir. Hastalığın takibi kadar GİB takibi de bu hastalarda önem arz eder. Risk grubunda ve GİB yüksekliği yaşamış veya yaşamakta olan hastalarda intravitreal injeksiyonlar yerine alternatif tedavi metotlarının da düşünülmesi gerekebilir. Çalışma arkadaşlarımla yürüttüğümüz intravitreal enjeksiyonlar sonrası yapılan glokom cerrahileri sonuçlarını da pek yakında sizlerle paylaşacağımızı belirtmek isterim.

Etiketler:

cerrahi komplikasyonlar | Risk faktörleri

Müze 2: The Sultan's World

HalilAtes 22. Mart 2015 11:34

Her hafta bir müze tanıtımı yapma projemi biraz gecikerek devam ediyorum; Brüksel Bozar Expo'da 1420-1620 yılları arasında yapılan Osmanlı Kültürünü yansıtan 160 sanat eseri 27 Şubat ie 31 Mayıs 2015 tarihleri arasında sergileniyor. Bu sergiyi kaçıracaklar için daha sonra Türk-Polonya ilişkilerinin 600. yılı dolayısıyla Krakov'da tekrarı görülebilir. Yukarıda alıntıladığım resim Dürer'in Türk ailesi adlı baskısı. Sergi ve dönemin Osmanlı kültürünü anlatan Elif Şafak'ın hazırladığı sergi kataloğu şuradan indirilebilinir. Brüksel veya Krakov'a bir vesile ile gidecek arkadaşlara duyurulur.

Etiketler:

Müzeler

Akıllı telefonla OCT devri

HalilAtes 20. Mart 2015 12:51

Yard. Doç. Dr. Fatih. M. Adıbelli

İlk kişisel bilgisayarlar 1980 li yıların başlarında kullanıma geçti. 2000’li yıllarda avuç içi bilgisayarlarla (palm) birlikte kelimenin tam anlamıyla bilgi avucumuzun içindeydi. 2007 de avuç içi bilgisayarları cep telefonlarıyla kombinasyonu sonrası teknolojinin yönü de belli oldu. İletişim, fotoğraf, müzik ve bilgi depolama işlevlerine ek olarak bilginin paylaşımı ve işlenmesine de imkân tanıyan uygulamalar teker teker kullanıma sunulmaya başlandı.

O günlerde akıllı telefon kullanıcıları yeni ortaya çıkan uygulamaları hemen sahiplenme eğilimindeydi. Kullanıcı neşesine göre en yakın restoran uygulamasından, e-kitap uygulamasına, radyo uygulamalarından harita uygulamalarına kadar, ücretli veya ücretsiz bunları indirebiliyordu, hatta günün ücretsizi adı altında bu uygulamaları tanıtıcı farklı uygulamalar bile çıkmıştı. Her türlü ilgi alanına hitap eden bu gelişmelerden oftalmoloji de payına düşeni aldı. Önceleri Eye Handbook (AAO sayfası) Eyetube PAK Calculator (Post myopic refractive surgery IOL calculator) Toric Calculator (Postoperative corneal astigmatism calculator)  gibi uygulamalar vardı.  Sonraları Kanski gibi kitapların ve atlasların da uygulamalarını gördük. O zamanlardaki heves sonraları yerini daha işe yarar uygulama arayışlarına girildi, ilk hevesten sonra biraz daha seçici olunmaya başlanmıştı. Daha ayağı yere basan daha işe yarayan ve boşluk dolduran uygulamalar gündeme gelmeye başladı. Hatta bunlar için ek aparatlara da ihtiyaç oluyordu, iş görebildiği sürece kullanıcılar da bunları edinmekte tereddüt yaşamadılar. Söz gelimi nabız ve kan basıncı ölçmek için akıllı telefona uygun manşon aldıktan sonra uygulama da alınıyor böylelikle çok daha pratik bir şekilde sağlıkla ilgili kişisel bilgilerin kaydı el altında olması amaçlanıyordu. Kişisel bilgilerin avuç içinde olma isteği tıbbi alanlarda da hasta bilgi ve görüntülemeleri için de geçerli olduğu döneme giriyoruz. Bunun için de sadece uygulamalar değil, yardımcı aparatlar da kullanılıyor, önceleri sadece biyomikroskoptan görüntü kaydı için uyumlu adaptörler varken artık akıllı telefon uyumlu oftalmoskoplar da marketlerde hazır bulunmakta.

Önümüzdeki dönem bilgisayarların avuç içindeki telefondan gözlük ve saate evirildiği dönem. Hangisinin öne çıkacağını zaman gösterecek, ancak şu andaki ihtiyaçların zaman içerisinde değişeceği de kesin gibi. Şimdilerde ek aparatla çalışan aletler de saate veya gözlüğe uyumlu olarak değişirler mi bilinmez. Ancak insanların bilgiyi depolama için hep daha küçük, daha pratik çözümlerin peşinde olduğu da ayrı bir gerçek.

Geçenlerde asistanlara zamanla OCT’yi de akıllı telefonla çekeğiz demiştim. Bu konuşmamın üzerinden birkaç hafta geçmemişti ki Euro Times Şubat sayısında Viyana Üniversitesi’nden Prof.Leitgep’in  “Mevcut teknolojinin olanakları arasında akıllı telefonla OCT çekilebilmesi mümkün. Sadece bu teknolojilerin optimizasyonu ve bir araya getirilmesi gerekiyor” cümlesini okuyunca bunun çok da uzak bir zaman dilimi içerisinde olmayacağını düşündüm.

Konuyla ilgili başka yazılarda tekrar beraber olmak dileğiyle, sağlıcakla kalın. 

Etiketler:

Trabekülektomi yapılan hastalarda uzun dönem blebe bağlı enfeksiyon olasılığı ve risk faktörleri

HalilAtes 13. Mart 2015 11:38

Kısa aralıklarla blebe bağlı enfeksiyon konusunu dikkatinize sunuyorum. Israrımın nedeni glokom cerrahilerinin endoftalmi riskinin katarakt cerrahisine göre çok daha fazla ve çok daha kötü sonuçlar doğurmasına rağmen bilincimizde yeteri kadar yer etmemesidir. Bunun nedeni belki geç dönemde olması ve ameliyatı yapan doktorla endoftalmi ile karşılaşan doktorun aynı kişi olmaması veya ameliyatın hemen ertesinde görülme olasılığı daha az olduğu için hadisenin cerrahiyle ilişkilendirilmesinde psikolojik yanılsamaların etkili olmasıdır.

Hadisenin ciddiyetinin kavranması iki açıdan yarar sağlayabilir; ilki risk faktörlerinin bulunduğu olguların hayat boyu korumaya alınması, diğeri de uygun vakalarda filtran cerrahi yerine blebsiz cerrahilere ağırlık verilmesidir.

Literatürde blebe bağlı enfeksiyon araması yapıldığında karşımıza birçok çalışma çıkıyor. 16 ay ile 18 yıl arasında takip edilen, antimetabolit kullanılmış trabekülektomilerde blebe bağlı enfeksiyon riski %0.8 ile %13 arasında değişim göstermektedir. Takip süresi uzadıkça oran artmaktadır. Bu çalışmalardan elde edilebilecek 5 yıllık Kaplan-Meier tahmini insidens analizi verilerine göre, blebitis oranı %1.5 ile 6.3, blebe bağlı endoftalmi oranı ise %1.1 ile %7.5 dur.

DOI 10.1016/j.ajo.2015.03.001koduyla yayımlanan; “Long-term bleb-related infections after trabeculectomy: incidence, risk factors and influence of bleb revision” başlıklı çalışmada trabekülektomi yapılmış 1959 göz 5.4 ± 3.5 yıl takip edilmiş. 24 gözde blebit veya blebe bağlı endoftalmi gözlenmiş. 10 yıllık Kaplan-Meier tahmini insidens analizinde %2 ± 0.5 blebe bağlı enfeksiyon varlığı öngörülmüş.

Klasik risk faktörleri uzun antibiyotik kullanımı, bleb yeri sızıntısı, genç yaş, siyah ırk, antimetabolit kullanımı ve alt kadran yerleşimli bleblerdir. Bu çalışmadaki risk faktörleri ise şöyle sıralanmış;

Juvenil ve pigmenter glokomun bir risk faktörü olduğu belirtilmiş, ancak bu grup hastaların diğer gruplara göre daha genç olması glokomun tipinden ziyade yaşın önemini düşündürmektedir.

İntraoperatif antimetabolit kullanımı, erken veya geç dönem bleb sızıntısı, hifema, avasküler, ince ve kabarık bleb duvarı da bir risk faktörü olarak belirlenmiş. Burada hifemanın bir risk faktörü olarak belirtilmesi ilginçtir ve istatistiki bir yorum gerektirir. Hifemanın filtrasyon alanında aşırı yara iyileşmesini tetikleyeceği ve bu yüzden iğneleme gibi ikincil revizyonlara ortam hazırlayacağı düşünülürse istatistiki anlamın hifemadan mı yoksa revizyondan mı kaynaklandığını anlamak güçleşecektir.

Kronik blefariti olan hastalarda da blebe bağlı enfeksiyonlarda artış gözlenmiş ve bir risk faktörü olarak kabul edilmiş.

İşin komik tarafı işleyen bleblerin işlemeyen bleblere göre anlamlı derecede enfeksiyon açısından riskli bulunması, hepiniz nedeni kavramışınızdır, detaya girmiyorum.

Punktal plug kullanımı da anlamlı derecede yüksek bir risk faktörü olarak verilmiş, bu maddede de çekincelerimi yazayım, plug gözyaşı azlığı olan hastalarda takıldığı için kuru gözün yarattığı konjonktiva sitolojisi bozukluğunun da riske neden olabileceğini düşünmek lazım, tabi pluglı hastalardaki göllenmenin enfeksiyon riskini de azımsamıyorum.

 

Sonuçta filtran cerrahiler de tıpkı glokom gibi kronik takip gerektiren ve yıllarla risk olasılığı artan bir hadisedir. Cerrahi karar verirken geç dönem olasılıkları da hesaba katılmalı, alternatif cerrahiler ile mukayese yapılırken basınç düşüş miktarı yanı sıra olası risk analizlerinin de değerlendirmeye katılması yararlı olacaktır.

Etiketler:

antimetabolit | cerrahi komplikasyonlar | trabekülektomi

Müze 1: Arkas Sanat Merkezi, İzmir

HalilAtes 12. Mart 2015 11:10

Oftalmoloji, görsel sanatların bir kolu bana kalırsa, en azından temel aracını inceleyen bilim dalı. Bu blogda zaman zaman ressamlara ve resim sanatına değinen yazılara yer veriyorum. Bugünden başlayarak perşembeleri müzeleri ve sergilerini tanıtan yazılara yer vereceğim.

İlkyazı İzmir için. İzmir’de döneminin en güzel yapılarından biri olarak 1875 yılından beri hizmet veren Fransız Fahri Konsolosluk binasının denize bakan bölümü, Fransız Hükümeti tarafından 20 yıllığına, kültür ve sanat amaçlı kullanım için Arkas Holding’e tahsis edildi. Bir yıl süren restorasyon çalışmalarının ardından bina Kasım 2011’de Arkas Sanat Merkezi adıyla açıldı. O tarihten bu yana hem Arkas koleksiyonunda yer alan, hem de proje dolayısıyla misafir edilen eserler sergileniyor.   

15 Haziran 2015 tarihine dek sürecek serginin ismi; “Arkas Koleksiyonu'nda Osmanlı Halı Sanatı”.

Sultan II. Mahmut döneminde, ordunun fes ve kumaş ihtiyacını gidermek için 1834’te Feshane-i Hümayun fabrikası kurulmuş, bu fabrika bünyesinde saray ve köşkler için halılar da üretilmiştir.  Sadece hanedan mensuplarının kullanımı ve sultanın diğer hükümdarlara armağan olarak göndermesi için yapılmış ve günümüzde benzerleri yapılamayan Feshane halıları, bugün dünyada çok sınırlı sayıda koleksiyonda bulunmaktadır. Yine aynı dönemde, ipekli ve pamuklu kumaş üretimi için Hereke Fabrika-i Hümayunu kurulmuş ve burada sarayların tefrişi için çok ince doku kalitesinde halılar da dokunmuştur. Hereke halıcılığı günümüzde yeni bir desen ve teknik anlayışla kalite ve görkemin simgesi olarak dünyada öne çıkmaktadır. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren, Sivas da ipek halı üretim merkezi olarak öne çıkmaktadır. Sarayların halı ihtiyacını karşılamak üzere Sivas ve çevresinden İstanbul’a getirilen ve Kumkapı semtine yerleştirilen halı ustaları, 1870’lerden itibaren orada bulunan atölyelerinde Osmanlı Hanedanı için emperyal Hereke tezgahlarıyla yarışacak olağanüstü kalitede ipek halılar dokumuştur.

Arkas Sanat Merkezi, kültürel değerlerimizin ortaya konması ve bize ait eserlerin tanıtılması amacıyla Arkas Koleksiyonu’ndan derlenen ve bugün benzerleri dünyada sınırlı sayıda bulunan Feshane, Hereke, Kumkapı ve Sivas üretimi nadide halıları sanatseverlere sunmaktadır.

Etiketler:

Müzeler

Katarakt ameliyatı ile dost bir glokom cerrahisi: Kanaloplasti

HalilAtes 11. Mart 2015 11:23

J Glaucoma. 2015 Mar;24(3):187-94 dergisindeki “Phacoemulsification and intraocular lens implantation before, during, or after canaloplasty in eyes with open-angle glaucoma: 3-year results.” başlıklı çalışma, aynı metodolojinin izlendiği trabekülektomi cerrahisi ile çelişen sonuçlar vermesi bakımından dikkate değer bir çalışmadır.

Trabekülektomi cerrahisinin katarakt ameliyatıyla birlikte kombine veya bir yıldan az bir süre içerisinde glokom cerrahisinin öncesinde veya sonrasında yapılmasının filtran cerrahinin başarı oranlarını düşürdüğünü bu blogda daha önce yazmıştık. Kanaloplastide ise kombine cerrahinin sadece kanaloplasti yapılan hastalara göre ortalama +2 mmHg daha fazla basınç düşürdüğü ve uzun dönemde antiglokomatöz ilaç kullanımını azalttığı saptanmış.

 

Bu fark neden kaynaklanıyor? Çünkü her iki glokom cerrahisinin de basınç düşürme mekanizmaları birbirinden farklı. Trabekülektomi bir filtran cerrahidir. Dolayısıyla aşırı yara iyileşmesi reaksiyonlarından etkilenmektedir. Katarakt ameliyatı sonucu gelişen ılımlı ön kamara reaksiyonu filtrasyon alanında yara yeri iyileşmesini tetiklemektedir ve alan kapanmaktadır. Kanaloplastide ise filtrasyon söz konusu değildir ve cerrahi, konvansiyonel doğal atılım yolunun tekrar işler hale getirilmesinden ibarettir, yara yeri iyileşmesindeki artış sonuçları etkilememektedir. Zaten bu yüzden mitomycin-c gibi antimetabolitler kanaloplasti cerrahisinde kullanılmamaktadır.

Etiketler:

cerrahi teknik | glokom hastasının kataraktı | kanaloplasti | trabekülektomi

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre