Axenfeld–Reiger Sendromu

HalilAtes 11. Mayıs 2015 13:16

398 Zaman zaman blogu inceliyorum, neler yazmışım diye. Çocukluk çağı glokomları üzerine yazılarımın az olduğunu fark ettim. Bu yüzden biraz bu konuya ağırlık vereceğim. Axenfeld–Reiger Sendromu seçtiğim ilk konu. Önce bu konuyu seçmemin felsefik bir anlamı da var.  Gördüğüm kadarıyla çocukluk çağı glokomlarındaki genel yaklaşımımız ya çok hızlı veya çok yavaş oluyor. Örneğin konjenital katarakt cerrahisi sonrası glokom takibine yeteri kadar önem vermezken, Axenfeld–Reiger sendromunda da görülen Posterior embryotoxon gibi rastlantı sonucu biyomikroskopta görülen her anomaliye yeteri kadar glokom araştırması yapılmadan bazen lüzumundan fazla müdahale yapıyoruz. Glokomun mottosu “festina lente”dir, yani yavaşça acele et anlamına gelir. Emin olmadan hareket etmemeyi, ama fazla gecikmemeyi de öğütlüyor bu motto.

Axenfeld-Rieger Sendromu otozomal dominant seyirli bir ön segment disgenezisidir. Axenfeld’de posterior embryotoxon ve irisin perifer çıkıntılarının öne doğru uzanması gözlenir (köprülenmeler). Posterio embryotoxon, Schwalbe Hattının öne doğru deplase olmasına denir ve popülasyonun %8-15’inde görülür, Axenfeld’den bağımsız izole posterior embryotoxon da görülebilmektedir.

Reiger’de ise iris hipoplazisi, korrektopi ve polikori görülür. Reiger’in sendrom halinde ise diş ve yüz anomalileri eşlik eder. Tüm bu olayların birlikte görüldüğü duruma ise Axenfeld–Reiger Sendromu demekteyiz. Bilateral tutulum vardır. Olguların %50’sinde glokom vardır, sendromda glokom gelişme olasılığı yüksek olmasına rağmen burada dikkat edilmesi gereken bakış açısının %50 olguda glokom gelişmeyeceğidir. Sadece biyomikroskobik görüntü ile yetinilip glokom tedavisine başlamak hatalı sonuçlar doğurabilir. Sınır olgularda tıbbi tedaviyle izlem cerrahiye yeğlenmelidir. Kesin glokom olgularında tedavi şekli cerrahidir. Gonyotomi ve trabekülotomi diğer pediatrik glokomlara göre daha az başarılıdır. Trabekülektomi veya seton cerrahisi bu gupta yeğlenmelidir. Olguların cerrahi sayısı ortalama 1.5 verilmiştir. Erken dönem başarı oranı tatminkârsa da uzun dönemde ikincil cerrahiler gerekebilir. Seton implantasyonu yapılan olgularda tüpün ön kamaradaki uzunluğu hastalığın progresyonuna bağlı buftalmus olabileceği düşünülerek biraz daha uzun bırakılmalıdır.

İridokorneal endotelial sendrom ile karıştırılabilir, axenfelsd-Reiger Sendromunda kornea patolojisi görülmemesi önemlidir. Reiger belki ektropion uvea veya aniridi ile karışabilir açı bölgesi muayenesi ayrımı sağlar.

 

Bu yazıyı yazma nedenimi tekrar vurgulayarak bitireyim; festina lente.

Etiketler:

Pediatrik glokomda kanaloplasti yardımıyla 360 derece trabekülotomi

HalilAtes 8. Mayıs 2015 10:38

397 Trabekülotomi, özellikler çocukluk çağı glokomlarda başvurduğumuz cerrahi müdahalelerden biridir. Klasik cerrahi teknik, konjonktiva açımından sonra Schlemm Kanalının (SK) bulunup Harms trabekülotomi problarının sağa ve sola sokulup, ön kamaraya doğru kanalın diseksiyonundan ibarettir. Pek çok modifikasyonu geliştirilmiş olsa da ana tema SK’nın ön kamara ile ağızlaştırılmasıdır. Filtran bir cerrahi değildir.

Klasik trabekülotomi ile yaklaşık 120 derecelik bir alan açıklığı sağlanabilmektedir.  Bu alanın 360 dereceye çıkartılabilmesi için değişik teknikler geliştirilmiştir. İpek sütürün SK’nın içinden geçirilmesi ve çekilmesiyle yapılan 360 derece trabekülotomi üzerinde uzun süre çalışılmıştır. Ancak cerrahi hayli zor ve güvensizdir, çünkü sütürün kollebe olmuş kanalın içinden ilerlemesi hem zor, hem de kanal dışına perfore olması kolaydır. Yapılan başarılı ameliyatlar “şans” faktörünün desteği ile sonuca ulaşmıştır.

Kanaloplastinin güvenlik ve başarı kriterlerinin tatminkar olmasıyla, kanaloplasti yöntemi kullanılarak yapılan 360 derece trabekülotomi gündeme gelmiştir. “Comparison of 360-degree versus traditional trabeculotomy in pediatric glaucoma” başlıklı çalışmada 77 pediatrik glokomlu gözde klasik trabekülotomi ile 360 derece trabekülotomi karşılaştırılmıştır. Bu yöntemde klasik kanaloplasti yönteminin sonunda trabekülotomi işleminin gerçekleştirilmesiyle 360 derecelik bir açıklık sağlanmıştır. Trabekülotomi için iki metot kullanılabilir; ilkinde kanaloplasti mikrokateteri SK’dan 360 derece geçirildikten sonra, her iki ucu çekilerek kanal ve trabekülum yırtılır veya mikrokatetere bağlanan prolen kanal içine alınır ve daha sonra bu ip çekilerek kanal ve trabekulum yırtılarak 360 derece trabekülotomi yapılır (ben ikinci yöntemi uyguluyorum, çünkü bu yöntem ile daha az kanama oluyor ve ipi ön kamaradan çıkarmak mikrokateteri çıkarmaktan daha kolay oluyor).

Çalışmanın bir yıllık sonuçları klasik trabekülotomide  %58.44 başarı sağlarken, 360 derece trabekülotomide %85.71 başarı yakalamıştır.

 

Kanaloplasti ile kombine yapılacak trabekulotomilerde bir uyarıda bulunmam gerekiyor; klasik kanaloplasti tekniğinde derin sklerektomiyi takiben SK bulunuyor ve buradan kanaloplasti tüpü kanalın içine sokuluyor. Çocuklarda cerrahi başarısızlık halinde buftalmus progresyonu olacağı için bütünlüğü bozulmuş ince sklerada anterior stafilom ile karşılaşabilirsiniz. O yüzden derin skleral flep yatağını çocuklarda mümkün olduğu kadar küçük yapmak gerekiyor.

Etiketler:

cerrahi teknik | kanaloplasti | pediatrik glokom

Glokom OCT değerlendirmesinde artefaktların etkileri

HalilAtes 6. Mayıs 2015 11:14

396 Glokom progresyonunun belirlenmesi günümüz glokom tedavi planlamasının ana göstergesidir. Görme alanı ve OCT gibi ölçüm metotları ile bu değerlendirmeyi yapmaktayız. Progresyon analizlerinde test çıktılarının güvenilir olması beklenmektedir. Çıktı artefaktları sonuçların yanlış değerlendirilmesine yol açabilir. Bugün OCT artefaktları üzerinde duracağım.

Optik sinir başı, sinir lifi ve maküla ganglion hücre kompleksi analizleri glokomun hem tanınmasında hem de progresyon hızının belirlenmesinde elimizdeki en önemli silahtır. Ancak OCT çıktılarında artefakt ile karşılaşma oranımız ortalama %47’dir. Bu artefaktların bir kısmı (%8) değerlendirmelere etki etmektedir.

Başlıca dört çeşit artefakt ile karşılaşmaktayız; göz patolojilerine bağlı, OCT software’ine bağlı, çeken dotorun veya teknisyenin hatasına ve ortam opasitesine sonucu sinyal düşüklüğüne bağlı artefakt gelişebilir. Bu nedenler arasında en sık karşılaştığımız grup göz patolojileridir. Bu yazıda bu bölüme ağırlık vereceğim;

OCT çıktısında en sık hataya yol açan göz patolojisi epiretinal membrandır (ERM) (%20). ERM, hem RSL, hem de GHK artefaktı yaratmaktadır. PVD’na bağlı vitreomaküler traksiyon özellikle RSL analizlerini etkilemektedir. PVD’li hastalarda RSL kalınlığının yalancı kalın olduğu saptanmaktadır. YBMD az sayıda hastada RSL ve GHK analizlerini etkilemiştir. Yine peripapiller atrofi, tilte disk gibi anatomik bozukluklar da artefakt yaratabilmektedir. İleri derece görme alanı defekti olan hastalarda da OCT hedefinin bulunması ve santralizasyon sorunları nedeniyle sıklıkla artefakt ile karşılaşılmaktadır. Bu hastalarda çıktı, yalancı iyi olabilir, OCT’yi çekenin hedef bulmada zorluk çekilmesi halinde çıktıyla birlikte bunu değerlendirme yapan doktora bildirmesi gerekir.

 

Özetle OCT’yi çeken ile değerlendirmeyi yapanın aynı kişi olması tüm bu hataların hem azalması, hem de artefaktların hesaba katılması açısından yararlı olacağını düşünüyorum. Örneğin ERM, YBMD veya PVD gibi gelişim gösterebilecek hastalıklarda, hastalığın oluş zamanı kaydedilmeli ve yapılacak glokom progresyon değerlendirmesinde bu süreç de hesaba katılmalıdır.

Etiketler:

glokom progresyonu | oct

Glokom tedavisinin temeli: Hasta eğitimi

HalilAtes 5. Mayıs 2015 10:22

Berlin’de yapılan Aurora toplantısının yarım günü hasta eğitiminin tedaviye katkısı üzerineydi. Hastalığı hakkında tam bir teorik bilgi sahibi olanların, tedaviye katılımının arttığı, doğru zamanda doğru kararların alınmasında hekime yardımcı oldukları gösterilmiş.  Bugün bu toplantı bağlamında hasta eğitimi üzerine duracağım;

Glokom hastasının hastalığını anlaması ve tedavisine uyması yoğun bir eğitim gerektiriyor. Bu eğitim neredeyse bir akademik eğitim kadar emek ve zaman gerektiriyor. Eğitimin doğru verilebilmesi de eğitmenin eğitim metotları üzerinde eğitilmesi ile mümkün olabiliyor. Örneğin her zaman yapıla hata; hastanın tedaviye uyumunu sağlamak için onu korkutarak tedavi bağlılığını artırmaya çalışmaktır. Hastaya ilacını kullanmazsa “kör olacağını” anlatmak bir süreç olarak doğru olsa da, sürecin erken zamanlarında hastanın bunu fark edememesi işleri zorlaştıracaktır.  Glokom ilerleyici bir optik nöropatidir, ilerleme, yani kötüleşme çoğu zaman hastanın bunu fark edemeyeceği kadar yavaş olmaktadır. Tedavisini aksatan hasta bu kötüleşmeyi fark edemeyeceği için doktoruna olan güvenini yitirebilir ve tedavi protokolünü aksatabilir. Hasta eğitiminde “körlük” ile korkutmak yerine bu sürecin nasıl gelişeceği hakkında detaylı bilgi vermek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Sıkça yapılan hatalardan biri de görme alanı tanımındaki periferden santrale uzanan görülemeyen siyah alanlar, hatta tübüler görme alanı tarifleridir. Bu tanım yanlışlığı görme alanındaki gri skaladaki siyah alanların görme alanında siyah kayıplar olarak algılanmasından ileri gelmektedir. Halbuki gri skala hastanın ne görüp görmediğini değil, yaş gruplarına göre o bölgedeki eşik değeri düşüklüğünün istatistiki analizini hekime sunmaktadır. Gri veya siyah görülen alanlar sklotom olduğunu bize anlatır, hastalar bu alanlardaki cisimleri göremezler, ancak o bölgeyi ortam fon renginin bir bulamacı olarak hayal ederler. Bu yanılma siyah alan kaybı mantığından da kötü bir yanılma olacaktır, çünkü hasta o bölgeyi görmediğinin farkına varmaz. Örneğin ağaçlıklı bir yolda ilerleyen görme alanı defektli hasta, ağaçların arasından çıkan bir yayayı yeşil bulamaçlı bir fon olarak, ağacın devamı gibi görecektir. Hastalara görülemeyen alanların siyah olduğunu anlatırsak, kendisini kontrol ettiğinde böyle bir görüntüyle karşılaşmayacak ve kaynağı belirsiz öz güvenle hastalığına aldırmadan günlük aktivitelerine devam etmeyi sürdürecek, hem tehlikelere maruz kalacak, hem de doktora ve tedaviye olan güveni azalacaktır.

Hastaların eğitimi onların tedavi edilmesi kadar kan bağı olan diğer kişilerin ve yakın çevresinin de korunması ve doktora belirli aralıklarla başvurması açısından önemlidir. Eğitilen hasta, toplum sağlığı için bizim yardımcımız olacaktır. Sık karşılaşıyorum, karşılaşıyorsunuzdur, glokom hastalarımın aile bireyleri hastamın durumunu bildikleri halde daha önce hiç glokom muayenesi olmamış, hastalıkları ilerlemiş olabiliyorlar. Bu durum teknik ve organizasyon eksikliğinin yarattığı önlenebilir kayıplara acıklı bir örnektir.

Bir doktorun glokom hastasına şu dört konuda kesin bilgi vermesi gereklidir;

  1. Genel glokom eğitimi ve şu andaki hastanın düzeyi
  2. Damla tedavisini nasıl uygulayacağı, damla aralıklarının kesin zamanlaması, ilaç kullanımı ile neyin hedeflendiği, uygulanan tedavi ile hastalığın geçmesinin beklenmeyip kötüleşme hızının yavaşlamasının hedeflendiği açıkça anlatılmalıdır.
  3. Araba kullanımı gibi kendisinin ve toplumun yaşamsal riskini artıran glokoma bağlı görme fonksiyonu kayıpları hakkında da bilgi verilmeli, orta ve ileri şiddetteki glokom hastalarında yaşam kısıtlamasına gidilmelidir. Muayenelerimize görme keskinliği ile başlarız. Bu test bizim için yapacağımız diğer glokom testleri ile mukayese ettiğimizde pek bir anlam ifade etmese de hasta için yaşam şeklinin belirlenmesi açısından çok büyük anlam ifade eder. Görme keskinliği glokom hastasında en son bozulan testlerdendir. Bu testte başarılı olan hasta, yaşam kısıtlamasına gitmeye gerek duymaz. Öz güvenle dolar. Projektörün yansıma alanını değiştirerek hastanın bu alanı bulmasında nasıl zorluk çektiğini fark etmesini sağlamak “bilinç” gelişimi için faydalı olabilir.
  4. Glokomun genetik geçişi yüksek hastalıklardan biri olduğunu vurgulamak, yakın akrabaların düzenli muayene olmasında bize yardım etmesinin gerektiğini söylemek gerekir. Muayenenin bir kez değil her yıl tekrarlanması gereğini de belirtmekte fayda vardır.

Glokom tedavisinde tedaviye bağlılık kadar tedavi merkezine bağlılık da önemlidir.  Genel kanı “glokom= göz tansiyonu”’dur. Bu yüzden hastalar göz tansiyonunu ölçtürmekle yetinirler. Bu muayenelerinin farklı merkezlerde yapılmasının getireceği sakıncaları öngöremezler. Günümüz glokom takip ve tedavi protokolleri progresyon oranları üzerine inşa edilmiştir. Progresyon oranını anlayabilmek için görme alanı ve OCT-RSL veya GHK analizlerinin hep aynı alet ile yapılması gerekir. Yani aynı merkezde tedavi ve takip devam ettirilmelidir. Hasta eğitiminde bu konunun da üzerinde durulması yararlı olacaktır.

Yazımı Skoda Fabia reklamı ile bitirmek istiyorum. Burada Skoda kullanılmış ama siz bunun yerine görmek istediğiniz başka bir ilgi odağını koyabilirsiniz. Sizin gibi tamamen normal bir insanda bile bu tür bir dikkat zaafı bulunuyorsa görme alanı, kontrast duyarlılık, renk görme ve hareket algılama defektleri olan bir hastada neler olabileceğini bir düşünün. Fark edemediklerinizi fark ettiniz mi? 

Etiketler:

eğitim | glokom progresyonu | Görme algısı | hasta uyumu | hastalar için | kongre haberleri | Risk faktörleri

Müze 3: Alte Nationalgalerie, Berlin: Osman Hamdi

HalilAtes 2. Mayıs 2015 11:27

394 Uzun süredir yazmadığımın farkındayım; kongre mevsimine girmemizin bunda etkisi olduğu kadar, baharın verdiği yorgunluğun da tembelliği ile ara uzadı. Berlin'de Allergan firmasının her yıl düzenlediği toplantıya katıldım. Glokom firmaları bu tür etkinlikleri artık azalttılar, ya da benim haberim olmuyor bilemiyorum. Yazılarımı okuyanlar bilir, ben her toplantının faydalı olduğuna inanıyorum, ve katılımdan büyük bir heyecan duyuyorum. Bir toplantıda konuşulanları dinlerken hem yeni bir bilgi elde ediliyor, hem de zaten bildiğin ancak üzeri biraz tozlanmış bilgiler parlatılıyor, yeni fikirler elde ediliyor. Toplantı sırasında tuttuğum notları ilerideki postlarda aktaracağım, bugün Berlin'de toplantı sonrası yaptıklarımı anlatmakla yetineceğim;

Şehir, medeniyetin ürettiği en büyük eser bana kalırsa. Yaşadığımız çağ ile birlikte geçmiş dönemlerde de yaşamış tüm insanların emekleri sonucu oluşmuş, kültür birikimleri şehirler. İnsanların oluşturduğu şehirler aynı zamanda insanları da oluşturmuş zamanla. İyi ve kötü anlamı birlikte barındırarak. Bu yüzden şehrin geçmişten kalan tüm dokusu aynı zamanda o şehirde yaşamışların nefeslerinin de devamı. Bir şekilde dokuda yapılan değişiklik geçmişte bedenen var olmuş, halen izleri devam eden insanların nefeslerini boğmakla eş anlamlı. Şehirlerimizi değiştirirken bir katliam, dedelerimizin soykırımına da neden olduğumuzun bilmem farkındamıyız.

Binalar, köprüler, sanat eserleri, yollar, pazarlar, hastaneler hepsi o şehiri oluşturanların canlılıklarının kanıtıdır bugünü görenler için. Berlin'de Alte Nationalgalerie de bu izleri bulmam için iyi bir vesile oldu. Berlinlilerin şehrin oluşumundan bu yana yaptıkları uğraşların bir toplamı, kültürlerinin kanıtıydı burası. Türk Alman ilişkileri, bu çağda ve yakın çağda iç içe girmiş etkileşimler, doğumlar getirmiştir. Bu müzede bunun kanıtlarını görmek mutluluk vericiydi. Daha hemen girişte Osman Hamdi'nin Ab-ı hayat çeşmesi karşılıyor gezginleri

Devamında yine Osman Hamdi'nin "Caddede Pers'li halı tüccarı" tablosunu görmek mümkün. 

Bu iki resim, Osman Hamdi'nin Türkiye'de pek az bilinen yapıtları arasında. Yurtdışında pek ender de olsa Türk sanatçıların yapıtlarına müzelerde rastlıyorum, ancak Osman Hamdi'yi ilk kez gördüm. Ahmet Haşim'in Frankfurt Seyahatnamesi'nde yazdığı; "İnsan hayatının tatsızlığından ve etrafında görüp bıktığı şeylerin o yorucu aleladeliğinden bir müddet kurtulabilmek ümidiyle seyahate çıkar. Bu itibarla seyahat, harikuladelikler avı demektir." tanımı, benim için de Berlin seyahati, bir Osman Hamdi avı oldu.

Etiketler:

kongre haberleri | Müzeler | ressamlar

Giyilebilir Teknoloji Ürünleri (2)

Fatih Adıbelli 23. Nisan 2015 11:27

393 Vücudun üzerinde taşınabilen ve elektronik veya bilgisayar temelli cihazlar genel olarak giyilebilir teknoloji biçiminde anılıyor. Elbette bu temel tanım çok geniş bir çerçeveyi kapsıyor.Zamanında databank olarak kullandığımız saatlerden bileğe takılabilecek biçimde ufaltılmış bilgisayarlara kadar her şey giyilebilir teknoloji olarak adlandırılabilir. Elbette sadece elle girilen veriyi saklamak çok karmaşık bir işlem olmadığı için bugünkü cihazlarla kıyasladığımızda bu aygıtlar fazla ilkel görünebilir.

Temel olarak üzerlerindeki algılayıcılarla veri toplayan giyilebilir cihazlar bizlere basit veya gelişmiş bildirimde de bulunabiliyorlar.Tasarlandığı işe göre üzerinde bulunan algılayıcılar değişiklik gösterse de şu an popüler olan yaşam takip cihazları üzerinde jiroskop, ivme ölçer ve yer çekimi algılayıcısı gibi sensörler bulunabiliyor.Akıllı telefonlarımız gibi giyilebilir cihazlar da çevredeki her türlü durumu sensörlerinin izin verdiği ölçüde takip ediyorlar. Jiroskopla hangi eksende hareket ettiğimizi, ivme ölçer ve yer çekimi sensörüyle ne yöne doğru gittiğimizi, ışık sensörleriyle de nasıl bir ortamda bulunduğumuzu anlamaya çalışabilirler.

Saatler: Apple Watch, Android Wear, LG Watch Urban, Pebble Time Steel,

Apple Watch; Iphone’ların son güncellemesi ile görmeden tanıştığımız bu saat 350 dolarla 17.000 dolar arasında seçenekleri ile piyasaya sunulacak. Pay ve Passbook ile uyumlu. ResearchKit ile araştırmalara hız kazandırmayı ve katılımcılardan sık veri almayı hedefliyor. Kullanıcılar çalışmalarda yer almak isteyip istemediklerine kendileri karar verecek. Uygulamalar sağlık uygulamasından kilo, tansiyon, glikoz seviyeleri ve astım solunum cihazı kullanımı gibi üçüncü taraf aygıt ve uygulamalar tarafından ölçülen verilere ulaşacak. ResearchKit, hastanın yürüyüşü, fitness, konuşma ve hafıza konusunda bilgi almak için kullanıcıdan cihazdaki ivmeölçer, jiroskop ve GPS sensörlerine erişim izni istenecek.

Android Wear sesli arama yapabilecek ve Google Glass’da bulunan “Ok Glass” benzeri “Ok Google” komutu özelliğine sahip olacak. Cihaz sesli sesli komut ve Chromecast aracılığı ile şarkı ya da videoları televizyon ekranına aktarabilecek. Pedal çevirme, yürüme, kat edilen mesafe gibi spora yönelik ölçümleri yapabilecek olan cihaz ayrıca Google Now entegrasyonuna sahip gelişmiş uyarı sistemiyle birlikte akıllı telefon ve saatlerle de bağlantı kurabilecek.

Akıllı projeksiyonlu saat: Ritot Dünyanın ilk akıllı projeksiyon saati olarak tanımlanan Ritot; zamanı, telefonunuza gelen aramaları ve mesajları, sosyal medya bildirimlerini, ajandanızdaki etkinlikleri ve benzeri bilgileri veriyor. Akıllı saatlerde bulunan ekran yerine Ritot’ta projeksiyon özelliği bulunuyor ve bilgileri elinize yansıtıyor. Bu bilgileri verirken renk değişimi ve titreşimle kullanıcıyı uyarıyor. Sağlık açısından da son derece güvenli.

Bileklikler: HTC grip, Hicon

HTC grip, üzerinde GPS ile zaman koştuğunuzu algılayabiliyor, Android ve IOS ile uyumlu.Hicon sosyal medya bilekliği, sosyal medya hesaplarınızın birinden akıllı telefonunuza bir bildirim geldiği zaman Hicon’unuzun üzerindeki ilgili düğme ışık saçıyor ve titreşim yayıyor.

Gözlük: Google, Microsoft Hololens

Yüksek çözünürlüklü 3D hologramlarını gerçek dünyaya yansıtan bu sistem buna ek olarak hologramla bir nesne geliştiriğ bununla 3D yazıcıdan çıktı alabilme imkanı sunuyor. Hololens Windows 10 yayındayken kullanılabilecek.

Drone: (İnsansız hava aracı) dört pervaneli küçük bir helikoptere benzeyen bu alete monte edilmiş kamera ile video çekilebiliyor. Altındaki sensörler sonar ve görsel geri bildirilmer sağlıyor. Bu sayede GPS kullanımının mümkün olmadığı noktalarda aracın pozisyonunu anlayabiliyorsunuz. Amazon şimdilik bu aleti kullanarak kitap CD gibi fazla ağır olmayan ürünleri postanın ulaşamadığı adreslere gönderebilmenin iznini almış görünüyor. Giyilebilir bir drone olan Nixie, bu iki özelliği bir arada barındırdığı için benzerlerinden ayrılıyor. Üzerinde dahili bir kamera bulunan Nixie’yi uçurabiliyor ya da bir bileklik gibi kolunuza takabiliyorsunuz.

Polo Tech Shirt

Ralph Lauren geçtiğimiz ayın sonunda, akıllı Polo tişörtü ile giyilebilir teknolojiler sektöründeki yerini aldı. Tişört markanın tanıdığınız tarzının biraz dışına çıkmış. Aslında bir sıkıştırma tişörtü olan bu ürünün içinde kalp ritmi, stres seviyesi gibi biyolojik ve fizyolojik verileri okuyabilen sensörler bulunuyor. Bu veriler akıllı telefonunuzla uyumlu çalışarak bilgileri telefonunuza aktarılabiliyor. Sporcuları hedef alan bu tişört insanların genel sağlığını geliştirmesine ve spor yapmasına destek olmayı amaçlıyor. Tenis hayranlarının Amerika Açık Tenis Turnuvası’nda görme fırsatı elde ettiği Polo Tech Shirt, ünlü tenisçi Marcos Giron tarafından denenmiş.

Sonraki yazının konusu teknoloji ile müzik.

Yrd.Doç.Dr. Fatih Mehmet ADIBELLİ

Etiketler:

Giyilebilir Teknoloji | Teknoloji

Giyilebilir Teknolojiler (1)

Fatih Adıbelli 20. Nisan 2015 09:32

392

Giyilebilir Teknolojiler (1)

Teknoloji hayatımıza girdi, cin şişeden çıktı. Yeniye direnç gösterip “nerde o eski radyolar, saatler, tvler” diyerek yeni teknolojiyi reddetmenin faydası yok, onu nasıl kullanacağımızı nasıl faydalanacağımıza cevap bulmak yapılabilecek en iyi çözüm. Kim hala Commodore 64 kullanmak ister? Kim güzel bir müzik dinlemek için gramofonu tercih eder? Gramofon sadece dekoratif bir aksesuar veya aile yadigarından başka bir şey değildir. Televizyonunuz tüplü ise ya televizyon seyretmiyor ya da yenileri ile arasındaki farktan haberdar değilsinizdir.
Bu saydığım aletler ilk örnekleri çoktan verilmiş, versiyonları  olalı epeyce bir süre geçmiş olan . İlk andaki değişimde tepkiyi herkes gibi ben de göstermiştim.

Kodak 2010 yılında en son  üretilen 36’lık filmini Steive McCurry’ye (Afgan Kızı fotoğrafçısı) verip film üretimini sonlandırdığını duyurunca içimden bazı şeylerin eksildiğini duyumsamıştım. Siyah beyaz fotoğraf çekip agrandizör kullanmış kişi olarak dijital fotoğraf makinelerinin ilk örneklerini görüp (1997-98) dudak bükmüş, “asla istenilen kaliteye ulaşamaz” demiştim. Bu sadece bana özgü bir refleks değildi, aynı refleksi bir çok bilim adamı, sanatçı mühendisin de gösterdiğini biliyoruz.

Afgan Kızı


1897 : “Radyonun bir geleceği yok” – Lord Kelvin

1903 : “Atlar hep var olacak ama otomobil denen şey bir tuhaflık, geçici bir heves” - Michigan Savings 
1916 :
 “Sinema sadece bir modadır. Tiyatronun kaydedilmiş halidir. Seyirci sahnede kanlı canlı oyuncuları görmek ister.” – Charlie Chaplin
 

1926 : “Teorik ve teknik olarak yapılabilir olsa da, televizyonun ticari bir başarı elde etmesi imkansız, hayal görmeyelim” – Lee DeForest 

1967 : Charlie Kelman’a da fako teknolojisinin ilk tanıtımından sonra buna benzer yüzlerce eleştiri gelmişti, bugün ne bu eleştirileri ne de onları söyleyenleri hatırlıyoruz. (Kelman belgeselini mutlaka izleyin: https://www.youtube.com/watch?v=IJoUlt9NIkk )

Charlie Kelman

 

            Çıkan ilk ürün genelde aksaklıklar eksiklikleriyle piyasaya çıkıyor, takip eden versiyonlarda eleştirilere cevap verir hale gelebilirse ürün tutuyor ve kendi seviyesine ulaşamamış öteki markayı tarihin çöplüğüne gönderiyor. Buna en büyük örnek son günlerde  Mikrosoft İ.Explorer’ın artık ürünleri içerisinde hazır olarak verilmeyeceğini yeni bir alternatif üzerine çalıştığını duyurmasıdır. Bunu 7-8 yıl önce işitseydik muhtemelen “şaka mı bu internete nasıl gireceğiz?” derdik. Kimse keyfinden önceki kullandığını terk edip alternatif arayışına girmez, şu anda Chrome ve Firefox explorer’ın pabucunu dama attıran donanımlara sahip. Aynı şekilde dünyanın en çok satan telefonu Nokia 1100 iken ortadan kaybolması da sunulan alternatiflerinin daha ilgi çekici olmasından ve kendisinin bu değişimi yakalayamamış olmasından başka bir şey değil.

Giyilebilir (Wearable) teknoloji şu anda hayatımıza giriş yapmasıyla cin şişeden tekrar çıktı.  

Vücudun üzerinde taşınabilen ve elektronik veya bilgisayar temelli cihazlar genel olarak giyilebilir teknoloji adıyla anılıyor.

 


Giyilebilir teknoloji ürün örnekleri

CES 2014 Fuarı’ndan sonra belirlenen güncel rakamlara göre, şu an tam 169 giyilebilir teknoloji ürünü bulunuyor! Ortalama piyasa değeri 375 dolar olan giyilebilir teknolojilerin sektöre ve vücutta giyildiği bölgeye göre dağılımları ise şöyle:

Sektörlere Göre Dağılımı 

·       Yaşam Tarzı: 116 cihaz

  • Spor: 81 cihaz
  • Sağlık: 41 cihaz
  • Eğlence: 26 cihaz
  • Oyun: 12 cihaz
  • Endüstriyel: 9 cihaz

Vücutta Giyildiği Bölgelere Göre Dağılımı

·       Baş: 44 cihaz

  • Boyun: 14 cihaz
  • Omuz: 4 cihaz
  • Göğüs: 10 cihaz
  • Gövde: 17 cihaz
  • Kol: 13 cihaz
  • El: 7 cihaz
  • Bel: 12 cihaz
  • Bacaklar: 10 cihaz
  • Ayak: 13 cihaz

Bunlar arasında Projeksiyon kol saati: Ritot, sosyal medya bilekliği: Hicon, teknolojik t-shirt: Ralph Lauren, giyilebilir drone: Nixie, ve herkesin bildiği Google Gözlük’ü ilk anda saymak mümkün.

Sonraki yazımızda giyilebilir teknoloji ürünlerinden bazılarını tanıtacağız.

  

Yrd.Doç.Dr. Fatih Mehmet ADIBELLİ

Etiketler:

Teknoloji

#thedress ve Görsel Algıya Katkıları

Hilmi Or 5. Nisan 2015 01:28

391 #thedress ve Görsel Algıya Katkıları

Önce biraz görme algısını inceleyelim:

Görsel algı; retinadaki fotoreseptörlere ulaşan ışık uyarıları ile başlayan, ancak beyinde şekillenen bir süreçtir.

Fotoreseptör hücreleri görünür ışığın farklı dalga boylarına farklı derecelerde duyarlıdır. Dikkat ederseniz, fotoreseptör hücreleri tek bir dalga boyuna duyarlı değildir. Farklı dalga boylarına farklı derecelerde duyarlıdırlar. Ancak… Yine de beyine gönderdikleri sinyal “0” veya “1”den, yani “var” ile “yok”tan ibarettir.

Vernier hipergörmesi ise, bize gözün optik sistem olarak (geometrik optik denilen ile hesaplanan ve göz dibinde iki uyarılan retina hücresi arasında uyarılmayan bir hücre bulunmasına dayanan sistemde) aslında gözün görme kesinliğinin 10’ açı olması gerekirken, beyinde yapılan “eklemler” (transformasyonlar?) sonucu 0,5’ açıdır. (Halk arasında “kartal görme” de denilen 2.0 görme keskinliğine eşittir.)

Bu arada az anlaşılabilir bir durum daha… Klinik muayenelerde 1.0 görme keskinliği yeterli görülürken, ortalama insan görme keskinliğinin 1.4 olduğu saptanmıştı. Daha 2.0 görme keskinliğine yeni yeni alışırken, fark edildi ki, klinik olarak görme keskinliği 1.0 olan kişiler, güneş ışığına çıktıklarında görme keskinlikleri 3.0 hatta 4.0 olabiliyordu.

Bu realite sadece göz hekimleri için değil, fizyologlar için de geometrik optik v.s. ile bilimsel olarak açıklanamayan, sadece saptanan bir durum…

Ben görsel algı için naçizane kendi çapımda göz hekimleri arasında ve toplumda “Görme algısının yanılsamalardan oluştuğu ve herkeste farklı olabildiği” konusunda farkındalık yaratmaya çalıştım.

Ancak sunumlar sırasında çekilen dikkat, genelde günlük yaşam için etkisini kaybedip gidiyordu.

Renk algısı

Renk algısı ise benim çok eskiden beri üzerinde çalıştığım bir konu… Renk görme bozukluklarında filtre amaçlı renkli kontakt lens ve gözlük kullanımını konusunda sadece ülkemizde değil, dünyada da göz hekimi olarak ilk çalışmaları yapmış hekimlerden biriyim.

Bu çalışmalar sırasında önemli bilgiler öğrenip, farklı deneyimler kazandım. Az bilinen bazılarının paylaşmak isterim.

Görsel algı ve renk konusunda çalışan her bilim adamının hemen her konuşmasında belirttiği gibi: görsel algı ve renk algısı (gözde değil) beyinde oluşur.

“Normal” renk görme insanlar arasında % +/- 1 farklılık gösterir.

Renk görme bir insanın her iki gözü arasında farklılık gösterir. Renk görme bozukluğu olan bireylerde bu farklılık daha belirgindir.

#thedress

Sosyal medya üzerinden hızla yayılan bu fotoğrafı ve algılanmasını izlediyseniz, siz de artık tüm insanların renk algısının aynı olmadığını biliyorsunuz.

  1. Gerçek (!) #thedress hangisi?  Who knows… J

Kızının düğünü için giymeyi planladığı elbisenin fotoğrafını elektronik ortamda paylaşan bir anne ile başladı #thedress. Önce fotoğraf gönderilen kız annesinden, kızın müstakbel eşi ise evlenecek kızdan farklı gördü fotoğraftaki elbisede bulunan iki farklı rengi… Normal şartlarda sadece aile içinde kalabilecek bu durum, kızın bir arkadaşının fotoğrafı sosyal medyada #thedress hashtag’i ile paylaşması ile kısa sürede ve hızla tüm dünyaya yayıldı. Neden mi? Çünkü aynı ekranda aynı fotoğrafa bakan her insan renkleri farklı algılayabiliyordu. Daha doğrusu önemli bir kısmı “altın rengi-beyaz” veya “mavi-siyah” algılıyordu. Kimin nasıl algıladığını, algılayacağını da önceden anlamak olası değildi.

http://images.intouchweekly.com/uploads/posts/image/52649/the-dress-white-gold-blue-black.jpg?crop=top&fit=crop&h=800&w=1200

  1. Ortadaki orijinal #thedress fotoğrafı… Her iki yanda ise algılanan #thedress’ler…

Bir de fotoğraftaki elbisenin renklerini bu iki renk kombinasyonu dışında algılayanlar var ki… Kafaları daha fazla karıştırmamak için onları konu dışında tutalım.

Evet, bir de şöyle bir durum var. #thedress fotoğrafını aynı ekranda daha sonra, ya da farklı bir ekranda gördükleri zaman bu sefer karşı renkte algılayanlar ve –bu kısmı da önemli- bir daha ilk gördükleri gibi algılayamayanlar var.

#thedress’in Renk Algısı Bilincine Katkıları

Bu fotoğrafı çevresindekilerle birlikte izleyen hemen herkes, çevresinde renkleri (sadece iki farklı renk kombinasyonunda bile) kendisi gibi algılamayan bir yaklaşık  % 50 olduğunu fark etti. Farklı görenler renk körü değildi. Patolojik bir durum da yoktu. Her şey fizyolojik idi…

Böylece toplumda renk algının kişiye has olduğu ve herkeste farklı olabileceği konusunda –bir örnek temelinde- bilinç oluştu.

Bundan sonra genel olarak topluma başka yanılsamaları ve algılamaları aktarmak daha kolay olacak.

#thedress neden farklı kişiler tarafından farklı renklerde algılanıyor?

Bu konuda bilim dünyasından yeterli bir açıklama getirilemedi. Ancak bazı teoriler ortaya atıldı.

1.

Bugüne kadar konusunda PubMed’e sadece birkaç yayın girebilmiş olan “Tetrakromat”lık üzerine spekülasyonlar yapıldı. Genel bilgi: İnsanın trikromat olması üç farklı rengi algılayan fotoreseptör hücrelerine sahip olması anlamında kullanılıyor. Bu konuda çalışmış olanlar,  X kromozomuna bağlı bir özellik olarak daha çok kadınlarda (dünyada oldukça az sayıda kadında) dördüncü bir rengi algılayan bir fotoreseptör daha olduğunu düşünmekteler.

Renk bilimciler tetrakromat olanların kırmızıyı bildiğimiz kırmızıdan farklı bir dalga boyunda daha algılayan bir fotoreseptörleri daha olduğunu bildirmekteler. Ancak işin enteresan tarafı bu çalışmaların bugüne kadar ne oftalmoloji, ne de benim ulaştığım göz fizyolojisi ve genel fizyoloji kitaplarına girmemiş olması…

Bu arada bazı yengeç türlerinin 12 farklı fotoreseptöre sahip oldukları gösterilmiş. Yengeçlerin dünyası bizden çok daha renkli mi? J Yengeçler #thedress’i nasıl görürlerdi? J 

 #thedress açıklaması için bazı bilim adamları trikromat olanlar ile tetrakromat olanların farklı gördüklerini iddia ettiler. Ben hangisi olduğumu bilmiyorum. Bu teorinin doğru olup olmadığını durumu ancak trikromat ile tetrakromat durumları arasında gidip gelebilen teorik bir birey anlatabilir diye düşünüyorum.

2.

Diğer taraftan retinada her insanda var olan ipRGC (intrinsic photosensitive Retinal Ganglion Cells) hücrelerinin bu farktan sorumlu olabileceğini ileri süren bilim adamları da var. Bugüne kadar yapılmış çalışmalarda ipRGC hücrelerinin görmeye değil, ışığın yarattığı diğer fizyolojik etki ve değişiklikler için retinada olduğu belirtilmiş olduğuna göre, bu da bilimin şu andaki gelişme aşamasında uygun bir açıklama olarak gözükmüyor.

3.

İnsanların görme algısı konusunda önemli konuları (insanın görme alanında nereleri gördüğünde kendini görmüş hissettiği konusunda çalışmış…) 1967’deki çalışması ile vurgulamış olan Yarbus’un çalışmasındaki bilgiler ile görmenin çeşitli özelliklerinin retinanın nerelerinde oluştuğunu kombine edip (Fotoğraf Yüksek Lisans tezimde yapmış olduğum görme modellemem) , daha sonra fotoğraftaki çeşitli piksellerin RGB modunda renk değerlerini bulup, çevre kontrastı ile karşılaştırmak…

Bu yöntem ile neden insanların #thedress’i farklı gördüklerini açıklayamıyorum. Ama belli bir renk kombinasyonunda gören bazı bireylerin, renk algılarının sonradan neden değiştiğinin açıklanabileceğini düşünüyorum.

Bu açıklama bu blog’un boyutlarının dışına çıkar. Umarım bir gün bir sunumda, bu konularla ilgilenenler ile bu enteresan ve sıradışı bilgileri paylaşma olanağı doğar…

Biliyorsunuz (ya da bu vesile ile öğreniyorsunuz J ) 2015 senesi UNESCO tarafından “Işık Yılı” ilan edildi.

Dilerim Işık Yılı’nda bu naçizane birikimleri paylaşma şansımız olsun…

Etiketler:

Görme algısı

Komplikasyonlar 13: Dekompresyon retinopatisi

HalilAtes 3. Nisan 2015 11:37

390

Ön segment cerrahının glokom ameliyatından sonraki ilk iki günde karşısına çıkan preretinal veya intraretinal hemorajiler korkmasına yol açabilir. Olayın görüntüsü korkutucu olsa da maküler tutulum olmadıysa seyri, sizin hiçbir şey yapmanıza gerek kalmadan salahtır.

Konuyla ilgili çalışmaların ikisi haricinde hepsi olgu sunumu tarzındadır. Hadisenin fizyopatolojisi henüz aydınlatılamamıştır. Bir çalışmada insidens %3.05 olarak verilmiştir.

Tüm glokom cerrahilerinde görülmesine rağmen, bildirilen olguların büyük çoğunluğu trabekülektomi sonrasındadır. Burada kişisel yorumumu ilave etmem gerekirse, istatistiki bir çalışma yapmamama rağmen non-penetran glokom cerrahisi yaptığım olgularda karşılaştığımı belirtmeliyim. Yayınlarda henüz kanaloplasti sonrası dekompresyon retinopatisi görülmemiş, ancak benim bir hastamda gelişmişti.

Risk faktörlerinin bilinmesi her hastalıkta ve cerrahide büyük yarar sağlar. Bu konuda elimizde bir çalışma var. Preop. yüksek basınç ve düşük hemoglobin değeri risk faktörü olarak bulunmuş. Glokom tipi, pıhtılaşma zamanı, ön kamara derinliği, postop hipotoni, koroid dekolmanı ve yaş ile retinopati arasında ilişki saptanamamış.

Cerrahi sırasında parasentez ile kontrollü basınç düşüşü sağlamanın riski azaltıp azaltmadığına dair bir çalışma yapılmamış, ancak bu işlem teorik anlamda mantıklı görünüyor, yapılabilir.

Kişisel tecrübem hemorajilerin bir ay içinde kaybolduğu ve görme keskinliği azalmasına yol açmadığı yönündedir.

Etiketler:

cerrahi komplikasyonlar

6. WGC: Hong Kong'a az kaldı

HalilAtes 30. Mart 2015 12:05

389 6. Dünya Glokom Kongresine az bir süre kaldı (6-9 Haziran 2015), bu yüzden bugün yazımı WGC’ne ayırdım.

5. WGC Vancouver’da yapılmış ve toplantı izlenimlerimi şu adreste bilgilerinize sunmuştum. Bu sene de günü gününe izlenimlerimi sizlerle paylaşacağım. Bugünkü yazı kongre link sayfasından elde ettiğim program bilgileri ışığındaki değerlendirmelerimden oluşacak.

Kongre organizasyonunu yapan World Glaucoma Association, kongre yerini belirlerken olimpiyat mantığını kullanıyor, kıtaları sırasıyla dolaşıyor; 2005 Viyana, 2007 Singapur, 2009 Boston, 2011 Paris, 2013 Vancouver ve bu sene Hong Kong. Bundaki amaç sanırım tüm dünyadaki glokomla ilgilenenleri kapsadıklarının mesajını vermek. Kongrelerde gittiğim yeri gezmeyi sevmediğim için bu düzeyde seyahatler beni yoruyor, neyse ki bu mantık izlenirse yedinci kongre Avrupa’da yapılacak ve bizim için biraz daha kolay bir seyahat olacak.

Kongrede 5 sempozyum var, bunlar;

ü      Presidential Symposium: Glaucoma Innovations and Opportunities

ü      Symposium on Treatment Strategies

ü      Symposium on Glaucoma Surgery

ü      Symposium on Angle Closure

ü      Symposium on Progression

Konu başlıkları iyi seçilmiş, yenilikleri paylaşmak ve tüm dünyada uygulanması hedeflenen algoritmaların sunulmasını amaçlamış. Presidental sempozyum başlığıyla duyurulan sempozyum sanırım tüm toplantının taç yaprağı olacak ve gelecek kongrelerde neler konuşacağımızın bir fikir jimnastiğini yapacağız. İkinci ve üçüncü sempozyumlarda mevcut algoritmaların tartışılacağını sanıyorum. Kapalı açılı glokom sempozyumu, kongrenin bir Asya ülkesinde yapılmasının verdiği bir zorunluluk olsa gerek. Progresyon sempozyumunun da günümüz glokomunun en önemli ayağının tekrar tüm katılımcılara hatırlatılması amacıyla konulmuş olduğunu düşünüyorum.

Kongrede 29 kurs var, konularını incelediğimde üst düzey katılımcılara yönelik olduğunu sezinliyorum, yani A tekniği nasıl yapılırdan ziyade şöyle bir olgu karşısında A mı, B mi, yoksa C tekniği mi uygulanmalıyı tartışacağız, dolayısıyla A,B ve C tekniklerinin katılımcılar tarafından bilindiği farz ediliyor.

Yurtdışı kongrelerde yeme içme olayları organizasyonca önemsenmez. Öğlen arası genellikle bir firmanın uydu toplantısı konulur ve toplantıya katılan bir tost ile günü geçirir. WGC’nin daha önceki toplantılarında olduğu gibi bu toplantıda da kahvaltı toplantıları bu bağlamda yapılacak. 7:30 da yapılacak toplantılar daha faydalı oluyor diyebilirim, çünkü saat nedeniyle katılım az oluyor ve konuya aşırı ilgi duyanlar katıldığı için yüksek bir kalite yakalanabiliniyor.

Hong Kong da kongre yazılarından birini oluşturmalı, ancak daha önce görmediğim, hiç de merak etmediğim bir şehir, bu konuda yetersizim. Bu yazıyı okuyup izlenimlerini bizlerle paylaşmak isteyen dostların yazılarını paylaşmak istiyorum, yardımcı olmak isteyen var mı?

 

 

Etiketler:

kongre haberleri

Başlarken

Glokom-Net sitesinde glokoma ilgi duyan asistan ve uzman arkadaşlar için birçok konuda bilgi mevcuttu, ancak güncel bilgilerin, daha kolay takip edilebilen, daha sıcak ve daha yakın  bir formda olmasını, blog formatının avantajlarını kullanarak sürdürmek istedim, hepinize yararlı olması dileklerimle.

Prof. Dr. Halil Ateş

 

facebook

www.facebook.com/glokom.net adresinden siteyi takip edebilirsiniz.

İçindekiler

Yazı başlıklarına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Son yorumlar

Comment RSS

Bulut

Aylara Göre